21 Şubat 2016 Pazar
İlik (Marrow)
Tarryn Fisher, Aspendos Yayınları
Çeviri : Görkem Mercan
Yazarın Siyah Damar kitabını bende epey merak uyandırmıştı; oldukça akıcı, gerilimli ve sert bir tarzı var bu yazarın. İlik kitabını rafta görünce aldım ve okurken gerçekten etkilendim.
İlik'te, sefil varoş bir mahallede, fahişe annesiyle yaşayan şişman ve alımsız Margo bize öyküsünü anlatıyor. Karşı komşu kötürüm delikanlı Judah, Margo'nun içine düştüğü çıkmazda adeta tünelin ucundaki ışık, umut oluyor kıza. Derken olaylar beklenmedik şekilde gelişiyor. Ama Tarryn o denli doğal dile getirmiş ki bu akışı, "yok artık" demek aklımın ucundan geçmedi okurken. Evet, bu olmalıydı, normali buydu diye düşündüm.
Çok çarpıcı bir kitap, Tarryn de yeni favori yazarım:) Bir de Siyah Damar'da çeviri sıkıntılıydı, bu kitapta ise gayet düzgün. O yüzden gönül rahatlığı ile 4 yıldızı çaktım Goodreads'de:)
Yazarın dilimizde yayınlanmış diğer kitaplarını da okuyacağım (Fırsatçı serisi)
Orman Kitabı (The Jungle Book)
Rudyard Kipling, İthaki Yayınları
Çeviri : Gökçe Yavaş
Küçükken okuduğum çocuk klasiklerinden Korkusuz Kaptanlar'ı çok severdim. Rudyard Kipling'in bir diğer klasiği Orman Kitabı'nı ise biz Orman Çocuğu Mogli diye bilirdik. İthaki'nin güzel bir kapakla yayınladığı Orman Kitabı'nı görünce işte dayanamadım ve hemen alıp okudum.
Kitap, Kipling'in doğduğu Hindistan'ı masalsı bir dille anlatan hikayelerden oluşuyor. Bunlar fabl denen hikayeler aslında, hayvanların dilinden anlatılıyor serüvenler.
İlk hikaye işte meşhur Mowgli'nin öyküsü, kaplanın saldırından kaçarken kaybolan Mowgli bir kurt ailesinin mağarasına sığınıyor ve kurt kardeşleri ile cangılda yaşamaya başlıyor. Ayı Baloo küçük Mowgli'ye ormanın kanununu ve hayatta kalmanın yollarını anlatırken, panter Bagheera küçük kardeşe gece avlanmanın inceliklerini gösteriyor.
Bundan sonraki iki hikaye de Mowgli hakkında. Daha sonra ise bir beyaz fokun, harika bir firavun faresinin ve fillerin hikayelerini okuyoruz. Son hikayede ise askeri bir kampta geçit töreni yapmak için sabahı bekleyen hayvanlar deveden korkunca gece uykuları kaçıyor ve hararetli bir sohbete girişiyorlar.
Kitabı okurken hayvanlar birbirine "iyi avlar" dilediklerinde resmen nostalji dalgasının altında kaldım. Hatırladım ki, ben yıllar yıllar evvel bu "iyi avlar" lafını çok severdim, "güç seninle olsun" gibi bir şeydi benim için. Epey kullanırdım bu lafı.
Çok güzel bir kitap.
Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri (Oscar Wilde and the Candlelight Murders)
Gyles Brandreth, Sel Yayıncılık
Çeviri : Ahu Sıla Bayer
![]() |
| Oscar Wilde |
Kitabımız 1889 senesinde Viktorya dönemi Londrasında geçiyor. meşhur ve nevi şahsına münhasır yazar Oscar Wilde, hayran olduğu genç Billy Wood'un cesedini bulunca cinayeti çözmeyi kafasına koyuyor. O dönemde Arthur Conan Doyle ise Kızıl Dosya isimli ilk Sherlock Holmes macerasını yayınlamış, Oscar tanışıp dost olduğu Arthur'a ve kahramanı Sherlock'a duyduğu hayranlıkla aynen Sherlock gibi ipuçlarını takip etmeye başlıyor.
![]() |
| Arthur Conan Doyle |
Kitabı Robert Sherard'ın yazdığı bir hatırat gibi kaleme almış yazarımız. Aslında Sherard da gerçek biri, Oscar Wilde'ın dostu ve biyografi yazarıymış. Bu kitapta ise ona düşen Oscar'ın Mon Ami Hastings'i ve sevgili Watson'ı olmak.
![]() |
| Robert Sherard |
Bu kitaba bayıldığımı söylememe gerek yok herhalde, 19.yüzyıl Londrasında Oscar Wilde ile Arthur Conan Doyle beraber cinayet davası soruşturuyorlar. Atmosfer harika, Oscar büyüleyici bir kişilik, kitabı okumak büyük zevkti doğrusu.
Bu kitabı yazar bir seri olarak devam ettirmiş ama diğer serüvenler ülkemizde basılmamış ne yazık ki. Ah keşke devamı da basılsa idi. bense bu kitabı ta 2012'de Tüyap Kitap Fuarından almışım. 4 sene sonra okuma sırası gelmiş, bu kadar seveceğimi tahmin etmemişim herhalde, ne bileyim.
Nefis bir kitap, klasik polisiye tadında.
14 Şubat 2016 Pazar
Terk Edenler ve Kalanlar (Storia di chi fugge e di chi resta)
Elena Ferrante, Everest Yayınları
Çeviri : Eren Yücesan Cendey
Üçüncü kitap : Ara Dönem
Napoli romanlarının üçüncüsünü şaşılacak denli uzun sürede okuyup bitirdim. 10 gün filan sürdü okumam. İlk iki romanı şıp diye okumuştum halbuki. Bu üçüncü roman da ilk ikisi gibi gayet akıcı yine de ara vererek okudum.
