domingo yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
domingo yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Aralık 2016 Pazar
Bu Da Geçecek (También esto pasará)
Milena Busquets, Domingo Yayınları
Çeviri : Seda Ersavcı
Kitap, 40 yaşında annesini kaybeden Blanca'nın iç dünyasını anlatıyor. Sevgilileri, eski kocaları, arkadaşları ile ilişkilerini irdeleyen Blanca, kaybıyla başa çıkmaya çalışıyor.
Kitabın çok iddialı, acayip havalı tanıtım yazıları, pek yüksekten övgüleri filan var ama bence okumasam da olurmuş.
20 Kasım 2016 Pazar
Bakir İntiharlar (The Virgin Suicides)
Jeffrey Eugenides, Domingo Yayınları
Çeviri : Solmaz Kâmuran
Jeffrey Eugenides'in Middlesex romanına tek kelime ile bayılmıştım. O yüzden Bakir İntiharlar'ı fuardan dönüşte hemen okudum.
Lisbon kızkardeşler, mahalledeki oğlanların rüyalarını süsleyen adete tapındıkları beş kızkardeş. Kızlar tutucu, yobaz annelerinin baskısı altında adeta nefes alamadan yaşamaktalar. Günün birinde bu hayattan kurtulmak için intihar etmeye başlıyorlar, beşi birden sırayla kendini öldürüyor.
Mahallenin oğlanları kızlara o denli hayranlar ki, 20 sene sonra bu intiharların sebebini araştırıyor, o günlerin tanıklarıyla, mahalle sakinleriyle konuşup kızkardeşleri anlamaya çalışıyorlar. Kitabı oğlanların ağzından okuyoruz zaten, olan biten herşeyi onlar anlatıyor bize.
ben zaman zaman John Green tadı aldım kitabı okurken, biraz da içim sıkıldı. Pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Hatta şu kızlar ölse de bitse şu kitap dedim bir noktadan sonra. Halbuki daha çok seveceğimi düşünmüştüm.
Eugenides'in başka kitabını bulursam okur muyum peki? Kesinlikle evet, Middlesex'in bendeki kredisi bâkidir.
19 Mart 2016 Cumartesi
Gökyüzü Çocukları (Rooftoppers)
Katherine Rundell, Domingo Yayınları
Çeviri : Duygu Dalgakıran
Harikulade bir kitap Gökyüzü Çocukları. Üstelik Domingo bu kitaba çok özenmiş, karton kapaklı ve şömizli; çocukluğumun Armağan Çocuk Klasiklerini anımsatan bir baskı yapmış. Böylece hem içeriğiyle hem de görüntüsüyle sizi mutlu eden bir kitap yayınlamışlar.
Kitabımız okyanusta bir deniz kazası ile başlıyor. Kazazede Charles Maxim, denizden minik bir kız çocuğu kurtarıyor : Sophie. Sophie'yi evine götüren Charles, kızı sınırsız özgürlük ve kitap sevgisi ile büyütüyor. Sophie 12 yaşına geldiğinde, yetkililer kızı Charles'dan alıp yetimhaneye koymaya karar verince, kahramanlarımız Paris'e kaçıyorlar ve Paris çatılarında Sophie'nin annesini arıyorlar.
Charles'ı ve Sophie'yi çok seveceksiniz. Kitap ise tam mânasiyla klasik bir çocuk romanı, bayıldım.
"Sevgi ve cesaret, aynı şeyi anlatan iki ayrı kelime."
"İnsan en ufak bir ihtimal pırıltısını göz ardı etmemeli."
"Sadece cılız zihinler gökyüzünü sevmez."
18 Mart 2016 Cuma
Glow
Ned Beauman, Domingo Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Ned Beauman'ın başka bir kitabını okuyup da sevmediyseniz Glow'u da okumayın bence. Ben daha önce Işınlanma Kazası'nı okumuş ve sevmemiştim. Bu tarz bir mizahı anlamıyorum herhalde. Daha klasik anlatım şeklini tercih ediyorum sanırım. Yine de, Domingo ne basarsa alıp okurum gibi bir yaklaşımım var, bu yüzden Glow'u da okudum. Hatta canım Sittirella'cığımdan doğum günü hediyem idi Glow:) Çok hevesle başladım ve sıkıla sıkıla bitirdim maalesef kitabı.
Fakat bir daha Ned Beauman mı, ASLA!
12 Aralık 2015 Cumartesi
M Treni (M Train)
Patti Smith, Domingo Yayınları
Çeviri : Seda Ersavcı
Domingo, en sevdiğim yayıncılardan biri, farklı lezzetlerde yayınladıkları romanları her daim okumaktan zevk almışımdır. Yazarını tanımasam da "Domingo basmış" der ve okurum. ne yazık ki bir süredir roman değil boyama kitabı basmaya başlayarak beni üzdü Domingo. Kitap Fuarındaki kısacık sohbetimizde roman piyasasındaki düşüş sebebiyle bu yola girdiklerini söylemişlerdi. Daha evvel Çoluk Çocuk ile hayran kaldığımız Patti'nin yeni kitabı çıkınca roman orucunu açmışlar çok şükür.
Patti bu kitabında 65 yaşında ve en sevdiği kahvecide, her zamanki masasında oturmuş defterine karalarken aklından geçenleri, kocasına duyduğu özlemi, seyahatlerini anlatıyor. Gündelik hayatının rutinine bizi de katıyor, bu esnada yüzde yüz tam bir sanatkarın düşünüş şekline tanıklık ediyoruz. Patti bize rüyalarını ve hayallerini açıyor. Ona eşlik edip etmemek size kalmış.
