romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2015 Pazar

Gökteki En Parlak Yıldız (The Brightest Star in the Sky)


Marian Keyes, Artemis Yayınları

Çeviri : Zeynep Heyzen Ateş



Marian Keyes'in geçen sene okuduğum Amma Hoş Adam kitabını çok beğenmiştim. Hem eğlenceli hem dokunaklı idi. Gökteki En Parlak Yıldız ise azıcık hayal kırıklığı yaşattı, çünkü o eğlence kısmını bu kitapta bulamadım. Salt dram kısmı ağırlıkta idi.

Kitabımız Dublin'de Yıldız Yolu 66 numarada yaşayan insanların hayatlarının 60 gününü anlatıyor. Giriş katında genç çift Matt ve Maeve yaşıyor. Onların üstünde ihtiyar Jemima ve sevgili köpeği. Üçüncü katta iki hüzünlü Polonyalı göçmenle cüretkar ve de pervasız taksi şöförü Lydia oturuyor. En üst kat ise kararsız sevgilisinin peşinden koşmaktan yorulmuş, topuklu ayakkabısız gezmeyen 40 yaşındaki Katie yaşamakta.


Kitapta anlatılan 60 gün boyunca bu insanların hayatlarını, bir miktar da geçmişte olanları okuyoruz. Sonunda her şey ortaya çıkıyor. Sıkılmadan okunabilir ama ben biraz daha komedi öğesi isterdim bu kitapta.





7 Eylül 2014 Pazar

Amma Hoş Adam (This Charming Man)


Marian Keyes, Artemis Yayınları

Çeviri : Zeynep Heyzen Ateş



Kitapçıda gezerken önce o çılgınca pespembe kapağı sonra da kalınlığıyla dikkatimi çekti bu kitap. Bu romantik komedilerin tuğla kalınlığında olmasına pek alışık değiliz :) Yine de merak ederek aldım, pişman da olmadım.

Marian Keyes'i ilk kez okudum. Sophie Kinsella kategorisinde ancak belki bir tık üzerinde olduğunu söyleyebilirim. Kadınların adamlar yüzünden (bu kitapta tek adam) düştükleri komik durumların yanı sıra gayet ciddi alkolizm ve kadına şiddet temalarını da işliyor romanımız.

Olaylar 4 kadının etrafında dönüyor. Lola uçarı bir stil danışmanı. Sabah kalkıp 16 aydır beraber olduğu meşhur politikacı Paddy de Courcy'nin evleneceği haberini alıyor. Hem de başka bir kadınla. Yarı çıldıran Lola İrlanda taşrasında bir kasabaya kaçarken, gazeteci Grace ise Paddy hakkındaki gerçekleri öğrenmeyi kafaya takmış. Grace, Lola ile röportaj yapmak için uğraşmaya başlıyor. Grace'in kız kardeşi Marnie ise yıllar öncesinde kalmış ilk gençlik aşkı Paddy'i unutamıyor. Tabii bir de nişanlı hanım Alicia var. Kitap sırayla bu dört kadının yaşadıklarını anlatıyor.

Gayet rahat okunan, çok da boş olmayan bu kitabı sevdim. Çevirisini sevmedim ama elden ne gelir?  (slov diye bir kelime mi türedi Türkçe'de?) Yazarın başka kitaplarını da okurum.






3 Mart 2014 Pazartesi

İlk Son Öpücük (The First Last Kiss)


Ali Harris, Martı Yayıncılık

Çeviri : Zeynep Yeşiltuna


Polisiye ve fantastik romanlar arasında romantik, kafa dağıtıcı aşk romanları okumayı seviyorum. Misal yeni tanıdığımız Jojo Moyes'in iki kitabı da hoştu. Şöyle daha hareketli (!) , allah allah kontesi kim becerdi temalı romanlar için de adresim Judith McNaught idi. İlk Son Öpücük'ün de kapağını hoş bulup, Jojo Moyes tarzıdır diyerek almıştım.

