distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2016 Cuma

Sıcak Kafa


Afşin Kum, April Yayıncılık


Sıcak Kafa benim için yılın sürprizi idi. Ülkemizden bu denli yaratıcı bir fikir çıkması, üstelik bu fikir üzerine harika bir distopya romanı yazılması müthiş ve bu kitabı herkesin okumasını, kitabın yabancı dillere çevrilmesini istiyorum.


Kitabımız tüm dünyayı saran bulaşıcı hastalığın pençesindeki İstanbul'da geçiyor. Yazarımız bu dünyayı kısa romanında çok güzel oluşturmuş, inanıyor ve içine giriyoruz bu aklını yitirmiş dünyanın. Kahramanımız da kaotik İstanbul'da, hastalığa yakalanmadan bir arkadaşını bulmaya çalışıyor.


Kitabın sonuna kadar "acaba ne olacak" diye heyecanlanarak okudum, merak duygusu finale kadar devam etti kitabın. O kadar ki, gece uykusuz kalıp okumaya devam ettim, elimden bırakamadım. Kitabın en hoşuma giden yanı da şu; distopya olduğu halde son derece de muzip bir dille yazılmış Sıcak Kafa. Gülerek, şaşırarak okudum ben bu kitabı.


Harika bir kitap ve büyük bir başarı, bence herkes okumalı.





1 Kasım 2016 Salı

Fahrenheit 451


Ray Bradbury, İthaki Yayınları

Çeviri : Zerrin Kayalıoğlu,  Korkut Kayalıoğlu


Kitap okumanın yasaklandığı, kitapların acımasızca yakılarak yok edildiği bir geleceği anlatıyor Fahrenheit 451. İnsanlar duvarları kaplayan televizyonlarının karşısında uyuşmuş, devlet sansürü köküne kadar gitmiş. Guy Montag bu ortamda kesinlikle yasak olan kitapları bulduğu yerde yakıp kül eden itfaiye ekibinde çalışıyor. (Eskiden itfaiyecilerin yangın çıkartmadığı aksine yangınları söndürdüğü sadece bir efsane bu devirde). Günün birinde Guy, kitapları yanarken evini terketmeyen kadının evinden bir kitap çalıyor ve okudukça değişmeye başlıyor. Çünkü


"Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz şeyler, kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. Bir hiç için kalmazsın."


Ne diyeyim, harika bir kitap ve günümüz Türkiye'sinde artık distopya değil de geleceğin öngörüsü gibi okudum ben Fahrenheit 451'i. Çok üzgünüm.



20 Ağustos 2016 Cumartesi

04:00


Hikmet Hükümenoğlu, Everest Yayınları


Hikmet Hükümenoğlu sevdiğim bir yazar. Bu kitabını epeydir bekletiyordum okumak için, nihayet yeni romanını yayınlayınca elime aldım 04:00 kitabını.


04:00 yakın gelecekteki İstanbul'da geçiyor. Şehir aşırı kalabalık. Etrafta tek bir ağaç bile kalmamış. Taksim meydanı dahil her yer devasa bir şantiyeye dönmüş. Şehri dev reklam ekranlar, mafyalaşmış işportacılar ve neofosforlu renkler istila etmiş. Bir de askerler salgın bahanesi ile kısım kısım semtleri yakıyorlar. Bu yangınların dumanıyla atmosfer zehirlenmiş. Yağmurda kalırsanız siz de zehirlenip ölüyorsunuz. Kuşlar delirmiş, topluca intihar ediyorlar. Tuhaf bir yeteneğe sahip olan kahramanımız da bu şehirde kaybolan bir çocuğu arıyor.


Her zamanki gibi yazarımız gayet akıcı bir roman kaleme almış, sonuna dek zevkle okudum kitabı ancak önceki romanlara göre epey karanlık buldum 04:00'ı. Bu yüzden daha mı az sevdim peki? Hayır tabii ki de. Bu ülke bizleri daha mutsuz, daha umutsz hâle getiriyor günbegün. Bir yazarın da bu gidişattan etkilenmemesi beklenemez. Ayrıca İstabul'un geleceğine baktığımızda aydınlık bir roma hiç de ciddiye alınacak bir çaba olmazdı zaten.






23 Temmuz 2016 Cumartesi

Karanlık Zihinler (The Darkest Minds #1)


Alexandra Bracken, Parodi Yayınları

Çeviri : Handan Sağlanmak


Bu kitabı çok duymuştum , keşke almadan önce biraz daa araştırsaymışım. Hiç beğenmedim.

Amerika'da bir virüs çıkmış ve çocuklar birden bire hastalanıp patır patır ölmeye başlamışlar. Büyükler de çare olarak hayatta kalan çocukları hapsetmeye karar vermişler. Kahramanımız da bu çocuklardan biri. Kendisi de evlat olsa sevilmeyecek pek mızmız bir tip olduğundan kitaptan hoşlanamadım sevgili okuyucular.

