labirent yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
labirent yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2016 Cumartesi

13.Oda (Room 13)


Edgar Wallace, Labirent Yayınları

Çeviri : Seda Çıngay


1920'lerin gangsterler dünyasında geçen klasik bir İngiliz polisiyesi. Sevdim.






29 Eylül 2016 Perşembe

Ayçöreği


Piraye Şengel, Labirent Yayınları


Kahramanımız Servet, sevimsiz bir adam. Genellikle kahramanımızı sevmek isteriz, yoksa kitapla aramıza mesafe girer, servet pek sevilesi bir tip değil. İşte bu ukala,, sevimsiz Servet, eski mahalleden komşusu Azade'ye iş teklif ediyor ve ikisi beraber Ayçöreği Dedektiflik Bürosu'nu kurup çalışmaya başlıyorlar.


Kitabın devamında bir sürü karakter işin içine giriyor, hepsine detaylıca yer verilmiş ama sorun şu ki kitap kısacık. Karakterleri anlatarak sayfalar geçiyor ve son birkaç sayfada dava çözülüyor. Bence finali çok aceleye gelmiş kitabın.


Pek beğenmedim.



10 Nisan 2016 Pazar

Siyah Bira


Vassilis Danellis, Labirent Yayınları

Yunancadan Çeviren : Mustafa Fotumacı


Kahramanımız Andreas, Atina sokaklarında gitar çalarak geçinmeye çalışan, ekseri bir bira parasını zor toplayan, sadece gitarını seven depresif bir genç. Bir gece sokakta gösteriler yapan Lazaros ile barda karşılaşıyorlar. Lazaros fütursuzca para harcıyor, bir sürü bira ısmarlıyor Andreas'a. Ertesi gün bir takım olaylar sonucu Andreas kendini morgda, Lazaros'u teşhis ederken buluyor. Üstelik kimi kimsesi olmadığından, cinayet değil intihar denerek kimsesizler mezarlığına gömülecek Lazaros. Bunun üzerine Andreas kendi imkanları ile katili aramaya koyuluyor.


Güzel bir acemi hafiye romanı Siyah Bira. Yine gayet sıradan, hatta toplumun dışlanan, gariban kesiminden bir kahramanımız var; kendince insanları sorguya çekip ipuçları peşinden koşarak olayı aydınlatmaya çalışıyor. Atmosfer çok tanıdık, Atina vr insanların genel haleti ruhiyesi  de gayet bizden. Hiç yabancı bir şehirde hissetmedim kendimi, sanki Istanbul'da, Kadıköy'de, Şile'de filan dolaşıp duruyordu Andreas.


Keşke kitapta birazcık, azıcık mizah unsuru bulunsa idi. Benim zevkime göre Andreas fazlaca karamsar ve depresif. İyimser hiç bir şey yok hikayede. Belki olayların Mart soğuğunda, pek fena havada geçmesi de böyle hissetmeme neden olmuştur.



21 Kasım 2015 Cumartesi

Simirna Cinayetleri -1 : Düello


Suphi Varım, Labirent Yayınları


Düello, her şeyden önce atmosferi ile akıl çelen bir kitap. Olaylar 1890 senesinde İzmir'de geçiyor. Kahramanlarımız o cafe senin, bu restoran benim gezip Belle Vue'de yürüyüş yaptıkça içimiz gidiyor, İzmir nasıl da Paris imiş bir vakitler diye.


İşte bu Levanten İzmirin tanınmış simalarından; dillere destan koleksiyonu ile herkesi kıskandıran Sör Charles Williams bir gece öldürülünce, aile dostu arkeolog Ronald Morgan cinayeti çözmek için uğraşmaya başlıyor.


Fakat bu kitabı zor okudum ben, sayfalar geçmek bilmedi, sebebi de cinayetin işlenmesi ve  kahramanımızın cinayetin peşine düşmesi için 70. sayfaya dek beklememiz. Buraya kadar da sürekli yeni karakterler ekleniyor hikayeye. O kadar çok isim ardı ardınca geliyor ki, onun nişanlısı, bunun arkadaşı, evin oğlu, dul kızı, İtalyan, Amerikalı, Alman, İngiliz derken takip etmek epey zorlaşıyor. Çünkü bu isimlerin hiç birini gözümüzde canlandıramıyoruz. Bu kadar karaktere gerek var mıydı bilmedim. Keşke kitabın başında Agatha Christie hikayelerindeki gibi bir "Bu romandaki karakterler" listesi olsa idi. Eminim çok işe yarayacaktı.


Bir diğer hoşlanmadığım yönü de diyaloglar oldu, bana yapay gelen bir tarzda konuşturmuş yazarımız karakterleri. Hiç birine ısınamadığım gibi kitabın içine de giremedim bir türlü.


Serinin devamında 2 kitap daha var: Kabus ve Gölge. Onları da almıştım ve okumayı planlıyordum. Fakat karakterlere sempati hissetmediğim için salt 19.yüzyıl İzmiri uğruna kitapları okuyabilecek miyim, orası meçhul:(



9 Mart 2015 Pazartesi

Hafif Bir Akıl Tutulması (A Slight Trick of the Mind)


Mitch Cullin, Labirent Yayınları

Çeviri : Zeynep Ünal


Labirent Yayınları sadece polisiye basan, nadide ve harikulade bir yayın evi. Polisiye okurlarına Labirent Yayınları kitaplarını gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Elimizdeki kitaba gelince, polisiye edebiyatın en meşhur kahramanlarından Sherlock Holmes hakkında bir romanla karşı karşıyayız. Sherlock feci yaşlanmış, iki elinde iki bastonla yürüyebiliyor. O harika hafızası adama oyunlar oynamakta, cebinden çıkardığı şeylerin ne olduğunu anımsamıyor, bir odaya neden gittiğini hatırlamıyor. Kitabımız, meşhur dedektifin bu yaşlılık günlerindeki hezeyanlarını anlatıyor. O yüzden bu kitaba polisiye demek ne derece doğru bilemedim. Yani kitapta geri dönüşlerle, Sherlock'un geçmişte karşılaştığı ve etkilendiği bir kadının öyküsünü okuduğumuz yerler var. Burada sandım ki polisiye durumlar olacak, yok o da olmadı. Sherlock'un yaşlı haliyle Japonya'ya yaptığı seyahat, dönüşte arı kovanları ile ilgilenmesi, derken trajik bir olay ve kitap bitti.

