anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2016 Pazartesi

Siz Hiç ODTÜ'de Çocuk Oldunuz mu?


Cem Danyal Arslan, Pusula Yayıncılık


Bu sene okuduğum yüzüncü kitap sevgili arkadaşımın anı kitabı oldu, ne mutlu bana. Bu ilk kitabında yazarımız bize 1972 - 1980 yılları arasında o uçsuz bucaksız ODTÜ kampüsünde bir çocuk olarak yaşamanın ne demek olduğunu anlatıyor. Ufacık bir çocukla beraber o çalkantılı yılları yaşıyoruz devrimci ODTÜ kampüsünde. Avantajı büyük; kampüste her yere girip çıkmış; çocuk olmanın getirdiği dokunulmazlıkla hem eylemci abilerin ablaların hem de onları zapt etmeye çalışan jandarma ekibinin arasına girebilmiş mesela.

Çok hoşuma gitti bu küçük kitap, çünkü sizi alıp pek çok özlediğimiz o eski Türkiye'ye götürüyor. Ne bileyim, Hatırla Sevgili dizisini izlemek gibi bir zevk veriyor kitap. Devamını bekliyoruz.



2 Aralık 2016 Cuma

Yeni Moda Turuncu (Orange Is the New Black)


Piper Kerman, April Yayıncılık

Çeviri : Nihan Çevirgen


Kahramanımız Piper, kitabında defalarca belirttiği gibi sarışın, güzel bir kadın. 10 sene önce gençlik başında duman heyecanları ile uyuşturucu kuryeliği yapmış. Bu yüzden hapse girince de mapusluk hayatını yazmaya karar vermiş.

Dizisi nasıl bilemiyorum da kitap gerçekten sıkıcı, mânasız ve gereksiz. Kötü yazılmış, kötü bir kitap. Uzak durun derim. Amerika'da kadın hapishanesindeki hayatı okumazsa ölecek hastalığına yakalanmadıysanız, bu kitabı okumak için hiçbir sebebiniz yok.



3 Kasım 2016 Perşembe

Sokak Kedisi Bob (A Street Cat Named Bob)


James Bowen, Yabancı Yayınları

Çeviri : Işıl Karahanoğlu Zaimoğlu


Bu kitap James ile Bob'un gerçek hikâyesini anlatıyor. Uyuşturucu bağımlısı James'in hayatı sokakta rastladığı kedi sayesinde değişiyor. Çünkü James kediyi sahiplenip sorumluluğunu üstlenince onu iyileştirmek ve ona güzelce bakabilmek için iş buluyor, hırsla çalışıyor, vazgeçmiyor ve dönüşüyor; kedi iyileşirken aslında James de iyileşiyor.

Bir çırpıda okunan, basit bir kitap. Kedileri sevdiğim için okudum. Okumasam da olurdu.

Bu arada Bob'un filmi bile çekildi, katta galasına Cambridge Düşesi gelmişti.








8 Ekim 2016 Cumartesi

Zefiros - Ebedi Gençlik Rüzgarı


Gülriz Sururi, Doğan Kitap


Gülriz Sururi'nin anı kitabı Kıldan İnce Kılıçtan Keskince'yi harikulade bulmuştum. Bir An Gelir isimli devam kitabında hikâyesinin 80'lerden 2000'lere kadar olan kısmını anlatmıştı sanatçımız. Bu son kitapta ise epey yakın tarihte olup bitenleri, Engin Cezzar'ın hastalığını ve ölümü beklerken içinde bulunduğu ruh halini anlatıyor. Dolayısıyla ilk kitaptaki büyülenme durumunu yaşamadım; orada çocukluğunu, gençliğini, tutkusunu ve tiyatro aşkını anlatırken Türkiye'nin yakın tarihini de ortaya koyuyordu Gülriz Sururi. Bu kitapta iste ruhu ne denli canlı da olsa yaşlandığını hissediyoruz, ölümden o kadar çok bahsetmiş ki. Çünkü o giderse Engin Cezzar'a ne olacak ? Hayatını aynı şekilde nasıl idame ettirecek, hep bunu düşünüyor.