Kitabın ilk kısmı Lila'nın çalıştığı fabrikada başına gelenleri ve İtalya'daki işçi sınıfının faşistlere karşı mücadelesini okuyoruz. Bu tema kitapta alttan alta sürekli devam eden bir motif zaten. Daha sonra kitabın ekseni Lenu'nun evliliğine evlilik yaşamına kayıyor. Üniversitede Latince profesörü olan kocasını tanıdıkça pek darkafalı ve bağnaz bir adam olduğunu anlıyor Elena. Anlıyor da evliliğin tutsaklığında yaşamaya devam edip iki de çocuk doğuruyor. Sanırım Lenu'ya kızdığım için ve kendisini tokatlayarak kendine getirmek istediğimden bu kısımlarda yavaşladı okuma hızım.
Yıllar geçiyor, yazarımızın kaleminden gayet doğal şekilde okuyoruz zamanın akışını. Lila mahalleye dönüyor ama artık fabrika işçisi değil, çok başarılı bir teknisyen. Elena ise beni bir kere daha delirterek kitap boyunca yaptığı hatalara bir tüy dikiyor.
Karakterlerin yaşadığına beni inandıran, capcanlı nefis bir roman. Artık son bir tane kaldı, dördüncü kitabı bekliyoruz bakalım.
Merhume
Murat Uyurkulak, April Yayınları
Okuduğum ilk Murat Uyurkulak kitabı idi Merhume. Yazarın dili çok yaratıcı, zengin. Oyuncaklı mı desem? Başta zevkle okuduğum bu dil sonlara doğru yordu beni.
Sürprizli bir hikayesi var kitabın. Hiç bahsetmek istemiyorum. Bir koldan Evren'in berikinden Hilmi ve Davut hafiyelerin öyküsü akıyor. Fantastik bir dünya çizmiş yazarımız. Haliç doldurulmuş mesela, üzerine kat kat binalar çıkılmış. Beyoğlu'nda büyük yangın çıkmış, Demirören ucubesi yağmalanıp yıkılmış. Ankara'da deprem olmuş, Aksultan enkazın altında bulunmamış. Bir sürü ince detayla dolu kitap, algınız açıkken okumak lazım o minik minik detayları kaçırmamak için.
Kitabın en başında, Agatha Christie polisiyelerinden aşina olduğumuz "kitaptaki karakterler", "eldeki ipuçları" ve "cevaplanması gereken sorular" kısmı çok hoşuma gitti.
Zevkli bir okuma idi ama bende "ovv gidip bütün kitaplarını okumalıyım" hissi yaratmadı açıkçası.
En aklımda kalan:
"Topuna koyim... Hakikaten iyilik diye bi şey olsaydı, adı iyilik olmazdı... İyilik diye bi kelimeye gerek kalmazdı... İnsanın tabiatına gömülü olurdu, otomatikman yapılırdı... İyilikmiş... Siktimminin iyileri..."
7 Şubat 2016 Pazar
Karanlık Barselona (La Mala Dona)
Marc Pastor, Esen Kitap
Editör : Algan Sezgintüredi
1911 senesinde, Akdenizin incisi Barselona kenti göçmenlerle gelen nüfus artışı ve savaşlarda verdiği kayıplarla baş etmeye çalışmaktadır. Bu keşmekeş içinde, kentin varoşlarında yaşayan fahişelerin çocukları kaybolmaya başladığında emniyet müdürü olayı dikkate almak istemez. Kadınlar korkudan polise şikayette bulunamazlar, eh, şikayet yoksa dava da yok demektir diye sıyrılır emniyet müdürü işin içinden.
Polisiye sever Komiser Moisés Corvo, düzenli ziyaret ettiği fahişelerden Barselona Canavarının çocuklarını kaçırdığını öğrenince, vicdanı olayı görmezden gelmesine engel olur. Ortağı Malsano ile kayıp çocukların peşine düşen Moisés; çok önemli insanlar tarafından korunan korkunç suçluyu yakalamak için emniyet amirinin emirlerine karşı çıkmayı göze alır.
Tüyler ürpertici bir polisiye Karanlık Barselona. Hikaye gerçekten yaşanmış bir olaydan esinlenmiş. Okuduğum en kötü, en yabani, en karanlık ruhlu katillerden biri anlatılıyor kitapta. Ne bileyim Hannibal Lecter'da bile bir nebze insancıllık, sevgi kırıntısı vardır değil mi? Enriqueta'da yok işte. Enriqueta Marti'nin yaptıklarını okurken zaman zaman kitabı kapatıp kenara bıraktım. Okumaya devam etmek için biraz bekledim, epey sarsıldım.
Kitabın atmosferi harika, 20. yüzyıl başlarında Barsolana'nın gözden çıkartılmış arka mahallelerini olanca kiri, kokusu, keşmekeşi ile gezdiğimi hissettim. Algan Sezgintüredi'nin alameti farikası dipnotları ise, o dönemin İspanyasını, ismi geçen ve tanımadığımız kişileri bize kısaca anlatarak romanın dünyasına girmemizi kolaylaştırıyor. Kahramanımız Moisés enfes bir karakter, polisiye kitap tutkusu, paraya düşkünlüğü, yine de para için bile bir noktayı aşmaması, çocuk istismarına göz yummayı reddetmesi ile kusurlu ve aynı zamanda harika bir karakter.
Kitabın anlatım tarzı da çok hoşuma gitti. Roman anlatıcısı, tıpkı Kitap Hırsızı'ndaki gibi, Ölüm. Ama anlatı sürekli Ölüm'ün gözünden de değil, yer değiştiriyor kitap boyu. Olayları Moisés'in, Enriqueta'nın hatta küçük çocukların gözünden takip ediyoruz ve yazarın yani roman anlatıcısının ortaya çıktığı kısımlarda Ölüm alıyor anlatıyı eline. Gerçekten çok başarılı buldum yazarın bu tarzını.
Okumaya cesareti olanlara, nefis bir karanlık polisiye.
