kara mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kara mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Temmuz 2016 Pazartesi
Burada Ayrılıyoruz (This Is Where I Leave You)
Jonathan Tropper, April Yayıncılık
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Bu kitabı 2014'te almışım, 2 senedir okunacaklar sırasında bekliyordu yavrucak. Bayram tatilinde 10 gün eve kapanınca nihayet sırası geldi.
Burada Ayrılıyoruz bir Yahudi ailenin hikâyesini anlatıyor. Ailenin babası ölünce tüm kardeşler baba evine geri dönüyorlar ve anneleriyle 1 haftalık geleneksel şiva oturmasını yapıyorlar. Yani birbirinden uzaklaşmış, belki düşmanca duygular besleyen kardeşler, yedi gün boyunca hiç evden çıkmayacak ve geleneksel yas tutma adetini yerine getirecekler.
Olayları bize kardeşlerden Judd anlatıyor. Judd elinde doğum günü pastasıyla sürpriz yapmak için eve erken gelip karısını kendi patronu ile yatakta basmış. Ağabey Paul karısını yumurtlama zamanı hamile bırakmaya uğraşıyor. Abla Wendy'nin 3 çocuğu ve blackberry'sine yapışık yaşayan bir kocası var. Serseri küçük kardeş Phillip ise şiva'ya kendinden büyük yeni sevgilisi ile gelmiş. Anne ise bambaşka bir alem.
Kitap, şiva boyunca kardeşlerin birbirleriyle didişmelerini, Judd'ın hayatındaki krizle baş etmeye çalışmasını ve geçmişte aralarını açan olayları anlatıyor. Bu tip aile hikâyelerini çok sevdiğim için pek eğlenerek okudum. Zaman zaman gerçekten gülümsetiyor kitabımız.
Bu kitaptan uyarlanan bir film de çekilmiş, anneyi Jane Fonda, küçük kardeşi Adam Driver, Judd'ı Jason Bateman, ablayı da Tina Fey oynamış.
3 Nisan 2016 Pazar
Kedi Beşiği (Cat's Cradle)
Kurt Vonnegut, April Yayınları
Çeviri : Ekin Uşşaklı
Kahramanımız John, ki kendini Jonah diye çağırmamızı tercih ediyor; bir zamanlar Dünyanın Sona Erdiği gün diye bir kitap yazmak için malzeme toplayama başlamış. Kitabında atom bombasının patladığı gün önemli insanların ne yaptıklarını dil getirecekmiş. Araştırmalar yaparken atom bombasını yaratan Dr Hoenikker'in çocuklarına ulaşır, biri hariç. Frank Hoenikker, San Lorenzo Cumhuriyeti denen kayalık bir ada ülkesinde yaşamaktadır.
tesadüf bu ya, Jonah'a bir dergi San Lorenzo hakkında makale yazması için sipariş verince, kahramanımız kendini Bokononculuk dininin doğduğu memlekette buluverir ve Frank ile karşılaşır.
Tuhaf tiplerle dolu, dini, devleti, toplumu hicveden bir kitap. Dili çok akıcı. Ben bu tarz mizahtan pek haz etmiyorum, o yüzden çok sevmedim.
18 Mart 2016 Cuma
Glow
Ned Beauman, Domingo Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Ned Beauman'ın başka bir kitabını okuyup da sevmediyseniz Glow'u da okumayın bence. Ben daha önce Işınlanma Kazası'nı okumuş ve sevmemiştim. Bu tarz bir mizahı anlamıyorum herhalde. Daha klasik anlatım şeklini tercih ediyorum sanırım. Yine de, Domingo ne basarsa alıp okurum gibi bir yaklaşımım var, bu yüzden Glow'u da okudum. Hatta canım Sittirella'cığımdan doğum günü hediyem idi Glow:) Çok hevesle başladım ve sıkıla sıkıla bitirdim maalesef kitabı.
Fakat bir daha Ned Beauman mı, ASLA!
2 Mart 2016 Çarşamba
Kutsal İnek (Holy Cow)
David Duchovny, April Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
David Duchovny, bizim The X-Files dizisindeki Ajan Fox Mulder olarak tanıdığımız aktör. Oturmuş, akıllı bir ineğin ağzından eğlenceli bir roman yazmış. İşte o roman bu.
Elsie Bovary, Kuzey Amerika'daki bir çiftlikte yaşayan mutlu, besili bir inek. Günün birinde yanlışlıkla çiftçinin televizyonunu izliyor ve seyrettiği programda insanların inekleri nasıl kesip biçip yediklerine şahit oluyor. Feci bir buhran geçiren kahramanımız,yine televizyon izleyerek kendince bir çözüm buluyor: İneklerin kutsal sayıldığı Hindistan'a kaçacak ve mezbahadan kurtulacak!
Elsie, kaçış planını hazırlarken, domuz Jerry ile hindi Tom da inek kardeşimize bu macerada eşlik etmeye karar veriyorlar. Jerry'nin derdi, domuzun yasak olduğu İsrail'e kapağı atmak. Tom ise Türkiye'de kral muamelesi göreceğinden emin. Böylece üçü çiftçinin kredi kartını çalıp şenlikli bir maceraya dalıyorlar.
İncecik bir kitap, Kutsal İnek. Ben bir Pazar akşamı, o en sıkıcı, boğucu saatte okudum ve yüzüm güldü. Eğlenceli, hafif, tatlı bir kitap. Ve mesajını alabildiğine iyimser veriyor bize:
"Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibindeki hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi...
Hepimiz biriz.
Hepimiz kutsalız.
Mö."
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Işınlanma Kazası (The Teleportation Accident)
Ned Beauman, Domingo Yayınları
Işınlanma Kazası, 3 adamın birbiri içine geçen öyküsünü anlatıyor. On Yedinci yüzyılda, Adriano Lavicini diye bir sahne tasarımcısı, Işınlanma Makinesini icat ederek, sahnedeki eşyaların ve dekorların yerini mekanik olarak değiştirmenin yolunu bulmuştur. 1930'ların Berlin'inde, bohem sahne tasarımcısı Egon Loeser; Lavicini'nin icadından yola çıkarak hazırladıkları oyunu sahneye koymakla meşguldür. Kaliforniya'da ise Profesör Bailey hakiki bir Işınlanma Makinası üretmek için çalışmaktadır.
Hikaye asıl olarak Egon üzerinden ilerliyor. Egon, yıllar önce ders verdiği Adele'in büyüyüp afete dönüştüğünü görünce, kızın peşinden sürüklenmeye başlıyor, böylece yolu taa Kaliforniya'ya kadar uzanıyor. Kaliforniya'da bir dolu başka karakter çıkıyor karşımıza. Bütün karakterler ve olaylar, inanılmaz şekilde kesişerek birbiri ile bağlanıyor elbette.