Bu arada benim gibi kahve sever biriyseniz, kitabı okurken evde kahve bulunmasına özen gösterin. Benim kahvem bitmişti ve kitabı kapatınca koşa koşa gidip kafam kadar bir Americano içtim. Patti o kadar çok ve seve seve kahve içiyor ki, sayfalardan adeta burnuma kahve kokusu tüttü!
Kolayca tavsiye edilebilen bir kitap değil M Treni. Oldukça şahsi bir kitap, herks kendi okuyup karar vermeli. Benim serbest çağrışımla ilerleyen bazı yerlerde kitaptan uzaklaştığım oldu. Ama sonrasında anılarına dönen Patti yine beni kendine bağlamayı bildi.
Patti yine yazsın, ben okurum!
19 Temmuz 2015 Pazar
Middlesex
Jeffrey Eugenides, Domingo Yayınları
Çeviri : Solmaz Kamuran
Harika bir kitap, bayıldım! Arka kapağa göre çift cinsiyetli hünsa kahramanımızın hikayesini anlatan kitabın ilk ve en çarpıcı bölümünde bir aile destanı okuyoruz aslında.
Bursalı ipekböceği tüccarı Rum kardeşler, Kurtuluş Savaşı esnasında Anadolu'dan kaçıp Amerika'ya; otomotiv sektörünün doğduğu Detroit eyaletine göç ediyorlar. Bu kısımlar harikulade lezzetli. Rum göçmenlerin yaşamı; kitabın tümüne sinmiş bir Türkiye ve Anadolu özlemi çarpıcı. Karakterler müthiş: büyük anne Desdemona, dede Lefty, Amerika'ya ilk geldiklerinde bunlara yardımcı olan Sourmelina şahane tipler. Bu ilk neslin hikayesinden sonra roman bir sonraki kuşağa; Calliope'nin anne babasına geçiyor ve Calliope ile erkek kardeşi ile devam ediyor.
Herkesin ailenin minik güzel kızı zannettiği Calliope Stephenides aslında ne tam kız ne tam erkek. Doğduğu zaman anlaşılamayan vaziyeti, bir türlü ergenliğe girememesiyle ortaya çıkıyor ve Calliope ile ailesi için acılı süreç başlıyor. Onun başından geçenler ile romanımız son derece meraklı bir şekilde devam ediyor.
Çok ama çok sevdim bu romanı! Bu senenin en güzellerinden kesinlikle.
28 Haziran 2015 Pazar
Tekinsiz Kitap (The Haunted Book)
Jeremy Dyson, Domingo Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Kitap, yazarın İngiltere kırsalında dolaşarak gerçekten yaşanmış hortlak hikayeleri toplaması ile başlıyor. Yazar bize hikayeleri anlatıyor. Sonra birden kitap içinde kitaba dönüşüyor anlatı, başka kitabı okurken sayfalar gitgide kararıyor.
Huzursuzluk veren bir kitap:)
1 Şubat 2015 Pazar
Mucizeleri Saymak (Counting by 7s)
Holly Goldberg Sloan, Domingo Yayınları
Çeviri : Şiirsel Taş
Küçük Willow Chance'in annesiyle babası trafik kazasında ölünce, Willow yeryüzünde yapayalnız kalır. Pek normal bir kız değildir zaten, dahi derecesinde zeki, evin arka bahçesinde kendi botanik bahçesini yetiştiren, küçük tekerlekli bir bavulla dolaşan, bir tanecik olsun arkadaş edinebilmek için Vietnamca öğrenebilen bu kızın tek bir akrabası, bir tane dostu bile yoktur. Ta ki o meşum güne kadar. Willow ve etrafında ona yakın olan herkesin hayatı bu kazadan sonra değişecektir.
Bu küçük kitap adeta masal gibi, pek tatlı ve umut dolu bir dostluk ve sevgi öyküsü anlatıyor. Renkli karakterlerle dolu : Taksi şoförü Jairo, küçük Vietnamlı Mai ve annesi ile erkek kardeşi, kaybeden insan Dell Duke... Hepsini çok ama çok sevdim. Bir nevi büyülü gerçeklik romanı, iyilik yap iyilik bul tadında bir hikaye anlatan, pozitif enerji yüklü bir kitap.
25 Aralık 2013 Çarşamba
Beyaz Yalan (The White Lie)
Andrea Gillies, Domingo Yayınları
Çeviri : Berrak Göçer
Çok zarif bir dille Slater ailesinin tarihçesini anlatan sürükleyici bir roman Beyaz Yalan. Bu kitabı okumaya başladığım Cumartesi gecesi 3'te yattım, Pazar sabahı da 8'de kalkıp okumaya devam ettim.
Olayları bize genç Michael Slater anlatıyor. Michael ölü, yine de ailenin çevresinde dolaşıyor ve zamanda bir ileri bir geri giderek bize her birinin hikayesini anlatıyor. Bir kaç kuşağın bir arada yaşadığı büyük malikanede tabii ki bolca sır, sevgi, kıskançlık, egzantrik akrabalar ve yalan var. Bir tanesi, bir beyaz yalan ise herkesin hayatının değişmesine neden oluyor.
Kitabı okuması çok hoşuma gitti, çok lezzetli bir dille yazılmış. Aile tarihini anlatan dramları da her daim pek sevmişimdir. Misal yine Domingo Yayınlarından çıkan "Gölün Kıyısında"yı da pek beğenmiştim. Beyaz Yalan biraz daha katmanlı, daha çapraşık çünkü epey kalabalık bir aile hakkında.
