hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2011 Pazar

Oda (Room)

Emma Donoghue, Doğan Kitap

Oda, Jack'in bütün dünyası, doğduğu günden bugüne, 5. doğumgününe kadar yaşadığı, gördüğü bildiği tek mekan. Jack için bütün varoluş salt bu oda, diğer şeyler televizyon. Yani gerçekte yoklar, başka gezegenlerde diğer şeyler. Jack'i olabildiğince sağlıklı tutmaya çalışan Anne için ise, bir zindan burası ve Jack büyüdükçe, sorulara cevap veremedikçe iyice içine sığılmaz olan bir zindan

Oda, bir solukta okunan, okunduktan sonra zihnimizden çıkartamadığımız, beraberimizde taşıdığımız o güzel romanlardan biri. Son derece içe işleyen bir anlatımı var. Yazar romanı 5 yaşındaki Jack'in ağzından ve onun bakış açısından anlatıyor ve bunu o denli başarılı yapıyor ki hayran olmamak elde değil. Doğduğu andan itibaren içinden bir an olsun çıkmadığı tek bir odada yaşayan ve dünyayı hç tanımamış bu çocuğun gözlerinden anlatılan hikaye son derece sade, çarpıcı, bir o kadar duygulu ve zekice. Tıpkı Jack gibi.

Konu olarak akla lise çağlarında okuduğumuz VC Andrews'un Çatı serisini getiren Oda, o seriden alabildiğine farklı, hikayesini uzatmadan anlatıyor, gerçekliğiyle içimize işliyor ve tam olması gereken yerde hikayesini bitiriyor. Gereksiz uzatmalar yok Oda'da; sadece anlatılması gereken bir hikaye var. Jack'in ve onu tüm kötülüklerden korumaya çalışan genç Anne'nin öyküsü.

Bu özel kitabı mutlaka okumanızı öneririm.


4 Temmuz 2011 Pazartesi

On Bir (Eleven)

Mark Watson, Domingo

Bir an. On bir hayat. Sonsuz sonuç.

Avustralyalı Chris, bir takım olayların ardından vatanını terkedip İngiltere'ye gelir, adını Xavier Ireland olarak değiştirir, bu ismin başharfleri XI romen rakamlarında 11 demektir, Chris için önemli bir sayı. Yerel bir radyoda çalışmaya başlayan Xavier, Londra'da tanınmış bir programcı olur. Gelgelelim, vatanını terk etmesine sebep olan olay, onun hayata karşı tutumunu değiştirmiş, çevresinde olan biten hiç bir işe karışmayan bir adam haline gelmesini sağlamıştır.

O akşam Xavier, hepimizin karşılacabileceği bir sahne ile karşılaşır ve belki de çoğumuzun göstereceği tepkiyi gösterip kaçmayı/görmezden gelmeyi tercih eder. Onun bu davranışı, kendi hiç mi hiç farkında olmasa da, pek çok insanın yaşamını değiştirecektir. Tam 11 kişinin. Xavier'in tek bir davranışı, bambaşka hayatlar üzerinde asla tahmin edemeyeceği sonuçlar doğuracaktır.

Kitabın arkasında "kahkahalarla güleceksiniz" filan gibilerden tanıtım yazıları mevcut, hatta yayınevi şaka yollu kitabın gölgede tüketilmesi gerektiğini söylemiş. Bence yanlış bir tanıtım ve okuyucularda da hatalı bir beklenti doğuruyor. Tabii ki ben kitabı Kediler ve Kitaplar'da Çavlan'ın güzelim yazısı sayesinde keşfettiğim için ne bekleyeceğimi biliyordum. Siz de güldürü beklentisi ile okumayın bu küçük kitabı. Bence kitabın hikayesi oldukça gerçekçi, neredeyse dramatik ve çok yaratıcı idi. Birbiri ile ilintili hayatlar konusu gayet klişe olabilecekken, aksine oldukça zekice ele alınmıştı. Kitap son derece akıcı olmasının yanı sıra, merak duygusu inanılmaz derecede kuvetli idi, ne olacak diye elimden bırakamadan okuyup bitirdim. Finalde naneli dondurma yemişçesine bir tat kaldı ağzımda. Hafiften de gülümsedim:)


Çoluk Çocuk'tan sonra On Bir, Domingo yayınlarından okuduğum ikinci sıradışı ve güzel kitap oldu. Bu yayınevini dikkatle takip etmek gerekli.