Oldukça karmaşık bir roman Işınlanma Kazası, yazarın çok çok zeki olduğunu ve müthiş grift bir roman yazdığını düşünüyorum. Ama bu kadar karmaşa beni açtı mı diye soracak olursanız, hayır. Biraz sıktı beni bu kitap ve Ned Beuman'a karşı daha temkinli yaklaşırım artık.
Işınlanma Kazası, 3 adamın birbiri içine geçen öyküsünü anlatıyor. On Yedinci yüzyılda, Adriano Lavicini diye bir sahne tasarımcısı, Işınlanma Makinesini icat ederek, sahnedeki eşyaların ve dekorların yerini mekanik olarak değiştirmenin yolunu bulmuştur. 1930'ların Berlin'inde, bohem sahne tasarımcısı Egon Loeser; Lavicini'nin icadından yola çıkarak hazırladıkları oyunu sahneye koymakla meşguldür. Kaliforniya'da ise Profesör Bailey hakiki bir Işınlanma Makinası üretmek için çalışmaktadır.
Hikaye asıl olarak Egon üzerinden ilerliyor. Egon, yıllar önce ders verdiği Adele'in büyüyüp afete dönüştüğünü görünce, kızın peşinden sürüklenmeye başlıyor, böylece yolu taa Kaliforniya'ya kadar uzanıyor. Kaliforniya'da bir dolu başka karakter çıkıyor karşımıza. Bütün karakterler ve olaylar, inanılmaz şekilde kesişerek birbiri ile bağlanıyor elbette.
Oldukça karmaşık bir roman Işınlanma Kazası, yazarın çok çok zeki olduğunu ve müthiş grift bir roman yazdığını düşünüyorum. Ama bu kadar karmaşa beni açtı mı diye soracak olursanız, hayır. Biraz sıktı beni bu kitap ve Ned Beuman'a karşı daha temkinli yaklaşırım artık.
20 Temmuz 2013 Cumartesi
Alper Kamu - Cehennem Çiçeği
Alper Canıgüz, April Yayıncılık
Ve kabuslar ülkesinin Peter Pan'ı; daima 5 yaşında bodur hafiyemiz, insanlığın kara yazgısına vurulmuş lanetli mühür Alper Kamu geri döndü!
Alper Canıgüz'ün nefis Oğullar ve Rencide Ruhlar romanında tanıştığımız, 5 yaşında Oğuz Atay okuyan ve boş vakitlerinde mahalledeki cinayet olaylarını çözen, tespitleriyle aklımızı alan kahramanımızı yeni macerasında yine 5 yaşında buluyoruz. Çünkü "Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür."
Bizim şeytan velet, sümüklü arkadaşları ile muhabbette iken, mahalleye yeni taşınmış Ümit ile karşılaşıyor. Muhabbeti ilerletince küçük Ümit, kardeşinin öldüğünü, hem de kendisinin öldürdüğünü yumurtlayıveriyor Alper Kamu'ya. Buyrun size çözülmesi gereken yepyeni bir cinayet davası.
Cehennem Çiçeği, son derece akıcı diliyle bir çırpıda okunuveren bir polisiye tadında ilerliyor. Tabii dramatik unsurlar yok değil, hele ki Karanfil Kız öyküsü özellikle finaliyle kitabın belki en unutulmaz kısmı olmuş.
Fakat, ama, lakin...
Ben bu kitabı, Alper Canıgüz'ün ilk üçlemesi kadar sevmedim açıkçası. Yazarımızın alabildiğine coşkulu, absürd, rengarenk, hani o çılgın anlatımını bulamadım bu kitapta. Kahramanımız da sanki başkalaşmış, alelade küçük bir çocuğa dönüşmüş. Yani ilk maceradaki cehennem fırlaması ile, bu Alper Kamu aynı ufaklıklar değil gibi. Cehennem Çiçeği'nde absürd bir yan yok, halbuki yazarımızın onu diğerlerinden ayıran özelliği o sıra dışı mizahı değil miydi?
Benim sevdiğim ve beklediğim Alper Canıgüz bu değildi açıkçası. O pırıl pırıl hayalgücünü, kapıp koyvermiş unutulmaz anlatımını bir sonraki romanda görmek ümidiyle, sizi o unutulmaz ilk üçlemeyi okumaya davet ediyorum. Ne de olsa "Ruh belasını arar."
Ve kabuslar ülkesinin Peter Pan'ı; daima 5 yaşında bodur hafiyemiz, insanlığın kara yazgısına vurulmuş lanetli mühür Alper Kamu geri döndü!
Alper Canıgüz'ün nefis Oğullar ve Rencide Ruhlar romanında tanıştığımız, 5 yaşında Oğuz Atay okuyan ve boş vakitlerinde mahalledeki cinayet olaylarını çözen, tespitleriyle aklımızı alan kahramanımızı yeni macerasında yine 5 yaşında buluyoruz. Çünkü "Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür."
Bizim şeytan velet, sümüklü arkadaşları ile muhabbette iken, mahalleye yeni taşınmış Ümit ile karşılaşıyor. Muhabbeti ilerletince küçük Ümit, kardeşinin öldüğünü, hem de kendisinin öldürdüğünü yumurtlayıveriyor Alper Kamu'ya. Buyrun size çözülmesi gereken yepyeni bir cinayet davası.
Cehennem Çiçeği, son derece akıcı diliyle bir çırpıda okunuveren bir polisiye tadında ilerliyor. Tabii dramatik unsurlar yok değil, hele ki Karanfil Kız öyküsü özellikle finaliyle kitabın belki en unutulmaz kısmı olmuş.
Fakat, ama, lakin...
Ben bu kitabı, Alper Canıgüz'ün ilk üçlemesi kadar sevmedim açıkçası. Yazarımızın alabildiğine coşkulu, absürd, rengarenk, hani o çılgın anlatımını bulamadım bu kitapta. Kahramanımız da sanki başkalaşmış, alelade küçük bir çocuğa dönüşmüş. Yani ilk maceradaki cehennem fırlaması ile, bu Alper Kamu aynı ufaklıklar değil gibi. Cehennem Çiçeği'nde absürd bir yan yok, halbuki yazarımızın onu diğerlerinden ayıran özelliği o sıra dışı mizahı değil miydi?
Benim sevdiğim ve beklediğim Alper Canıgüz bu değildi açıkçası. O pırıl pırıl hayalgücünü, kapıp koyvermiş unutulmaz anlatımını bir sonraki romanda görmek ümidiyle, sizi o unutulmaz ilk üçlemeyi okumaya davet ediyorum. Ne de olsa "Ruh belasını arar."
17 Haziran 2013 Pazartesi
Fang Ailesi (The Family Fang)
Kevin Wilson, Domingo Yayınları
Caleb ve Camille Fang, performans sanatçıları. Yani misal, alışveriş merkezine gidip olay çıkartıyorlar ya da sahte bir nikah töreni düzenliyorlar ve böylece olan bitenden habersiz bizler de, sanatı gerçekleştiği yerde deneyimlemiş oluyoruz.