Derdini sakin sakin, ağır ağır anlatan etkileyici bir roman. Ben sevdim ancak daha hareketli bir şey arayanlar sıkılabilir.
14 Aralık 2013 Cumartesi
Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin (This Is How You Lose Her)
Junot Diaz, Domingo Yayınları
Çeviri : Avi Pardo
Bu kitabı alırken ne hakkında olduğuna dair fikrim yoktu, Domingo yayınladıysa iyidir deyip kapmıştım fuardan. Kitap nefis çıktı sonuçta.
Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin, Amerika'da yaşaya Dominiklilerin ilişki halleri üzerine hikayelerden oluşuyor. Kimi zaman farklı kahramanların sevgilileri ile birlikteliklerini nasıl batırdıklarını okurken, özellikle genç Yunior'a odaklanıyor hikayeler. Yunior'un hayatı boyunca yaşadığı ilişkileri, ayrılıkları, aldatmalarını dile getiriyor. Yunior ilişkilerini nasıl mahvetmiş, bütün açıklığıyla anlatırken; biz de o samimi, apaçık dile kapılıp gidiyoruz.
Yazarın dili, tarz olarak Charles Bukowski'yi andırsa da, alabildiğine kendine özgü bir tadı var. Müthiş zevkli, akıcı ve canlı hikayeler-anılar boyunca, o hayatlara dalıyoruz. Kahramanlarımızla koltukta oturup tv izlemek, birer bira içip ilişki tavsiyesi vermek istiyoruz.
Çok çok çok sevdim bu kaybedenler kitabını. Bir solukta okudum.
14 Kasım 2013 Perşembe
Aşk ve Gurur ve Zombiler (Pride and prejudice and Zombies)
Jane Austen ve Seth Grahame-Smith, Domingo Yayınları
Çeviri : Dost Körpe
Klasik Kraliyet Romansı - Şimdi şiddet dolu zombi kaosuyla
Aşk ve Gurur, ezbere bildiğim, hala ara sıra açıp okuduğum, BBC dizisinin karşısında eriyip bittiğim bir klasik. Yazarımız bu klasik eseri almış, aynı metni almış yani, esinlenme filan değil. Jane Austen'in metnini alıp zombileri eklemiş kitaba. Miss Bennet ve kız kardeşleri, ağıza alınmazların (yani zombiler) baş düşmanı, yılmaz savaşçılar haline gelmiş. Kitap aynen olduğu gibi devam ediyor ama olayların içinde zombiler var ve hikayeler, bir ucu zombilere dayanacak şekilde değişmiş haliyle.
Bu kitabın epey komik ve eğlenceli olacağını sanmıştım ama hayal kırıklığı oldu açıkçası. Aman uzak durun demek istediğim bir okuma. Tatsız. O kadar sıkıldım ki, kitabı bitirince hemen açıp Colin Firth'lü BBC uyarlamasını izledim.
Çeviri : Dost Körpe
Klasik Kraliyet Romansı - Şimdi şiddet dolu zombi kaosuyla
Aşk ve Gurur, ezbere bildiğim, hala ara sıra açıp okuduğum, BBC dizisinin karşısında eriyip bittiğim bir klasik. Yazarımız bu klasik eseri almış, aynı metni almış yani, esinlenme filan değil. Jane Austen'in metnini alıp zombileri eklemiş kitaba. Miss Bennet ve kız kardeşleri, ağıza alınmazların (yani zombiler) baş düşmanı, yılmaz savaşçılar haline gelmiş. Kitap aynen olduğu gibi devam ediyor ama olayların içinde zombiler var ve hikayeler, bir ucu zombilere dayanacak şekilde değişmiş haliyle.
Bu kitabın epey komik ve eğlenceli olacağını sanmıştım ama hayal kırıklığı oldu açıkçası. Aman uzak durun demek istediğim bir okuma. Tatsız. O kadar sıkıldım ki, kitabı bitirince hemen açıp Colin Firth'lü BBC uyarlamasını izledim.
9 Eylül 2013 Pazartesi
Güzel Harabeler (Beautiful Ruins)
Jess Walter, Domingo Yayınları
Güzel Harabeler'i, Bodrum'da deniz kenarında okudum. Roman o denli güzeldi ki; şezlongda uzanmışken heyecanla oturur hale geldiğimi; kafamı iyice kitaba eğerek; denize girmeyi filan unutup deliler gibi okuduğumu anımsıyorum. Yılın en güzel romanlarından biriydi benim için Güzel Harabeler.
Yılların içinden geçen, iz bırakan bir aşk öyküsünü anlatıyor kitabımız. 1962 senesinde, İtalya'da birkaç evden ibaret kayalık bir adacıkta, genç Pasquale babasından kalma oteli işletmektedir. Zaten 2 odası mı ne var ufacık otelin:) Bir gün güzel, sarışın bir Amerikalı aktris tekneyle bu unutulmuş adaya gelir. Dee Moray isimli bu hüzünlü güzel, Roma'da çekilmekte olan ve Richard Burton & Elizabeth Taylor çiftinin oynadığı efsanevi Cleopatra filminin oyuncularından biridir.
Günümüzde, Hollywood'da idealist Claire; sinema kurdu Michael Deane'in asistanlığından istifa etmeyi planlamaktadır. Fakat stüdyonun kapısına dayanıp, elinde Michael'ın sararmış bir kartviziti, Dee Moray'i aradığını söyleyen yaşlı İtalyan beyefendisi olayların akışını altüst eder.
