31 Temmuz 2014 Perşembe

Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter and the Philosopher's Stone)


J.K. Rowling, Yapı Kredi Yayınları

Çeviri : Ülkü Tamer


Harry Potter serisini ilki 2010 senesinde, 2 kere okudum. 2 hafta önce, bir kere daha okumak istedim, o dünyaya yeni baştan gidebilmek, Slytherin ile iki ders üst üstüste İksir'e girmek, Hupplepuff ile 3 nolu serada Bitkibilim'e koşturmak istedim. Son kitabı bayramın ikinci günü bitirdim. Hem de, bir kere daha, salya sümük ağlayarak:) Sonunda, çok uygun bir şekilde, Harry'nin doğumgününde yazı serisini başlatmak kısmet oldu:)


Harry Potter'ın annesi ile babası, Lily ve James Potter, karanlık büyücü Lord Voldemort tarafından öldürülür. Karanlık lord, henüz 1 yaşındaki bebek Harry'i öldürmeye kalkışınca, büyüsü seker ve Voldemort tüm gücünü kaybederek ortadan kaybolur. Minik bebeğin öldüren lanetten nasıl olup da kurtulduğunu kimse anlamamıştır. Tarih boyunca bu büyüden kurtulmuş olan tek kişidir Harry! Aydınlık tarafın lideri Albus Dumbledore, çocuğun yaşayan tek akrabası olan teyzesine bırakılmasını ister. Teyze, kocası ve onların Harry'den 1 ay büyük oğulları su katılmamış muggle'lardır, yani alelade, sihirsiz, büyü dışı insanlar. Vakit gelene kadar Harry onların yanında kalacaktır, sadece Dumbledore'un bildiği sebeplerden ötürü!

Harry 11 yaşına geldiğinde, kim olduğunu öğrenir: O bir büyücüdür ve Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na çağırılmaktadır. Ne olsa,daha doğduğu gün ezber edilmiştir onun adı. Böylece Harry, yanısıra biz, sihir dünyasına adım atarız. Büyücüler, dünyalarını biz sıradan insanlardan özenle saklamaktadır. Kendi okulları, kendi çarşıları, kendi sporları ve kendi savaşları vardır onların. Harry aslında doğuştan ait olduğu ama hakkında hiç bir şey bilmediği bu dünyayı keşfederken, yanında yeni dostları Ron ve Hermione olacaktır. Üç arkadaş, Hogwarts Şatosunun karanlık, upuzun, esrarengiz koridorlarında, kulelerinde, zindanlarında hayal edemeyecekleri maceralarla karşılaşırlar. Kızlar tuvaletine girmiş korkunç ifritler, 3 başlı köpekler, okulun dibindeki Yasak Orman, ne zaman serüven yaşamaya çıksan sakınmak gereken hademe Filtch bir kaçı sadece:)


Barındırdığı karanlık öğelere rağmen, ilk kitabın mükemmel bir çocuk romanı olduğunu düşünüyorum. Ülkü Tamer'in çevirisinin de bu yüzden kitaba çok uygun kanaatindeyim. Gelgelelim seri giderek daha karanlık bir hal alacağından, edebiyat tanrılarına şükürler olsun ki, Yapı Kredi diğer kitapları Sevin Okyay'a teslim etmiş. Onun harikulade çevirisi olmaksızın, bu kitaplar aynı etkiyi vermezdi, sanmıyorum. Kitabın dili su gibi akıp gidiyor. Beri yandan yazarımız yepyeni fantastik bir dünya meydana getirmekte ve yarattığı değişik kelimelerin Türkçe çevirileri için Sevin Okyay'a (ve Kutlukhan Kutlu'ya elbet) ne denli teşekkür etsek azdır. Onların bu dünyayı Türkçe'de yaratma çabaları göz ardı edilemez!

J.K. Rowling'in üslubu bence bir harika; benim en sevdiğim, cümle aralarına serpiştirilmiş minicik espriler, bayılıyorum onlara! Yarattığı dünya şahane; büyücü ve cadıların süpürge üzerinde oynadıkları popüler Quidditch sporu, kaçınılmaz olarak ejderhalar, o harikulade büyülü sözler (Wingardium Leviosa), hatta karakterlerin isimleri, bütün detaylar bu dünyayı mükemmel şekilde gerçek ve sihirli kılıyor.

