algan sezgintüredi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
algan sezgintüredi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2016 Salı

Ölüler Sır Saklamaz (Silent Witnesses)


Nigel McCrery, NTV Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Ölüler Sır Saklamaz polisiye düşkünleri için biçilmiş kaftan. Adli tıbbın teşhis yöntemlerinin yüzyıllar içindeki keşif ve gelişmelerini üstelik gerçek vakalar eşliğinde anlatıyor kitabımız. Parmak izi, balistik, kan grubu ve günümüzde DNA yöntemlerinin keşiflerini ve gelişmelerini okuyoruz kitapta. İlginç bilgilerle dolu bir kitap bu; misal insan kanı ile hayvan kanı 1901 senesine dek ayırt bile edilemiyormuş. Kitabı okurken bizim de ne denli geri kalmış bir toplum olduğumuzu düşünmemek elde değil. Avrupa'da 1794 senesinde balistik araştırması ile suçlu yakalanıyormuş.


Tanıtım bülteni:

İngiltere'de 1996 yılında başlayan, bugün 18. sezonu yayınlanan Silent Witness dizisinin yaratıcısı,
yazar Nigel McCrery'den solukları kesen bir kitap.

ÖLÜLER SIR SAKLAMAZ adlı kitabında adli bilimler tarihine göz atan McCrery, heyecanlı mı heyecanlı bu geçmişi gerçek vakalarla süslüyor.

Bu büyüleyici ve ürpertici eserinde adli bilimler tarihine dalan Nigel McCrery, suç mahallerinde bulunan delilleri okumaya yönelik inanılmaz tekniklerin gelişimini inceliyor. Kimlik tespiti, balistik, kan, deliller, ceset, zehirler ve DNA bölümlerinden oluşan ÖLÜLER SIR SAKLAMAZ adli bilimlerin bütün ana dallarını ele alıyor.

Adli bilimler tarihindeki her bir gelişme ve keşfin rüştünü ispatladığı vakaları anlatan yazar okura gizemleri uzmanlarla birlikte çözme hazzı da tattırarak bilimsel ilkelerin uygulamalarını gösteriyor.



4 Temmuz 2016 Pazartesi

Burada Ayrılıyoruz (This Is Where I Leave You)


Jonathan Tropper, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Bu kitabı 2014'te almışım, 2 senedir okunacaklar sırasında bekliyordu yavrucak. Bayram tatilinde 10 gün eve kapanınca nihayet sırası geldi.


Burada Ayrılıyoruz bir Yahudi ailenin hikâyesini anlatıyor. Ailenin babası ölünce tüm kardeşler baba evine geri dönüyorlar ve anneleriyle 1 haftalık geleneksel şiva oturmasını yapıyorlar. Yani birbirinden uzaklaşmış, belki düşmanca duygular besleyen kardeşler, yedi gün boyunca hiç evden çıkmayacak ve geleneksel yas tutma adetini yerine getirecekler.


Olayları bize kardeşlerden Judd anlatıyor. Judd elinde doğum günü pastasıyla sürpriz yapmak için eve erken gelip karısını kendi patronu ile yatakta basmış. Ağabey Paul karısını yumurtlama zamanı hamile bırakmaya uğraşıyor. Abla Wendy'nin 3 çocuğu ve blackberry'sine yapışık yaşayan bir kocası var. Serseri küçük kardeş Phillip ise şiva'ya kendinden büyük yeni sevgilisi ile gelmiş. Anne ise bambaşka bir alem.


Kitap, şiva boyunca kardeşlerin birbirleriyle didişmelerini, Judd'ın hayatındaki krizle baş etmeye çalışmasını ve geçmişte aralarını açan olayları anlatıyor. Bu tip aile hikâyelerini çok sevdiğim için pek eğlenerek okudum. Zaman zaman gerçekten gülümsetiyor kitabımız.


Bu kitaptan uyarlanan bir film de çekilmiş, anneyi Jane Fonda, küçük kardeşi Adam Driver, Judd'ı Jason Bateman, ablayı da Tina Fey oynamış.