Yani kitabın amacını anlamadım ben. Amaç bir zamanların büyük adamının dokunaklı ihtiyarlık günlerini anlatmaksa; Sherlock'un acıklı yaşlılığını okumak istemezmişim ben, keşke daha önceden düşünseydim bunu.


Kitabın filmi de çekilmiş, Ian McKellen oynuyor Holmes'u.






15 Nisan 2014 Salı

Sonuncu Oda


Zuhal Kuyaş, Labirent Yayınları

Kahramanımız Ferruh, Istanbullu genç bir mirasyedidir. Avrupa'da vur patlasın çal oynasın paraları saçıp memlekete dönünce, ihtiyar Refika Teyzesinin İstinye'deki yalısına kapağı atar. Ne var ki, enişte bey rahmetli olduktan sonra borçlardan kurtulmak için miras reddedilmiş, koskoca Refik Paşa ailesinin varı yoğu bu eski yalı ve içindeki antikalar kalmıştır. Ferruh parasızlığa çare olarak, teyzesi ölünce alacağını varsaydığı mirası, antikacı Kohen'e satar. Fakat antikacıyı ziyarete gittiğinde adamın cesedini bulunca işler karışır.

Zuhal Kuyaş, bizi alıp eski Istanbul'un asude günlerine götürüyor. Bambaşka görgü kuralları, Boğaz'da balık, pavurya avları; sabah alınan deniz banyoları, köprüden kalkan vapur, yalıda yaşam... Aynı zamanda pek zevkli bir polisiye roman Sonuncu Oda. Yazarımızın alameti farikası, olaya karışan tarihi detay ise bu sefer Leonardo da Vinci'nin Kayalıklar Bakiresi tablosu! Bu da kitaba ayrı bir ilginçlik katıyor tabii.

Zuhal Kuyaş'ın lezzetli polisiyelerini bize ulaştırdığı için Labirent yayınlarına ne denli teşekkür etsek az. her iki kitabı da büyük zevkle okudum.




12 Nisan 2014 Cumartesi

Kartal Yuvası


Zuhal Kuyaş, Labirent Yayınları


Zuhal Kuyaş, Kartal Yuvası'nı 1949 senesinde yazmış. Kitap 1959 senesinde yayınlanmış. Labirent Yayınları'nın bize bu küçük, nefis romanı okuma şansı sunması harika doğrusu. Çünkü, hiç eskimemiş, taptaze, şahane bir Türkçeyle yazılmış, harika bir klasik polisiye Kartal Yuvası.

Olaylar 1948 senesinde, New York kentinde geçiyor. Tabii kahramanımız, Istanbul Üniversitesi'nden tarih profesörü Cezmi bey sayesinde, biz de Amerikalı sanayici Bay Christopher Hartford'un arka arkaya maruz kaldığı saldırıların sebebini araştırmaya başlıyoruz. Yazarımız, heyecanlı bir şekilde hadiselerin ucunu Alamut Kalesi ve Hasan Sabbah ile ilişkilendiriyor. Çok zevkli, bir an bile sarkmayan, hem de New York arkaplanını pek güzel kullanan tam bir klasik polisiye Kartal Yuvası. Bayıldım!




6 Nisan 2014 Pazar

Süleyman'ın Kuyuları


Hesna Onbaşı, Labirent Yayınları


Labirent Yayınları salt polisiye basan, kıymetli bir yayınevi. Türkçe basılmamış klasik polisiyeleri ve yepyeni yerli yazarları bize tanıtması ayrı bir güzellik. Süleymanın Kuyuları da, Hesna Onbaşı'nın ilk kitabı.

Kitabımız, kaçınılmaz olarak İlber Hocayı anımsatan, Topkapı Sarayı Müze Müdürü Cahit Gürel'in evinin önünde saldırıya uğraması ile başlıyor. Aynı anda Topkapı Sarayundan tuhaf bazı objelerin çalındığı haberi geliyor. Üstüne üstlük, şehrin kadim dehlizlerinden birinde kafaları kesilmiş iki ceset bulunuyor. Gayrettepe Asayiş Şubeden kahramanımız Sami Müdür de, tesadüf diyemeyeceği bu olayların peşine düşüyor.

Sami Müdür bana fena halde Ahmet Ümit'in Başkomser Nevzat'ını anımsattı. Güçlü bir esinlenme mi yoksa bir saygı duruşu mu, bilemedim?  Cinayetlerin tarihi bağlantısı ve kan iftiraları konusu kitaba derinlik katmıştı. Roman biraz daha hareketli, Ahmet Ümit benzerliği daha az olsa idi, daha çok severdim kitabı sanıyorum.

Yazarımızın ikinci kitabını merakla beklemekteyim. Umarım o da, Istanbul tarihinden enteresan hikayelerle zenginleşmiş bir polisiye olur.