![]() |
| Barselona Canavarı Enriqueta Marti |
31 Ocak 2016 Pazar
Yaban Kızlar (The Wild Girls)
Ursula K. Le Guin, Versus Kitap
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Bir filmde ya da bir kitapta bahsi geçen kitapları bulup okumayı çok severim. Misal Ezel dizisinde Ramiz Dayı'nın yaptığı alıntılardan etkilenerek sahaflarda bulduğum İki Şehrin Hikayesi... Yaban Kızlar da, iki sene önce okuduğum Katilin Şahidi'nde ismi esprili bir şekilde geçen kitaptı. O dönemlerdeki bir alışverişte almıştım. Sonra aradan aylar yıllar geçti, hala okumamıştım Yaban Kızlar'ı. Fakat kitaplıkta hangi bölmede olduğunu biliyordum. Kapağı çok hoşuma gidiyordu. Bir gün, kitabı hep durduğu yerde göremedim. Adeta sırra kadem bastı kitap. Arıyorum yok, dağınık ve kitap dolup taşan rafları karıştırıyorum, bulamıyorum.
Geçen akşam sonunda merakıma dayanamayıp birkaç rafı aşağı indirdim. Bir kitabım aklıma geldiğinde onu mutlaka görmeliyim, okumasam da. Kitap kaybetmeye katlanamam. Nihayetinde, Osmanlı polisiyelerinin içinden çıktı Yaban Kızlar.
Aslında bu küçücük kitapta sadece bir hikaye anlatıyor yazarımız bize. Kentte yaşayan bir halkın, göçebelerden yağmalayarak eve getirdikleri iki yaban kız kardeşin öyküsü çok sade ve çarpıcı. Kısacık bir öykü olduğu halde, Ursula bir kaç cümlede o dünyayı kuruyor, biz de Taçları, Toprakları ve Kökleri hemen tanıyoruz, o dünyanın içine çok rahat girebiliyoruz. Büyük yazar olmak da böyle bir hal herhalde.
Hikayeden sonra yazarın bir makalesi ve yazarla yapılmış bir söyleşi de var. Söyleşiyi pek keyifli buldum, zevkle okudum.
30 Ocak 2016 Cumartesi
İntihar Kulübü (The Suicide Club)
Robert Louis Stevenson, İthaki Yayınları
Çeviri : Aslıhan Kuzucan
İntihar Kulübü 3 hikayeden oluşuyor. Ama asında bu hikayeler birbiriyle ilintili ve asıl bir konu etrafında dönüyorlar. Bohemya Prensi Florizel ile sağ kolu Albay Geraldine, sisli Londra sokaklarında serüven ararlarken kendilerini İntihar Kulübünde buluyorlar. Eğer ölmek istiyor ancak kendinizi öldürmekten korkuyorsanız çözümü ayağına getiriyor bu kulüp. Her gece 2 kişi seçiliyor, bir katil bir maktul. Katil maktulü kaza süsü verip öldürerek intihar etme derdinden kurtarıyor.
Prens Florizel kulübü dağıtıp kulüp başkanını ortadan kaldırmayı amaç ediniyor. Biz de 3 hikayede olanı biteni okuyoruz.
Kitabı eski moda diye tanımlayabilirim. Karamanlar da olaylar da naftalin kokuyor. Eski usül gizem romanı okumak isteyenler sevebilir. Kitabın kapağı çok güzel, çok hoşuma gitti.
24 Ocak 2016 Pazar
Cress (Ay Günlükleri 3.Kitap)
Marissa Meyer, Artemis Yayınları
Çeviri : Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Sinderella ve Kırmızı Başlıklı Kız'dan sonra üçüncü kahramanımız Rapunzel ile tanışıyoruz bu kitapta. Aslında ilk kitapta ufak bir tanışıklığımız vardı. Ay insanı yeteneklerine sahip olmayarak doğan bir kabuk olan Cress, Ay Ülkesinin kraliçesi Levana'nın cadı büyücüsü Sybil tarafından bir uyduda hapis tutuluyor. Neyse ki casusluk yaptığı seneler boyunca boş durmamış, müthiş bir hacker olarak kendini yetiştirmiş Cress. Tabii Cinder, Scarlet, Wolf ve Thorne (burada kalpçiklerin fışkırdığını varsayın) Cress'i kurtarmaya çalışırken olaylar müthiş şekilde ters dönüyor ve grubumuz ayrılmak zorunda kalıyor. İki koldan devam eden maceralar gayet sürükleyici. Finalde ise Levana ile Kai'nin düğünlerini ertelemek için her şeyi göze alıyor kahramanlarımız.
Bu esnada Levana'nın da eli armut toplamıyor tabii, Ay Ülkesi ile Dünya arasındaki nihai savaş patlak veriyor sonunda.
Şimdi heyecanla dördüncü ve son kitap Winter'ı bekliyoruz. Winter hikayenin Pamuk Prensesi işte. İnternetten araştırdğıma göre, Winter 800 küsur sayfalık dev bir kitap olacak. Sanırım bu kalıplı kitaptan önce Levana'nın hikayesini anlatacak olan bir ara kitap okuyacağız.
Scarlet (Ay Günlükleri 2.Kitap)
Marissa Meyer, Artemis Yayınları
Çeviri : Deniz Arı
Tamirci ustası sayborg kahramanımız Cinder, kapatıldığı hapishaneden kaçmaya çalışadursun; biz yeni kahramanımız Scarlet ile tanışıyoruz. Kırmızı kapüşonlu tişörtü ve kızıl saçları ile Fransa'da büyükannesi ile yaşayan Scarlet'in hayatı; babaannesi kaçırılınca darmadağın oluyor. Sokak dövüşçüsü Wolf ile enteresan bir işbirliğine giren Scarlet, büyükannesini bulmak için Wolf ile serüvene dalıyor. Kitabın bu kısımları iyi hoş ama, Cinder'in hikayesi kadar ilgimi çekmediğini çok açık söyleyebilirim.
Scarlet Paris'e gidedursun, Cinder'in öyküsü harikulade şekilde ilerliyor. Yeni bir arkadaş ediniyor Cinder kendine : Kendini beğenmiş Kaptan Thorne. Bu şapşal ve sevimli karaktere bayıldım, hastası oldum:) Cinder ile Thorne'un atışmaları nefisti, ne bileyim bir Han Solo parodisi bile diyebilirim Thorne için. Okuması çok keyifliydi bu kısımları.
Sonunda kaçınılmaz olarak Cinder ile Scarlet'in yolları kesişiyor ve yola beraber devam ediyorlar.
Çok zevkli bir seri.