Çocukları olunca onları da performansa dahil etmeye başlar Caleb ve Camille. Fakat Annie ile Buster bu performansları kaçıkça bulmaktadırlar, büyüyüp ilk fırsatta evden uzaklaşır, kendi hayatlarına bakarlar. Ne var ki, kurdukları hayatlar çökünce baba evine geri dönecekler ve hepsi tekrar bir araya gelecektir.
Domingo'nun yayınladığı her kitabı koşa koşa gidip alıyor ve bir çırpıda okuyorum. Fang Ailesi'ni de bir kaç saatte okudum. Haftalar önce, direniş başlamadan evvel son okuduğum kitaplardandı. Akıcı ve kolayca okunabilen bir roman. Çocukların bağımsızlıklarını kazanıp kendi ayakları üzerinde durma savaşlarını da anlatıyor diyebiliriz. Ama bana pek bir şey ifade etmedi açıkçası Fang Ailesi. Bu kitap için kopan yaygarayı anlamadım kısacası.
Caleb ve Camille Fang, performans sanatçıları. Yani misal, alışveriş merkezine gidip olay çıkartıyorlar ya da sahte bir nikah töreni düzenliyorlar ve böylece olan bitenden habersiz bizler de, sanatı gerçekleştiği yerde deneyimlemiş oluyoruz.
Çocukları olunca onları da performansa dahil etmeye başlar Caleb ve Camille. Fakat Annie ile Buster bu performansları kaçıkça bulmaktadırlar, büyüyüp ilk fırsatta evden uzaklaşır, kendi hayatlarına bakarlar. Ne var ki, kurdukları hayatlar çökünce baba evine geri dönecekler ve hepsi tekrar bir araya gelecektir.
Domingo'nun yayınladığı her kitabı koşa koşa gidip alıyor ve bir çırpıda okuyorum. Fang Ailesi'ni de bir kaç saatte okudum. Haftalar önce, direniş başlamadan evvel son okuduğum kitaplardandı. Akıcı ve kolayca okunabilen bir roman. Çocukların bağımsızlıklarını kazanıp kendi ayakları üzerinde durma savaşlarını da anlatıyor diyebiliriz. Ama bana pek bir şey ifade etmedi açıkçası Fang Ailesi. Bu kitap için kopan yaygarayı anlamadım kısacası.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Sisters Kardeşler (Sisters Brothers)
Patrick DeWitt, Domingo Yayınları
Charlie ve Eli Sisters kardeşler, vahşi batıda namları yürümüş kiralık katillerdir, esrarengiz Bay Commodore'un emrinde çalışırlar. Yeni görevleri Hermann Kermit Warm'ı öldürmektir. Warm, altına hücumun en heyheyli dönemini yaşayan Kaliforniya'daki arayıcılardan sadece biridir. Kardeşler, Oregon'dan dıgıdık dıgıdık yola çıkarlar. Tabii yol boyu başlarına gelmeyen kalmaz. Yolun sonunda da başka sürprizler onları beklemektedir.
Harika bir roman Sisters Kardeşler. Olayları bize kardeşlerin küçüğü ve vicdanlısı Eli anlatıyor. Gayet Tarantinovari bir tarzı var Eli'yın (dolayısıyla yazarın:) . Adamlar meşhur psikopat katiller, haliyle birilerini vurup öldürmek, kan, kin, vahşet bunların hayatının normali. O yüzden de sakin sakin, gayet olağanmış gibi okuyoruz bizimkilerin kanlı maceralarını. Eli bu arada bize içini de döküyor, meğersem o bu işlerden kurtulup bir dükkan açarak; tezgahtarlık yapmak istiyormuş aslında.
Çok sevdim Sisters Kardeşleri. Western film sevmem ama bu romana bayıldım.
Charlie ve Eli Sisters kardeşler, vahşi batıda namları yürümüş kiralık katillerdir, esrarengiz Bay Commodore'un emrinde çalışırlar. Yeni görevleri Hermann Kermit Warm'ı öldürmektir. Warm, altına hücumun en heyheyli dönemini yaşayan Kaliforniya'daki arayıcılardan sadece biridir. Kardeşler, Oregon'dan dıgıdık dıgıdık yola çıkarlar. Tabii yol boyu başlarına gelmeyen kalmaz. Yolun sonunda da başka sürprizler onları beklemektedir.
Harika bir roman Sisters Kardeşler. Olayları bize kardeşlerin küçüğü ve vicdanlısı Eli anlatıyor. Gayet Tarantinovari bir tarzı var Eli'yın (dolayısıyla yazarın:) . Adamlar meşhur psikopat katiller, haliyle birilerini vurup öldürmek, kan, kin, vahşet bunların hayatının normali. O yüzden de sakin sakin, gayet olağanmış gibi okuyoruz bizimkilerin kanlı maceralarını. Eli bu arada bize içini de döküyor, meğersem o bu işlerden kurtulup bir dükkan açarak; tezgahtarlık yapmak istiyormuş aslında.
Çok sevdim Sisters Kardeşleri. Western film sevmem ama bu romana bayıldım.
12 Mayıs 2013 Pazar
Yatak (Bed)
David Whitehouse, Domingo Yayınları
Hiçbir şey yapmamak, bazen her şeyi değiştirir.
İki sene önce, önce o harika Çoluk Çocuk'u ardından da beklenmedik On Bir'i okuduktan sonra Domingo Yayınları'nı sıkı takip etmek gerekiyor demiştim. Gerçekten çok ilginç ve zevkle okuduğum kitaplar yayınlıyorlar ve favori yayınevim gibi bir şey oldular.
Yatak, başına buyruk ve sıradışı Malcolm'un hikayesini, küçük erkek kardeşinin ağzından anlatıyor. Küçük kardeşin adını hiç bilemiyoruz. Yazarımız bir röportajda, kardeşe bilerek isim vermediğini; çünkü onun tüm hayatını Malcolm'un gölgesi altında yaşadığını söylüyor.
Malcolm ufaklığından itibaren sisteme karşı çıkan bir çocuk, istemediği şeyleri yapmak zorunda kalmamak için soyunuveriyor, ailesi yerin dibine geçerken o, çırılçıplak ortalıkta koşuşturmaktan hiç mi hiç çekinmiyor. Büyüyünce ise, neden ona dayatılan planı yaşamak zorunda olduğunu sorguluyor. Neden herkes işe girip çalışmak, evlenip fatura ödemek, üreyip çocuk sahibi olmak zorundadır ki? Sonunda bu ortalama ömürden geriye ne kalacaktır? Hayatın ne anlamı vardır? Eğer yapman gereken şeyi yapmıyorsan, o hale hiç birşey yapmaya da gerek yoktur.
Böylelikle Malcolm, 25 yaşında, bir daha kalkmamacasına yatağına yatar. Ailesinin bütün dünyasını değiştirecektir bu şekilde.