15 Mart 2011 Salı

Bin Muhteşem Güneş (A Thousand Splendid Suns)

Khaled Hosseini, Everest Yayınları

Çeviri : Püren Özgören



Uçurtma Avcısı'nın yazarından gelen ikinci kitap kesinlikle ilkini katbekat aşmış. Gerçekliği, samimiyeti iç acıtan bir roman bu, ama kahramanlarımızın başına gelenlere isyan edemiyorsunuz. Maalesef bu anlatılanların ve çok daha büyük acıların Afganistan'da gerçekten yaşanmış olduğunu biliyoruz.


Nasıl ki Uçurtma Avcısı savaşın ve yıkımın altındaki bir ülkede çocuk olmayı anlatıyorsa, Bin Muhteşem Güneş de, o ülkede kadın olmanın ne demek olduğunu gözler önüne seriyor. Meryem hali vakti yerinde 3 karılı bir adamın gayrimeşru kızıdır. Babası Meryem'den kurtulmak için kızı 15 yaşında Kabil şehrinde yaşayan orta yaşlı bir adama verir, Meryem hayatının kalanını onu burkasız sokağa çıkarmayan, çocuğu olmadığı için işkence eden bu adamın hiddeti altında geçirecektir.


Meryem ve kocası Raşit'in sokağında, okumuş yazmış takımından bir aile yaşamaktadır. İki oğulları dağa çıkmış, Ruslara karşı savaşmaktadır. Küçük kız Leyla ise yatağından çıkmayan annesinin yerini doldurmaya çalışır, karşı komşunun oğlu Tarik'a sevdalanır. Ama savaş, Kabil'in üzerinde vızır vızır uçan roketler hepsinin hayatını sonsuza dek değiştirecektir. Ve Meryem ile Leyla'nın acımasızca birleşen hayatları eşsiz bir dostluğa yol açacaktır.


Afganistan'ın savaş, kan, yıkım ve ölüm dolu yakın tarihini iki kadının hayatı üzerinden anlatan çok başarılı bir roman, hararetle tavsiye edilir.


Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sevebilirsin,
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi.






19 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Gün (One Day)

David Nicholls, Pegasus Yayınları

Çeviri : Nalan Işık Çeper


15 Temmuz 1988 Cuma. Emma Morley ve Dexter Mayhew üniversiteden mezun oldukları kutlama gecesini beraber geçirirler. Emma çift anadal yapmış, çok zeki, orta halli kuzeyli bir aileden gelme, etkileyiciliğinin farkında olmayan bir kızdır. Dexter ise hali vakti yerinde bir ailenin biricik oğlu, güçbela mezun olmuş ama gelecek kaygısı yaşamayan yakışıklı bir genç. O geceden sonra çok yakın arkadaş olurlar. Romanımız da 20 yıl boyunca her sene 15 Temmuz gününe gider ve kahramanlarımızın yaşamlarının nasıl ilerlediğine şahit oluruz. Her seneden bir günün hikayesini okuruz. Yıllar boyu bazen beraberdirler, bazen ayrı. Mektuplaşırlar, telefonlaşırlar, birbirleri için vazgeçilmez, zaman zaman da çekilmez olurlar. Her yılın 15 Temmuz gününde olan biteni okurken; Em ve Dex'in kariyerlerinde ilerlemelerine ya da tıkanıp kalmalarına;  aşklarına, yalnız  kalışlarına, bazen yırtıp bazen de çuvallamalarına şahit oluruz. Tıpkı bizler gibi! Ve yıllar hızla birbirini takip eder.Seksenler doksanlara evrilir, sonunda 2000'li yıllara geliriz.

Olağanüstü bir kitap Bir Gün. Kesinlikle pembe bir aşk romanı değil. Okuduğum en zevkli, sürükleyici ve gerçekçi romanlardan biri. Emma ve Dexter son derece canlı karakterler, ilk sayfadan yanıbaşımda belirdiler ve kitap bitene kadar herşeyi film gibi izledim adeta. Çok canlılardı kesinlikle. Onların hayat öyküleri, üniversiteden mezun olup gelecekte ne yaşayacağını merak eden 20'li yaşlardan, kariyerinin nereye gittiğini merak eden 30'lu yaşlara, artık yavaşlamaya başlayan hayatına şaşırdığın 40'lı yaşlara kadar, herkesin kendini bulacağı ve muhakkak etkileneceği birer macera aslında. Kitabın merak duygusu da çok yüksek. Acaba Emma ve Dexter bir araya gelecekler mi? Acaba üniversiteden mezun olduklar sonra hayatları nereye varacak, hayal ettikleri başarıya kavuşabilecekler mi? Adeta onlara ne olacağının cevabı, bizim kendi hayatımızın bir aynası olacakmış gibi geliyor, o kadar insancıl ve realistik bir hikaye bu.