17 Ocak 2016 Pazar
Küller Şehri (Ölümcül Oyuncaklar 2.Kitap)
Cassandra Clare, Artemis Yayınları
Çeviri : Selim Yeniçeri
Orijinal İsmi : City of Ashes
Clary'nin annesi komada, babası karanlık Nefilim Valentine ise kötücül planlarına devam ediyor. Serinin ikici kitabında Valentine, ikinci ölümcül aracı da ele geçiriyor ve iblis ordusunu Gölge Avcılarının üzerine salıyor.
Seriye ait kitaplara genellikle çok açıklama yazamıyorum başını ya da devamını afişe etmemek için. Bu kitabı okuması yine zevkliydi ama özellikle finaldeki iblislerle nefilimlerin savaşı müthiş anlatılmıştı.
Devam edeceğim seriye.
10 Ocak 2016 Pazar
Bizans'a Yolculuk (Sailing Through Byzantium )
Maureen Freely, Everest Yayınları
Çeviri : Özge Çallı Spike
Kitabımız, 1960'ların başında ailesiyle Istanbul'a göçen Amerikalı küçük bir kızın gözünden bize şehrimizin o yıllardaki halini anlatıyor. Bir yanda eksantrik sanatçılarla bohem bir hayat beri yanda soğuk savaş korkusu devam ederken, Mimi'nin çılgın hayal gücüyle biz de bu dünyanın bir parçası oluyoruz. Okuması zevkli bir kitaptı ve severek okudum aa bir boşluk yarattı bende. Yani kitabın amacı neydi? Salt o kaybolan güzel Istanbul'u anlatmak mı yoksa küçük kızın kafasında kurup kendi kendine ödünü patlattığı nükleer savaş korkusu mu? Anlayamadım.
Yakın geçmişin Istanbul'unu merak ediyorsanız tatlı tatlı okunabilecek bir kitap.
Hafiyenin El Kitabı (The Manual of Detection )
Jedediah Berry, Siren Yayınlrı
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Bu kitap hakkında ne yazayım bilemiyorum. hayatımda okuduğum en sıkıcı kitaptı. Sıkıntıdan ağladım diyebilirim. Uzak durun!
9 Ocak 2016 Cumartesi
Üzüm ve Diğer Şeyler
Yaşar M.Taşkale, Artemis Yayınları
Üzüm dünya güzeli bir sokak kedisi. Babası Yaşar, Üzüm kızı çöpte ölmek üzereyken bulmuş, tedavi ettirmiş ve birlikte mutlu mesut yaşamaya başlamışlar. Günlerden bir gün, Yeşar bu sefer de arka bacağını köpeklerin paraladığı bir tekir kızı kurtarmış, onun adı da Ryuk. Ama biz aramızda üçün kürbağası diyoruz Ryük'e, o ayrı. Bacağına platin takılan Ryuk, Üzüm'ün uyku kokulu göğsünde teselliyi bulmuş, böylece Üzüm ve Ryuk'un harikulade serüvenleri başlayabilmiş.
Ben yıllardır Facebook'ta Üzüm'ün sayfasını takip ediyorum. Yeşar'ın kızların fotoğraflarının altına yazdığı diyaloglar yıllar içinde gelişti, Üzüm ile Ryuk'un kendilerine has karakterlerini yansıtan bu diyaloglar sayesinde kedi diline vakıf olduk biz de. Öyle güzel yazıyor ki Yeşar, ben de kedimin suratına bakarken "konuşsaydı kesin böyle konuşurdu" diyorum. Bu arada yazarla tanışıklığım yok ama senelerdir okuya okuya tanıyormuşum gibi hissettiğimden ve tabii kızlardan alışkanlıkla Yeşar deyip duruyorum işte.
Kızlar tabii has Istanbul Türkçesi konuşmuyorlar, pembe dilleri her kelimeyi doğru telaffuz edemiyor. İşin fenası kendimi çok kaptırıp benim de "eleptirip, mürepkep, telezyon, zanlettim..." gibi konuşmaya başlamam. Birine kızdım mı hemen "bak çocuk benlen düzgünlükle konuş hem dünyanı hem ahiretini yakarsın!" diyorum, sevinince "orley bee" diye zıplıyorum hatta:))) Tabii en fenası, "at alcamımış, mısır patlatcamımış" diye sayıklarken patrona yakalanmak:)
Kedileri seviyorsanız zaten Üzüm ve Diğer Şeyler'i takip ediyorsunuzdur. Etmiyorsanız işte şimdi haberiniz oldu. Bu kitap da Facebook'da yayınlanan fotoğrafları bir arada bulabileceğiniz, dilediğiniz zaman açıp açıp okuyarak mutlu olmanızı sağlayan bir anti depresan, bir neşe kaynağı adeta. Yeşar iyi ki bu kitabı basabilmiş, kızlar artık hep yanımızda ve muhabbetlerini istediğimiz zaman okuyabilmek pek nefis.
3 Ocak 2016 Pazar
Kemikler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar 1.Kitap)
Cassandra Clare , Artemis Yayınları
Çeviri : Selim Yeniçeri
Orijinal İsmi : City of Bones
Volümüyle beni şaşırtan kitabımızda, kahramanımız genç Clary, aslında sandığı kişi değil de bir Nefilim olduğunu öğreniyor. Yani sıradan insanları iblislerden koruyan bir yarı melek o. Kendi gibi gençlerden oluşan Gölge Avcılarına katılıyor ve Clary'nin annesinin sakladığı Ölümlü Kupa'nın peşine düşüyorlar.
Sarışın ve etkileyici Nefilim Jace'yi ilk başlarda Alacakaranlık'ın Edward'ına benzetsem de hikaye ilerledikçe Harry Potter etkisini daha fazla hissettim. Herkesin öldü sandığı ama bir şekilde geri dönen karanlık Gölge Avcısı Valentine'in Voldemort'u anımsattığı gibi , Aşağı Dünyaya ait melez ırkların yok edilmesini savunan ekibi Çember de Ölüm Yiyenleri çağrıştırıyor.
Ama kitabın kendi dünyasına ben inandım. Bir şekilde kendi mitini yaratmış, rengarenk karakterlerle dolu canlı bir dünya kurmuş yazarımız. Olaylar gayet tempolu ve akıcı ilerliyor, sonuna kadar heyecanla okudum. Seriye devam edeceğim.