Kitapla beraber Gülriz Sururi'nin Müzikhallerim cd'si de geliyor. Ben özellikle sözlerini Engin Cezzar'ın harikulade Türkçeleştirdiği Let The Sunshine In - Doğsun Güneş şarkısını dinlerken çok mutlu oldum. Kimbilir acaba günün birinde bir tiyatro topluluğu geçmişte Gülriz Sururi ve Engin Cezzar'ın sahip olduğu cesareti bulup Hair'i sergiler mi?






12 Aralık 2015 Cumartesi

M Treni (M Train)


Patti Smith, Domingo Yayınları

Çeviri : Seda Ersavcı


Domingo, en sevdiğim yayıncılardan biri, farklı lezzetlerde yayınladıkları romanları her daim okumaktan zevk almışımdır. Yazarını tanımasam da "Domingo basmış" der ve okurum. ne yazık ki bir süredir roman değil boyama kitabı basmaya başlayarak beni üzdü Domingo. Kitap Fuarındaki kısacık sohbetimizde roman piyasasındaki düşüş sebebiyle bu yola girdiklerini söylemişlerdi. Daha evvel Çoluk Çocuk ile hayran kaldığımız Patti'nin yeni kitabı çıkınca roman orucunu açmışlar çok şükür.


Patti bu kitabında 65 yaşında ve en sevdiği kahvecide, her zamanki masasında oturmuş defterine karalarken aklından geçenleri, kocasına duyduğu özlemi, seyahatlerini anlatıyor. Gündelik hayatının rutinine bizi de katıyor, bu esnada yüzde yüz tam bir sanatkarın düşünüş şekline tanıklık ediyoruz. Patti bize rüyalarını ve hayallerini açıyor. Ona eşlik edip etmemek size kalmış.


Bu arada benim gibi kahve sever biriyseniz, kitabı okurken evde kahve bulunmasına özen gösterin. Benim kahvem bitmişti ve kitabı kapatınca koşa koşa gidip kafam kadar bir Americano içtim. Patti o kadar çok ve seve seve kahve içiyor ki, sayfalardan adeta burnuma kahve kokusu tüttü!


 Kolayca tavsiye edilebilen bir kitap değil M Treni. Oldukça şahsi bir kitap, herks kendi okuyup karar vermeli. Benim serbest çağrışımla ilerleyen bazı yerlerde kitaptan uzaklaştığım oldu. Ama sonrasında anılarına dönen Patti yine beni kendine bağlamayı bildi.


Patti yine yazsın, ben okurum!



20 Ağustos 2012 Pazartesi

Başkaldıran Kurşunkalem

Ferhan Şensoy, Ortaoyuncular Yayınları

Üstat Ferhan Şensoy'un otobiyografisinin ilk cildi, Kalemimin Sapını Gülle Donattım, 2001 yılında okuduğum ve tadı damağımda kalan bir eserdi. Taa o yıllardan beri, maceraların devamını; kendi tiyatrosunu kurmak tutkusuyla yanıp tutuşan; eşsiz yaratıcılığı beyninin ve kaleminin her zerresinden fışkıran genç Ferhan'ın tuttuğu yolda azim ve aşk dolu mücadelesinin devamını beklemekte idim.

Başkaldıran Kurşunkalem, ilk cildin bıraktığı yerden başlıyor. Kendi tiyatrosunu kurma düşüyle İstanbul'a dönen, artık otuzlarına gelen Ferhan'ın hayatındaki başka bir dönemi okuyoruz, üstadın o  kendine has dilinden. Yetmişli yılların, özel olarak İstanbul genel olarak Türkiye profilini de çiziyor Ferhan Şensoy kendi yaşamını anlatırken. Ayfer Feray ile çıktığı turneler ayrı bir lezzet, ara ara geri dönüşlerle sinema tadında anlattığı aile tarihi ayrı bir lezzet. Tiyatro oyuncularını, aktör muhabbetlerini, aşklarını ve gezilerini anlattığı kısımlar ise tadından yenmez, hele bir Özcan Özgür var ki, şahane... Ayrıca canım Haldun Taner'in sık sık karşımıza çıkması ne kadar güzeldi kitapta.