Malcolm'un kardeşi hikayesini bugünden, yataktan kımıldamayan 600 kiloluk obez adam ile başlıyor anlatmaya. Sonra geri dönüşlerle çocukluk yıllarından bahsediyor. Her iki zaman dilimini de merakla takip ediyoruz.. Malcolm'u yatağa yatıran geçmişini ve yatakta geçen bugününü sular seller gibi yutarak okuyoruz adeta.
İnsan hayatı, aile, sevgi ve aşk üzerine sarsıcı bir kitap.
28 Nisan 2013 Pazar
Ruhi Mücerret
Murat Menteş, April Yayıncılık
Eğlenceli kapağı ile dikkatimi çeken Ruhi Mücerret'in adını sık sık duyunca alıp okumaya karar verdim. Kitabın başları hoşuma gitti. 100 yaşına gelmiş, ailesinden bir sürü insan gömdüğü halde kendi ölememiş son İstiklal Harbi Gazisi Ruhi Mücerret'in maceraları, en başta delişmen ve çok çılgınca idi. Kahramanımızın her fırsatta "ve mezar taşıma şunu yazdırmaya karar verdim", "sonuçta mezar taşıma bunu yazdıracağım" vs vs demelerini sevdim, hatta her birinin altını çizdim.
Kitap ilerledikçe maalesef beni boğmaya başladı, fazla düşük çeneli mi desem nasıl ifade etsem bilemiyorum. Çok ve fakat boş konuşuyordu bu kitap bence. Uzadıkça sıktı, sonlara doğru Civan Kazanova anlatmaya başlayınca biraz daha tahammül edilebilir oldu. Finalde ise "ohh şükür bitti" hissiyle ayrıldım bu kitaptan.
Bence Murat Menteş, bir Alper Canıgüz hiç değil.
Eğlenceli kapağı ile dikkatimi çeken Ruhi Mücerret'in adını sık sık duyunca alıp okumaya karar verdim. Kitabın başları hoşuma gitti. 100 yaşına gelmiş, ailesinden bir sürü insan gömdüğü halde kendi ölememiş son İstiklal Harbi Gazisi Ruhi Mücerret'in maceraları, en başta delişmen ve çok çılgınca idi. Kahramanımızın her fırsatta "ve mezar taşıma şunu yazdırmaya karar verdim", "sonuçta mezar taşıma bunu yazdıracağım" vs vs demelerini sevdim, hatta her birinin altını çizdim.
Kitap ilerledikçe maalesef beni boğmaya başladı, fazla düşük çeneli mi desem nasıl ifade etsem bilemiyorum. Çok ve fakat boş konuşuyordu bu kitap bence. Uzadıkça sıktı, sonlara doğru Civan Kazanova anlatmaya başlayınca biraz daha tahammül edilebilir oldu. Finalde ise "ohh şükür bitti" hissiyle ayrıldım bu kitaptan.
Bence Murat Menteş, bir Alper Canıgüz hiç değil.
24 Aralık 2012 Pazartesi
Pembe Tütülü Amiral
Mehmet Murat Somer, Sel Yayıncılık
Türk Silahlı Kuvvetlerinden bir amiral, pembe tütüsü, kıllı bacakları, göbeği ve bale papuçlarıyla tam takım giyinmiş; otel odasında, diğer 3 subay ve gece boyu bunlara eşlik eden 4 yakışıklı delikanlıya özel mi özel bir gösteri sunmaktadır. Çaykovski'nin Kuğu Gölü balesi eşliğinde, pembe tütüsünü hoplata zıplata basbayağı bale yapmaktadır Amiral. Ne var ki, en önemli hareketin ortasında ani bir kalp krizi geçirip hakkın rahmetine kavuşuverir.
Evli barklı bir ordu mensubu, üzerinde bale kıyafeti, yüzünde sahne makyajı; odasında da başka subaylar ve jigololarla çevrilmiş halde ölmüştür. Ortalık tam manasıyla karışır. Askeriyeye kinli bölge savcısı odada olup bitenleri ortaya çıkarmaya uğraşır, ordunun demir yumruğu rezaleti örtbas etmek ister, medya ise bir skandalın peşindedir.
Kitap bir kahramanın başından geçenleri anlatmıyor, bu olay etrafında ordu-savcılık-medya arasında gidip gelerek gelişmeleri bize aktarıyor. Davanın nasıl ilerleyip sonuçlandığına dört koldan tanık olurken muazzam bir ikiyüzlülükle, gün gibi ortada olan gerçeğin nasıl saptırılıp üzerinin örtüldüğünü okuyoruz.
Bence gayet gerçekçi bir roman. Eğlencelik niyetine okuduğum için biraz sıkılmış olabilirim.
Türk Silahlı Kuvvetlerinden bir amiral, pembe tütüsü, kıllı bacakları, göbeği ve bale papuçlarıyla tam takım giyinmiş; otel odasında, diğer 3 subay ve gece boyu bunlara eşlik eden 4 yakışıklı delikanlıya özel mi özel bir gösteri sunmaktadır. Çaykovski'nin Kuğu Gölü balesi eşliğinde, pembe tütüsünü hoplata zıplata basbayağı bale yapmaktadır Amiral. Ne var ki, en önemli hareketin ortasında ani bir kalp krizi geçirip hakkın rahmetine kavuşuverir.
Evli barklı bir ordu mensubu, üzerinde bale kıyafeti, yüzünde sahne makyajı; odasında da başka subaylar ve jigololarla çevrilmiş halde ölmüştür. Ortalık tam manasıyla karışır. Askeriyeye kinli bölge savcısı odada olup bitenleri ortaya çıkarmaya uğraşır, ordunun demir yumruğu rezaleti örtbas etmek ister, medya ise bir skandalın peşindedir.
Kitap bir kahramanın başından geçenleri anlatmıyor, bu olay etrafında ordu-savcılık-medya arasında gidip gelerek gelişmeleri bize aktarıyor. Davanın nasıl ilerleyip sonuçlandığına dört koldan tanık olurken muazzam bir ikiyüzlülükle, gün gibi ortada olan gerçeğin nasıl saptırılıp üzerinin örtüldüğünü okuyoruz.
Bence gayet gerçekçi bir roman. Eğlencelik niyetine okuduğum için biraz sıkılmış olabilirim.
23 Aralık 2012 Pazar
Kraliçe Kitap Okuyor (The Uncommon Reader)
Alan Bennett, Sel Yayıncılık
Bu küçücük kitap, senenin en tatlı keşiflerinden oldu benim için. Ağzım kulaklarımda, bir solukta okudum. Zaten tastamam 100 sayfalık, mini mini bir romancık.
Tabii konu İngiliz kraliyet ailesi ile alakalı olunca, hatta baş kahramanımız bizzat majesteleri Kraliçe 2. Elizabeth'in ta kendisi olunca, konu benim için 5 kat daha çekici hale geldi.