Kitap Molly kızımızın ağzından, hayatının aşkının öyküsünü anlatıyor. Ryan kasabanın en yakışıklı genci, Molly ise saçını kısacık kesip kırmızıya boyayan asi kız. Bunlar daha toyken tanışıyor, sonra yirmili yaşlarda beraber yaşamaya başlıyorlar. Sonra kızımız vay ben hayatı kaçırıyorum diye heyheyleniyor falan filan. Aşk hikayesini sürekli zamanda ileri-geri giderek okuyoruz. Bu da hikayeye bölük pörçük bir hava veriyor. Bu tarz kurgu yazmanın da bir adabı vardır. Bokunu çıkartmış bence yazarımız. Kitabın dili de evlere şenlik, Glamour dergisi vardır ya, onu İngilizce okursun geçersin ama Türkçe'ye çevirirsen ne denli pespaye olduğunu farkedersin ya hani, bu kitap aynen öyle.

Bence kötü yazılmış, lüzumsuz bir kitap. Sıkıcı ve de tatsız.




20 Mayıs 2013 Pazartesi

Senden Önce Ben (Me Before You)

Jojo Moyes, Pegasus Yayınları

Yüzlerce yıllık bir şatonun eteklerine kurulmuş ufak İngiliz kasabasında genç bir kadın yaşar. 26 yaşında, renkli elbiseler ve çizgili çoraplar giymeyi seven Lou; ailesiyle beraber oturmakta, küçük hayatından memnun görünmektedir. Çalıştığı kafeterya kapanınca acil iş bulmak zorunda kalır ve 35 yaşındaki felçli Willl'e bakıcılık yapmayı kabul eder. Bir zamanlar karizmatik ve adrenalin düşkünü bir iş adamı olan Will, geçirdiği trafik kazasından sonra felçli kalmış ve hayattaki tüm umudunu yitirmiştir. Görmüş geçirmiş Will ile basit ve neşeli Lou; arkadaş olurlar. Lou, Will'e gülme sebebi vermektedir. Will ise Lou'ya hayatını değiştirme azmi kazandıracaktır.

Güzel kapağı ve Amazon'daki bol yıldızlı tavsiyelere kanarak bu kitabı aldım. Konusu bin kere izlediğimiz filmlere benziyor. Hatta en başta çok sevdiğim Ayrılık Şarkısı'ndan mı esinlenmiş diye düşünmedim değil. Aslında bir sürü benzer hikayeden esinlenerek rahatlıkla okunan, dokunaklı bir hikaye yazmış Jojo Moyes. Tekerlekli sandalye ile hayatın içine karışmanın aslında ne denli zor olabileceğini (olmayan rampalar, tekerleklerin saplandığı kum zeminler vs) anlatan kısımları da önemli buldum.

Olaylar ağırlıklı olarak Lou'nun ve zaman zaman öyküdeki diğer karakterlerin ağzından anlatılmış. Kitabın Türkçe çevirisini hiç sevmedim. Pratik hatalarla dolu. Yine de hikaye kendini okutuyor. Hatta sonunda ne olacak diye gayet hızlı okudum..  Duygusal bir roman okumak isteyenlere önerilir.





6 Ağustos 2011 Cumartesi

Pemberley'den Mektuplar (Letters From Pemberley)

Jane Dawkins, Bilge Kültür Sanat

Jane Austen'in zeki ve nüktedan Aşk ve Gurur'u (Pride & Prejudice); tarih boyunca en çok sevilen romanların başında olagelmiştir. Bu klasik roman, sevdiğimiz karakterler adına tatmin edici şekilde bitse de, tadı her daim biz okurların damağında kalmış; yıllar boyu çeşitli devam romanı denemeleri yapılmış. Pemberley'den Mektuplar; işte bu devam denemelerinden biri, bence başarılı olanlardan.

Kitabın yazarı Austen hayranı, didik didik etmiş yazarın eserlerini. En çok Elizabeth Bennet'in; Darcy ile ilk evlilik yılını merak etmiş. Lizzy alışkın olmadığı kadar büyük ve kalabalık Pemberley'de o ilk ayları acaba nasıl geçirmişti? Muhakkak ki, biricik ablası Jane'e mektuplar yazarak içini dökmüş; olan biteni anlatmıştır diyerek bu küçük kitabı ortaya çıkartmış.