Tiyatro kurma sevdasıyla Türkiye'ye dönen Ferhan Şensoy'un, bu yolda attığı büyük bir adımla bitiyor kitap, Şahları da Vururlar oyununu kaleme alıyor ve oyunu Haldun Taner'e okuyunca, yolun açık olsun diyor bu tiyatro peygamberi genç yazarımıza.

Allahım, okumadım da yuttum adeta, tek kelimeyle şahane bir kitap.

Usta diğer ciltleri de 10 yıllık aralarla yayınlarsa ne yapacağız bilmem.



14 Temmuz 2012 Cumartesi

Hayalperestler (Woolgathering)

Patti Smith, Domingo Yayıncılık

Patti Smith'in anı kitabı Çoluk Çocuk, geçen yılın en sevdiğim kitaplarından idi. Bu yüzden büyük hevesle Hayalperestler'i edindim, okuyalı da epey oldu. Yazısı bir türlü çıkmadı ama, sanırım hayal kırıklığı yaşadığım için.

Hayalperestler ufacıcık bir kitap, karton kapaklı, şömiz ciltli olduğu için çok da güzel görünüyor. Ama bu tam manasıyla bir hatıra kitabı değil. Patti Smith kesik kesik bir kaç çocukluk anısından bahsediyor. Ama daha çok çocukluğunuzu düşündüğünüzde hissettiğiniz şeyleri, yarım yamalak anımsadığınız duyguları, ne bileyim o uzun yaz tatilinde, öğlen sıcağında evde uzanıp gökte uçuşan bulutları izlerken duyumsadıklarınızı anlatıyor. Tarif etmesi çok zor. Arada şiirler, mısralar, siyah beyaz fotoğraflar, hüzünlü bir kaç hatıra.

Değişik bir kitap, Hayalperestler. Çoluk Çocuk ile hiç mi hiç alakası yok. Alıp denemeden önce bu beklentiden kurtulmuş olursanız belki daha iyi olur.



3 Aralık 2011 Cumartesi

Kedilere Dair (On Cats)

Doris Lessing, Metis Yayınları

Nobel ödüllü yazar Doris Lessing, ömrü boyunca kedilerle yaşamış. Çocukluğunu geçirdiği Afrika'daki çiftlikte onlarca evcil ve yabanıl kediler; Londra'da yaşamaya başladıktan sonra eve gidip gelen, uzun yıllar yazarımız ve ev ahalisiyle beraber yaşyan kediler, sadece bir kaç sene  ortada görünenler, doğuranlar, kaçanlar, geçici olarak bakılanlar... Doris Lessing bütün bu kedileri müthiş yazar yeteneği ve sonsuz kedi sevgisiyle gözlemlemiş, sonra da her birinin hikayesini bu kitabı oluşturan hatıralarında anlatmış. Yıllar boyu gelip geçen kedilerin her bir diğerinden farklı, yazarımız da onları nevi şahsına münhasır bireyler olarak görüyor zaten, her pisinin kişiliğini özenle anlatıyor, tabii güzelliklerine hayran kalmaktan da geri durmuyor. Ah kedi diye tapınıyor onlara, güzel kedi, ipek kedi, kelebek patili kedi...

Kedi sevmeyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap, böylece kedi kedi diye neden dellendiğimizi biraz anlayacaklardır:) Kedi sevenler benim gibi ağlayarak okuyacaklardır zaten. Zira bir kediyle yaşamış olan herkesin başından geçmiş olabilecek işler bu hatıralarda anlatılanlar; doğumlar, ölümler, hastalıklar, sakatlıklar, acılar ve kedinin bitmek bilmeyen antikalıklarından duyulan müthiş zevk:)

Edebiyat severlerin Doris Lessing'in dilinden, şahane gözlemlerinden nefis bir tat alacaklarına inanıyorum.

Benim için bu yıl okuduğum en güzel kitaplardan oldu "Kedilere Dair". Çok severek tavsiye ediyorum.

