esmahan aykol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
esmahan aykol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Aralık 2012 Pazar
Tango İstanbul
Esmahan Aykol, Mephisto Kitaplığı
Bir Kati Hirşel polisiyesi.
Kati'nin son macerasının üstünden 5 sene geçmiş. Kahramanımız artık 50 yaşında olgun bir kadın, iyice de İstanbullu olmuş. Artık Türkler öyle yapar, Türkler böyle eder tarzı saptamalarına pek rastlamıyoruz. Bu da romanlar boyunca zamanın geçişine dair güzel bir belirti. İyice Türklerin arasına karışmış Kati'cik.
5 sene sonra Kati, dükkanında çalışan ve benim pek sevmediğim Pelin sayesinde yeni bir cinayet davasına bulaşıyor. Pelin'in arkadaşı, gencecik gazeteci Nil, bir kafede ansızın ağzı burnu köpürüp komaya girer. Nil'in telefonundaki son arama Pelin olunca hem Pelin, hem de Kati olaya karışırlar. Gencecik bir kadının yoğun bakımda can çekişmesi çok dokunur Kati'ye. Ayrıca durduk yerde ne olmuştur Nil'e? Böylece araştırmaları Kati'yi medya dünyasının çapraşık ilişki yumağına yönlendirir. Üstelik Nil'in ailesiyle arasının açılmasına sebep olan romanı da ortalarda yoktur.
Yazılmış olan son Kati macerası bu, inşallah arayı fazla açmadan yeni macerasını okuyabiliriz kahramanımızın. Pek sevdim ben Kati'yi.
"Siz ne iş yapıyorsunuz?"
"Tarihçiyim." Nedense pek şaşırmadım. Kılık kıyafetine bakarak bu sonuca varmak için Sherlock Holmes olmaya gerek yoktu.
"20. yüzyıl tarihi mi?" Hayır, sanki ilkçağ tarihi çalışsa beline ayı postu saracak. Soruyu sorduğum anda utandım. "Yakın tarih mi yani?" diye durumu kendimce tamir ettim. Ne büyük tamir!
Dudaklarının durumuna bakılırsa alınmamıştı. Siyah beyaz filmlerden fırlamış gibi durduğu için bu soruyu sorduğumu düşünmesi ihtimal dahilinde değili zaten. Birisi "Polisiyelere meraklı olduğunuz belli" dese, beni Miss Marple'a benzettiği aklımın ucundan geçmez.
Şüpheli Bir Ölüm
Esmahan Aykol, Merkez Kitaplar
Üçüncü Kati Hirşel Polisiyesi.
İstiklal Caddesinde her zamanki gibi kazı işleri var, Kati çukura düşmeden, çamura batmadan yürüme yeteneğini geliştirmiş her İstanbullu gibi. Can dostu Fofo da sevgilisinden ayrılmış, Kati'nin yanına geri dönmüş. Bu macerada Kati'nin olaya dikkatini çeken de Fofo zaten.
İnternetteki magazin sitelerinden birinde, Sani Ankaralıgil'in ölü bulunduğu haberi Fofo ve Kati'nin dikkatini çeker. Oldukça zengin Ankaralıgil ailesine gelin gitmiş Sani'nin (aslında Saniye de daha kibar dursun diye Sani deyollar) durup dururken evinde düşüp ölmesi amatör dedektiflerimizin dikkatini çeker. Sani bir çevre vakfı kurmuş ve Ergene Havzasını zehirleyen sanayicilere savaş açmıştır. Acaba sanayiciler mi susturmuştur Sani'yi yoksa daha derin hikayeler mi var? Eh, böyle meraklı olayları bizim Kati ve alem dostu Fofo'dan daha iyi kim çözecek? Bizimkiler arabaya atladıkları gibi Lüleburgaz'a giderler. Aldıkları cevaplar kafaları karıştıran cinstendir. Bir de ortaya nefes kesici yakışıklılıkta yasak aşk çıkıverir.
Bu macerada hem çevre kirliliği konularının altı çiziliyor, hem de her zamanki gibi Kati'nin kendine has araştırmasını keyifle okuyoruz. Tabii Kati'nin hayatındaki gelişmeleri de öğreniyoruz. Bu kitaplarda hoşuma giden detaylardan biri de bu; kahramanımız gerçek, yaşayan bir karakter. Yaşlanıyor, sarkıyor, sevgilisinden ayrılıyor, hayatı hep ilerliyor kısacası.
Bu seriyi keşfetmenizi tavsiye ederim:)
On beş yaşından beri hemen her hafta en az bir kitap okuduğumu varsayarsak, binlerce polisiye okumuştum. Böyle bir ölüm... Uyuşturucu almamış, zehirlenmemiş ama kolunda iğne izi olan, kafasını çarptığı için değil ama... doğal nedenlerden ölmüş bir kadın... hadi, erkek olsun... hatırladığım kadarıyla hiçbir kitapta karşıma çıkmamıştı.
Kelepir Ev
Esmahan Aykol, Merkez Kitaplar
İkinci Kati Hirşel Polisiyesi.
Tünel'deki dükkanında polisiye roman satan İstanbullu Alman Kati'nin başına olmadık dertler açılmıştır. Sevgilisiyle arası açılmış, ev sahibi kirayı arttırmaya karar vermiş, üstüne üstlük gıdısında hafiften bir sarkma baş göstermiştir. Siniri burnunda Kati, ev aramaya çıktığında bir otopark bekçisi ile kavga eder. Adam cinayete kurban gittiğindeyse kendini zanlı konumunda buluverir. Şimdi bütün polisiye birikimini ve merakını konuşturup kendini aklaması, gerçek katili de ortaya çıkartması gerekmektedir.