24 Haziran 2016 Cuma

OZ (OZ : Dorothy of Kansas)


Adam Fawer, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Oz Büyücüsü'nünün hikâyesini ve bu kitaptan uyarlanmış Judy Garland'ın oynadığı müzikal filmi hepimiz biliriz. Adam Fawer'in romanında bu hikâyenin ters yüz edilmiş bir versiyonunu okuyoruz. Dorothy yine bir hortuma tutulup kendini Oz Diyarında buluyor ve sarı yoldan giderek büyücüye ulaşmaya çalışıyor. Ama Oz Diyarı o denli farklı ki! Bu kitaptaki Oz, dünyamızın çarpıtılmış, paralel bir versiyonu. Renkler bile ters yüz olmuş, Çimenler kıpkırmızı, kan yeşil. Gökyüzü pembe, güneş mor. Yazarımız bu dünyayı kusursuz anlatıyor, öyle ki renk cümbüşünden başımız dönüyor adeta. Ve her dönemeçte, hikâye bildiğimiz akışında ilerlerken bir o kadar da farklılaşıyor.  Bildiğimizi zannetiğimiz maceranın aslında ne denli farklı yaşandığını gördükçe afallıyoruz.


Adam Fawer Oz Büyücüsü'nü almış, bu hikâyenin aslı budur dercesine çok daha kanlı, yabanıl, ürkütücü, renkli ve sapkın yeni bir hikâye yazmış. Bence harikulade bir okuma deneyimi idi, o rengarenk dünyada kendimi kaybettim, kitap bittiğinde hortuma yakalanmış Dorothy gibiydim.


Algan Sezgintüredi'nin enfes çevirisi ile bu senenin en sevdiğim kitaplarından biri oldu OZ.


7 Mayıs 2016 Cumartesi

Bedel (Green on Blue)


Elliot Ackerman, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Afganistan. Orta Asya'da dağların arasına sıkışmış bir ülke. İngilizlerle savaşmış, Rusya tarafından işgal edilmiş, Taliban'ın elinde hayatı kararmış bu ülke halkının yaşadıklarına en çok Khaled Hosseini'nin Bin Muhteşem Güneş ve Uçurtma Avcısı kitapları ile tanık olmuştuk.


Bedel bizi Afganistan dağlarındaki savaşın en içine götürüyor. Kitabın anlatıcısı, kahramanımız genç Afgan delikanlı Aziz, Taliban saldırısında sakatlanan abisinin intikamını, yani geleneksel olarak hak ettiği bedelini almak için Taliban'la savaşan Amerikan güdümündeki bir Afgan birliğine katılıyor. Birlikteki her delikanlı aslında bir bedel uğruna katılmış savaşa. İçlerinden sadece Aziz zamanla savaşın nasıl da danışıklı dövüş olduğunu anlayacaktır, ama bu çarkın içine girmekten başka yol da göremez.


Savaşın ikiyüzlülüğü ve Afganistan'ın kaderine dair çarpıcı bir roman Bedel. Kitabın orijinal ismi "Green on Blue" çevirmenimizin alamet-i farikası dip notlardan öğrendiğimize göre "dost güçler tarafından saldırıya uğramak" mânâsında kullanılıyormuş. Kitabın isminin bunun yerine Bedel olmasını çok yerinde buldum. Peştun geleneğindeki bedel alma hadisesi etrafında dönüyor zira hikâyemiz.


Kitabın kapağı da çok sade ve etkileyici.


"Mobiletler, cep telefonları ve birkaç çatıda boy gösteren ev yapımı çanak antenler başka, daha modern dünyaların ulaklarıydı. Ama bu ilerleme, sahte bir ilerlemeydi. İlerleyeceğimiz mesafeyi değil, savaş her şeyi mahvettiğinde gerileyeceğimiz mesafeyi ölçmeye yarıyordu."



17 Nisan 2016 Pazar

Mezbaha 5 (Slaughterhouse-Five)


Kurt Vonnegut, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Pıt diye okuduğum ve en sevdiğim Vonnegut kitabı Mezbaha 5 oldu. Keşke daha uzun olsaydı dedim. Sayfaların arasından Bay Rosewater'ın çıkagelmesi ise çok hoşuma gitti.