"Kedileri tanıyıp, hayat boyu kedilerle birlikte olunca geriye insanlara karşı duyulandan çok farklı bir hüzün tortusu kalıyor: Onların çaresizliği karşısında çekilen acı, hepimiz adına duyulan suçluluktan oluşan bir tortu."



21 Mart 2011 Pazartesi

Çoluk Çocuk (Just Kids)

Patti Smith, Domingo

Patti Smith 1946 yılında doğmuş, 1967 yılında New York'a gelmiş, hayatının aşkı Robert Mapplethorpe ile tanışmış, birlikte yaşamaya başlamışlar, tek amaçları sanat yapmakmış. Sonunda Patti büyük bir şair ve şarkıcı olmuş, Robert ise sanatsal erotik fotoğraflarıyla olay yaratmış. Yaşamları ayrı yönlere gitse de, sevgileri ve dostlukları hiç tükenmemiş.

Çoluk Çocuk, Patti Smith'in hatıralar yokuşunda geriye giderek, Robert ile New York'da geçirdiği bohem yılları anlattığı bir kitap, Robert'a yakılmış bir ağıt aslında. Okurken her satırda Patti'nin Robert'a hissettiği sevgiyi, onun güzelliğine nasıl hayran olduğunu duyumsuyorsunuz  Robert eşcinsel olduğunu anladığında bile bitmeyen, eksilmeyen bir sevgi var aralarında. Bir de o yılların sanatçıları resmi geçit yapıyor adeta kitapta, yanınızdan Jimi Hendrix geçiyor, arka masada Janis Joplin yemek yiyor, Sam Shepard size bir sandviç ısmarlıyor... O bohem yaşama da tanıklık ediyoruz kitabı okurken.

Çiçek çocuklar döneminde yaşanan büyük bir aşkın, dostluğun romanı.  


7 Şubat 2011 Pazartesi

Shantaram


Gregory David Roberts, Artemis Yayınları

Çeviri : Banu T. Öğüdücü



Avustralyalı eğitimli bir adam; uyuşturucu müptelası olur, para bulmak için silahlı soygunlar yapar, hapse atılır, bu sebepten karısından ve kızından ayrı düşer, sonunda habire gardiyanlardan dayak yediği acımasız hapishaneden kaçıp Hindistan'a gelir, Bombay (Mumbai) şehrine... Kitap işte tam burada başlıyor, kendine Lin diyen kahramanımız, Bombay'a adım atar atmaz en yakın dostu olacak kişiyle tanışır, dünya tatlısı turist rehberi Prabu! Onunla beraber Bombay'ın parlak yüzünün ardındaki coşkulu ve rengarenk sefaleti keşfederken, Hindistan'ın gerçek yüzünü tanır ve bu şehre aşık olur.


Prabu sevgi ve saygı belirtisi olarak Linbaba diye hitap ettiği kahramanımızı köyüne götürür, Lin burada yerel lehçeyi öğrenir. Dönüş yolunda sarhoş olurlar, hırsızlar bunlara saldırır, Lin'in bütün parasını çalarlar. Prabu, Lin için kendi yaşadığı 25000 kişilik gecekondu alanında bir baraka ayarlar. Linbaba barakada ücretsiz olarak klinik işletir, her işe koşar, gecekondu ahalisinden biri olur çıkar. Kolera salgınında canla başla bokun içinde çalışmaktan yüksünmez.


Kentin parlak tarafında da çeşit çeşit arkadaşları vardır, Fransız Didier, Alman fahişe kız Ulla, kovboy olmayı hayal eden Vikram, Vikram'ın umutsuzca aşık olduğu soğuk İngiliz kızı Lettie ve Lin'in Bombay'daki ilk gecesinde karşılaşıp ilk bakışta vurlduğu soluk kesici buzlar kraliçesi Karla. Rengarenk ve baharat kokan Bombay sokaklarında macera, hareket bitmez. Linbaba bu sokaklarda hüküm süren büyük Mafya Lordu Abdül Kadir Han ile tanışır ve zamanla onun ekibine katılarak her tür yasa dışı mafya işinde çalışır, çok para kazanır, Kadir'i babası gibi sever. Hint hapishanesine düşüp 4 ay korkunç çileler çeker. Onu hapisten çıkartan Kadir bhai ile Afgan dağlarına gidip Ruslar'a karşı savaşır. Bombay'a sağ salim döndüğünde Bollywood işine bile bulaşır. Yeni dostlar ona yeni serüvenler getirecektir. Sadece Bombay'a duyduğu aşk ile Karla'ya beslediği tutku onu hiç bırakmaz. Ve Linbaba yaşamaya devam eder.