Kitabımız 1962 senesinde olan bitenler ile; günümüzde Pasquale ve diğerlerinin yaşadıklarını paralel anlatıyor. Bir yerlerde hikayeye Richard Burton giriyor ve deyim yerinde ise kasıp kavuruyor sayfaları. Geçmişte ne olmuş ve günümüzde ne olacak diye merak edip, sıcak İtalya güneşini yüzümüzde hissederek nefis bir roman okuyoruz böylece.
Çok sevdim.
Güzel Harabeler'i, Bodrum'da deniz kenarında okudum. Roman o denli güzeldi ki; şezlongda uzanmışken heyecanla oturur hale geldiğimi; kafamı iyice kitaba eğerek; denize girmeyi filan unutup deliler gibi okuduğumu anımsıyorum. Yılın en güzel romanlarından biriydi benim için Güzel Harabeler.
Yılların içinden geçen, iz bırakan bir aşk öyküsünü anlatıyor kitabımız. 1962 senesinde, İtalya'da birkaç evden ibaret kayalık bir adacıkta, genç Pasquale babasından kalma oteli işletmektedir. Zaten 2 odası mı ne var ufacık otelin:) Bir gün güzel, sarışın bir Amerikalı aktris tekneyle bu unutulmuş adaya gelir. Dee Moray isimli bu hüzünlü güzel, Roma'da çekilmekte olan ve Richard Burton & Elizabeth Taylor çiftinin oynadığı efsanevi Cleopatra filminin oyuncularından biridir.
Günümüzde, Hollywood'da idealist Claire; sinema kurdu Michael Deane'in asistanlığından istifa etmeyi planlamaktadır. Fakat stüdyonun kapısına dayanıp, elinde Michael'ın sararmış bir kartviziti, Dee Moray'i aradığını söyleyen yaşlı İtalyan beyefendisi olayların akışını altüst eder.
Kitabımız 1962 senesinde olan bitenler ile; günümüzde Pasquale ve diğerlerinin yaşadıklarını paralel anlatıyor. Bir yerlerde hikayeye Richard Burton giriyor ve deyim yerinde ise kasıp kavuruyor sayfaları. Geçmişte ne olmuş ve günümüzde ne olacak diye merak edip, sıcak İtalya güneşini yüzümüzde hissederek nefis bir roman okuyoruz böylece.
Çok sevdim.
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Işınlanma Kazası (The Teleportation Accident)
Ned Beauman, Domingo Yayınları
Işınlanma Kazası, 3 adamın birbiri içine geçen öyküsünü anlatıyor. On Yedinci yüzyılda, Adriano Lavicini diye bir sahne tasarımcısı, Işınlanma Makinesini icat ederek, sahnedeki eşyaların ve dekorların yerini mekanik olarak değiştirmenin yolunu bulmuştur. 1930'ların Berlin'inde, bohem sahne tasarımcısı Egon Loeser; Lavicini'nin icadından yola çıkarak hazırladıkları oyunu sahneye koymakla meşguldür. Kaliforniya'da ise Profesör Bailey hakiki bir Işınlanma Makinası üretmek için çalışmaktadır.
Hikaye asıl olarak Egon üzerinden ilerliyor. Egon, yıllar önce ders verdiği Adele'in büyüyüp afete dönüştüğünü görünce, kızın peşinden sürüklenmeye başlıyor, böylece yolu taa Kaliforniya'ya kadar uzanıyor. Kaliforniya'da bir dolu başka karakter çıkıyor karşımıza. Bütün karakterler ve olaylar, inanılmaz şekilde kesişerek birbiri ile bağlanıyor elbette.
Oldukça karmaşık bir roman Işınlanma Kazası, yazarın çok çok zeki olduğunu ve müthiş grift bir roman yazdığını düşünüyorum. Ama bu kadar karmaşa beni açtı mı diye soracak olursanız, hayır. Biraz sıktı beni bu kitap ve Ned Beuman'a karşı daha temkinli yaklaşırım artık.
Işınlanma Kazası, 3 adamın birbiri içine geçen öyküsünü anlatıyor. On Yedinci yüzyılda, Adriano Lavicini diye bir sahne tasarımcısı, Işınlanma Makinesini icat ederek, sahnedeki eşyaların ve dekorların yerini mekanik olarak değiştirmenin yolunu bulmuştur. 1930'ların Berlin'inde, bohem sahne tasarımcısı Egon Loeser; Lavicini'nin icadından yola çıkarak hazırladıkları oyunu sahneye koymakla meşguldür. Kaliforniya'da ise Profesör Bailey hakiki bir Işınlanma Makinası üretmek için çalışmaktadır.
Hikaye asıl olarak Egon üzerinden ilerliyor. Egon, yıllar önce ders verdiği Adele'in büyüyüp afete dönüştüğünü görünce, kızın peşinden sürüklenmeye başlıyor, böylece yolu taa Kaliforniya'ya kadar uzanıyor. Kaliforniya'da bir dolu başka karakter çıkıyor karşımıza. Bütün karakterler ve olaylar, inanılmaz şekilde kesişerek birbiri ile bağlanıyor elbette.
Oldukça karmaşık bir roman Işınlanma Kazası, yazarın çok çok zeki olduğunu ve müthiş grift bir roman yazdığını düşünüyorum. Ama bu kadar karmaşa beni açtı mı diye soracak olursanız, hayır. Biraz sıktı beni bu kitap ve Ned Beuman'a karşı daha temkinli yaklaşırım artık.
