april yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
april yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2016 Cuma

Yeni Moda Turuncu (Orange Is the New Black)


Piper Kerman, April Yayıncılık

Çeviri : Nihan Çevirgen


Kahramanımız Piper, kitabında defalarca belirttiği gibi sarışın, güzel bir kadın. 10 sene önce gençlik başında duman heyecanları ile uyuşturucu kuryeliği yapmış. Bu yüzden hapse girince de mapusluk hayatını yazmaya karar vermiş.

Dizisi nasıl bilemiyorum da kitap gerçekten sıkıcı, mânasız ve gereksiz. Kötü yazılmış, kötü bir kitap. Uzak durun derim. Amerika'da kadın hapishanesindeki hayatı okumazsa ölecek hastalığına yakalanmadıysanız, bu kitabı okumak için hiçbir sebebiniz yok.



25 Kasım 2016 Cuma

Sıcak Kafa


Afşin Kum, April Yayıncılık


Sıcak Kafa benim için yılın sürprizi idi. Ülkemizden bu denli yaratıcı bir fikir çıkması, üstelik bu fikir üzerine harika bir distopya romanı yazılması müthiş ve bu kitabı herkesin okumasını, kitabın yabancı dillere çevrilmesini istiyorum.


Kitabımız tüm dünyayı saran bulaşıcı hastalığın pençesindeki İstanbul'da geçiyor. Yazarımız bu dünyayı kısa romanında çok güzel oluşturmuş, inanıyor ve içine giriyoruz bu aklını yitirmiş dünyanın. Kahramanımız da kaotik İstanbul'da, hastalığa yakalanmadan bir arkadaşını bulmaya çalışıyor.


Kitabın sonuna kadar "acaba ne olacak" diye heyecanlanarak okudum, merak duygusu finale kadar devam etti kitabın. O kadar ki, gece uykusuz kalıp okumaya devam ettim, elimden bırakamadım. Kitabın en hoşuma giden yanı da şu; distopya olduğu halde son derece de muzip bir dille yazılmış Sıcak Kafa. Gülerek, şaşırarak okudum ben bu kitabı.


Harika bir kitap ve büyük bir başarı, bence herkes okumalı.





4 Temmuz 2016 Pazartesi

Burada Ayrılıyoruz (This Is Where I Leave You)


Jonathan Tropper, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Bu kitabı 2014'te almışım, 2 senedir okunacaklar sırasında bekliyordu yavrucak. Bayram tatilinde 10 gün eve kapanınca nihayet sırası geldi.


Burada Ayrılıyoruz bir Yahudi ailenin hikâyesini anlatıyor. Ailenin babası ölünce tüm kardeşler baba evine geri dönüyorlar ve anneleriyle 1 haftalık geleneksel şiva oturmasını yapıyorlar. Yani birbirinden uzaklaşmış, belki düşmanca duygular besleyen kardeşler, yedi gün boyunca hiç evden çıkmayacak ve geleneksel yas tutma adetini yerine getirecekler.


Olayları bize kardeşlerden Judd anlatıyor. Judd elinde doğum günü pastasıyla sürpriz yapmak için eve erken gelip karısını kendi patronu ile yatakta basmış. Ağabey Paul karısını yumurtlama zamanı hamile bırakmaya uğraşıyor. Abla Wendy'nin 3 çocuğu ve blackberry'sine yapışık yaşayan bir kocası var. Serseri küçük kardeş Phillip ise şiva'ya kendinden büyük yeni sevgilisi ile gelmiş. Anne ise bambaşka bir alem.


Kitap, şiva boyunca kardeşlerin birbirleriyle didişmelerini, Judd'ın hayatındaki krizle baş etmeye çalışmasını ve geçmişte aralarını açan olayları anlatıyor. Bu tip aile hikâyelerini çok sevdiğim için pek eğlenerek okudum. Zaman zaman gerçekten gülümsetiyor kitabımız.


Bu kitaptan uyarlanan bir film de çekilmiş, anneyi Jane Fonda, küçük kardeşi Adam Driver, Judd'ı Jason Bateman, ablayı da Tina Fey oynamış.