Kitap, Lizzy'nin Jane'e yazdığı mektuplardan oluşuyor. Lizzy'nin Darcy'nin çevresine girip yeni yeni kişilerle tanışmasına, Georgiana ile dost olmasına şahit oluyoruz. Tanışılan yeni kişileri, isimleri farklı olsa da diğer Austen romanlarından şıp diye tanıyacaksınız. Böyle bir oyun da yapmış Jane Dawkins, kimin hangi karakter olduğunu tahmin ederek eğlenebilirsiniz.

Pemberley'den Mektuplar, incecik, küçük bir kitap. Bir çırpıda okunuyor, öyle heyecanla değil, sakin sakin, tatlı bir okuma keyfi ile hemen bitirilebilecek bir küçük roman.

Aşk ve Gurur severlere tavsiye olunur.


6 Haziran 2011 Pazartesi

Bab-ı Esrar

Ahmet Ümit, Doğan Kitap

Karen, Türk bir baba ile İngiliz annenin kızıdır. Hippi annesi 40 sene evvel Katmandu'dan evine dönerken Konya'ya uğramış, mevlevi tekkesinde derviş olan babası ile tanışarak aşk yaşamaya başlamış. Babası dergahı terkedip annesiyle Londra'a taşınmış ama Karen 12 yaşındayken ailesini terk ederek bir mürşidin peşinden aşk yoluna düşmüş.

Karen sigorta şirketinde eksperdir. Babasının onları terk edişini anlamamış ve affedememiştir. Bir dava için Konya'ya gelmesi gerekince bir kere daha geçmişi ve babası ile yüzleşme şansı olur. Konya'daki otel yangınını incelerken tuhaf deneyimler yaşamaya başlar. 700 yıl önce yaşamış Şems-i Tebrizi , Karen'a görünmekte, hatta Karen onun suretine büünerek geçmiş dönerek yüzlerce yıl önce Konya'da yaşananlara şahit olmaktadır. Peki bütün bu olanların amacı nedir?

Bab-ı Esrar bir polisiye değil. Bir gerilim romanı da değil. Mevlana ve Şems'i, Mevlevi felsefesini anlatmaya çalışan duygusal bir roman. Bunun için de yarı Türk yarı İngiliz bir kadının Şems'in içine girerek onun gözünden olaylara şahit olması yöntemi biraz zorlama ve çok paldır küldür geldi. Keşke doğrudan Mevlana'yı anlatan bir roman olsaymış, ya da günümüzle paralel kurgu giden cinayetli, heyecanlı bir çalışma olsaymış. Bu kitabı, belki bir kadının ağzından yazıldığı için heyecansız ve biraz bayık buldum. Açıkçası kitapta merak duygusu eksik. Sayfaları çevirtecek heyecan ve merak duygusu olmayınca da sıkıcı olmuş kitap haliyle. Ahmet Ümit'ten Kavim veya Beyoğlu Rapsodisi tadında bir çalışma okumak isteyenler Bab-ı Esrar'dan uzak durmalı .


15 Temmuz 2009 Çarşamba

Masumiyet Müzesi

Yazar : Orhan Pamuk, İletişim Yayınları

Orhan Pambık'ın Nobel ödülü kazandıktan sonra çıkarttığı bu ilk romanını merakla aldım ama okurken o kadar içim daraldı ki, 3 günde zor bitirmiştim.

Kitapta Nişantaşı'lı zengin Kemal Beyin, fakir uzak akraba kızı Füsun'a duyduğu kahredici aşk hikayesi anlatılıyor. Kitabın başı güzeldi, ama sonra Kemal Bey "Füsuuunn, Füsuuun" diye adeta dellenince bana da fenalık bastı, yok işte Füsun'un donu, seviştiklerinde içtiği sigaranın izmaritini filan toplayıp müze kurdu Kemal Bey. Allah belanı versin Kemal Bey, başını yedi Füsun'un. Sonra bu sıkıntılı yerler bitince, yazar girdi işin içine, merhaba ben Orhan Pambık diye başladı anlatmaya, hahaahah, burası güzeldi kitabın. Sonları yine akıcıydı, ama en çok sonunu beğendim. Orhan Pamuk seviyorsanız tavsiye olunur.