Kurt Vonnegut, Batman'deki Joker'in iyi kalpli ikizi gibi. Beyne şerbet dökerken, kalbe kezzap saçıyor! Tüm zamanların en büyük savaş karşıtı romanlarından Mezbaha 5'te, Dresden bombardımanı merkezinde bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.

Billy Pilgrim beceriksiz bir zaman gezgini; nereye gideceğini kontrol edemiyor ve seyahatleri eğlenceli falan geçmiyor. Hayatının hangi kısmında kendini oynayacağını önceden bilemediğinden, sürekli sahne korkusu çektiğini söylüyor. Billy Pilgrim bir savaş esiri. Güzel ve yaşanabilir bir kentin mahvına tanık oldu. Tanıdığı biri, başkasına ait bir demliği aldığı için vuruldu Dresden'de. Bir diğeri, şahsi düşmanlarını savaştan sonra kiralık katillere öldürteceği tehdidini sahiden savurdu.

Unutmayın: Hepsi yaşandı bunların. Aşağı yukarı. En azından savaş kısımları gerçek.İnsanlığın merkezine yapılan bu zaman yolculuğu, hayatın anlamını arayan fakat bulmaya korkan herkes için benzersiz bir rehber.



18 Mart 2016 Cuma

Glow


Ned Beauman, Domingo Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Ned Beauman'ın başka bir kitabını okuyup da sevmediyseniz Glow'u da okumayın bence. Ben daha önce Işınlanma Kazası'nı okumuş ve sevmemiştim. Bu tarz bir mizahı anlamıyorum herhalde. Daha klasik anlatım şeklini tercih ediyorum sanırım. Yine de, Domingo ne basarsa alıp okurum gibi bir yaklaşımım var, bu yüzden Glow'u da okudum. Hatta canım Sittirella'cığımdan doğum günü hediyem idi Glow:) Çok hevesle başladım ve sıkıla sıkıla bitirdim maalesef kitabı.

Fakat bir daha Ned Beauman mı, ASLA!



2 Mart 2016 Çarşamba

Kutsal İnek (Holy Cow)


David Duchovny, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi



David Duchovny, bizim The X-Files dizisindeki Ajan Fox Mulder olarak tanıdığımız aktör. Oturmuş, akıllı bir ineğin ağzından eğlenceli bir roman yazmış. İşte o roman bu.


Elsie Bovary, Kuzey Amerika'daki bir çiftlikte yaşayan mutlu, besili bir inek. Günün birinde yanlışlıkla çiftçinin televizyonunu izliyor ve seyrettiği programda insanların inekleri nasıl kesip biçip yediklerine şahit oluyor. Feci bir buhran geçiren kahramanımız,yine televizyon izleyerek kendince bir çözüm buluyor: İneklerin kutsal sayıldığı Hindistan'a kaçacak ve mezbahadan kurtulacak!


Elsie, kaçış planını hazırlarken, domuz Jerry ile hindi Tom da inek kardeşimize bu macerada eşlik etmeye karar veriyorlar. Jerry'nin derdi, domuzun yasak olduğu İsrail'e kapağı atmak. Tom ise Türkiye'de kral muamelesi göreceğinden emin. Böylece üçü çiftçinin kredi kartını çalıp şenlikli bir maceraya dalıyorlar.


İncecik bir kitap, Kutsal İnek. Ben bir Pazar akşamı, o en sıkıcı, boğucu saatte okudum ve yüzüm güldü. Eğlenceli, hafif, tatlı bir kitap. Ve mesajını alabildiğine iyimser veriyor bize:


"Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibindeki hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi...
Hepimiz biriz.
Hepimiz kutsalız.
Mö."



7 Şubat 2016 Pazar

Karanlık Barselona (La Mala Dona)


Marc Pastor, Esen Kitap

Editör : Algan Sezgintüredi


1911 senesinde, Akdenizin incisi Barselona kenti göçmenlerle gelen nüfus artışı ve savaşlarda verdiği kayıplarla baş etmeye çalışmaktadır. Bu keşmekeş içinde, kentin varoşlarında yaşayan fahişelerin çocukları kaybolmaya başladığında emniyet müdürü olayı dikkate almak istemez. Kadınlar korkudan polise şikayette bulunamazlar, eh, şikayet yoksa dava da yok demektir diye sıyrılır emniyet müdürü işin içinden.


