afganistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
afganistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Bedel (Green on Blue)


Elliot Ackerman, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Afganistan. Orta Asya'da dağların arasına sıkışmış bir ülke. İngilizlerle savaşmış, Rusya tarafından işgal edilmiş, Taliban'ın elinde hayatı kararmış bu ülke halkının yaşadıklarına en çok Khaled Hosseini'nin Bin Muhteşem Güneş ve Uçurtma Avcısı kitapları ile tanık olmuştuk.


Bedel bizi Afganistan dağlarındaki savaşın en içine götürüyor. Kitabın anlatıcısı, kahramanımız genç Afgan delikanlı Aziz, Taliban saldırısında sakatlanan abisinin intikamını, yani geleneksel olarak hak ettiği bedelini almak için Taliban'la savaşan Amerikan güdümündeki bir Afgan birliğine katılıyor. Birlikteki her delikanlı aslında bir bedel uğruna katılmış savaşa. İçlerinden sadece Aziz zamanla savaşın nasıl da danışıklı dövüş olduğunu anlayacaktır, ama bu çarkın içine girmekten başka yol da göremez.


Savaşın ikiyüzlülüğü ve Afganistan'ın kaderine dair çarpıcı bir roman Bedel. Kitabın orijinal ismi "Green on Blue" çevirmenimizin alamet-i farikası dip notlardan öğrendiğimize göre "dost güçler tarafından saldırıya uğramak" mânâsında kullanılıyormuş. Kitabın isminin bunun yerine Bedel olmasını çok yerinde buldum. Peştun geleneğindeki bedel alma hadisesi etrafında dönüyor zira hikâyemiz.


Kitabın kapağı da çok sade ve etkileyici.


"Mobiletler, cep telefonları ve birkaç çatıda boy gösteren ev yapımı çanak antenler başka, daha modern dünyaların ulaklarıydı. Ama bu ilerleme, sahte bir ilerlemeydi. İlerleyeceğimiz mesafeyi değil, savaş her şeyi mahvettiğinde gerileyeceğimiz mesafeyi ölçmeye yarıyordu."



15 Mart 2011 Salı

Bin Muhteşem Güneş (A Thousand Splendid Suns)

Khaled Hosseini, Everest Yayınları

Çeviri : Püren Özgören



Uçurtma Avcısı'nın yazarından gelen ikinci kitap kesinlikle ilkini katbekat aşmış. Gerçekliği, samimiyeti iç acıtan bir roman bu, ama kahramanlarımızın başına gelenlere isyan edemiyorsunuz. Maalesef bu anlatılanların ve çok daha büyük acıların Afganistan'da gerçekten yaşanmış olduğunu biliyoruz.


Nasıl ki Uçurtma Avcısı savaşın ve yıkımın altındaki bir ülkede çocuk olmayı anlatıyorsa, Bin Muhteşem Güneş de, o ülkede kadın olmanın ne demek olduğunu gözler önüne seriyor. Meryem hali vakti yerinde 3 karılı bir adamın gayrimeşru kızıdır. Babası Meryem'den kurtulmak için kızı 15 yaşında Kabil şehrinde yaşayan orta yaşlı bir adama verir, Meryem hayatının kalanını onu burkasız sokağa çıkarmayan, çocuğu olmadığı için işkence eden bu adamın hiddeti altında geçirecektir.


Meryem ve kocası Raşit'in sokağında, okumuş yazmış takımından bir aile yaşamaktadır. İki oğulları dağa çıkmış, Ruslara karşı savaşmaktadır. Küçük kız Leyla ise yatağından çıkmayan annesinin yerini doldurmaya çalışır, karşı komşunun oğlu Tarik'a sevdalanır. Ama savaş, Kabil'in üzerinde vızır vızır uçan roketler hepsinin hayatını sonsuza dek değiştirecektir. Ve Meryem ile Leyla'nın acımasızca birleşen hayatları eşsiz bir dostluğa yol açacaktır.


Afganistan'ın savaş, kan, yıkım ve ölüm dolu yakın tarihini iki kadının hayatı üzerinden anlatan çok başarılı bir roman, hararetle tavsiye edilir.


Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sevebilirsin,
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi.






13 Şubat 2011 Pazar

Uçurtma Avcısı (The Kite Runner)

Khaled Hosseini, Everest Yayınları

Çeviri : Püren Özgören



Amerika'da yaşayan Afganlı yazar Emir'e bir gece telefon gelir. Telefondaki, zavallı bahtı kara Afganistan memleketinden en sevdiği aile dostu Rahim Han'dır. "Gel" der Rahim Han, "Yeniden iyi biri olmak mümkün".


Böylece Emir o uzak ülkedeki aslında hiç unutmadığı çocukluğuna bir kere daha geri döner. Savaştan, Rus işgalinden önce hali vakti yerinde bir adamın biricik evladı, zengin bir küçük beydir o. En yakın arkadaşı ise, evin hizmetkarı Ali'nin, Emir'e taparcasına bağlı olan oğlu Hasan'dır. İki küçüğün hayatı 1975 senesindeki uçurtma yarışlarında kökünden değişecektir.


Böylece biz Emir'in ağzından bu hikayeyi okur, o karanlık günde olanları; öncesini; yıllar sonra gelen Rus işgaliyle Emir ve babasının Amerika'ya kaçıp burada yeni bir hayat kurmalarını öğreniriz. Afganistan'da kalanlar ise artık Ruslar'ın değil Taliban'ın insafına kalmıştır, bu zavallı ülkenin halkı bir kere daha insanlık dışı, sefil hayatlara mahkum olmuştur.


Kitap böylece Emir'in ağzından ardı ardına gelen trajik olayları anlatıyor. Her sayfayı çevirdiğimizde başka bir felaketle karşılaşıyoruz ama yazar bu felaketlerin üzerinden duygu sömürüsü yapmamış, olaylar sakince, oldukça akıcı ve sürükleyici bir şekilde anlatıldığı için ne okursak okuyalım sayfaları çevirmekten geri kalmıyoruz. 


Benim için Afganistan'ın tarihini anlatması, dağların arasında kalmış bu bahtsız ülkede yaşananlara; çocukların kaderine dikkat çekmesi açısından sevdiğim bir kitap oldu Uçurtma Avcısı. Yazarın diğer eseri Bin Muhteşem Güneş'i de mutlaka okuyacağım.


"Sokağın köşesini dönmek üzereydi; lastik botları yerden kar öbekleri kaldırıyordu.Durdu, döndü.Ellerini ağzının iki yanına götürdü."Bin tane iste, senin için yakalayayım !" dedi. Sonra o bildik Hasan gülümsemesiyle gülümsedi, köşeyi dönüp gözden yitti."