Kraliçe hazretleri sarayın bahçesinde itoşlarını gezdirirken, köpekler bir kamyonete havlamaya başlar. Özür dilemek için araca giden kraliçe, kamyonetin gezici bir kütüphane olduğunu öğrenir ve ayıp olmasın diye bir kitap ödünç alır. Sıkılsa da, O, alnında görev yazan kadınlardandır (Pollyanna'nın Polly teyzesini anımsayın) Kitabı sonuna kadar okur, bitirir. Bir hafta sonra iade etmek üzere gezici kütüphaneye kitabı geri verir ve ayıp olmasın diye yine kitap alır. Aldığı kitabı yutarcasına okur bu sefer. Ve işte bu andan sonra kraliçe aynen bizim gibi kitaplara aşık olacak, var gücüyle kitap okumaya koyulup devlet işlerini bile aksatır hale gelecektir.
Kraliçe Kitap Okuyor, kitap sevgisine, okuma aşkına dair yazılmış en müthiş metinlerden biri bence. Nefis bir şekilde esprili olduğunu da söylemek lazım. Pek sevdim.
"Vakit geçirmek mi?" dedi Kraliçe. "Kitapların vakit geçirmekle bir ilgisi yoktur. Kitaplarda başka yaşamlar vardır.Başka dünyalar vardır. Vaktin geçmesini istemek bir yana, Sir Kevin, insan keşke daha çok vaktim olsaydı der kendi kendine. İnsan vakit geçirmek istiyorsa Yeni Zelanda'ya gidebilir pekala."
Bu küçücük kitap, senenin en tatlı keşiflerinden oldu benim için. Ağzım kulaklarımda, bir solukta okudum. Zaten tastamam 100 sayfalık, mini mini bir romancık.
Tabii konu İngiliz kraliyet ailesi ile alakalı olunca, hatta baş kahramanımız bizzat majesteleri Kraliçe 2. Elizabeth'in ta kendisi olunca, konu benim için 5 kat daha çekici hale geldi.
Kraliçe hazretleri sarayın bahçesinde itoşlarını gezdirirken, köpekler bir kamyonete havlamaya başlar. Özür dilemek için araca giden kraliçe, kamyonetin gezici bir kütüphane olduğunu öğrenir ve ayıp olmasın diye bir kitap ödünç alır. Sıkılsa da, O, alnında görev yazan kadınlardandır (Pollyanna'nın Polly teyzesini anımsayın) Kitabı sonuna kadar okur, bitirir. Bir hafta sonra iade etmek üzere gezici kütüphaneye kitabı geri verir ve ayıp olmasın diye yine kitap alır. Aldığı kitabı yutarcasına okur bu sefer. Ve işte bu andan sonra kraliçe aynen bizim gibi kitaplara aşık olacak, var gücüyle kitap okumaya koyulup devlet işlerini bile aksatır hale gelecektir.
Kraliçe Kitap Okuyor, kitap sevgisine, okuma aşkına dair yazılmış en müthiş metinlerden biri bence. Nefis bir şekilde esprili olduğunu da söylemek lazım. Pek sevdim.
"Vakit geçirmek mi?" dedi Kraliçe. "Kitapların vakit geçirmekle bir ilgisi yoktur. Kitaplarda başka yaşamlar vardır.Başka dünyalar vardır. Vaktin geçmesini istemek bir yana, Sir Kevin, insan keşke daha çok vaktim olsaydı der kendi kendine. İnsan vakit geçirmek istiyorsa Yeni Zelanda'ya gidebilir pekala."
15 Mart 2012 Perşembe
Tatlı Rüyalar
Alper Canıgüz, İletişim Yayınları
Geçen hasta olup işe gitmediğimde Alper Canıgüz'ün en sona sakladığım, aman bitmesin diye okumalara kıyamadığım Tatlı Rüyalar'ını elime aldım. Ne kadar iyi bir karar! Okuduğum en eğlenceli, en yaratıcı, en deli dolu kitaplardan biriydi. Mütemadiyen sesli güldüm bu psiko-absürd romantik komediyi okurken:)
Sürprizli öykünün tadını kaçırmamak amacıyla, çok kısaca bahsedeyim. Bir Hector ve Hamit var. Tuhaf bir anlaşma var aralarında, bir de Nalan diye evlere şenlik, delişmen bir kız. Bir profesör ile düşlerinde diğer kişiliğini yaşadığını iddia eden meraklı Bay Şevket Hakan Tunçel var. Artık bunlar ne menem maceralar yaşıyorlar, birbirleri ile ne alakaları, ne alıp veremedikleri var okuyup keşfetmesi size kalıyor. Eğlence garanti, benden söylemesi:)
Okuyun, okuyun, okuyun!
Yirmi beş yıllık öğretim üyesi Profesör Olcayto Fişek sınıfa girdiğinde, mesleğe ilk başladığı günkü inançlarının hiç değişmediğini farketti.: Öğrencilerin hepsi gerizekalıydı. Örneğin şu en ön sırada oturan kıvırcık uzun saçlı, suratındaki o her daim menun ifadeyle angutluğunu taçlandıran çam yarmasına kim klinik psikoloji master öğrencisi diyebilirdi ki? Ya da en arkada walkman dinleyerek uyuklamakta olan sıska, sivilceli, sözüm ona çiçek çocuğa. Çiçekten çok sıçılmış bol soğanlı kapuskaya benziyor, diye düşündü Profesör Fişek.
"Hector anan, gangster baban!"
Geçen hasta olup işe gitmediğimde Alper Canıgüz'ün en sona sakladığım, aman bitmesin diye okumalara kıyamadığım Tatlı Rüyalar'ını elime aldım. Ne kadar iyi bir karar! Okuduğum en eğlenceli, en yaratıcı, en deli dolu kitaplardan biriydi. Mütemadiyen sesli güldüm bu psiko-absürd romantik komediyi okurken:)
Sürprizli öykünün tadını kaçırmamak amacıyla, çok kısaca bahsedeyim. Bir Hector ve Hamit var. Tuhaf bir anlaşma var aralarında, bir de Nalan diye evlere şenlik, delişmen bir kız. Bir profesör ile düşlerinde diğer kişiliğini yaşadığını iddia eden meraklı Bay Şevket Hakan Tunçel var. Artık bunlar ne menem maceralar yaşıyorlar, birbirleri ile ne alakaları, ne alıp veremedikleri var okuyup keşfetmesi size kalıyor. Eğlence garanti, benden söylemesi:)
Okuyun, okuyun, okuyun!
Yirmi beş yıllık öğretim üyesi Profesör Olcayto Fişek sınıfa girdiğinde, mesleğe ilk başladığı günkü inançlarının hiç değişmediğini farketti.: Öğrencilerin hepsi gerizekalıydı. Örneğin şu en ön sırada oturan kıvırcık uzun saçlı, suratındaki o her daim menun ifadeyle angutluğunu taçlandıran çam yarmasına kim klinik psikoloji master öğrencisi diyebilirdi ki? Ya da en arkada walkman dinleyerek uyuklamakta olan sıska, sivilceli, sözüm ona çiçek çocuğa. Çiçekten çok sıçılmış bol soğanlı kapuskaya benziyor, diye düşündü Profesör Fişek.