Çok beğendim, hararetle tavsiye ediyorum.

"Selam. Benim. Sadece yola çıktığımı ve kahvaltı büfesini görmek için sabırsızlandığımı söyleyeceğim. Belki beş dakika gecikirim.Ayrıca mesajın için teşekkürler, ben de...çok sabırsız olduğum için üzgünüm; o aptalca tartışma için de. Seninle ilgisi yoktu. Birazcık tozuttum o anda. Önemli olan şey seni çok fazla seviyor olmam. İşte. Buyur bakalım. Şanslı herif! Sanırım hepsi bu. Hoşçakal, sevgilim. Hoşçakal." 



13 Şubat 2011 Pazar

Uçurtma Avcısı (The Kite Runner)

Khaled Hosseini, Everest Yayınları

Çeviri : Püren Özgören



Amerika'da yaşayan Afganlı yazar Emir'e bir gece telefon gelir. Telefondaki, zavallı bahtı kara Afganistan memleketinden en sevdiği aile dostu Rahim Han'dır. "Gel" der Rahim Han, "Yeniden iyi biri olmak mümkün".


Böylece Emir o uzak ülkedeki aslında hiç unutmadığı çocukluğuna bir kere daha geri döner. Savaştan, Rus işgalinden önce hali vakti yerinde bir adamın biricik evladı, zengin bir küçük beydir o. En yakın arkadaşı ise, evin hizmetkarı Ali'nin, Emir'e taparcasına bağlı olan oğlu Hasan'dır. İki küçüğün hayatı 1975 senesindeki uçurtma yarışlarında kökünden değişecektir.


Böylece biz Emir'in ağzından bu hikayeyi okur, o karanlık günde olanları; öncesini; yıllar sonra gelen Rus işgaliyle Emir ve babasının Amerika'ya kaçıp burada yeni bir hayat kurmalarını öğreniriz. Afganistan'da kalanlar ise artık Ruslar'ın değil Taliban'ın insafına kalmıştır, bu zavallı ülkenin halkı bir kere daha insanlık dışı, sefil hayatlara mahkum olmuştur.


Kitap böylece Emir'in ağzından ardı ardına gelen trajik olayları anlatıyor. Her sayfayı çevirdiğimizde başka bir felaketle karşılaşıyoruz ama yazar bu felaketlerin üzerinden duygu sömürüsü yapmamış, olaylar sakince, oldukça akıcı ve sürükleyici bir şekilde anlatıldığı için ne okursak okuyalım sayfaları çevirmekten geri kalmıyoruz. 


Benim için Afganistan'ın tarihini anlatması, dağların arasında kalmış bu bahtsız ülkede yaşananlara; çocukların kaderine dikkat çekmesi açısından sevdiğim bir kitap oldu Uçurtma Avcısı. Yazarın diğer eseri Bin Muhteşem Güneş'i de mutlaka okuyacağım.


"Sokağın köşesini dönmek üzereydi; lastik botları yerden kar öbekleri kaldırıyordu.Durdu, döndü.Ellerini ağzının iki yanına götürdü."Bin tane iste, senin için yakalayayım !" dedi. Sonra o bildik Hasan gülümsemesiyle gülümsedi, köşeyi dönüp gözden yitti."



24 Şubat 2008 Pazar

Şeker Portakalı (O Meu pe de Laranja Lima)

Jose Mauro de Vasconcelos, Can Yayınları

Adeta lirik denecek kadar içli ve şiirsel anlatıma sahip; beri yandan gerçekliği ile insanın içini parçalayan otobiyografik bir roman. Çok fakir bir ailenin en minik oğlu Zeze'nin çocukluğunu anlatıyor bu kitap. Fakirlik ve  çocuk olmanın acıları üzerine, iç parçalayan bir roman. Zeze'nin yaşam savaşında ona kol kanat gerecek varlıklı ve sevecen bir Portekizli baba, Portuga'yı bulmasıyla, sanki güneç biraz olsun kendini gösteriyor bulutların arasında. Bu zeki ve guygulu çocuğun dünyasını mutlaka keşfedin. Herkesin okuması gereken unutulmaz bir roman.


Ah benim küçük şeker portakalı fidanım...