26 Haziran 2016 Pazar

Barış Makinesi


Özgür Mumcu, April Yayıncılık


Özgür Mumcu'yu severim, yazılarını da Cumhuriyet'te takip ediyorum. O yüzden bu kitap için de çok ümitliydim ancak hiç beğenemedim. Hatta günlerce elimde süründü, bitirmem vakit aldı. Başlangıçta güzeldi ama sonradan çok dağıldı konu, bir türlü kafamda toparlayamadım.







24 Haziran 2016 Cuma

OZ (OZ : Dorothy of Kansas)


Adam Fawer, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Oz Büyücüsü'nünün hikâyesini ve bu kitaptan uyarlanmış Judy Garland'ın oynadığı müzikal filmi hepimiz biliriz. Adam Fawer'in romanında bu hikâyenin ters yüz edilmiş bir versiyonunu okuyoruz. Dorothy yine bir hortuma tutulup kendini Oz Diyarında buluyor ve sarı yoldan giderek büyücüye ulaşmaya çalışıyor. Ama Oz Diyarı o denli farklı ki! Bu kitaptaki Oz, dünyamızın çarpıtılmış, paralel bir versiyonu. Renkler bile ters yüz olmuş, Çimenler kıpkırmızı, kan yeşil. Gökyüzü pembe, güneş mor. Yazarımız bu dünyayı kusursuz anlatıyor, öyle ki renk cümbüşünden başımız dönüyor adeta. Ve her dönemeçte, hikâye bildiğimiz akışında ilerlerken bir o kadar da farklılaşıyor.  Bildiğimizi zannetiğimiz maceranın aslında ne denli farklı yaşandığını gördükçe afallıyoruz.


Adam Fawer Oz Büyücüsü'nü almış, bu hikâyenin aslı budur dercesine çok daha kanlı, yabanıl, ürkütücü, renkli ve sapkın yeni bir hikâye yazmış. Bence harikulade bir okuma deneyimi idi, o rengarenk dünyada kendimi kaybettim, kitap bittiğinde hortuma yakalanmış Dorothy gibiydim.


Algan Sezgintüredi'nin enfes çevirisi ile bu senenin en sevdiğim kitaplarından biri oldu OZ.


7 Haziran 2016 Salı

Pir-i Lezzet


Saygın Ersin, April Yayıncılık


Saygın Ersin'in Yedi Kartal Efsanesi serisinin ilk kitabı Zülfikar'ın Hükmü'nü okuyalı beş sene olmuş. Beş senedir bendeki etkisi azalmamıştır bu kitabın. Hâlâ sevdiğim insanlara tavsiye ederim, özlemle serinin devamını beklerim. Kadim Anadolu efsaneleri ile İstanbul'un tarihi muammalarını bir potada eriten bu eşsiz kitabın devamını ise okuyamadık nedense.


Saygın Ersin'in yepyeni bir kitapla geri döndüğünü öğrenince çok sevindim tabii. Tanıtım yazısını okuyunca "yemek tarifi kitabı mı bu yoksa?" diye merak etmedim de değil. Kitapçılarda bir türlü bulamadığım Pir-i Lezzet'i nihayet Haydarpaşa Garında düzenlenen Kadıköy Kitap Şenliği sayesinde edinebildim ve iki günde okuyup bitirdim.


Kitabımız, 17.yüzyıl başlarında, şehr-i şirin İstanbul'un bir paşa konağında, esrarengiz bir aşçıbaşının düzenlediği ziyafetle açılıyor Aşçıbaşının esrarlı bir kudreti var ve yemekleriyle insanlar üzerinde bir takım etkiler yaratabiliyor. Her nasılsa kendini Topkapı Sarayı'nın dillere destan Matbah-ı Azam'ında bulan aşçıbaşımızın sırrını tabii ilerleyen sayfalarda öğreneceğiz.


Ama önce Topkapı Sarayı'nın içine gidiyor, Dünya'ya hükmeden bu kudretli saraydaki gündelik hayatın parçası oluyoruz. Ustaları, kalfaları, acemi oğlanları ile saray mutfağı capcanlı karşımıza geliyor. Harem'i, Enderun'u, Hasoda'sı ile saray hayatının inceliklerini, saray adetlerini ve geleneklerini kitabın hikâyesine harmanlanmış şekilde su gibi okuyoruz. Saygın Ersin, mutfaktan yola çıkarak bize sayfalarında Topkapı Sarayını yaşatıyor.