Alacakaranlık Serisi - Twilight Saga

Yazar : Stephenie Meyer, Epsilon Yayınları

Geçen sene Tüyap Kitap Fuarından , o dönemde sürekli kitap eklerinde pompalanan Alacakaranlık ve Yeni Ay kitaplarını almıştım. Sonra kitaplığa bıraktım ve epey yüzlerine bakmadım. Derken bir cumartesi gecesi, saat olmuş 11, uyumak için erken, bari şu kitapları okuyayım dedim. İlk sayfalarda başımdan aşağı kaynar sular indi, ulan Allah kahretmesin çocuk kitabıymış beaa diye kendime kızdım, fakat sonra kitabın akıcılığına kapıldım ve sabahın 5'iydi kitap bitip ben yattığımda. Gerçekten sayfaları yutarcasına okuyorsunuz, böyle bir özelliği var bu kitapların. Pazar sabahı da erkenden kalkıp ikinci kitabı okumuştum. Sonra da Amazon.com'dan sipariş verip orijinalleri getirttim ve bütün seriyi herkesten önce bitirdim. Maalesef zaten evet akıcı ama basit olan ilk kitaptan sona çıta gayet düşüyor, artık son kitaba geldiğimde resmen elimden fırlatmıştım , oeehhh diyerek, halbuki kitaplara asla böyle davranmam. Ancak insana zaman geçirten, hafif kitaplar. Stephenie Meyer daha birşey yazamaz herhalde çünkü JK Rowling zeka ve yaratıcılığına sahip değil. Para basan bir endüstri haline gelen Alacakaranlık'ın ekmeği ona yeter de artar.

Bu serideki kitaplar :

Alacakaranlık
Yeni Ay
Tutulma
Şafak Vakti


20 Eylül 2008 Cumartesi

Sararmış Bir Fotoğraf (Retrato en Sepia)

Yazar : Isabel Allende, Can Yayınları

Bu romanda Del Valle ailesinin geçmişini okumaya devam ediyoruz. Kaderin Kızı isimli romanın devamı olan bu kitap, Eliza ve Tao Çien'in torunları Aurora Del Valle'nin maceralarını anlatıyor. Böylece Ruhlar Evi romanındaki Del Valle ailesine ulaşamış oluyoruz.
Aurora fotoğrafçı olur, zengin bir adamla evlenir, sonunda onu terkeder ve bir aşık bulur kendine. Bu arada ailesinin oku oku bitmeyen geçmişini de keşfedecektir.

Kaderin Kızı (Hija de la fortuna)

Yazar : Isabel Allende , Can Yayınları
Isabel Allende'nın Ruhlar Evi kitabında hikayesinin bir kısmını öğrendiğimiz Del Valle ailesinin geçmişine Kaderin Kızı ile dönüyoruz. Olağanüstü güzellikteki Bayan Rosa , birgün kapısının önünde sepetle bırakılmış bir kız bebek bulur, ağabeyi ile bu kıza Eliza ismini verip büyütürler. Eliza büyür ve aşık olur ama sevgilisi onu bırakıp altın aramaya gidince onun peşinden yollara düşer. Yolda ona Çinli medyum Tao Çien yardımcı olur, sonunda ikisi dillere destan bir aşk yaşarlar.