Hayatta en sevdiğim kitaplardan Harry Potter. Okuyun, okuyun, okuyun! :)


İyi ki doğdun Harry Potter! Sağ kalan çocuk!





Alıntı  **** SPOILER ****









**** SPOILER ****

8 Temmuz 2014 Salı

Pis Maymun (Bad Monkey)


Carl Hiaasen, Aylak Kitap

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Kahramanımız derbeder detektif Andrew Yancy perk dertlidir. Komşu bahçeye dikilen devasa villa, karşısına kurulup rom içtiği nefis Florida manzarasının içine etmektedir çünkü. Bunun yanı sıra buzluğunda saklaması gereken kesik bir kol gibi başka ufak sıkıntıları da var tabii.  Kolu denizden, turistleri balık tutmaya götüren bir tene çıkartmış. Neyse kolun sahibinin dul karısı ortaya çıkıyor da kahramanımız buzluktaki koldan kurtuluyor. Bir süreliğine. Mevtanın kızı, üvey anası olacak cadalozun, sevgilisiyle bir olup babacığını öldürmüş olduğunu ileri sürünce Yancy de bu çılgın maceraya katılıveriyor. İşin içinde bahama vudusu, korkunç bir büyücü kadın ve kötü huylu, pek yaramaz bir maymun da karışıyor haliyle.

Çok renkli, çok eğlenceli bir polisiye Pis Maymun. Eğlencesi bol, aksiyonu bol :))) Tiplerin hepsi birbirinden kaçık. Renkli ve değişik bir polisiye okumak isteyenlere tavsiye ederim:)




1 Temmuz 2014 Salı

Bir Genç Kızın (D)Evrimsel Keşifleri (The Evolution of Calpurnia Tate)


Jacqueline Kelly, Pegasus Yayınları

Çeviri : Gökçenur Şehirli



"Bir Genç Kızın..." diye başlayan romanlardan genellikle uzak duruyoruz değil mi? Güzelim ciltli kapağı ile gönlümü çelen bu kitap hiç de bayık bir genç kız romanı değil ama. Zaten kahramanımız da genç kız sayılmaz.

Calpurnia Virgina Tate, 1899 senesinde, babasının Teksas'daki pekan cevizi çiftliğinde yaşayan 12 yaşında bir kız. Callie'nin kendinden büyük 3 tane, ondan daha küçük de 3 tane erkek kardeşi var. Tabii tek kız olunca, annesinin hanım kadına ev işi derslerinin de tek hedefi Callie oluyor. Fakat kahramanımız civardaki nehirde yüzmeyi, çevresini gözlemleyerek doğada olup bitenleri incelemeyi daha eğlenceli buluyor haliyle. Bir gün ağabeyi Harry, Callie'ye güzel bir defter hediye ederek gözlemlerini buna not almasını söyleyince, Callie'nin önünde yepyeni bir dünya beliriyor...


Gözlemlerini yazmaya başlayan Callie, yaşlı ve aksi büyükbabanın dikkatini çekiyor. Büyükbaba evdekilerle pek haşır neşir olmayan, herkesin ürktüğü bir tip. Meğersem laboratuvarına kapanmış, pekan cevizinden viski imal etmeye uğraşıyormuş:) Calpurnia'nın doğa bilimciliğine attığı ilk adımları gören Büyükbaba, küçük kızı kanatları altına alıyor. Koca bir yüzyıl biterken, Coca Cola yeni icat edilmişken, Calpurnia da büyüyünce sadece annesinin istediği gibi hanımefendi değil, istediği her şey olabileceğini keşfediyor.


Çok keyiflendim bu kitabı okurken, adeta küçükken Korkusuz Kaptanlar'ı veya ne bileyim Gizli Bahçe'yi filan ilk kez okurken hissettiğim gibi bir zevkti bu. Callie'nin tek kız kardeş olması, büyükbaba ile doğa bilimi çalışmaları, yüzyıl dönümünde Güney'de küçük bir kasabada hayat, hepsini pek tatlı anlatmış yazarımız. Türkçe çeviriyi de çok başarılı buldum.