Bir de çok hoşuma giden bir detay, bu gençlik-fantastik kitapların birinci tekil ağızdan anlatılmasından bana biraz fenalık gelmiş sanırım. Kemikler Şehri'ni Clary'nin ağzından okumuyoruz, yazarın gözünden takip ediyoruz olayları. Oh be, bu da gayet iyi geldi, açık konuşayım.
2 Ocak 2016 Cumartesi
Abarat
Clive Barker, Alfa Yayınları
Çeviri : Dost Körpe
Kahramanımız genç Candy, Minnesota'da dünyanın en sıkıcı kasabasında yaşamaktadır. Bir gün okuldan kaçıp kırlara çıkar, fantastik yaratıklarla karşılaşır, serüvenin peşinde koşar ve kendini Abarat'ta bulur. Abarat 25 adadan oluşa bir dünyadır. her ada günün bir saatidir bu dünyada. Bir de en ortada yer alan Yirmi beşinci ada vardır ki buraya giren çıkamaz, çıkan da delirmiş olarak kaçabilir ancak.
İşte bu harikulade, hem macera hem tehlikelerle dolu Abarat dünyasında Candy'nin serüvenlerini okuruz bu seride. Okuruz diyorum, çünkü elimizdeki kocaman kitap, bir giriş bölümü, bizi gelecek maceralara hazırlayan, dünyasını ve karakterlerini tanıtan bir girizgahmış meğer.
Kitap baştan sona Clive Barker'ın illüstrasyonları ile bezeli. Çok güzel bir kitap, Alfa Yayınları da kuşe kağıda nefis bir baskı yapmış. Ama keşke kalın karton kapaklı bir cilt yapsalarmış. İncecik karton kapak bu kitabın ağırlığına göre pek cılız kalmış.
Umarım devamını basarlar!
Cinder (Ay Günlükleri 1.Kitap)
Marissa Meyer, Artemis Yayınları
Çeviri : Deniz Arı
Cinder, 5.Dünya Savaşından sonra bir kaç büyük birliğe ayrılmış Dünyamızda geçiyor. Bu birliklerden biri Doğu Ulusları Topluluğu, başkenti de Yeni Pekin. Bir de Ayda kolonileşmiş insanların kurdukları Ay Ülkesi var. Dünyada korkunç bir tür veba salgını baş göstermiş. Hiç bir ilacı yok. Ay Kraliçesi Levana elinde panzehir olduğunu iddia ediyor. Zaten Aycıların tuhaf güçleri var ve bu hastalığa yakalanmıyorlar. Tabii Levana'nın bir isteği var. Doğu Ulusları Topluluğunun veliaht prensi Kai ile evlenip imparatoriçe olmak.
Tüm bu keşmekeşin orasında kalan kahramanımız Cinder ise becerikli bir mekanik ustası. Bir de sayborg, vücudunun bazı parçaları mekanik yani. Cinder, kötü üvey analığı ile iki üvey kız kardeşi ile yaşıyor. Bu kızlar Kai'nin balosuna gidip prensi kendilerine aşık etmek istiyorlar. Tanıdık geldi mi? Zaten bu serideki kitaplar klasik peri masallarından esinlenmiş distopik öyküler. Prens Kai emektar androidini tamir etsin diye Cinder'in derme çatma dükkanına uğrayınca kahramanımız olayların göbeğine düşüveriyor.
Okuması pek zevkli bir kitap, kurduğu dünyaya hemen girebildim. Cinder harika bir karakter. Ay Günlükleri serisine devam edeceğim.
1 Ocak 2016 Cuma
Kösem Sultan (1.Cilt)
Reşad Ekrem Koçu, Doğan Kitap
Istanbul'un tarihi, harem hayatı, Osmanlı'da gündelik yaşam gibi konulara merak sarıp bu tarz kitaplar okuduğum bir dönem olmuştu. Sanırım 2000'lerin başı idi. Reşad Ekrem Koçu ile o vakit tanıştım. Hikaye anlatır gibi tatlı bir üslubu var bu yazarın, eski günleri anlatan bir amcanız dedeniz gibi, sıkmadan dile getiriyor tarihi olayları. Anlattıklarından keyif alıyorsunuz şüphesiz ama hikaye mi gerçek mi orası hep biraz meçhul.
Kösem Sultan tam bu çizgide bir kitap. Osmanlı tarihine adını kazımış bu görkemli sultanın hikayesini masalsı bir edayla anlatıyor kitabımız. Zangoç babalığı ile Milo Adasında yaşayan çıplak ayaklı fakir Rum kızı Afro, kaderin türlü cilveleri ile Istanbul'a geliyor. Çocuk yaştaki padişah 1.Ahmet Afro'ya ilk görüşte vuruluyor, Kösem adı verdiği cariyesini haseki Sultan yaparak yanından ayırmıyor.
Kitabın çok yumuşak bir anlatım tarzı var, bir dakika sıkılmadan masal gibi okuyorsunuz. Ama Kösem'in şeytani zekasına dar bir emare pek göremedim ben. Aklımda kalan 4.Murat'ın oğlancılığı, keşliği ve de zalimliği idi.
İlk cilt Kösem'in saraya gelişini, dul kalmasını, oğlu Murat'ın tahta çıkmasıyla Valide Sultanlığa yükselmesini anlatıyor. Murat'ın ölüp Deli İbrahim'in tahta çıktığı yerde de 2.cilt başlıyor. Onu biraz sonra okurum artık.
31 Aralık 2015 Perşembe
Bin Yıllık Hemşehri
Halil Babilli, April Yayınları
Yılın son kitabı pek tatlı bir Istanbul güzellemesi. Theo Istanbul'un fethedildiği gün ölüp, ölümsüz bir gelincik olarak hayata geri dönüyor ve Istanbul'un bir sürü gizemine, meraklı olayına şahit oluyor.
Çok güzel bir kitap, keşke daha uzun olsaydı. Bütün hikayeler çarpıcı bir kurguyla birbirine bağlansaydı ve bütünlüklü bir roman haline gelseydi mükemmel olurdu.