"Hector anan, gangster baban!"
11 Mart 2012 Pazar
Erken Kaybedenler
Emrah Serbes, İletişim Yayınları
Erken Kaybedenler, Behzat Ç. polisiyeleri ile tanıdığımız Emrah Serbes'in öykü kitabı. İçinde tam sekiz tane insanın içine işleyen öykü var bu ince, narin kitabın. Öykülerin kahramanları da narin erkek çocukları ama sert görünmeye çalışıyorlar. Hem alabildiğine gerçekçi ve kederli, hem de müthiş bir mizahı barındırıyor bu hikayeler. İpincecik bir kitap olmasına rağmen öyle bir oturuşta okuyup bitiremedim, her hikayeden sonra mola verdim çünkü karakterler o kadar canlı ki, yazılı hikaye bitse bile onların öyküleri devam ediyor sanki. Birinden hop diye berikine geçemedim.
Oğullar ve Rencide Ruhlar'ın kahramanı Alper Kamu'yu sevdiyseniz, bu öykülerdeki erkek çocuklara da bayılacaksınız. Çok severek tavsiye olunur.
Erken Kaybedenler, Behzat Ç. polisiyeleri ile tanıdığımız Emrah Serbes'in öykü kitabı. İçinde tam sekiz tane insanın içine işleyen öykü var bu ince, narin kitabın. Öykülerin kahramanları da narin erkek çocukları ama sert görünmeye çalışıyorlar. Hem alabildiğine gerçekçi ve kederli, hem de müthiş bir mizahı barındırıyor bu hikayeler. İpincecik bir kitap olmasına rağmen öyle bir oturuşta okuyup bitiremedim, her hikayeden sonra mola verdim çünkü karakterler o kadar canlı ki, yazılı hikaye bitse bile onların öyküleri devam ediyor sanki. Birinden hop diye berikine geçemedim.
Oğullar ve Rencide Ruhlar'ın kahramanı Alper Kamu'yu sevdiyseniz, bu öykülerdeki erkek çocuklara da bayılacaksınız. Çok severek tavsiye olunur.
28 Ocak 2012 Cumartesi
Amcam Oswald (My Uncle Oswald)
Roald Dahl, Can Yayınları
Oswald Cornelius tam egzantrik zengin denilen tipte bir adamdır. Son derece yakışıklı, ilk milyonunu daha öğrenciyken kazanmayı bilecek kadar açıkgözlü bir girişimci, sayısız kadınla akla havsalaya sığmayan maceralar yaşayan iflah olmaz bir kazanovadır. Oswald, zenginliğe ilk adımını sadece Sudan'da bulunan bir cins böceğin tozunu hap haline getirip satarak kazanmayı başarır, o hap ki içen adama saatler süren dehşet ve de korkunç bir cinsel güç vermektedir. Bu hapın ve arkadaşı nefes kesen Yasmin'in yardımıyla, Oswald, çok zengin olmasını sağlayacak çılgın planını uygulamaya başlar. Yasmin, egzotik güzelliğini ve hapı kullanarak dünyanın en meşhur şahsiyetlerinin spermlerini çalacak, Oswald bunları misal Freud'dan veya İsveç'kralından çocuk peydahlamak isteyen kaçık kadınlara satacaktır. Böylece zamanın meşhur şahsiyetlerinin de rol aldığı şahane macera başlar.
Müthiş yazılmış, açık saçık, edepsiz, son derece eğlenceli bir kitap Amcam Oswald. Renoir'dan Matisse'e; Freud'dan Proust'a baştan çıkartılan bir alay tarihi kişiliğin başına gelenleri okumak ayrı bir keyif. Çok gülerek tavsiye ediyorum.
Oswald Cornelius tam egzantrik zengin denilen tipte bir adamdır. Son derece yakışıklı, ilk milyonunu daha öğrenciyken kazanmayı bilecek kadar açıkgözlü bir girişimci, sayısız kadınla akla havsalaya sığmayan maceralar yaşayan iflah olmaz bir kazanovadır. Oswald, zenginliğe ilk adımını sadece Sudan'da bulunan bir cins böceğin tozunu hap haline getirip satarak kazanmayı başarır, o hap ki içen adama saatler süren dehşet ve de korkunç bir cinsel güç vermektedir. Bu hapın ve arkadaşı nefes kesen Yasmin'in yardımıyla, Oswald, çok zengin olmasını sağlayacak çılgın planını uygulamaya başlar. Yasmin, egzotik güzelliğini ve hapı kullanarak dünyanın en meşhur şahsiyetlerinin spermlerini çalacak, Oswald bunları misal Freud'dan veya İsveç'kralından çocuk peydahlamak isteyen kaçık kadınlara satacaktır. Böylece zamanın meşhur şahsiyetlerinin de rol aldığı şahane macera başlar.
Müthiş yazılmış, açık saçık, edepsiz, son derece eğlenceli bir kitap Amcam Oswald. Renoir'dan Matisse'e; Freud'dan Proust'a baştan çıkartılan bir alay tarihi kişiliğin başına gelenleri okumak ayrı bir keyif. Çok gülerek tavsiye ediyorum.
21 Ocak 2012 Cumartesi
Gizliajans
Alper Canıgüz, İletişim Yayınları
Musa, tam bir avare; iyi niyetli ev arkadaşı Şaban'ın sırtından geçinmekte beis görmez; Nevizade'de bolca bira içmeyi sever, aynı zamanda metin yazarı. Musa'yı Gizliajans işe almak ister. Kapkara bir kedi, Şeytan Bey ile yapılan iş görüşmesinden sonra kahramanımız teklifi kabul eder. Tuhaf şekilde soğuk tutulan ve birbirinden cins tiplerin çalıştığı ajansta ilk gün ilk görüşte Sanem'e aşık olur. Sanem, Musa'ya ajansın iç yüzünü anlatır. Egzantrik zenginin teki, bütün mirasını kara kedisine bırakıp öbür tarafa geçince karısı ve kedinin vesayetini alan vakıf arasında bir çatışma başlamış; vakıf Gizliajans'ı kullanarak miras paralarını başka bir hesaba aktarıyordur. Bütün bunlar, Sanem'e delice aşık olan Musa'nın umrunda mı sanki? Ama ajansın tek müşterisi olan Samanyolu Mutluluk Okulu'nun tam da Musalar'ın üst katında faaliyet göstermesi biraz tuhaf değil mi?
Çok eğlenceli, gözlemleriyle kahkaha attıran, feci hareketli bir küçük kitap Gizliajans. Alper Canıgüz ile tanışma kitabım Oğullar Ve Rencide Ruhlar'ın bir tık altına koydum Gizliajans'ı. Kesinlikle okunası, tadına varılası, müthiş eğlenceli bir macera. Hatta aşkı anlatan okuduğum en sağlam metin olduğunu bile söyleyebilirim. Hele Musa'nın Sanem'i ilk gördüğü anda içinden geçenler "işte aşkın tanımı bu" dedirtiyor. Severek tavsiye ediyorum.