Polisiye sever Komiser Moisés Corvo, düzenli ziyaret ettiği fahişelerden Barselona Canavarının çocuklarını kaçırdığını öğrenince, vicdanı olayı görmezden gelmesine engel olur. Ortağı Malsano ile kayıp çocukların peşine düşen Moisés; çok önemli insanlar tarafından korunan korkunç suçluyu yakalamak için emniyet amirinin emirlerine karşı çıkmayı göze alır.


Tüyler ürpertici bir polisiye Karanlık Barselona. Hikaye gerçekten yaşanmış bir olaydan esinlenmiş. Okuduğum en kötü, en yabani, en karanlık ruhlu katillerden biri anlatılıyor kitapta. Ne bileyim Hannibal Lecter'da bile bir nebze insancıllık, sevgi kırıntısı vardır değil mi? Enriqueta'da yok işte. Enriqueta Marti'nin yaptıklarını okurken zaman zaman kitabı kapatıp kenara bıraktım. Okumaya devam etmek için biraz bekledim, epey sarsıldım.


Kitabın atmosferi harika, 20. yüzyıl başlarında Barsolana'nın gözden çıkartılmış arka mahallelerini olanca kiri, kokusu, keşmekeşi ile gezdiğimi hissettim. Algan Sezgintüredi'nin alameti farikası dipnotları ise, o dönemin İspanyasını, ismi geçen ve tanımadığımız kişileri bize kısaca anlatarak romanın dünyasına girmemizi kolaylaştırıyor. Kahramanımız Moisés enfes bir karakter, polisiye kitap tutkusu, paraya düşkünlüğü, yine de para için bile bir noktayı aşmaması, çocuk istismarına göz yummayı reddetmesi ile kusurlu ve aynı zamanda harika bir karakter.


Kitabın anlatım tarzı da çok hoşuma gitti. Roman anlatıcısı, tıpkı Kitap Hırsızı'ndaki gibi, Ölüm. Ama anlatı sürekli Ölüm'ün gözünden de değil, yer değiştiriyor kitap boyu. Olayları Moisés'in, Enriqueta'nın hatta küçük çocukların gözünden takip ediyoruz ve yazarın yani roman anlatıcısının ortaya çıktığı kısımlarda Ölüm alıyor anlatıyı eline. Gerçekten çok başarılı buldum yazarın bu tarzını.


Okumaya cesareti olanlara, nefis bir karanlık polisiye.


Barselona Canavarı Enriqueta Marti






31 Ocak 2016 Pazar

Yaban Kızlar (The Wild Girls)


Ursula K. Le Guin, Versus Kitap

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Bir filmde ya da bir kitapta bahsi geçen kitapları bulup okumayı çok severim. Misal Ezel dizisinde Ramiz Dayı'nın yaptığı alıntılardan etkilenerek sahaflarda bulduğum İki Şehrin Hikayesi... Yaban Kızlar da, iki sene önce okuduğum Katilin Şahidi'nde ismi esprili bir şekilde geçen kitaptı. O dönemlerdeki bir alışverişte almıştım. Sonra aradan aylar yıllar geçti, hala okumamıştım Yaban Kızlar'ı. Fakat kitaplıkta hangi bölmede olduğunu biliyordum. Kapağı çok hoşuma gidiyordu. Bir gün, kitabı hep durduğu yerde göremedim. Adeta sırra kadem bastı kitap. Arıyorum yok, dağınık ve kitap dolup taşan rafları karıştırıyorum, bulamıyorum.


Geçen akşam sonunda merakıma dayanamayıp birkaç rafı aşağı indirdim. Bir kitabım aklıma geldiğinde onu mutlaka görmeliyim, okumasam da. Kitap kaybetmeye katlanamam. Nihayetinde, Osmanlı polisiyelerinin içinden çıktı Yaban Kızlar.