17 Haziran 2013 Pazartesi
Fang Ailesi (The Family Fang)
Kevin Wilson, Domingo Yayınları
Caleb ve Camille Fang, performans sanatçıları. Yani misal, alışveriş merkezine gidip olay çıkartıyorlar ya da sahte bir nikah töreni düzenliyorlar ve böylece olan bitenden habersiz bizler de, sanatı gerçekleştiği yerde deneyimlemiş oluyoruz.
Çocukları olunca onları da performansa dahil etmeye başlar Caleb ve Camille. Fakat Annie ile Buster bu performansları kaçıkça bulmaktadırlar, büyüyüp ilk fırsatta evden uzaklaşır, kendi hayatlarına bakarlar. Ne var ki, kurdukları hayatlar çökünce baba evine geri dönecekler ve hepsi tekrar bir araya gelecektir.
Domingo'nun yayınladığı her kitabı koşa koşa gidip alıyor ve bir çırpıda okuyorum. Fang Ailesi'ni de bir kaç saatte okudum. Haftalar önce, direniş başlamadan evvel son okuduğum kitaplardandı. Akıcı ve kolayca okunabilen bir roman. Çocukların bağımsızlıklarını kazanıp kendi ayakları üzerinde durma savaşlarını da anlatıyor diyebiliriz. Ama bana pek bir şey ifade etmedi açıkçası Fang Ailesi. Bu kitap için kopan yaygarayı anlamadım kısacası.
Caleb ve Camille Fang, performans sanatçıları. Yani misal, alışveriş merkezine gidip olay çıkartıyorlar ya da sahte bir nikah töreni düzenliyorlar ve böylece olan bitenden habersiz bizler de, sanatı gerçekleştiği yerde deneyimlemiş oluyoruz.
Çocukları olunca onları da performansa dahil etmeye başlar Caleb ve Camille. Fakat Annie ile Buster bu performansları kaçıkça bulmaktadırlar, büyüyüp ilk fırsatta evden uzaklaşır, kendi hayatlarına bakarlar. Ne var ki, kurdukları hayatlar çökünce baba evine geri dönecekler ve hepsi tekrar bir araya gelecektir.
Domingo'nun yayınladığı her kitabı koşa koşa gidip alıyor ve bir çırpıda okuyorum. Fang Ailesi'ni de bir kaç saatte okudum. Haftalar önce, direniş başlamadan evvel son okuduğum kitaplardandı. Akıcı ve kolayca okunabilen bir roman. Çocukların bağımsızlıklarını kazanıp kendi ayakları üzerinde durma savaşlarını da anlatıyor diyebiliriz. Ama bana pek bir şey ifade etmedi açıkçası Fang Ailesi. Bu kitap için kopan yaygarayı anlamadım kısacası.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Sisters Kardeşler (Sisters Brothers)
Patrick DeWitt, Domingo Yayınları
Charlie ve Eli Sisters kardeşler, vahşi batıda namları yürümüş kiralık katillerdir, esrarengiz Bay Commodore'un emrinde çalışırlar. Yeni görevleri Hermann Kermit Warm'ı öldürmektir. Warm, altına hücumun en heyheyli dönemini yaşayan Kaliforniya'daki arayıcılardan sadece biridir. Kardeşler, Oregon'dan dıgıdık dıgıdık yola çıkarlar. Tabii yol boyu başlarına gelmeyen kalmaz. Yolun sonunda da başka sürprizler onları beklemektedir.
Harika bir roman Sisters Kardeşler. Olayları bize kardeşlerin küçüğü ve vicdanlısı Eli anlatıyor. Gayet Tarantinovari bir tarzı var Eli'yın (dolayısıyla yazarın:) . Adamlar meşhur psikopat katiller, haliyle birilerini vurup öldürmek, kan, kin, vahşet bunların hayatının normali. O yüzden de sakin sakin, gayet olağanmış gibi okuyoruz bizimkilerin kanlı maceralarını. Eli bu arada bize içini de döküyor, meğersem o bu işlerden kurtulup bir dükkan açarak; tezgahtarlık yapmak istiyormuş aslında.
Çok sevdim Sisters Kardeşleri. Western film sevmem ama bu romana bayıldım.
Charlie ve Eli Sisters kardeşler, vahşi batıda namları yürümüş kiralık katillerdir, esrarengiz Bay Commodore'un emrinde çalışırlar. Yeni görevleri Hermann Kermit Warm'ı öldürmektir. Warm, altına hücumun en heyheyli dönemini yaşayan Kaliforniya'daki arayıcılardan sadece biridir. Kardeşler, Oregon'dan dıgıdık dıgıdık yola çıkarlar. Tabii yol boyu başlarına gelmeyen kalmaz. Yolun sonunda da başka sürprizler onları beklemektedir.
Harika bir roman Sisters Kardeşler. Olayları bize kardeşlerin küçüğü ve vicdanlısı Eli anlatıyor. Gayet Tarantinovari bir tarzı var Eli'yın (dolayısıyla yazarın:) . Adamlar meşhur psikopat katiller, haliyle birilerini vurup öldürmek, kan, kin, vahşet bunların hayatının normali. O yüzden de sakin sakin, gayet olağanmış gibi okuyoruz bizimkilerin kanlı maceralarını. Eli bu arada bize içini de döküyor, meğersem o bu işlerden kurtulup bir dükkan açarak; tezgahtarlık yapmak istiyormuş aslında.
Çok sevdim Sisters Kardeşleri. Western film sevmem ama bu romana bayıldım.