"Kendisini bir cümleyle anlatmam gerekirse, Tamay Bey bir gün enişteniz olarak karşınıza çıkmasından en çok korkacağınız adamın ta kendisiydi diyebilirim."
"Böyle kadınlar arasında nedense çok popüler olan ve genellikle seramik yapımı ya da İspanyolca dersleriyle başlayıp Küba Dostları Derneği'yle devam eden, en nihayetinde de tımarhaneyle tamamlanan bir kişisel gelişim yolculuğunun uğrak noktalarından birinde olmalıydı."
"Acaba Müberra Abla da. beni dünyanın tüm hanedanları hakkindaki derin bilgisiyle defalarca şaşkınlığa düşüren annem gibi kendini saraylı zanneden çatlaklar grubuna mı dahildi?"
Musa, tam bir avare; iyi niyetli ev arkadaşı Şaban'ın sırtından geçinmekte beis görmez; Nevizade'de bolca bira içmeyi sever, aynı zamanda metin yazarı. Musa'yı Gizliajans işe almak ister. Kapkara bir kedi, Şeytan Bey ile yapılan iş görüşmesinden sonra kahramanımız teklifi kabul eder. Tuhaf şekilde soğuk tutulan ve birbirinden cins tiplerin çalıştığı ajansta ilk gün ilk görüşte Sanem'e aşık olur. Sanem, Musa'ya ajansın iç yüzünü anlatır. Egzantrik zenginin teki, bütün mirasını kara kedisine bırakıp öbür tarafa geçince karısı ve kedinin vesayetini alan vakıf arasında bir çatışma başlamış; vakıf Gizliajans'ı kullanarak miras paralarını başka bir hesaba aktarıyordur. Bütün bunlar, Sanem'e delice aşık olan Musa'nın umrunda mı sanki? Ama ajansın tek müşterisi olan Samanyolu Mutluluk Okulu'nun tam da Musalar'ın üst katında faaliyet göstermesi biraz tuhaf değil mi?
Çok eğlenceli, gözlemleriyle kahkaha attıran, feci hareketli bir küçük kitap Gizliajans. Alper Canıgüz ile tanışma kitabım Oğullar Ve Rencide Ruhlar'ın bir tık altına koydum Gizliajans'ı. Kesinlikle okunası, tadına varılası, müthiş eğlenceli bir macera. Hatta aşkı anlatan okuduğum en sağlam metin olduğunu bile söyleyebilirim. Hele Musa'nın Sanem'i ilk gördüğü anda içinden geçenler "işte aşkın tanımı bu" dedirtiyor. Severek tavsiye ediyorum.
"Kendisini bir cümleyle anlatmam gerekirse, Tamay Bey bir gün enişteniz olarak karşınıza çıkmasından en çok korkacağınız adamın ta kendisiydi diyebilirim."
"Böyle kadınlar arasında nedense çok popüler olan ve genellikle seramik yapımı ya da İspanyolca dersleriyle başlayıp Küba Dostları Derneği'yle devam eden, en nihayetinde de tımarhaneyle tamamlanan bir kişisel gelişim yolculuğunun uğrak noktalarından birinde olmalıydı."
"Acaba Müberra Abla da. beni dünyanın tüm hanedanları hakkindaki derin bilgisiyle defalarca şaşkınlığa düşüren annem gibi kendini saraylı zanneden çatlaklar grubuna mı dahildi?"
15 Kasım 2011 Salı
Oğullar Ve Rencide Ruhlar
Alper Canıgüz, İletişim Yayınları
O bir cehennem cücesi... o kabuslar ülkesinin Peter Pan'ı... O mahallenizdeki en çapraşık cinayeti cin fikirleriyle çözecek olan bir bodur hafiye! O Alper Kamu!
Alper Kamu 5 yaşına bastığında en olgun çağına geldiğine inanır, ondan sonra artık çürüme başlamaktadır. Devlet memuru ebveynini anaokuluna gitmemek için ikna eder. Anaokulu, 5 yaşında Oğuz Atay okuyan (ama kelime hecelemeyi bilmeyen) Alper Kamu için bir işkencedir zira. Bir de müzik dersi vardır üstelik : "Bir de şarkı söyleme muhabbeti vardı. Repertuarımız, dünyanın en kötü müzisyenleri tarafından, eğitilebilir küçük embesiller için yazılmış bazı eserlerden oluşuyordu ve açıkçası sınıf arkadaşlarımın müzikal yetenekleri heveslerinin çok altındaydı." Alper Kamu anaokuluna gitmekten yırtar. Anası babası işteyken sokağa çıkıp Kansız Celal'le, Cemalettin'le takılır.
Bir akşam vakti, yemekten sonra apartmanın önüne indiğinde karşı evde işlenen cinayete tanık olan Alper, keskin zekası ve çocuk olmanın avantajlarını kullanarak olayı çözmeye girişecektir.
Oğullar ve Rencide Ruhlar, küçük bir mücevher, keşfedilmeye bekleyen enfes bir hazine. Olaylar kahramanımızın ağzından anlatılıyor. Ama o çok zeki, ukala, çokbilmiş bir çocuk ve tam hedefe yolladığı saptamalarıyla çevresini delirtirken bizi de zevkten dört köşe ediyor. Son derece eğlenceli yine de söyleyeceğini alabildiğine keskin anlatan bir kitap bu. Anlatım pürüzsüz, birkaç sayfa ile Alper Kamu'nun ailesi gözümüzün önünde canlanıyor, oyun oynayıp dayak yediği, kavgalara bulaştığı mahallesi bizim çocukluğumuz mahallesine dönüyor, komşuları, bakkalı, Alev ablası ile herkes adeta tanıdık geliyor, o kadar sıcak ve canlı yazılmış kitap.
Çocuk sevmeyene çocuk sevdirir bu Alper Kamu! Hararetle tavsiye edilir.
"O doğuştan araba yıkayıcısıydı.Ne var ki hayat onu bakkallığa mahkum etmişti; pek çok müthiş kabzımalı milletvekilliğine mahkum ettiği gibi.Sistem yetenekleri heba ediyordu."
O bir cehennem cücesi... o kabuslar ülkesinin Peter Pan'ı... O mahallenizdeki en çapraşık cinayeti cin fikirleriyle çözecek olan bir bodur hafiye! O Alper Kamu!
Alper Kamu 5 yaşına bastığında en olgun çağına geldiğine inanır, ondan sonra artık çürüme başlamaktadır. Devlet memuru ebveynini anaokuluna gitmemek için ikna eder. Anaokulu, 5 yaşında Oğuz Atay okuyan (ama kelime hecelemeyi bilmeyen) Alper Kamu için bir işkencedir zira. Bir de müzik dersi vardır üstelik : "Bir de şarkı söyleme muhabbeti vardı. Repertuarımız, dünyanın en kötü müzisyenleri tarafından, eğitilebilir küçük embesiller için yazılmış bazı eserlerden oluşuyordu ve açıkçası sınıf arkadaşlarımın müzikal yetenekleri heveslerinin çok altındaydı." Alper Kamu anaokuluna gitmekten yırtar. Anası babası işteyken sokağa çıkıp Kansız Celal'le, Cemalettin'le takılır.