Bu esnada esrarengiz aşçıbaşımız boş durmuyor tabii, kendisi bizzat döktürmekte, biz de ağzımızın suları aka aka, bu lezzet ustasının elinden saraya giden yemeklerin inceliklerini okuyoruz. Hangi birini şuracığa bırakayım, karar veremedim gerçekten.


"Ocaktaki tencereden mutfağa mis gibi bir kavurma kokusu yükselmeye başlayınca, Aşçıbaşı kıyılmış soğanlarla birlikte ateşin başına gitti. Suyunu iyice çeken etler tencerenin dibinde keskin keskin cızırdıyordu. Aşçıbaşı soğanları tencereye attıktan sonra hızlıca tezgâha gidip, elinde koca bir kaşık sadeyağ ile geri döndü. Kavrulmuş etler halis yağ ile buluşunca şenlik başlamış, tencereden şiddetli nağmelerle birlikte hafif yanık, soğanlı ve kaygan bir koku da yükselmeye başlamıştı. Artık ne sadece kavurma, ne sadeyağ, ne de soğana aitti bu koku. Artık başka bir şeydi. Üç kokunun, üç lezzetin birleşimiydi ama üçü gibi de değildi."


Kitabın ilerleyen kısımlarında ise geçmişe dönerek Aşçıbaşı'nın nasıl usta olduğunu öğreniyoruz, bu kısımların atmosferi Binbir Gece Masallarını aratmıyor. Kahramanımız diyar diyar gezerken, o coğrafyalara biz de gidiyor, kâh yıldız haritası çıkartıyor kâh çekişe çekişe baharat pazarlığına tutuşuyoruz.


Harika bir kitap Pir-i Lezzet, çok sevdim. Bir an bile düşmeyen temposu, son derece özenilmiş tarihi detayları ve zengin diliyle müthiş bir tarihi fantazi. Saygın Ersin asla hayal kırıklığına uğratmıyor.





7 Mayıs 2016 Cumartesi

Bedel (Green on Blue)


Elliot Ackerman, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Afganistan. Orta Asya'da dağların arasına sıkışmış bir ülke. İngilizlerle savaşmış, Rusya tarafından işgal edilmiş, Taliban'ın elinde hayatı kararmış bu ülke halkının yaşadıklarına en çok Khaled Hosseini'nin Bin Muhteşem Güneş ve Uçurtma Avcısı kitapları ile tanık olmuştuk.


Bedel bizi Afganistan dağlarındaki savaşın en içine götürüyor. Kitabın anlatıcısı, kahramanımız genç Afgan delikanlı Aziz, Taliban saldırısında sakatlanan abisinin intikamını, yani geleneksel olarak hak ettiği bedelini almak için Taliban'la savaşan Amerikan güdümündeki bir Afgan birliğine katılıyor. Birlikteki her delikanlı aslında bir bedel uğruna katılmış savaşa. İçlerinden sadece Aziz zamanla savaşın nasıl da danışıklı dövüş olduğunu anlayacaktır, ama bu çarkın içine girmekten başka yol da göremez.


Savaşın ikiyüzlülüğü ve Afganistan'ın kaderine dair çarpıcı bir roman Bedel. Kitabın orijinal ismi "Green on Blue" çevirmenimizin alamet-i farikası dip notlardan öğrendiğimize göre "dost güçler tarafından saldırıya uğramak" mânâsında kullanılıyormuş. Kitabın isminin bunun yerine Bedel olmasını çok yerinde buldum. Peştun geleneğindeki bedel alma hadisesi etrafında dönüyor zira hikâyemiz.


Kitabın kapağı da çok sade ve etkileyici.


"Mobiletler, cep telefonları ve birkaç çatıda boy gösteren ev yapımı çanak antenler başka, daha modern dünyaların ulaklarıydı. Ama bu ilerleme, sahte bir ilerlemeydi. İlerleyeceğimiz mesafeyi değil, savaş her şeyi mahvettiğinde gerileyeceğimiz mesafeyi ölçmeye yarıyordu."