Aslında bu küçücük kitapta sadece bir hikaye anlatıyor yazarımız bize. Kentte yaşayan bir halkın, göçebelerden yağmalayarak eve getirdikleri iki yaban kız kardeşin öyküsü çok sade ve çarpıcı. Kısacık bir öykü olduğu halde, Ursula bir kaç cümlede o dünyayı kuruyor, biz de Taçları, Toprakları ve Kökleri hemen tanıyoruz, o dünyanın içine çok rahat girebiliyoruz. Büyük yazar olmak da böyle bir hal herhalde.


Hikayeden sonra yazarın bir makalesi ve yazarla yapılmış bir söyleşi de var. Söyleşiyi pek keyifli buldum, zevkle okudum.



10 Ocak 2016 Pazar

Hafiyenin El Kitabı (The Manual of Detection )


Jedediah Berry, Siren Yayınlrı

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Bu kitap hakkında ne yazayım bilemiyorum. hayatımda okuduğum en sıkıcı kitaptı. Sıkıntıdan ağladım diyebilirim. Uzak durun!



6 Aralık 2015 Pazar

Daha Ne Olsun (If This Isn't Nice, What Is?)


Kurt Vonnegut, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Kurt Vonnegut tanışmak istediğim bir yazar idi, Daha Ne Olsun ile okumaya başladım. Sırada Şampiyonların Kahvaltısı ve Mezbaha 5 var.


Daha Ne Olsun bir roman değil, yazarın çeşitli üniversitelerin mezuniyet törenlerinde yaptığı konuşmalardan bir seçki. Daha çok yazarı tanımak maksatlı okudum. henüz yeni mezun olmuş, yolun başındaki adaylara verdiği sıra dışı öğütlerle ne denli samimi ve harika biri olduğunu anlayabiliyoruz.


Şuraya alıntılamazsam çatlarım:

"Ivır zıvır alabilmek için çantanızdan para araklayan yapayalnız bir gerzek olsun istemiyorsanız, çocuğunuzu TV ve bilgisayardan uzak tutun.

Kitaplardan vazgeçmeyin. Dostane ağırlıkları, hassas parmak uçlarınızla çevirdiğinizde sayfalarının tatlı gönülsüzlüğü ne güzeldir... Beyinlerimizin büyük bölümü, elimizin değdiğinin iyi olup olmadığını saptamaya uğraşır. Üç kuruş edebilecek her beyin, kitapların iyi olduğunu bilir.

Sakın internetteki hayaletlerden aile kurmaya kalkışmayın.

Bir Harley alıp Cehennem Melekleri'ne katılın, daha iyi. "


Bir de şunu da yazayım, son. Daha da noktalı virgül kullanmam zaten:)

"İlk kural : noktalı virgül kullanmayın. Noktalı virgüller hermafrodit travestilerdir; hiçbir şeyi temsil etmezler. Tek yaptıkları, üniversite gördüğünüzü göstermektir."


Algan Sezgintüredi'nin pek lezzetli çevirisi ile gayet keyifli, ufacık tefecik bir kitap.



28 Haziran 2015 Pazar

Tekinsiz Kitap (The Haunted Book)


Jeremy Dyson, Domingo Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi



Kitap, yazarın İngiltere kırsalında dolaşarak gerçekten yaşanmış hortlak hikayeleri toplaması ile başlıyor. Yazar bize hikayeleri anlatıyor. Sonra birden kitap içinde kitaba dönüşüyor anlatı, başka kitabı okurken sayfalar gitgide kararıyor.


Huzursuzluk veren bir kitap:)






29 Aralık 2014 Pazartesi

Maktülün Şansı


Algan Sezgintüredi, April Yayıncılık


Bana çok uzun gelen bir bekleyişin ardından, yılın son günlerinde Algan Sezgintüredi bize nefis bir armağan verdi, sağolsun. Aslında romanımızı Kitap Fuarına yetiştirmişlerdi, gelgelelim biz fuara ilk günü kapılar açılır açılmaz gittiğimiz için Maktulün Şansını görememiştik. Sonuçta ben kitabı İdefix Sanal Fuardan aldım ve 2014'ün kapanış kitabı olarak okudum. Ne iyi etmişim dostlar!