Çok uzun bir kitap Shantaram. Neredeyse 900 sayfa, sayfaları büyük yazıları küçük. Ama daha ilk cümlesiyle beni içine çekti ve tüm kitap Linbaba'nın ağzından yazıldığı halde bir an bile sıkılmadan okudum. Ben hiç çizmem satırların altını. Eğer öyle bir huyum olsaydı, kitabın sürüyle satırını çizmiş olurdum. Pek çok acı, sayısız serüven, aşklar ve mutluluklar görmüş bu adamın hayattan öğrenip bizimle paylaştığı altı çizilecek ve unutulmaz alıntılardı gerçekten.


Bununla beraber bir felsefe kitabı, birbirimizi sevelim, öpelim; çakra mantra kitabı değil kesinlikle Shantaram. Macerası, heyecanı, merak duygusu hiç bitmeyen köri kokulu, rengarenk ve capcanlı bir roman o. Linbaba ve Prabu ile beraber Bombay sokaklarına daldığımız ilk sayfalarda Hindistan; baharat kokuları, abartılı renkleri, delişmen insanları ile yanı başımızda beliriyor; adeta biz de kahramanlarımızla beraber hareketli sokaklarda dolaşıyor; sıcaktan ter döküp Muson yağmurlarıyla ferahlıyor; akşam olunca gecekonduya dönüp yerde yatıyor; keyiflenmek için haşhaş tüttürüp Kadir bhai'den hayat bilgisi öğreniyoruz.


Eğer sizi bambaşka bir  kıtada çok farklı bir ülkeye götürecek, sanki orada o macerayı yaşatıyormuş gibi içine alıp her şeyi unutturacak akıcı bir anı-macera romanı okumak istiyorsanız Shantaram sizi bekliyor. Özel olarak Hindistan merakınız varsa da mutlaka okumanız gereken, kesinlikle ülkenin kalbini ve ruhunu anlatan bir kitap.

Etkileyici ve unutulmaz.


"İşte böyle yaparız. Önce bir ayağımızı, sonra diğerini öne atarız. Bir kez daha gözlerimizi kaldırır dünyadaki karmaşıklığa, neşeye bakarız. Düşün. Yap. Hisset. Kendi yaşadıklarımızı, dünyayı besleyen ya da kurak bırakan iyilik ve kötülük dalgalarına bırakırız. Gölgeyle kaplı haçlarımızı umutla bir sonraki gece için yanımızda sürükleriz. Yeni bir günün vaatleriyle cesur yüreklerimizi ittiririz. Kendimizin dışında bir gerçeği tutkuyla, aşkla ararız. Özlemle, tarifsiz bir istekle kurtarılmayı tüm kalbimizle bekleriz. Kader bizi beklediği sürece yaşamaya devam ederiz. Tanrı yardımcımız olsun. Tanrı bizi affetsin. Yaşamaya devam ediyoruz."





1 Ocak 2011 Cumartesi

Engin Cezzar'ı Takdimimdir

İzzeddin Çalışlar, Doğan Kitap

Sevgili Engin, sen Türk Tiyatrosu'nun tarihini yazan, bu tarihi oluşturan birkaç onurlu isimden birisin. Birgün nasılsa birileri gerçekleri yazacak, ilerde genç birileri kaldıracak o tülleri, üfürecek o külleri ve gerçeği görecek ve yazacak. Sen de hakettiğin biçimde ebediyen anılmak üzere sayfalar arasındaki son yerini alacaksın. Gülriz.