27 Aralık 2015 Pazar
Siyah Damar (Mud Vein)
Tarryn Fisher, Aspendos Yayınları
Çeviri : Merve Altıparmak
Kahramanımız Senna insanlardan kaçan bir yazar. Bir gün uyandığında kendini karla kaplı bir arazideki evde yatakta buluyor. Buraya nasıl gelmiş, kim kaçırmış hiç bir fikri yok. Hikaye Senna'nın evden kurtulma ve hayatta kalma hikayesini anlatıyor.
Bence çok akıcı bir gerilim romanı. Baş karakter Senna acılarıyla, dayanma gücüyle çarpıcı bir kahraman. Kitabın merak duygusu sonuna kadar devam ediyor. Ancak çeviride beni epey rahatsız eden unsurlar vardı. Bu yazarı merak ettim.
Harley Quinn Cilt 1 - Şehrin Ateşlisi (Harley Quinn Volume 1 : Hot In the City)
Amanda Conner, Jimmy Palmiotto , JBC Yayıncılık
Çeviri : Güneş Becerik Deviren
Batman evreninden tanıdığımız bir kahraman Harley Quinn. Joker'e delice aşık kaçık psikolog olarak tanıyoruz bu deli kızı. Harley'e bir hastasından miras olarak New York'ta bir bina kalıyor. Müthiş bir hayvansever ve hayvan hakları savnucusu olan Harley de pılısını pırtısını toplayıp New York'a taşınıyor. Biz de bu uçuk kaçık delişmen kızın maceralarını okuyoruz.
Bence saçmasapan ama eğlenceli bir çizgi roman. İlk bölümde Harley yazarlarla konuşarak kendine en uygun çizeri arıyor. Bu kısımlar çok güzel. Farklı tarzlarda çizilmiş Harley tiplemeleri çok komik. Sonra da pata küte maceradan maceraya koşuyoruz.
26 Aralık 2015 Cumartesi
Hoş Geldin Hüzün (Bonjour Tristesse)
Françoise Sagan, Everest Yayınları
Çeviri : Nurullah Ataç
Françoise Sagan bu kitabı 19 yaşındayken yazmış. Kitabın kahramanı da 17 yaşında bir genç kız, Cecile. Cecile ile hovarda babası vur patlasın çal oynasın bir hayat sürmekteler. Babası Raymond ve babasının metresi Elsa ile yazlığa gittiklerinde Cecile de bir delikanlıyla tanışıyor. Bu esnada villaya Cecile'in rahmetli annesinin eski dostu Anne geliyor. Anne aklı başında, olgun dolgun bir kadın. Raymond Elsa'dan ayrılıp Anne ile evlenmeye karar verince Cecile çıldırıyor ve Anne'i babasından ayırmak için hain bir plan kuruyor.
Bir genç kızın hezeyanları olarak özetleyebilirim. Merak ettiğim bir klasik olduğu için okudum. Nurullah Ataç'ın geçmişte kalan o zarif Türkçesi kitaba ayrı bir lezzet katmış.
17 Aralık 2015 Perşembe
Sandık Odası
Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları
Sezgin Kaymaz'ın ikinci hikâye kitabının yayınlanmasının üzerinden 10 sene geçmiş. Ben yeni okudum bu acıtıcı, komik ve gerçek üstü hikayelerle dolu kitabı. Ne bileyim, öykü okumaya karşı hep mesafeliyimdir. Roman severim ben, Aziz Nesin'den sonra öykü okumayı bıraktım diyebilirim. Ama söz konusu Sezgin Kaymaz ise, telefon rehberi bile yazsa okuyacağım için, kitabı hevesle aldım elime. Ve tabii söz konusu Sezgin Kaymaz olunca hayal kırıklığı mümkün olmuyor. Elleri dert görmesin.
Sandık Odası'ndaki hikâyeler Bakele'deki gibi kısa kısa değil, daha uzun, dolayısıyla daha çok sevdim bunları.
Medet kadar da uzun değiller. Tam 18 tane hikâye var Sandık Odası'nda:
-Ateşin Var mı Birader? : Süper, yüzsüzlük ve dostluk hakkında:)
-Eşşek Şakası : Şaka yapmaya meraklı bir genç tıp fakültesine girer ve olaylar gelişir.
-Çok Oldu Kız Gideli : İçinize oturan bir hikaye
-Geleneksel Kömüş Günü Şenlikleri : Harika bir hikaye, zayıflamaya kararlı bir obez ailenin başına gelenler:) Çok güldüm.
-Ümit : Ümit etmek ve şükretmek hakkında bir mesel.
-Elmaların Yongası : Bir türkü nasıl söylenir, saz nasıl çalınır?
-Kuduz : İnsanlar nasıl birbirini gaza getirip berikini linç ediyorlar.
-Biz Geldik : Yine bir ölüm hikayesi.
-Kaybedenler : Fakir ile zengin, aşağıdakiler ile yukarıdakiler hikayesi.
-Helva : Bir kaç arkadaş, mezarlıkta bir oyun oynarlar ama...
-Bakar mısınız : Birini koşulsuz sevebilir misiniz? Çok iç acıtıcı bir hikaye.
-Hayat Devam Ediyor : Aşk nedir?
-Çık Ordan! : Ayyy müthiş bir hikaye, çık çık! çık!
-Sakarlık Bulaşıcıdır : Hayatımda okuduğum en komik hikaye, koltuktan düştüm resmen gülmekten.
-Bak Postacı Geliyor : Önyargı hakkında bir hikaye, tabii bir de Julia var:)
-Sen Alkol Kokuyorsun! : Yine önyargı, yargısız infaz hakkında nefis bir hikaye.
-Hayırlı Evlat : Nasıl mafya olunur:)
-Yakın Hafıza : Unutkanlık hakkında, aklım döndü okurken:)
Sezgin Kaymaz'ın harikulade Türkçesi ve müthiş mizahı ile bezenmiş bu öyküleri kaçırmayın!
13 Aralık 2015 Pazar
Medet
Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları
Canım Sezgin Kaymaz'ın kitaplarını okurken hikayeleri en sona bırakmıştım. Pek hikaye okumak alışkanlığım yok, okudum mu uzun uzun, doyasıya roman olsun istiyorum. Medet'teki hikayeler de uzun ve çok lezzetliler. Çok severek okudum.