Eski dostlarımız Vedat, karaböceği Tefo ve de yavuklusu Nilgün bu sefer bir kayıp vakasına karışıyorlar. Avukat arkadaşları Seyfo'nun, uzak bir akrabasının oğlu Seyfo'yu arayıp "ölüm kalım meselesi, illa konuşmamız lazım" demiş; ardından Seyfo'nun hiç bir aramasına cevap vermemiştir. Şehir dışındaki Seyfo, bizimkilerden yardım isteyince kahramanlarımız kayıp delikanlının dairesine yasa dışı bir baskın düzenler. Daire bal dök yala cinsinden temiz ve bomboştur. Delikanlıya ait bulabildikleri yegane şeyler, anlaşılmaz görünen bir dizi matematik formülüdür. Formülün peşine düşen kahramanlarımız, nasıl olduysa birden kendilerini derin devletin bulanık sularında buluverirler.


Enfes bir polisiye Maktulün Şansı. Merak duygusu son sayfaya kadar hiç bitmiyor bir kere, ne oldu ne olacak diye sayfaları heyecanla çeviriyoruz. Beri yandan şu Yeni Türkiye'nin pek sağlam bir eleştirisini içimizin yağları eriyerek okuyoruz. Yazarımızın eline sağlık. Vedat Kurdel'in kendine has mizahı da gayet yerinde. Sonuçta bence serinin en iyi kitabı olmuş Maktulün Şansı.


Polisiye seviyorsanız kesinlikle kaçırmamanız gereken pek leziz bir kitap.


Söylemeden geçemeyeceğim; kitabın ithaf cümlesi içimi titretti:

"Alt tarafı üç ağaç demeyen, her biri ayrı ciğer yakan maktul çocuklarımıza, elbette eşimle oğluma ve gönül rahatlığıyla her ana öyledir ama benimki çok daha öyledir diyebileceğim anacığıma..."






8 Temmuz 2014 Salı

Pis Maymun (Bad Monkey)


Carl Hiaasen, Aylak Kitap

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Kahramanımız derbeder detektif Andrew Yancy perk dertlidir. Komşu bahçeye dikilen devasa villa, karşısına kurulup rom içtiği nefis Florida manzarasının içine etmektedir çünkü. Bunun yanı sıra buzluğunda saklaması gereken kesik bir kol gibi başka ufak sıkıntıları da var tabii.  Kolu denizden, turistleri balık tutmaya götüren bir tene çıkartmış. Neyse kolun sahibinin dul karısı ortaya çıkıyor da kahramanımız buzluktaki koldan kurtuluyor. Bir süreliğine. Mevtanın kızı, üvey anası olacak cadalozun, sevgilisiyle bir olup babacığını öldürmüş olduğunu ileri sürünce Yancy de bu çılgın maceraya katılıveriyor. İşin içinde bahama vudusu, korkunç bir büyücü kadın ve kötü huylu, pek yaramaz bir maymun da karışıyor haliyle.

Çok renkli, çok eğlenceli bir polisiye Pis Maymun. Eğlencesi bol, aksiyonu bol :))) Tiplerin hepsi birbirinden kaçık. Renkli ve değişik bir polisiye okumak isteyenlere tavsiye ederim:)




27 Şubat 2014 Perşembe

Katilin Şahidi


Algan Sezgintüredi, Aylak Kitap


Ve geldik, yayınlanmış son Vedat Kurdel & Tefo Dağdelen macerasına. Off, şimdi ben her Pazar günü bayıla bayıla hangi polisiyeyi okuyacağım? Yeni macera ne zaman yayınlanır? Kafamda deli sorular:)

Bu sefer 2011 senesinin son günündeyiz. Tefo ile karısı Ayla, evde kalmış Vedat ile sekreter Nilgün'ün arasını yapmaya karar vermişler; geleneksel yılbaşı yemeğine Nilgün'ü davet etmişler. O da bir güzel hindi dolması yapmış. Tefo da Vedat'a gidip kızı ve de hindiyi alıp eve getirmesini söylemiş. Nilgün taşımasınmış koca hindiyi.

İşte bizimki söylene söylene hindiyi yüklenip, Nilgün de peşinde, kızın apartmanından tam çıkacaklarken, dan dan dan dan; 4 el silah sesi  duyuyorlar ve Tefo'nun da aranıp gelmesi ile, kahramanlarımız, yılbaşı gecesi cinayet davasının tam ortasında buluyorlar kendilerini.