14 Mayıs 2013 Salı
Gölün Kıyısında (Crow Lake)
Mary Lawson, Domingo Yayınları
Bazen daha okumaya başlar başlamaz, "bu ne güzel kitapmış" dersiniz, benim için Gölün Kıyısında tam da böyle bir kitaptı.
İki erkek iki kız dört kardeş: Luke, Matt, Kate ve Bo; Kanada'nın kuzeyinde, göllerin kıyısındaki evlerinde yaşıyorlar. Gölün hayatlarındaki anlamı büyük, özellikle Matt ve onu taparcasına seven Kate için. İkisi saatlerce göl kenarında yatarak tabiatı incelemekten bıkıp usanmıyorlar. Matt doğaya hayran ve Kate'e aynı şekilde çevreye bakmayı ve görmeyi öğretiyor. Luke, en büyükleri, herkes serseri olacağını düşünürken öğretmen okulunu kazanıyor. Bo ise minik, sarı saçları kafasında hep dimdik duran ve inatçı bir bebek. Ne var ki insan hep çocuk kalmıyor, hayat hep göl kenarındaki gamsız saatler gibi sıcak ve sevgi dolu değil.
Kitabın anlatıcısı 27 yaşındaki Kate, bize çocukluğunun hayatını en etkilemiş olan senesinden bahsediyor. 20 yıl önce kardeşleri ile başlarına gelenleri ve beraber atlattıkları o zorlu kışı; tek okulu ve bir tane bakkalı olan küçük çiftçi kasabasındaki hayatları; komşuları Pye ailesinin Kate'in ve kardeşlerinin hayatını değiştirecek tarihçesini öğreniyoruz. O küçük kasaba ve kasaba ahalisi; çiftçilerin zorlu koşullarda çalışarak sürdürdükleri yaşamları o kadar canlı ve gerçek ki, etkilenmemek elde değil. Bir senede 4 kardeşin başlarına gelenler ürkütücü de olsa abartı değil. Yazar melodrama kaçmıyor, kitabın aynen arka kapakta yazdığı gibi kontrollü bir duygusallığı var.
Aile ve en önemlisi kardeşler, kardeş sevgisi ve büyümek hakkında harikulade bir kitap. Su gibi akıp gitti, ben çok sevdim.
Bazen daha okumaya başlar başlamaz, "bu ne güzel kitapmış" dersiniz, benim için Gölün Kıyısında tam da böyle bir kitaptı.
İki erkek iki kız dört kardeş: Luke, Matt, Kate ve Bo; Kanada'nın kuzeyinde, göllerin kıyısındaki evlerinde yaşıyorlar. Gölün hayatlarındaki anlamı büyük, özellikle Matt ve onu taparcasına seven Kate için. İkisi saatlerce göl kenarında yatarak tabiatı incelemekten bıkıp usanmıyorlar. Matt doğaya hayran ve Kate'e aynı şekilde çevreye bakmayı ve görmeyi öğretiyor. Luke, en büyükleri, herkes serseri olacağını düşünürken öğretmen okulunu kazanıyor. Bo ise minik, sarı saçları kafasında hep dimdik duran ve inatçı bir bebek. Ne var ki insan hep çocuk kalmıyor, hayat hep göl kenarındaki gamsız saatler gibi sıcak ve sevgi dolu değil.
Kitabın anlatıcısı 27 yaşındaki Kate, bize çocukluğunun hayatını en etkilemiş olan senesinden bahsediyor. 20 yıl önce kardeşleri ile başlarına gelenleri ve beraber atlattıkları o zorlu kışı; tek okulu ve bir tane bakkalı olan küçük çiftçi kasabasındaki hayatları; komşuları Pye ailesinin Kate'in ve kardeşlerinin hayatını değiştirecek tarihçesini öğreniyoruz. O küçük kasaba ve kasaba ahalisi; çiftçilerin zorlu koşullarda çalışarak sürdürdükleri yaşamları o kadar canlı ve gerçek ki, etkilenmemek elde değil. Bir senede 4 kardeşin başlarına gelenler ürkütücü de olsa abartı değil. Yazar melodrama kaçmıyor, kitabın aynen arka kapakta yazdığı gibi kontrollü bir duygusallığı var.
Aile ve en önemlisi kardeşler, kardeş sevgisi ve büyümek hakkında harikulade bir kitap. Su gibi akıp gitti, ben çok sevdim.
12 Mayıs 2013 Pazar
Yatak (Bed)
David Whitehouse, Domingo Yayınları
Hiçbir şey yapmamak, bazen her şeyi değiştirir.
İki sene önce, önce o harika Çoluk Çocuk'u ardından da beklenmedik On Bir'i okuduktan sonra Domingo Yayınları'nı sıkı takip etmek gerekiyor demiştim. Gerçekten çok ilginç ve zevkle okuduğum kitaplar yayınlıyorlar ve favori yayınevim gibi bir şey oldular.
Yatak, başına buyruk ve sıradışı Malcolm'un hikayesini, küçük erkek kardeşinin ağzından anlatıyor. Küçük kardeşin adını hiç bilemiyoruz. Yazarımız bir röportajda, kardeşe bilerek isim vermediğini; çünkü onun tüm hayatını Malcolm'un gölgesi altında yaşadığını söylüyor.
Malcolm ufaklığından itibaren sisteme karşı çıkan bir çocuk, istemediği şeyleri yapmak zorunda kalmamak için soyunuveriyor, ailesi yerin dibine geçerken o, çırılçıplak ortalıkta koşuşturmaktan hiç mi hiç çekinmiyor. Büyüyünce ise, neden ona dayatılan planı yaşamak zorunda olduğunu sorguluyor. Neden herkes işe girip çalışmak, evlenip fatura ödemek, üreyip çocuk sahibi olmak zorundadır ki? Sonunda bu ortalama ömürden geriye ne kalacaktır? Hayatın ne anlamı vardır? Eğer yapman gereken şeyi yapmıyorsan, o hale hiç birşey yapmaya da gerek yoktur.