Kitapta 5 tane hikaye var:
Medet : Çok çarpıcı bir köpek hikayesi, ağlatır. Beni ağlattı.
Gelip Giderler : Ölüm ve ölüm sonrası hakkında, altı çizilesi bilge satırlarla bezeli bir hikaye.
Hayırlı Yolculuklar : Bir lise hentbol takımının otobüs yolculuğunu anlatan bu hikayedeki bir paragraf, Türkiye'nin çok partili dönemini müthiş bir şekilde anlatıyor. Bir de takımın idarecisinin anlattığı bir fıkra var ki, hala gülüyorum o fıkraya:)
Alo? : Kaderin oyunlarına dair gerçek üstü bir hikaye.
Tevzadze Kim : Bir şaheser, hiç bir bedduası tutmayan Münevver ebenin hikayesi harikulade. O şahane beddualarını da bir kenara not ettim, lazım oldukça bilmek lazım:)
12 Aralık 2015 Cumartesi
M Treni (M Train)
Patti Smith, Domingo Yayınları
Çeviri : Seda Ersavcı
Domingo, en sevdiğim yayıncılardan biri, farklı lezzetlerde yayınladıkları romanları her daim okumaktan zevk almışımdır. Yazarını tanımasam da "Domingo basmış" der ve okurum. ne yazık ki bir süredir roman değil boyama kitabı basmaya başlayarak beni üzdü Domingo. Kitap Fuarındaki kısacık sohbetimizde roman piyasasındaki düşüş sebebiyle bu yola girdiklerini söylemişlerdi. Daha evvel Çoluk Çocuk ile hayran kaldığımız Patti'nin yeni kitabı çıkınca roman orucunu açmışlar çok şükür.
Patti bu kitabında 65 yaşında ve en sevdiği kahvecide, her zamanki masasında oturmuş defterine karalarken aklından geçenleri, kocasına duyduğu özlemi, seyahatlerini anlatıyor. Gündelik hayatının rutinine bizi de katıyor, bu esnada yüzde yüz tam bir sanatkarın düşünüş şekline tanıklık ediyoruz. Patti bize rüyalarını ve hayallerini açıyor. Ona eşlik edip etmemek size kalmış.
Bu arada benim gibi kahve sever biriyseniz, kitabı okurken evde kahve bulunmasına özen gösterin. Benim kahvem bitmişti ve kitabı kapatınca koşa koşa gidip kafam kadar bir Americano içtim. Patti o kadar çok ve seve seve kahve içiyor ki, sayfalardan adeta burnuma kahve kokusu tüttü!
Kolayca tavsiye edilebilen bir kitap değil M Treni. Oldukça şahsi bir kitap, herks kendi okuyup karar vermeli. Benim serbest çağrışımla ilerleyen bazı yerlerde kitaptan uzaklaştığım oldu. Ama sonrasında anılarına dönen Patti yine beni kendine bağlamayı bildi.
Patti yine yazsın, ben okurum!
Marakeş'te Sesler (Die Stimmen von Marrakesch)
Elias Canetti, Sel Yayıncılık
Çeviri : Kamuran Şipal
Bu küçük kitapta, Nobel ödüllü yazar Elias Canetti'nin Marakeş seyahatinden izlenimlerini okuyoruz. Anlatımı bana biraz fazla edebi geldi. Söz konusu seyahat olunca biraz daha heyecanlı bir anlatımı tercih ediyorum.
6 Aralık 2015 Pazar
Ateş Canına Yapışsın
Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları
ÖNEMLİ BİLGİ : 20 Aralık 2015 Pazar günü, Kadıköy'deki Akademi Kitabevinde Sezgin Kaymaz'ın imza ve söyleşisi olacak. Kaçırmayın dostlar.
Ateş Canına Yapışsın, bize en eski hikayeyi, ilk hikayeyi anlatıyor: Adem'in haram meyveyi yiyerek cennetten kovuluş hikayesini. Fakat bu hikayeyi Sezgin Kaymaz'ın o kendine has, zengin, deli dolu, renkli Türkçesinden ve de bizzat Azazil'in bakış açısından okuyoruz.
Azazil, Cennet'te huzur içinde yaşayan büyük meleklerden biri. Ama yazarımız Cennet'i nasıl anlatmış hikayenin arka planında okumanız lazım. Ağzım açık kaldı o capcanlı tasvirlere, gidip gördün mü be adam? Ben görmüş kadar oldum, sağ olsun.
İşte Azazil bu binbir türlü mahlukatın, küçük meleklerin, meleciklerin ve tabii ağır abiler Azrail, İsrafil, Cebrail ve Mikail'in gül gibi yaşayıp gittiği Cennet'te, meleciklere ders verirken beklenmedik bir anonsla cümle Cennet ahalisi Kükreyen Çimenler Platosuna çağrılır. İsrafil burada surunu ilk kez üfler ve o meşum anonsu yapar Cebrail: Tanrı Âdem'i yaratmıştır ve tüm Cennet ahalisinin Âdem'e secde etmesini buyurmaktadır. Tabii Hocaların Hocası, Büyük Usta, dumansız ateşten yaratılmış Azazil kilden yaratılmış Âdem'e secde etmeyi kabullenemez.
Kitap Azazil'in gözünden ilerliyor, o kendine has esprisi, akıl yürütmeleri ve son derece zengin tasvirleri ile isimlerini hep bildiğimiz Cennet ahalisini yepyeni bir gözle görüyoruz. O denli detaylarla bezeli ki bu ince kitap, bütün gece yatmayı unutup okudum da okudum. Azazil'in varlığındaki ateş canına yapıştıkça, yani İblis'e dönüştükçe dünyevi kelimeler ile konuşması; ama her ettiği lafta ne dediğini kendi de bilememesi... Kitabın en başında verdiği sabır dersi... Güzel ile çok güzelin arasındaki farkı meleciklere anlattığı an... İlle de Provokatif Didaktif ders verme yöntemi ile devir devirebildiğin kadar konuşmaları.... Hele Âdemelmasının hikayesi nasıl ince bir düşüncedir? Sağ olsun yazarımız Havva'nın üzerinden bir yükü almış:)
Müthiş bir edebiyat şöleni, Ateş Canına Yapışsın. Türkçenin zenginliğine hayran olacağınız bir eser. Harikulade.