Enfes bir kitap, bayıldım. Ancak ilk kitaptan sonra volümün git gide düşmesi beni çok üzüyor. Katilin Şahidi, neredeyse Agatha Christie kitabı inceliğine inmiş. Tabii olay bir gece yaşandığı için kısa olması normal de, tadı damağımızda kaldı, biz de ne yapalım?

Kitapta en sevdiğim detay, cinayetin işlendiği apartmanda, Vedat kiracıları sorgularken pek pejmürde bir adama denk geliyor. Adam tercümanmış, Ursula Le Guin'den Yaban Kızlar'ı çevirmiş misal. İdefix'e gidip bakarsanız, bu kitabı Türkçeye kim çevirmiş görürsünüz. Tabii, Algan Sezgintüredi:)





25 Şubat 2014 Salı

Katilin Uşağı


Algan Sezgintüredi, Versus Kitap


Vedat Kurdel ile biricik ortağı, can dostu Tefo'nun üçüncü maceraları diğerlerinden daha farklı bir hikaye anlatıyor. Kahramanlarımız çok zengin ve çok güçlülerin dünyasına dalıyorlar bu macerada. O dünyada adalet sisteminin farklı çalıştığını anlıyorlar.


Vedat ile Tefo, karısının ihanetinden şüphelenen bir kalantor için çalışmaktadırlar. Kadın, Haracı ailesinin muazzam malikanelerinde verdikleri bahar partisine katılınca, bizimkiler hop peşinden, sosyeteye karışırlar. Fakat partiye baskın yapılır, ateş yağmuru altında bir sürü insan ölür, bizimkiler canlarını zor kurtarırlar. Sonra da kendilerini bu işin içinde iş ararken buluverirler. Üstelik Tefo, hamile karısı Ayla korkmasın diye dedektiflik işlerini bırakmaya karar vermiştir. Vedat tek başına zengin ve güçlülerin dünyasında suçlu ararken bulur kendini.


Diğerlerinden daha derin, söyleyecek daha çok meselesi olan bir kitap. Ne yazık ki volümü daha az ilk iki kitaba göre. Halbuki biz, daha çok, daha uzun okumak istiyoruz.



23 Şubat 2014 Pazar

Katilin Meselesi


Algan Sezgintüredi, Versus Kitap


Katilin Şeyi ile tanıştığımız acemi dedektifler Vedat ile Tefo'nun maceraları bu kez Ege sahillerinde devam ediyor.

Tefo, sevdiceği Ayla ile evlenmiş, balayında Bodrum'da iken; can dostunu evlilik kurumuna kaybetmenin acısına daha fazla dayanamayan Vedat, haftasonu için çifte kumruların yanına uçar. Tabii bir güzel haşlanıp acılar içinde kavrulurken, askerlikten eski bir arkadaşının çağrısıyla, minik tefek Pınarkesen kasabasına seyahat eder tek başına.

Pınarkesen kasabasının zengin ve nüfuzlu beyi Şaduman Bey apansız ölmüş; mülklerin ve de şarap işinin başına da kardeşi geçmiştir. Fakat olacak şey değil, gel zaman git zaman Şaduman Bey'in hayaleti, tövbe estağfurullah, haşa huzurdan, kasabaya musallat olmasın mı? Şaduman Beyin yurtdışında okumuş delikanlı oğlu Selçuk'un nişanlısı; aynı zamanda çiftliğin kahyası Osman ağanın biricik kızı güzel Filiz; Selçuk'un amcasını öldüreceğinden korkmaya başlar. Neden derseniz, babanın ölmesi, amcanın işlerin başına geçmesi ve babanın hayaletinin ortaya çıkması bildiğiniz Hamlet trajedisidir! Filiz, Vedat'ın asker arkadaşı Davut'u doğduğundan beri tanıdığı için ondan yardım ister. Davut'un aklına da hemen, seri katil olayı ile ün kazanan Vedat Çavuşu geliverir.

Kitap harika, hem heyecanlı hem de merakla okunuyor. Çok da eğlenceli. Fakat kitabın giriş kısmında bir "Pastoral Diyalektik" var ki.... Sırf bu giriş bölümü için bile okunası bir roman:)

Algan Sezgintüredi polisiyelerine devam!