25 Nisan 2016 Pazartesi

BUGÜN BİZE KİM GELDİ


Sezgin Kaymaz, April Yayınları


Sezgin Kaymaz'ın yeni kitabının bir hikâye kitabı, isminin de "Bugün Bize Kim Geldi" olacağını öğrendikten sonra heyecanlı bekleyiş başlamıştı. Nihayet April Yayın, kitabın raflara olacağını duyurduğu vakit ise, bekleyiş sabırsızlığa dönüştü.


Gelgelelim, geçen hafta İzmir'de Tüyap Kitap Fuarı düzenlenmişti ve kitap öncelikle fuara gitmiş; İstanbul'daki kitapçılara dağıtılmamıştı henüz. Perşembe günü iş seyahatine çıkmadan kitabıma kavuşmayı o denli çok istiyordum ki, sonunda pek sevgili April ekibi, "ofisimize gelin, kitabımızı hediye edelim" deyince dünyalar benim oldu! Tin tin ofisten kaçıp bulduğum ilk taksiye atlayarak April'e geldim ve sevgili Nazlı Berivan Ak bana 2 tane birden "Bugün Bize Kim Geldi" hediye etti. Yeni bir Sezgin Kaymaz kitabına her kavuştuğumda yaptığım gibi, sevinçten zıp zıp zıpladım. Ve tabii o akşam eve gelir gelmez okumaya başladım kitabı. Seyahate giderken, otelde ve dönüş yolunda olmak üzere üç kere okudum öyküleri.


Kitabımızda sekiz hikâye var, Sezgin Kaymaz kitabı bir kere daha mektupkardeşlerine adarken; onlarla (bizlerle) paylaştığı hikâyeleri gün yüzüne çıkartıyor. Bence, hiç olmadığı kadar kendini su yüzüne çıkartıyor bu kitapta Sezgin Kaymaz. İnanılmaz bir açıklık ve cesaretle kendini anlatıyor, bu denli açık kalpli ve yürekli oluşuna hayran kaldım açıkçası.


Kitaptaki hikâyeler Sandık Odası'ndaki gibi uzun uzun, çok zevk alacaksınız okurken.


-Yanlış Anlama Ömer Faruk
-Sen Söylemezsen Ben De Söylemem
-Tercüme Sanattır
-Sokakta Köpekler Evlenir : Bir saat güldüm, üç kere okudum yine güldüm. Sezgin Kaymaz kapıp koyvermiş, harikulade.
-Tanrım, Kötü Kullarını...
-Ben Çok Sinirliymişim
-Bugün Bize Kim Geldi : En çok koyan bu, sebebi var.
-Sevgili Mektupkardeşim


Sevgili Sezgin Kaymaz. Bizim olduğun için, yazdığın için, hikâyelerini bizimle paylaştığın için sonsuz teşekkürler!


Ne bir ses ne bir soluk, iş bitince çekip gitti hep roman kahramanları, o kadar özledim.

Bir de gitmeyenler vardı.

Mektupkardeşlerim.

Yazdık, cızdık, ağladık, gülüştük sayfalar dolusu.
Buradaki hikâyeleri paylaştık... ve dostluğu, içtenliği, dürüstlüğü.

Gözünüz kahraman görsün; benim en fantastik kahramanlarım onlar.

Hiçbirini özlemeyeceğim, çünkü hiç gitmeyecekler.

İyi ki varlar,

Ne güzel varlar...

Bir kere daha


Mektupkardeşlerime...



17 Nisan 2016 Pazar

Mezbaha 5 (Slaughterhouse-Five)


Kurt Vonnegut, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Pıt diye okuduğum ve en sevdiğim Vonnegut kitabı Mezbaha 5 oldu. Keşke daha uzun olsaydı dedim. Sayfaların arasından Bay Rosewater'ın çıkagelmesi ise çok hoşuma gitti.

Kurt Vonnegut, Batman'deki Joker'in iyi kalpli ikizi gibi. Beyne şerbet dökerken, kalbe kezzap saçıyor! Tüm zamanların en büyük savaş karşıtı romanlarından Mezbaha 5'te, Dresden bombardımanı merkezinde bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.