Ruhlar Evi (La casa de los espíritus)

Yazar : Isabel Allende, Can Yayınları

Romanda en sevdiğim ekol, Güney Amerikalı yazarların büyülü gerçeklik ekolüdür. Bu ekolde en usta yazar ise Gabriel Garcia Marquez'dir bence. Isabel Allende'nin Ruhlar evi isimli epik romanı da Marquez'den geri kalmıyor.
Romanda Del Valle ve Trueba ailelerinin maceraları anlatılıyor. Del Valle ailesinin akıl almaz güzellikteki yeşil saçlı kızları Rosa ölünce, nişanlısı Esteban Trueba ailesinin çiftliğine kapanıyor. Burada civar köylerin kızlarıyla al takke ver külah bir sürü velet peydahladıktan yıllar sonra, Rosa'nın artık büyümüş olan kardeşi Clara'ya aşık oluyor ve ikisi evleniyorlar. Clara estirikli, bir takım geleceği görme yetenekleri var. Giderek Esteban'ın kızkardeşi Ferula hikayeye dahil oluyor. Onunki de ayrı bir hikaye.

Roman Clara ve Esteban'ın en büyük çocukları Blanca, ve onun kızı Alba üzerinden devam ediyor. Mesela Blanca babasının çiftliğindeki kahyanın oğluyla önüne engel konulamayan bir aşk yaşıyor. Alba devrim sırasında gözaltına alınıp işkencelere uğruyor. Arada aşk, intikam, trajedi, gerçekle karışık inanılmaz büyülü olaylar eşliğinde bu ailenin öyküsünü okuyoruz.

11 Şubat 2008 Pazartesi

Rüzgar Gibi Geçti (Gone With the Wind)

Yazar : Margaret Mitchell, Altın Kitaplar

Tuğla kalınlığına rağmen gelmiş geçmiş en çok satan romanlardan olmayı başaran, Amerikan İç Savaşı ekseninde Scarlett O'Hara'nın hayatını anlatan, çarpıcı bir kitap. Kahramanımız Scarlett, cazibeli ve dikbaşlı bir kızdır. Babasının çiftliği Tara'da refah içinde yaşar, komşu çiftliğin nazlı oğlu Ashley'e aşıktır. Fakat birgün Ashley kuzeni Melanie ile evleneceğini açıklar, tam o sırada Amerika'da kuzey ve güney eyaletleri arasında ayrılık savaşı patlar. Scarlett hırsından Melanie'nin kardeşi Charles'ın teklifini kabul eder ve evlenirler. Ne var ki savaşa giden Charles ölür. Scarlett Melly'nin yanına Atlanta'ya gelir, burada şehre uygulanan ablukayı yarıp bir kahraman haline gelen kaçakçı Rhett Butler ile görüşmeye başlar. Savaş tüm acımasızlığı ile hayatlarına egemen olurken, şehri bombalayan kuzey birliklerinden kaçmak için Scarlett Melly'i Tara'ya götürmek üzere çok tehlikli bir yolculuğa çıkar, Tara'da ise onu bekleyen yıkım ve yokluktur. İşte bu minvalde devam eden bu efsanevi aşk, savaş ve varolma destanını mutlaka okumalıdır.

10 Şubat 2008 Pazar

Ayrılık Şarkısı (Rosary)

Florence Barclay, Altın Kitaplar

Bu klasik, unutulmuş İngiliz romanında olaylar 1900lü yılların başında İngiltere'de geçiyor. Jane Champion 30 yaşında, zengin, bağımsız bir İngiliz asilzadesi, zaman zaman Halası Meldrum Düşesi'nin malikanesinde kalıp sosyeteden diğer ahbapları ile görüşüyor. Jane'in çok güzel bir vücudu ve alımsız bir yüzü, kuvvetli bir kişiliği var. Gel zaman git zaman, bir takım olaylardan sonra Jane genç ve yakışıklı ressam Garth Dalmain'e aşık oluyor. Ancak kendine güvensizliğinden Garth'ın evlenme teklifini reddedip depresyona girince iyileşmek için dünya gezisine çıkıyor. Ta ki Mısır'da Sfenksi seyrederken kötü bir haber alana dek... Garth bir kaza geçirip kör olmuş meğer. Jane geri dönüp Garth'a kavuşacak mı? Kör adam onu kabul edecek mi? Jane kendini nasıl affettirecek? İşte hepsi bu küçük güzel romanda anlatılıyor.

Yıllar önce şans eseri sahaflarda bulduğum bu kitap, defalarca okuduğum en sevdiğim romanlardan biridir. Tavsiye ederim.