15 Şubat 2014 Cumartesi

Katilin Şeyi

Algan Sezgintüredi, Versus Kitap


Harika bir serinin ilk kitabı, Katilin Şeyi. Bana Leylak Dalımın tavsiyesi idi. Diğer tüm tavsiyeleri gibi buna da bayıldım. Sıradan okumaya başladım seriyi.

Şimdiye kadar seriden çıkan romanlar :

Katilin Şeyi
Katilin Meselesi
Katilin Uşağı
Katilin Şahidi.


Üçüncü kitaptayım bugünlerde. Pek lezzetli gidiyor. Hepsi bitince boşluk oluşacak bende, o kesin.


Efendim, kahramanlarımız, çocukluk dostları, 10 yaşından beri yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen Vedat ile Tefo. Aslında Tevfik ama kimde düzgün telaffuz edemediğinden Tefo dedirtiyor arkadaş kendine. Vedat, 2015 senesinde, 12 yıldır icra ettiği özel dedektiflik mesleğinde başına gelenleri yazmaya başlamış, bize de 2005'de başlayan maceralarını anlatıyor işte.

Vedat Kurdel, üniversite okumuş, 35 yaşında, ailesi ile yaşayan ve bir baltaya sap olamamış arkadaşımız. Anlattığı hayat bizim yaş grubuna pek yakın geliyor. Bizim hayatımızı yaşıyor işte diyoruz.  Kankası Tefo ise son derece zeki fakat liseden sonra okumamış, zehir gibi zekasını Kapalıçarşı'da turistleri kazıklayarak köreltirken; Tefo'nun babası, tüm teşkilatta herkesin sevip saydığı efsane komiser Nezih bey amca, yeni çıkartılan kanundan faydalanıp özel dedektiflik bürosu kuruyor. Gençler de büronun başına geçip esrarlı bir sarışının içeri girerek onları afili olaylara çekmesini bekliyorlar.

Acemi dedektiflerimiz, ilk büyük vakaları ile bizzat burun buruna gelerek karşılaşıyorlar. Bir akşam eve dönerken buldukları ceset, onları bir seri katil vakasının tam da göbeğine atıveriyor. Kendilerine has tarzları ve de Vedat Kurdel'in ironik üslubuyla katilin peşine düşüyor kahramanlarımız.

Okurken pek keyiflendim, çok tatlı bir üslubu var yazarımızın.  Zevkle tavsiye ediyorum.



23 Ocak 2013 Çarşamba

Koltuk (Couch)


Benjamin Parzybok, Domingo Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Küçükken kurduğum vahşi hayallerimden biri, karyolamla okyanusta gezmekti. Büyüyüp, okulları bitirip, bir işe girmekten çok korkuyordum. Aklımca, bindiğim gemi batınca, ben yatağımla okyanusta gezmeye başlayacak, böylece işten güçten yırtacaktım. Tabii ayıcığım Mişka da yanımda olacaktı :))

Koltuk, biraz benzer bir hikayeyi anlatıyor. Çılgın bir kitap tek kelime ile. Kahramanlarımız 3 ev arkadaşı, 3 "looser" . Thom, işten kovulmuş bir yazılımcı, Erik zaten ufak dolandırıcılıklardan başka birşey bilmiyor, Tree ise tuhaf rüyalar görmekte. Rüyaları çıkmasa deli diyecekler ama çıkıyor.

Bu gariban, kayıp gençlerin evinde kocaman turuncu bir koltukları var. Günün birinde akıl almaz olayların sonucunda evden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Bunlar da koltuğu ikinci el mağazasına atıp gideriz diye düşünüyorlar ama hayret! Koltuğu elden çıkartmayı beceremiyorlar bir türlü. Ve inanılır gibi değil ama koltuğu taşıyarak, hayal bile edemeyecekleri bir seyahate çıkıyorlar, dünyanın merkezine.

Sürekli okuduğunuz tarzlardan sıkıldıysanız, bu enteresan kitaba bir şans verin derim. Tuhaf bir yolculuk macerası, meraklı bir serüven, Koltuk. Hoşuma gitti.