Billy Pilgrim beceriksiz bir zaman gezgini; nereye gideceğini kontrol edemiyor ve seyahatleri eğlenceli falan geçmiyor. Hayatının hangi kısmında kendini oynayacağını önceden bilemediğinden, sürekli sahne korkusu çektiğini söylüyor. Billy Pilgrim bir savaş esiri. Güzel ve yaşanabilir bir kentin mahvına tanık oldu. Tanıdığı biri, başkasına ait bir demliği aldığı için vuruldu Dresden'de. Bir diğeri, şahsi düşmanlarını savaştan sonra kiralık katillere öldürteceği tehdidini sahiden savurdu.

Unutmayın: Hepsi yaşandı bunların. Aşağı yukarı. En azından savaş kısımları gerçek.İnsanlığın merkezine yapılan bu zaman yolculuğu, hayatın anlamını arayan fakat bulmaya korkan herkes için benzersiz bir rehber.



3 Nisan 2016 Pazar

Kedi Beşiği (Cat's Cradle)


Kurt Vonnegut, April Yayınları

Çeviri : Ekin Uşşaklı


Kahramanımız John, ki kendini Jonah diye çağırmamızı tercih ediyor; bir zamanlar Dünyanın Sona Erdiği gün diye bir kitap yazmak için malzeme toplayama başlamış. Kitabında atom bombasının patladığı gün önemli insanların ne yaptıklarını dil getirecekmiş. Araştırmalar yaparken atom bombasını yaratan Dr Hoenikker'in çocuklarına ulaşır, biri hariç. Frank Hoenikker, San Lorenzo Cumhuriyeti denen kayalık bir ada ülkesinde yaşamaktadır.


tesadüf bu ya, Jonah'a bir dergi San Lorenzo hakkında makale yazması için sipariş verince, kahramanımız kendini Bokononculuk dininin doğduğu memlekette buluverir ve Frank ile karşılaşır.


Tuhaf tiplerle dolu, dini, devleti, toplumu hicveden bir kitap. Dili çok akıcı. Ben bu tarz mizahtan pek haz etmiyorum, o yüzden çok sevmedim.



6 Mart 2016 Pazar

Bay Y'nin Sonu


Scarlett Thomas, April Yayınları

Çeviri : Kıvanç Güney


Kahramanımız bir sahafta tesadüfen bulduğu kitaptaki formülü uygulayarak paralel evrene seyahat ediyor. Oldukça meraklı görünen konu bana göre dalgalı bir şekilde anlatılıyor kitapta. Yani zaman zaman çok sıkıcı, zaman zaman da gayet meraklı. Bu merak hissiyle sonuna kadar okudum. Sonunda okumasam da olurmuş bu kitabı dedim.




2 Mart 2016 Çarşamba

Kutsal İnek (Holy Cow)


David Duchovny, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi



David Duchovny, bizim The X-Files dizisindeki Ajan Fox Mulder olarak tanıdığımız aktör. Oturmuş, akıllı bir ineğin ağzından eğlenceli bir roman yazmış. İşte o roman bu.


Elsie Bovary, Kuzey Amerika'daki bir çiftlikte yaşayan mutlu, besili bir inek. Günün birinde yanlışlıkla çiftçinin televizyonunu izliyor ve seyrettiği programda insanların inekleri nasıl kesip biçip yediklerine şahit oluyor. Feci bir buhran geçiren kahramanımız,yine televizyon izleyerek kendince bir çözüm buluyor: İneklerin kutsal sayıldığı Hindistan'a kaçacak ve mezbahadan kurtulacak!


Elsie, kaçış planını hazırlarken, domuz Jerry ile hindi Tom da inek kardeşimize bu macerada eşlik etmeye karar veriyorlar. Jerry'nin derdi, domuzun yasak olduğu İsrail'e kapağı atmak. Tom ise Türkiye'de kral muamelesi göreceğinden emin. Böylece üçü çiftçinin kredi kartını çalıp şenlikli bir maceraya dalıyorlar.


İncecik bir kitap, Kutsal İnek. Ben bir Pazar akşamı, o en sıkıcı, boğucu saatte okudum ve yüzüm güldü. Eğlenceli, hafif, tatlı bir kitap. Ve mesajını alabildiğine iyimser veriyor bize:


"Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibindeki hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi...
Hepimiz biriz.
Hepimiz kutsalız.
Mö."