Kati yine esprili, sempatik ve meraklı. Herkesin işine gücüne ve de hayatını burnunu sokup, en yerinde sorularla (engin polisiye birikimi sağolsun) olayları aydınlatmak için uğraşıyor. İlki gibi zevkli bir İstanbul polisiyesi, hem de amatör dedektif Kati'nin aşk hayatı pek keyifli.
Kati Hirşel, şahane! :)
"Bakkaldan bir paket Türk kahvesi istemek üzere salon penceresine gittim. İstanbul'da mahalle bakkallarıyla camdan seslenerek iletişim kuruluyor. Siparişinizi telefonla da bildirebilirsiniz elbette ama... Camdan seslenmek dururken, ne diye? Bağıra bağıra bakkalın çırağı Hamdi'ye bir paket Türk kahvesi siparişi verdim.
Beş dakika sonra Hamdi ve kahve paketi kapımın önündeydi. Alın size İstanbul'u ve Türkleri sevmek için bir neden daha. O korkunç Berlin'de olsam pazar sabahı kahve alabileceğim açık bir dükkan bulmak için kentin yarısını dolaşmam gerekecekti muhtemelen."
Kitapçı Dükkanı
Esmahan Aykol, Merkez Kitaplar
İlk Kati Hirşel Polisiyesi.
Kati Hirşel, hayatının ilk 7 yılı ile son 13 yılını İstanbul'da geçirmiş, kapı gibi Türk pasaportlu, İstanbullu bir Alman. Tünel'de, sadece polisiye kitaplar satan küçük bir dükkanı var Kati'nin. Bir yaz günü, Almaya'dan gelen film ekibinin yönetmeni otel odasında öldürülünce Kati, okuduğu binlerce polisiye romana güvenerek cinayeti çözmeye hevesleniyor. Zaten filmin başrol oyuncusu Almanya'dan arkadaşı Petra olduğu için bir şekilde olaya karışmış buluyor kendini. Böylece kitaplardan öğrendiği teknikler ile zekâsını kullanarak katili bulmak için çalışmaya başlıyor kahramanımız.
Kati İstanbul'da doğmuş olsa da, burada bir Alman, İstanbul ve Türkler hakkında hem gerçekçi hem de komik gözlemleri kitabı daha da zenginleştiriyor. Tabii en önemlisi, Kati'nin bu şehre duyduğu aşk. Kendini Alman ya da Türk değil, İstanbullu olarak tanıtıyor Kati'cik. tabii sadece İstanbul aşkı yok kitapta, Kati'nin hiç vazgeçmeden kendine münasip bir sevgili arama çalışmalarını da takdirle okuyoruz:)
Kitabın arkasında yazılanlara katılıyorum : Kati Hirşel şahane:)
İngiliz, Türk, Meksika, Alman polisi arasında bizce hiçbir fark yoktur; hepsinden aynı derecede hoşlanmayız.
Fakat otuz saniye önce dükkanın kapısından giren polis üniforması içindeki ilah, annemle aramdaki son görüş birliğine, bizi birbirimize bağlayan bu son bağa ihanet etmeme neden olabilirdi. Gözü dönmüş halimi gizlemeye çalışarak ve polis otosunun dükkanın önünde durmasıyla birlikte vitrinin önünde biten Recai'yi görmezlikten gelerek, "Evet, Memur Bey, bir sorun mu var," dedim, tamamen egosunu sarsmak maksadyla, yoksa adamın en azından komiser olduğuna bire yüz bahse girebilirdim.
İlk Kati Hirşel Polisiyesi.
Kati Hirşel, hayatının ilk 7 yılı ile son 13 yılını İstanbul'da geçirmiş, kapı gibi Türk pasaportlu, İstanbullu bir Alman. Tünel'de, sadece polisiye kitaplar satan küçük bir dükkanı var Kati'nin. Bir yaz günü, Almaya'dan gelen film ekibinin yönetmeni otel odasında öldürülünce Kati, okuduğu binlerce polisiye romana güvenerek cinayeti çözmeye hevesleniyor. Zaten filmin başrol oyuncusu Almanya'dan arkadaşı Petra olduğu için bir şekilde olaya karışmış buluyor kendini. Böylece kitaplardan öğrendiği teknikler ile zekâsını kullanarak katili bulmak için çalışmaya başlıyor kahramanımız.
Kati İstanbul'da doğmuş olsa da, burada bir Alman, İstanbul ve Türkler hakkında hem gerçekçi hem de komik gözlemleri kitabı daha da zenginleştiriyor. Tabii en önemlisi, Kati'nin bu şehre duyduğu aşk. Kendini Alman ya da Türk değil, İstanbullu olarak tanıtıyor Kati'cik. tabii sadece İstanbul aşkı yok kitapta, Kati'nin hiç vazgeçmeden kendine münasip bir sevgili arama çalışmalarını da takdirle okuyoruz:)
Kitabın arkasında yazılanlara katılıyorum : Kati Hirşel şahane:)
İngiliz, Türk, Meksika, Alman polisi arasında bizce hiçbir fark yoktur; hepsinden aynı derecede hoşlanmayız.
Fakat otuz saniye önce dükkanın kapısından giren polis üniforması içindeki ilah, annemle aramdaki son görüş birliğine, bizi birbirimize bağlayan bu son bağa ihanet etmeme neden olabilirdi. Gözü dönmüş halimi gizlemeye çalışarak ve polis otosunun dükkanın önünde durmasıyla birlikte vitrinin önünde biten Recai'yi görmezlikten gelerek, "Evet, Memur Bey, bir sorun mu var," dedim, tamamen egosunu sarsmak maksadyla, yoksa adamın en azından komiser olduğuna bire yüz bahse girebilirdim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