Böylelikle Malcolm, 25 yaşında, bir daha kalkmamacasına yatağına yatar. Ailesinin bütün dünyasını değiştirecektir bu şekilde.
Malcolm'un kardeşi hikayesini bugünden, yataktan kımıldamayan 600 kiloluk obez adam ile başlıyor anlatmaya. Sonra geri dönüşlerle çocukluk yıllarından bahsediyor. Her iki zaman dilimini de merakla takip ediyoruz.. Malcolm'u yatağa yatıran geçmişini ve yatakta geçen bugününü sular seller gibi yutarak okuyoruz adeta.
İnsan hayatı, aile, sevgi ve aşk üzerine sarsıcı bir kitap.
17 Mart 2013 Pazar
Bir Tuhaf Turta Davası (The Sweetness At The Bottom Of The Pie)
Alan Bradley, Domingo Yayınları
Bir Flavia De Luce macerası.
1950 yazı... Flavia; babası ve iki ablası ile İngiltere kırsalında, atalardan kalma Buckshaw malikanesinde yaşamaktadır.Onbir yaşındaki kahramanımızın en büyük tutkusu kimyadır ve malikanenin kimsenin pek yanaşmadığı kanadındaki dedelerinden birinden kalmış laboratuvarda, bir sürü deneyler yapmakta; ilginç zehirler kaynatmaktadır.
Bir sabah mutfak kapısının önünde, gagasının ucuna takılmış bir pul ile ölü bir kuş bulurlar. Hemen ertesinde, Flavia bahçedeki hıyarların içinde yatan bir ceset keşfeder. Ama hiç korkmamıştır, aksine bu işleri alabildiğine ilginç bulmaktadır cesur Flavia. Polisler malikaneye gelip araştırma yapmaya başladıklarında, Flavia da bisikletine atlayıp kasabaya inecek ve kendi soruşturmasını takip edecektir.
Hemen söyleyeyim, bu kitaba bayıldım. Kitap 2009 senesinde basılmış, aslında bir seri imiş ama Domingo diğer Flavia maceralarını 2009'dan beri yayınlamadığına göre o konuda ümidimizi kesmekte fayda var:( Halbuki, Flavia şahane bir karakter, cesur, korkusuz, zeki ve yaşadığı maceralar harikulade eğlenceli. Tabii işin içine İngiliz kırsalı, köhne bir malikane, meraklı kasaba ahalisi gibi klasik öğeler de eklenince, tadından yenmez bir kitap olmuş bu.
Severek tavsiye ediyorum.
Bir Flavia De Luce macerası.
1950 yazı... Flavia; babası ve iki ablası ile İngiltere kırsalında, atalardan kalma Buckshaw malikanesinde yaşamaktadır.Onbir yaşındaki kahramanımızın en büyük tutkusu kimyadır ve malikanenin kimsenin pek yanaşmadığı kanadındaki dedelerinden birinden kalmış laboratuvarda, bir sürü deneyler yapmakta; ilginç zehirler kaynatmaktadır.
Bir sabah mutfak kapısının önünde, gagasının ucuna takılmış bir pul ile ölü bir kuş bulurlar. Hemen ertesinde, Flavia bahçedeki hıyarların içinde yatan bir ceset keşfeder. Ama hiç korkmamıştır, aksine bu işleri alabildiğine ilginç bulmaktadır cesur Flavia. Polisler malikaneye gelip araştırma yapmaya başladıklarında, Flavia da bisikletine atlayıp kasabaya inecek ve kendi soruşturmasını takip edecektir.
Hemen söyleyeyim, bu kitaba bayıldım. Kitap 2009 senesinde basılmış, aslında bir seri imiş ama Domingo diğer Flavia maceralarını 2009'dan beri yayınlamadığına göre o konuda ümidimizi kesmekte fayda var:( Halbuki, Flavia şahane bir karakter, cesur, korkusuz, zeki ve yaşadığı maceralar harikulade eğlenceli. Tabii işin içine İngiliz kırsalı, köhne bir malikane, meraklı kasaba ahalisi gibi klasik öğeler de eklenince, tadından yenmez bir kitap olmuş bu.
Severek tavsiye ediyorum.
23 Ocak 2013 Çarşamba
Koltuk (Couch)
Benjamin Parzybok, Domingo Yayıncılık
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Küçükken kurduğum vahşi hayallerimden biri, karyolamla okyanusta gezmekti. Büyüyüp, okulları bitirip, bir işe girmekten çok korkuyordum. Aklımca, bindiğim gemi batınca, ben yatağımla okyanusta gezmeye başlayacak, böylece işten güçten yırtacaktım. Tabii ayıcığım Mişka da yanımda olacaktı :))
Koltuk, biraz benzer bir hikayeyi anlatıyor. Çılgın bir kitap tek kelime ile. Kahramanlarımız 3 ev arkadaşı, 3 "looser" . Thom, işten kovulmuş bir yazılımcı, Erik zaten ufak dolandırıcılıklardan başka birşey bilmiyor, Tree ise tuhaf rüyalar görmekte. Rüyaları çıkmasa deli diyecekler ama çıkıyor.