Küçük bir kitap bu, uzun uzun yazılmış bir özyaşam öyküsü değil. Büyük sanatçı Engin Cezzar hayatında iz bırakan anları anlatıyor, sanki rakı sofrasına oturmuş muhabbetteyiz. O denli rahat ve samimi bir kitap. Küçüklüğü, Actor's Studio dönemi, İstanbul'a dönüşte estirdiği Hamlet fırtınası, Gülriz Sururi ile ardı ardına sahneye koyduğu efsanevi oyunlar, ve tabii sonsuz tiyatro aşkı,  bu küçük kitapta parça parça ve oldukça akıcı bir şekilde kaleme dökülmüş.


31 Aralık 2010 Cuma

Bir An Gelir


Gülriz Sururi, Doğan Kitap


Gülriz Sururi'nin anılarının 1980 döneminden 2000'lerin başına kadar olan kısmını da bu kitapta okuyoruz. Efsanevi Hair  ve Kaldırım Serçesi oyunlarının sahneye konulma süreçlerini, bu oyunların tüm maceralarını, tiyatronun altın çağının bitişini, fırtınalı ve bol gökgürültülü Gülriz Sururi & Engin Cezzar aşkının devamını yine Gülriz Sururi'nin ucundan bal damlayan enfes kaleminden zevkle okuyoruz.


Bu denli zengin bir sanatçıya sahip olduğumuz için ve o bizimle hayatını, hayatı ile birlikte gerçekten ülkemizin tarihini paylaştığı için ne kadar teşekkür etsek azdır.



30 Aralık 2010 Perşembe

Kıldan İnce Kılıçtan Keskince


Gülriz Sururi, Doğan Kitap


Nota olsa, do olurdu
Renk olsa, nar rengi
Kraliçe olsa, Nefertiti
İçki olsa, Fransız şampanyası
Tarihi kişi, Hürrem Sultan
bilin bakalım kimdir o?


Türk tiyatrosunun gelmiş geçmiş en büyük oyuncularından Gülriz Sururi'nin kaleme aldığı özyaşam öyküsü. Sanatçının ilk hatıralarından 1980 dönemine kadar olan periyoda tanık oluyoruz bu kitapta. Bir kere Gülriz Sururi'nin dili ve anlatımı olağanüstü, son derece lezzetli bir kitap okuyoruz. Anıları ve yaşamı ise soluksuz okunacak bir zenginlikte. Köklü bir sanatçı ailesine doğan bu küçük İstanbul kızının büyüme sancıları, sahneye çıkması, Karaca tiyatro ile Anadolu'yu gezerken pişmesi, tiyatro aşkıyla beraber efsanevi Engin Cezzar aşkını okurken; tiyatro kapılarında kuyrukların uzadığı, devlet başkanlarının  aktörleri ayakta alkışladıkları bambaşka bir Türkiye'nin de panoramasını izliyoruz. Ülkemizin en güzel düşünen, yazan, oynayan insanlarıyla tanışıyor, oyundan oyuna, tiyatrodan tiyatroya, kulislerden kokteyllere, terzilerden balık çarşısına gezerek 20. yüzyıl Türk sanat hayatına tanıklık ediyoruz.

Tek kelimeyle muhteşem bir kitap. Büyüleyici.



29 Aralık 2010 Çarşamba

Tek Ve Tek Başına Türkan

Ayşe Kulin, Everest

Türkan Saylan'ın hayatını, geri dönüşlerle; kendi ağzından ve o eşsiz hayattan geçmiş dostlarının, hastalarının hatıraları ile anlatan bir kitap. Belki edebiyat olarak favori Ayşe Kulin romanım Füreya kadar iyi değil, azıcık aceleye gelmiş gibi. Ama Türkan Saylan'ı; hayatını hekimlik mesleğine vakfetmiş, hastalarını ve mesleğini yaşamındaki herşeyden üstün gören, cüzamı bu coğrafyada bitirmek için ömrünü seve seve harcayan, yüreği insan sevgisi ile dolu hakiki bir vatansever olan bu eşsiz kadını bir kere daha hayranlık ve minnetle anarak, zevkle okudum bu kitabı. Örnek almak ve gurur duymak için okunması gereken etkileyici bir yaşam öyküsü.