Karar sizin.



23 Kasım 2015 Pazartesi

Kızıl Kraliçe (Red Queen)


Victoria Aveyard, Pegasus Yayınları

Çeviri : Onur Kınacı Birler



Kızıl Kraliçe'yi Pegasus Yayınları bir tantana ile Kitap Fuarında özel kutusuyla satışa sürdü. Goodreads'deki yorumları da iyiydi, ben de alıp hemen okudum.


Kızıl Kraliçe'nin anlattığı dünyada insanlar kanlarının rengine göre ikiye ayrılmış. Gümüş kanlılar üstün ırk sayılırken, kırmızı kana sahip kalabalıklar ezilmiş, ölsünler diye bitmek bilmeyen savaşa gönderilmiş, en ağır işlerde kullanılmış. Gümüşlerin her birinin özel bir yeteneği var, kimi akıl okuyor, kiminin fiziksel kuvveti ölümcül, kimi suyu kimi ateşi bükebiliyor. Kızıllara hükmetmeyi hak bilmişler, berikiler de ezilmeyi kabul etmiş.


Kahramanımız Mare hizmetçi olarak girdiği Gümüş kralın sarayında beklenmedik olaylar sonucu bir prensese dönüşüyor. Fakat entrikalarla dolu saray hayatında kime güveneceğini de zor yoldan öğrenmesi gerekiyor.


Kitap akıcı yazılmış, çevirisi de düzgün. Fakat benim iki sıkıntım var.

Bir, kitabın dünyasını çok algılayamadım. Yani teknolojinin neresinde duruyorlar, zeplin uçuyor, jetler gidiyor ama neden masalımsı elmas camdan sarayda yaşıyorlar. O konuda biraz kafa karışıklığı oldu.

İki, kitap okuduğumuz başka bir sürü bu ip kitaba benziyor. Özel yetenekler, elektriğe hükmeden kız, en başta arenadaki oyunlar.. Ne bileyim insanın aklına Açlık Oyunları, Taht Oyunları, Yetenek, Ateş Laneti gibi kitaplar geliyor. Daha da gider bu liste.


İyi hoş, sıkılmadan okudum ama illa okumalısınız diyemem.







8 Ağustos 2015 Cumartesi

Kafes (BirdBox)


Josh Mallerman, İthaki Yayınları

Çeviri : Aslı Dağlı


Kitap epey bir tantana ile çıktı, İthaki de kitabı epey babalayınca tabii hemen alıp okudum.

Dünyanın çeşitli yerlerinde insanlar gördükleri bir şey yüzünden delirip yanlarında kim varsa öldürüp sonunda intihar etmeye başlıyorlar. Bir nevi Stephen King'in Mahşer'ini amdırıyor yani hikaye. Kahramanımız Malorie aynı Mahşer'deki Frannie gibi, dünyanın sonu gibi görünen bu dehşet günlerinde hamile kalmış. Malorie, pencereleri örtülü, kapısı kilitli bir evde, hiç dışarı çıkmadan 4 sene yaşamış. Roman geri dönüşlerle Malorie'nin bu eve gelişini, evdekilerle yaşadıklarını aynı zamanda dört sene sonraki kaçış macerasını anlatıyor.

Bence korkutucu bir kitap değil. Daha ziyade psikolojik gerilim diyebilirim.Çok etkilendiğimi söyleyemem.




21 Mayıs 2014 Çarşamba

Labirent : Ölümcül Kaçış (The Maze Runner)


James Dashner, Pegasus Yayınları

Çeviri : Gizem Yeşildal


Kahramanımız kendine gelir ve metal bir asansörün içinde olduğunu farkeder. İsminin Thomas olması dışında hiç birşey anımsamaz. Asansör onu Kayran'a çıkartır. Dört tarafı muazzam duvarlarla kapalı bir köydür burası, ahalisi de aynen Thomas gibi, isimlerinden başka birşey anımsamayan çocuklar. Kayranın etrafını, duvarları kayarak her gün değişen bir labirent sarmaktadır ve de labirentte dolanan ürkütücü yaratıklar çocukların baş düşmanıdır. Thomas ise labirentten kaçıp kim olduğunu öğrenmeye kararlıdır.


Ölümcül Kaçış, üç kitaplık serinin ilki. İkinci kitabı da geçenlerde yayınlandı. Hemen alıp okunacaklar listeme ekledim. Kötücül ve ürkütücü bir gelecekte geçen, oldukça meraklı bir roman Ölümcül Kaçış. Sonunda ne olacak, yeryüzünde ne olmuş, o çocuklar nasıl Kayran'a gelmişler, Kayran da neyin nesi diye merak ederek okuyorsunuz sonuna kadar. Distopik maceraları sevenler kaçırmasın bence bu seriyi.





Ölümcül Kaçış filme de çekilmiş, eylül ayında gösterime girecekmiş.