14 Şubat 2016 Pazar

Merhume


Murat Uyurkulak, April Yayınları


Okuduğum ilk Murat Uyurkulak kitabı idi Merhume. Yazarın dili çok yaratıcı, zengin. Oyuncaklı mı desem? Başta zevkle okuduğum bu dil sonlara doğru yordu beni.


Sürprizli bir hikayesi var kitabın. Hiç bahsetmek istemiyorum. Bir koldan Evren'in berikinden Hilmi ve Davut hafiyelerin öyküsü akıyor. Fantastik bir dünya çizmiş yazarımız. Haliç doldurulmuş mesela, üzerine kat kat binalar çıkılmış. Beyoğlu'nda büyük yangın çıkmış, Demirören ucubesi yağmalanıp yıkılmış. Ankara'da deprem olmuş, Aksultan enkazın altında bulunmamış. Bir sürü ince detayla dolu kitap, algınız açıkken okumak lazım o minik minik detayları kaçırmamak için.


Kitabın en başında, Agatha Christie polisiyelerinden aşina olduğumuz "kitaptaki karakterler", "eldeki ipuçları" ve "cevaplanması gereken sorular" kısmı çok hoşuma gitti.


Zevkli bir okuma idi ama bende "ovv gidip bütün kitaplarını okumalıyım" hissi yaratmadı açıkçası.


En aklımda kalan:

"Topuna koyim... Hakikaten iyilik diye bi şey olsaydı, adı iyilik olmazdı... İyilik diye bi kelimeye gerek kalmazdı... İnsanın tabiatına gömülü olurdu, otomatikman yapılırdı... İyilikmiş... Siktimminin iyileri..."







31 Aralık 2015 Perşembe

Bin Yıllık Hemşehri


Halil Babilli, April Yayınları


Yılın son kitabı pek tatlı bir Istanbul güzellemesi. Theo Istanbul'un fethedildiği gün ölüp, ölümsüz bir gelincik olarak hayata geri dönüyor ve Istanbul'un bir sürü gizemine, meraklı olayına şahit oluyor.

Çok güzel bir kitap, keşke daha uzun olsaydı. Bütün hikayeler çarpıcı bir kurguyla birbirine bağlansaydı ve bütünlüklü bir roman haline gelseydi mükemmel olurdu.



6 Aralık 2015 Pazar

Daha Ne Olsun (If This Isn't Nice, What Is?)


Kurt Vonnegut, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Kurt Vonnegut tanışmak istediğim bir yazar idi, Daha Ne Olsun ile okumaya başladım. Sırada Şampiyonların Kahvaltısı ve Mezbaha 5 var.


Daha Ne Olsun bir roman değil, yazarın çeşitli üniversitelerin mezuniyet törenlerinde yaptığı konuşmalardan bir seçki. Daha çok yazarı tanımak maksatlı okudum. henüz yeni mezun olmuş, yolun başındaki adaylara verdiği sıra dışı öğütlerle ne denli samimi ve harika biri olduğunu anlayabiliyoruz.


Şuraya alıntılamazsam çatlarım:

"Ivır zıvır alabilmek için çantanızdan para araklayan yapayalnız bir gerzek olsun istemiyorsanız, çocuğunuzu TV ve bilgisayardan uzak tutun.

Kitaplardan vazgeçmeyin. Dostane ağırlıkları, hassas parmak uçlarınızla çevirdiğinizde sayfalarının tatlı gönülsüzlüğü ne güzeldir... Beyinlerimizin büyük bölümü, elimizin değdiğinin iyi olup olmadığını saptamaya uğraşır. Üç kuruş edebilecek her beyin, kitapların iyi olduğunu bilir.

Sakın internetteki hayaletlerden aile kurmaya kalkışmayın.

Bir Harley alıp Cehennem Melekleri'ne katılın, daha iyi. "


Bir de şunu da yazayım, son. Daha da noktalı virgül kullanmam zaten:)

"İlk kural : noktalı virgül kullanmayın. Noktalı virgüller hermafrodit travestilerdir; hiçbir şeyi temsil etmezler. Tek yaptıkları, üniversite gördüğünüzü göstermektir."