Bir akşam vakti, yemekten sonra apartmanın önüne indiğinde karşı evde işlenen cinayete tanık olan Alper, keskin zekası ve çocuk olmanın avantajlarını kullanarak olayı çözmeye girişecektir.
Oğullar ve Rencide Ruhlar, küçük bir mücevher, keşfedilmeye bekleyen enfes bir hazine. Olaylar kahramanımızın ağzından anlatılıyor. Ama o çok zeki, ukala, çokbilmiş bir çocuk ve tam hedefe yolladığı saptamalarıyla çevresini delirtirken bizi de zevkten dört köşe ediyor. Son derece eğlenceli yine de söyleyeceğini alabildiğine keskin anlatan bir kitap bu. Anlatım pürüzsüz, birkaç sayfa ile Alper Kamu'nun ailesi gözümüzün önünde canlanıyor, oyun oynayıp dayak yediği, kavgalara bulaştığı mahallesi bizim çocukluğumuz mahallesine dönüyor, komşuları, bakkalı, Alev ablası ile herkes adeta tanıdık geliyor, o kadar sıcak ve canlı yazılmış kitap.
Çocuk sevmeyene çocuk sevdirir bu Alper Kamu! Hararetle tavsiye edilir.
"O doğuştan araba yıkayıcısıydı.Ne var ki hayat onu bakkallığa mahkum etmişti; pek çok müthiş kabzımalı milletvekilliğine mahkum ettiği gibi.Sistem yetenekleri heba ediyordu."
4 Temmuz 2011 Pazartesi
On Bir (Eleven)
Mark Watson, Domingo
Bir an. On bir hayat. Sonsuz sonuç.
Avustralyalı Chris, bir takım olayların ardından vatanını terkedip İngiltere'ye gelir, adını Xavier Ireland olarak değiştirir, bu ismin başharfleri XI romen rakamlarında 11 demektir, Chris için önemli bir sayı. Yerel bir radyoda çalışmaya başlayan Xavier, Londra'da tanınmış bir programcı olur. Gelgelelim, vatanını terk etmesine sebep olan olay, onun hayata karşı tutumunu değiştirmiş, çevresinde olan biten hiç bir işe karışmayan bir adam haline gelmesini sağlamıştır.
O akşam Xavier, hepimizin karşılacabileceği bir sahne ile karşılaşır ve belki de çoğumuzun göstereceği tepkiyi gösterip kaçmayı/görmezden gelmeyi tercih eder. Onun bu davranışı, kendi hiç mi hiç farkında olmasa da, pek çok insanın yaşamını değiştirecektir. Tam 11 kişinin. Xavier'in tek bir davranışı, bambaşka hayatlar üzerinde asla tahmin edemeyeceği sonuçlar doğuracaktır.
Kitabın arkasında "kahkahalarla güleceksiniz" filan gibilerden tanıtım yazıları mevcut, hatta yayınevi şaka yollu kitabın gölgede tüketilmesi gerektiğini söylemiş. Bence yanlış bir tanıtım ve okuyucularda da hatalı bir beklenti doğuruyor. Tabii ki ben kitabı Kediler ve Kitaplar'da Çavlan'ın güzelim yazısı sayesinde keşfettiğim için ne bekleyeceğimi biliyordum. Siz de güldürü beklentisi ile okumayın bu küçük kitabı. Bence kitabın hikayesi oldukça gerçekçi, neredeyse dramatik ve çok yaratıcı idi. Birbiri ile ilintili hayatlar konusu gayet klişe olabilecekken, aksine oldukça zekice ele alınmıştı. Kitap son derece akıcı olmasının yanı sıra, merak duygusu inanılmaz derecede kuvetli idi, ne olacak diye elimden bırakamadan okuyup bitirdim. Finalde naneli dondurma yemişçesine bir tat kaldı ağzımda. Hafiften de gülümsedim:)
Çoluk Çocuk'tan sonra On Bir, Domingo yayınlarından okuduğum ikinci sıradışı ve güzel kitap oldu. Bu yayınevini dikkatle takip etmek gerekli.
Bir an. On bir hayat. Sonsuz sonuç.
Avustralyalı Chris, bir takım olayların ardından vatanını terkedip İngiltere'ye gelir, adını Xavier Ireland olarak değiştirir, bu ismin başharfleri XI romen rakamlarında 11 demektir, Chris için önemli bir sayı. Yerel bir radyoda çalışmaya başlayan Xavier, Londra'da tanınmış bir programcı olur. Gelgelelim, vatanını terk etmesine sebep olan olay, onun hayata karşı tutumunu değiştirmiş, çevresinde olan biten hiç bir işe karışmayan bir adam haline gelmesini sağlamıştır.
O akşam Xavier, hepimizin karşılacabileceği bir sahne ile karşılaşır ve belki de çoğumuzun göstereceği tepkiyi gösterip kaçmayı/görmezden gelmeyi tercih eder. Onun bu davranışı, kendi hiç mi hiç farkında olmasa da, pek çok insanın yaşamını değiştirecektir. Tam 11 kişinin. Xavier'in tek bir davranışı, bambaşka hayatlar üzerinde asla tahmin edemeyeceği sonuçlar doğuracaktır.
Kitabın arkasında "kahkahalarla güleceksiniz" filan gibilerden tanıtım yazıları mevcut, hatta yayınevi şaka yollu kitabın gölgede tüketilmesi gerektiğini söylemiş. Bence yanlış bir tanıtım ve okuyucularda da hatalı bir beklenti doğuruyor. Tabii ki ben kitabı Kediler ve Kitaplar'da Çavlan'ın güzelim yazısı sayesinde keşfettiğim için ne bekleyeceğimi biliyordum. Siz de güldürü beklentisi ile okumayın bu küçük kitabı. Bence kitabın hikayesi oldukça gerçekçi, neredeyse dramatik ve çok yaratıcı idi. Birbiri ile ilintili hayatlar konusu gayet klişe olabilecekken, aksine oldukça zekice ele alınmıştı. Kitap son derece akıcı olmasının yanı sıra, merak duygusu inanılmaz derecede kuvetli idi, ne olacak diye elimden bırakamadan okuyup bitirdim. Finalde naneli dondurma yemişçesine bir tat kaldı ağzımda. Hafiften de gülümsedim:)
Çoluk Çocuk'tan sonra On Bir, Domingo yayınlarından okuduğum ikinci sıradışı ve güzel kitap oldu. Bu yayınevini dikkatle takip etmek gerekli.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