Bu gariban, kayıp gençlerin evinde kocaman turuncu bir koltukları var. Günün birinde akıl almaz olayların sonucunda evden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Bunlar da koltuğu ikinci el mağazasına atıp gideriz diye düşünüyorlar ama hayret! Koltuğu elden çıkartmayı beceremiyorlar bir türlü. Ve inanılır gibi değil ama koltuğu taşıyarak, hayal bile edemeyecekleri bir seyahate çıkıyorlar, dünyanın merkezine.
Sürekli okuduğunuz tarzlardan sıkıldıysanız, bu enteresan kitaba bir şans verin derim. Tuhaf bir yolculuk macerası, meraklı bir serüven, Koltuk. Hoşuma gitti.
23 Kasım 2012 Cuma
Tavan Arasındaki Buda (The Buddha In The Attic)
Julie Otsuka, Domingo Yayınevi
Domingo Yayınevi son zamanlarda en zevkle okuduğum kitapları basıyor, Tavan Arasındaki Buda yine bir nefeste okuduğum oldukça çarpıcı bir kitap.
Kitabımız, 1900''lerde, anlaşmalı evliliklerle Japonya'daki köylerini terkedip ne dilini ne adetlerini bildikleri Amerika'ya göç eden Japon gelinlerin hikayesini anlatıyor. Bu gelinlerin elinde sadece birer fotoğraf vardır, bu fotoğrafların 20 sene önce çekilmiş olduklarını, kocalardan gelen romantik mektupların parayla bu işin ehli adamlara yazdırıldığını bilmezler. San Fransisco'da gemiden indiklerinde, Amerika'da refah içindeki evlerinin hanımı olacaklarını zannederler, kocalarıyla tarlada çalıştırılmak üzere bu ülkeye geldiklerinden haberleri yoktur.
Kitabın tamamı birinci çoğul şahısla yazılmış. Şöyle ki:
“Kocalarımızı ilk gördüğümüzde onları kesinlikle tanıyamayacağımızı bilmiyorduk. Bize gönderilen fotoğrafların yirmi yıl önce çekildiğini bilmiyorduk. Bize yazılan mektupların kocalarımız değil, mesleği yalan söyleyip gönülleri fethetmek olan, güzel el yazılı kişiler tarafından yazıldığını bilmiyorduk. Suyun ötesinden isimlerimizle bize seslenildiğini ilk duyduğumuzda birimizin eliyle gözlerini kapatıp arkasını döneceğini ama diğerlerimizin başlarımızı öne eğip kimonolarımızın eteğini düzelterek sakin ve ılık güne adım atacağını bilmiyorduk. Burası Amerika, diyecektik kendimize, endişelenmeye gerek yok. Ve yanılmış olacaktık.”
Bu alışılmadık tarz hiç rahatsız etmediği gibi, okunması inanılmaz rahat bir üslup yaratmış. Tek bir karakterin değil; bütün o kadınların hikayesini dile getirebilmiş bu şekilde yazar. Japon gelinlerin yaşamı sayfalardan şiir gibi, su gibi akıp gidiyor. Domingo da çok güzel bir baskı yapmış, şömiz ciltli, küçük kıymetli bir kitap hazırlamış.
Çok çok sevdim bu özel kitabı.
Domingo Yayınevi son zamanlarda en zevkle okuduğum kitapları basıyor, Tavan Arasındaki Buda yine bir nefeste okuduğum oldukça çarpıcı bir kitap.
Kitabımız, 1900''lerde, anlaşmalı evliliklerle Japonya'daki köylerini terkedip ne dilini ne adetlerini bildikleri Amerika'ya göç eden Japon gelinlerin hikayesini anlatıyor. Bu gelinlerin elinde sadece birer fotoğraf vardır, bu fotoğrafların 20 sene önce çekilmiş olduklarını, kocalardan gelen romantik mektupların parayla bu işin ehli adamlara yazdırıldığını bilmezler. San Fransisco'da gemiden indiklerinde, Amerika'da refah içindeki evlerinin hanımı olacaklarını zannederler, kocalarıyla tarlada çalıştırılmak üzere bu ülkeye geldiklerinden haberleri yoktur.
Kitabın tamamı birinci çoğul şahısla yazılmış. Şöyle ki:
“Kocalarımızı ilk gördüğümüzde onları kesinlikle tanıyamayacağımızı bilmiyorduk. Bize gönderilen fotoğrafların yirmi yıl önce çekildiğini bilmiyorduk. Bize yazılan mektupların kocalarımız değil, mesleği yalan söyleyip gönülleri fethetmek olan, güzel el yazılı kişiler tarafından yazıldığını bilmiyorduk. Suyun ötesinden isimlerimizle bize seslenildiğini ilk duyduğumuzda birimizin eliyle gözlerini kapatıp arkasını döneceğini ama diğerlerimizin başlarımızı öne eğip kimonolarımızın eteğini düzelterek sakin ve ılık güne adım atacağını bilmiyorduk. Burası Amerika, diyecektik kendimize, endişelenmeye gerek yok. Ve yanılmış olacaktık.”
Bu alışılmadık tarz hiç rahatsız etmediği gibi, okunması inanılmaz rahat bir üslup yaratmış. Tek bir karakterin değil; bütün o kadınların hikayesini dile getirebilmiş bu şekilde yazar. Japon gelinlerin yaşamı sayfalardan şiir gibi, su gibi akıp gidiyor. Domingo da çok güzel bir baskı yapmış, şömiz ciltli, küçük kıymetli bir kitap hazırlamış.
Çok çok sevdim bu özel kitabı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





