Daha Ne Olsun (If This Isn't Nice, What Is?)
Kurt Vonnegut, April Yayıncılık
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Kurt Vonnegut tanışmak istediğim bir yazar idi, Daha Ne Olsun ile okumaya başladım. Sırada Şampiyonların Kahvaltısı ve Mezbaha 5 var.
Daha Ne Olsun bir roman değil, yazarın çeşitli üniversitelerin mezuniyet törenlerinde yaptığı konuşmalardan bir seçki. Daha çok yazarı tanımak maksatlı okudum. henüz yeni mezun olmuş, yolun başındaki adaylara verdiği sıra dışı öğütlerle ne denli samimi ve harika biri olduğunu anlayabiliyoruz.
Şuraya alıntılamazsam çatlarım:
"Ivır zıvır alabilmek için çantanızdan para araklayan yapayalnız bir gerzek olsun istemiyorsanız, çocuğunuzu TV ve bilgisayardan uzak tutun.
Kitaplardan vazgeçmeyin. Dostane ağırlıkları, hassas parmak uçlarınızla çevirdiğinizde sayfalarının tatlı gönülsüzlüğü ne güzeldir... Beyinlerimizin büyük bölümü, elimizin değdiğinin iyi olup olmadığını saptamaya uğraşır. Üç kuruş edebilecek her beyin, kitapların iyi olduğunu bilir.
Sakın internetteki hayaletlerden aile kurmaya kalkışmayın.
Bir Harley alıp Cehennem Melekleri'ne katılın, daha iyi. "
Bir de şunu da yazayım, son. Daha da noktalı virgül kullanmam zaten:)
"İlk kural : noktalı virgül kullanmayın. Noktalı virgüller hermafrodit travestilerdir; hiçbir şeyi temsil etmezler. Tek yaptıkları, üniversite gördüğünüzü göstermektir."
Algan Sezgintüredi'nin pek lezzetli çevirisi ile gayet keyifli, ufacık tefecik bir kitap.
30 Kasım 2015 Pazartesi
Eleanor & Park
Rainbow Rowell, Pegasus Yayınları
Çeviri : Müge Kocaman Özçelik
Eleanor karman çorman kızıl saçları, iri bedeni ve tuhaf giysileri ile okul otobüsüne meteor gibi düşüyor. Eleanor'a oturması için tek yer veren de Park, çizgi roman düşkünü, yarım kan Koreli, müzik düşkünü bir delikanlı. Bu ikisi, hiç konuşmasalar da yavaş yavaş yakınlamaya başlıyorlar. Eleanor her gün okul yolunda Park'ın çizgi romanlarına göz atarken bir bakıyor kafa kafaya vermişler, beraber okuyorlar X Men'i Batman'i...
O kadar güzel yazmış ki Rainbow Rowell, gayet doğal bir şekilde ilerliyor gençlerin muhabbeti. Ayrıca Eleanor'un tuhaf hallerinin, saçının bile açıklaması var ilerleyen sayfalarda. Hikayenin arka fonunu da 80'lerin güzel şarkıları oluşturuyor. Kaset doldurup karışık kasetlerden walkman'de müzik dinliyor kahramanlarımız. Aah ah!
Son derece naif, içinize işleyecek bir aşkın öyküsü bu. Harika bir kitap, bayıldım. Eleanor ve Park'tan sonra en çok Park'ın annesiyle babasını sevdiğimi de söylemek isterim:)
29 Kasım 2015 Pazar
Kingdom Come
Mark Waid, Alex Ross ve Todd Klein, JBC Yayıncılık
Çeviri : İlke Keskin
Harikulade, karanlık bir çizgi roman. Okuduklarımın belki de en iyisi. Batman Kara Şövalye Dönüyor ile kapışır, o derece.
İnsanlar süper kahramanlara sırtını dönünce, kahramanlarımız da uzaklara gidip inzivaya çekilmiş. Onların boşluğunda süper insan türü kahramanlığa soyunmuş ama hiç sorumluluk almadan. İnsan hayatı esastır diyen ve bu yüzden eski kafalı bulunan kahramanlarımıza karşılık süper insanlar ne olursa olsun diyerek saldırmakta, hareketlerinin sonuçlarını düşünmeden dünyayı kaosa sürüklemekte. Sonunda bu hareketleri geri dönülemez bir felakete sebep olunca, Adalet Takımı Justice League'i yeniden toplamak için Wonder woman Diana harekete geçiyor. İlk ikna etmesi gerekense, insanlığa küsmüş olan Superman.
Bayıldım dostlar, gerçek bir çizgi roman şaheseri.
Zamanın Efendisi Hugo Cabret ve Buluşu (The Invention of Hugo Cabret)
Brian Selznick, Artemis Yayınları
Çeviri : Merve Solmaz
Hugo Cabret bir resimli roman. Metinler sadece çok gerekli yerlerde giriyor. Olayları Brian Selznick resimlerle anlatmayı tercih etmiş.
Hugo Cabret, 1931 yılında Paris'teki Montparnasse Tren İstasyonunda yaşayan kimsesiz bir çocuktur. Gizlice istasyondaki saatlerin bakımını yapar. Bir yandan da tavan arasındaki küçük odada sakladığı robotu tamir etmeye uğraşır. Bunun için gerekli parçaları, istasyondaki oyuncakçı dükkanından çalar. Dükkanın sahibi yaşlı adam bir gün Hugo'yu yakalar ve böylece kahramanımızın hayatını değiştirecek serüvenler başlamış olur.
Harikulade bir kitap Hugo. Hikayesinden çok etkilendim. Çizimleri okşadım okurken, okuması inanılmaz zevkliydi. Paris atmosferi, sinemanın sihri, mekanik oyuncakların cazibesi beni büyüledi.
Bu arada Martin Scorsese'in Hugo filmi bu kitaptan uyarlanmış meğersem. Hemen izlemeli.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























