Algan Sezgintüredi'nin pek lezzetli çevirisi ile gayet keyifli, ufacık tefecik bir kitap.



15 Kasım 2015 Pazar

Son Şura


Sezgin Kaymaz, April Yayıncılık


Sevinç Kuşları, 3.kitap


Sezgin Kaymaz'ın Sevinç Kuşları üçlemesi, Son Şura ile tamamlanıyor. Kahramanlarımızla son kez buluşuyoruz artık, onları bir daha görmeyeceğiz. Başka bir gerçeklikte, onlar yaşamlarına devam edecekler. Canım Veysel, Naim, Hayri, Celil, Zila, Kübra, Gıyas, Deccal, Nazlı, Kıvırcık, Uğur, Taşkın ve daha onlarca rengarenk karakter kuşlarını uçurup gidiyorlar artık.


Kitap 7 Kasım'da fuarda ilk kez yayınlandı. Satın alan ilk kişi de benim:) Fakat şaşırtıcı, hemen okuyamadım kitabı. Ne bileyim, bunu da okuyunca bir başka Sezgin Kaymaz kitabı için daha ne kadar bekleyeceğiz, bilmiyorum ki? Neyse, sabrım 1 hafta bile sürmedi, kitabı aldığımın haftası okuyup bitirdim.


İkinci romanda olanların üzerinden 20 sene geçiyor ama bu 20 senenin geçişini ve 20 senede Ankara'nın ne biçim değiştiğini o denli akıcı anlatmış ki yazarımız, Ankaralı olmadığım halde onun özlemini paylaştım. Biz de Istanbul'da şehrimizi kaybettik çünkü. Bir Taksim Meydanımız bile yok.


20 sene sonra, Deccal Ağam ceketini asıp gitmişken, Japon namlı bir bela türüyor Ankara'da. Japon; Zila ile İrfan'ın; Kübra ana ile Gülhan'ın yaşadığı meşhur apartmanı almaya kalkışınca Gülbahçe İş Takip işe karışıyor. Böylece tüm kahramanlarımız son şurada bir araya gelip son oyunu oynuyorlar.


Serinin final kitabı olmasına rağmen yeni katakterler ekleniyor hikayeye: Ramazan Şerif, müdür Cüneyt, şöför Turna (allah onun binbir türlü belasını versin:), Ziya Amirim. Önceden tanıdıklarımız da adeta resmi geçit yapıyor. Ve finalde tüm hikaye bağlanıyor.


Aaa, allaa allaa, bak yaa diyerek okudum romanı, sonunda yüreğim kabardı yine:)


Kitabın kapağı hakkında da bir iki laf edeyim. İlk gördüğümde epey yadırgadım. Yazarın diğer kitapları (Bakele'den evveli) İletişim Yayınlarından çıkmıştı ve kapak tasarımları daha farklı idi. Daha klasik seçimlerdi ve çok hoşuma gidiyordu o kapaklar. Son Şura biraz tuhaf geldi o yüzden gözüme. Ankara detayları ile bezeli bir kapak. Yavaş yavaş alıştım diyebilirim:)


Sonuç olarak, tekrar diyorum ki : İyi ki Sezgin Kaymaz var ve iyi ki roman yazıyor:)


Algan Sezgintüredi, Judy, Sezgin Kaymaz

İmzalı kitabım:)




17 Mayıs 2015 Pazar

Zamanın Kızı (The Daughter of Time)


Josephine Tey, April Yayınları

Çeviri : Volkan Gürses


Kahramanımız Scotland Yard müfettişi Alan Grant, kırık ayağı ve hasarlı omurgası ile hastane yatağına hapsolmuştur. Can sıkıntısından patlamak üzereyken bir arkadaşının oyalansın diye getirdiği fotoğraflardan biri ilgisini çeker.

Bu, 400 sene önce hüküm sürmüş, Shakespeare oyunlarına konu olmuş trajik İngiltere Kralı 3.Richard'ın portresidir. Alan, adamın aslında tarih kitaplarında anlatılagelen canavar gibi görünmediğini düşünür. Acaba 3.Richard gerçekten üzerine atılan korkunç cinayeti işlemiş midir? Alan yattığı yerden tarihi bir araştırmaya başlar. Tarihi olaylara polis kafasıyla yaklaşarak 3.Richard'ın kuledeki prensleri öldürüp öldürmediğini kanıtlamaya çalışır.


Kitaptan çok zevk aldım, çünkü İngiltere tarihi, krallar ve kraliçeler daima ilgimi çeken bir konu olmuştur. Bu açıdan, İngiliz tarihi pek ilginizi çekmiyorsa kitabı sevmeyebilirsiniz. Ben bayıldım!



8 Mart 2015 Pazar

BAKELE


Sezgin Kaymaz, April Yayıncılık


Sezgin Kaymaz'ın yeni yayın evinden çıkarttığı ilk kitabı, yazarın öykü seçkisinden oluşuyor. Öykülerin bir kısmını Sezgin Kaymaz'ın Facebook sayfasında okumuştum. Daha sonra sayfada öykü yayınlanmayacağı duyuruldu, belki de bu kitap basılacağı içindir.


Kitap 198 sayfa, yani benim zevkime göre çok kısa. Öyküler çok tatlı. Sezgin Kaymaz'ın kendine has, fantastik demek istemiyorum, büyülü gerçeklik üslubuyla yazdığı her satırı okumak çok zevkli. Bence kitabın tek kötü yanı çok çabuk bitmesi.


Şimdi heyecanla Sevinç Kuşları üçlemesinin finalini bekliyoruz ustadan.

Burada da Tempo Dergisinde yayınlanmış, Sezgin Kaymaz'dan okuma önerileri bulunuyor. Çok güzel bir liste.





29 Aralık 2014 Pazartesi

Maktülün Şansı


Algan Sezgintüredi, April Yayıncılık


Bana çok uzun gelen bir bekleyişin ardından, yılın son günlerinde Algan Sezgintüredi bize nefis bir armağan verdi, sağolsun. Aslında romanımızı Kitap Fuarına yetiştirmişlerdi, gelgelelim biz fuara ilk günü kapılar açılır açılmaz gittiğimiz için Maktulün Şansını görememiştik. Sonuçta ben kitabı İdefix Sanal Fuardan aldım ve 2014'ün kapanış kitabı olarak okudum. Ne iyi etmişim dostlar!


Eski dostlarımız Vedat, karaböceği Tefo ve de yavuklusu Nilgün bu sefer bir kayıp vakasına karışıyorlar. Avukat arkadaşları Seyfo'nun, uzak bir akrabasının oğlu Seyfo'yu arayıp "ölüm kalım meselesi, illa konuşmamız lazım" demiş; ardından Seyfo'nun hiç bir aramasına cevap vermemiştir. Şehir dışındaki Seyfo, bizimkilerden yardım isteyince kahramanlarımız kayıp delikanlının dairesine yasa dışı bir baskın düzenler. Daire bal dök yala cinsinden temiz ve bomboştur. Delikanlıya ait bulabildikleri yegane şeyler, anlaşılmaz görünen bir dizi matematik formülüdür. Formülün peşine düşen kahramanlarımız, nasıl olduysa birden kendilerini derin devletin bulanık sularında buluverirler.


Enfes bir polisiye Maktulün Şansı. Merak duygusu son sayfaya kadar hiç bitmiyor bir kere, ne oldu ne olacak diye sayfaları heyecanla çeviriyoruz. Beri yandan şu Yeni Türkiye'nin pek sağlam bir eleştirisini içimizin yağları eriyerek okuyoruz. Yazarımızın eline sağlık. Vedat Kurdel'in kendine has mizahı da gayet yerinde. Sonuçta bence serinin en iyi kitabı olmuş Maktulün Şansı.


Polisiye seviyorsanız kesinlikle kaçırmamanız gereken pek leziz bir kitap.


Söylemeden geçemeyeceğim; kitabın ithaf cümlesi içimi titretti:

"Alt tarafı üç ağaç demeyen, her biri ayrı ciğer yakan maktul çocuklarımıza, elbette eşimle oğluma ve gönül rahatlığıyla her ana öyledir ama benimki çok daha öyledir diyebileceğim anacığıma..."