Çok güzel bir kitap, ben çok sevdim!





29 Haziran 2014 Pazar

Zindankale


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky ile tanıştığım Sezgin Kaymaz'ın külliyatını okumaya devam ediyorum. Ayrıca kendisini tanımayan, okumayan kalmasın istiyorum:)

Zindankale harikulade bir roman. Kalın ve yazıları da küçük olduğu halde, en son cümleye kadar sonsuz bir merakla, elinizden bırakamadan okuduğunuz bir roman. karakterler capacanlı, üslup pek leziz.Atmosfer o kadar müthiş kurulmuş ki, olan biten her şeyde, her sahne de biz de oradayız, sayfanın içindeyiz adeta, soluk soluğa hikayeyi takip ediyoruz.


Bir rüya ile başlıyor kitabımız. Birbirlerinden habersiz, 3 gece üst üste aynı rüyayı gören güzel Çiğdem ve yakışıklı Davut, altlarını ıslatarak uyanıyor 3 sabahtır. Davut'un dedesi Şadıman Beyefendi, dedenin dostları, ihtiyar heyeti Buzdolapçı Ali Fuat, Uzun Sedat, Sağlık Kabinci Kamil telaşlı. Bu rüya ne demektir, Davut'un gördüğü rüya onlara mı gösterilmektedir? Geçmişin sırları açıklanmayı mı talep etmekte peki?


Beri yandan, yemyeşil gözlü Çiğdem, acar Çiğdem, erkek Fatma Çiğdem pek telaşlı. Rüyanın kerametini çözmek istiyor. Tabii hikaye mükemmel şekilde karakterleri birbirine bağlayacak. Bize de, ışık topunun peşindeki gölge gibi hikayenin ardı sıra koşmak kalıyor.


Mükemmel bir kitap, Zindankale. Kurgu tıkır tıkır işliyor; Türkçe kusursuz; hikaye dibine kadar meraklı. Çok severek tavsiye ediyorum!


 

17 Haziran 2014 Salı

Ölüm İlanı Yazarı (The Obituary Writer)


Ann Hood, Can Yayınları

Çeviri : Sibel Sakacı


Bu kitabı da, Can Yayınlarının 5 TL kampanyasından aldım. Duygusal sayılabilecek romanımızda, farklı dönemlerde yaşayan iki kadının öykülerini okuyoruz. Bu tarz kitaplarda adet olduğu üzere, kahramanlarımızın hayatı bir noktada kesişiyor tabii.

Claire, 60'ların tutucu Amerikasında, bir zamanlar çalışan kızken evlenip, evinin kadını, çocuğunun anası olmuş hoş bir genç kadın. Fakat artık kocası için yaşadığı,  tekdüze, her günü rutin hale gelmiş hayatı onu boğmaya başlamış. Bu yavan ev kadını hayatından kaçmak için de ilişki yaşıyor ama hamile kalınca karışıyor ortalık.

Beri yandan 30'larda geçen diğer hikayenin kahramanı Vivien,  büyük aşk yaşadığı sevgilisini kaybedince kendi başına ayakta kalmaya çabalayan genç ve güzel bir kadın. Aşk acısını tedavi etmenin yolunu, gazeteye ölüm ilanları yazmakta bulmuş. Ama onun ölüm ilanları kimselerinkine benzemiyor. İlan verenleri ofisinde ağırlayıp cankulağı ile dinleyen Vivien, en uygun şiiri seçiyor ilan için daima. Böylece kendi çapında ün bile kazanıyor.

Kitabımız bu iki kadının hayatlarındaki gerçekle yüzleşmelerini, cesaretlerini ve yeniden başlamalarını anlatıyor. İkisi de bir nevi hapiste aslında kadınların. Claire, evliliğinin hapishanesinde; Vivien ise ölümsüz aşkının...

5 Liraya alınıp okunacak fena olmayan, hoşça bir roman. Eğer kampanya esnasında rastlarsanız siz de deneyebilirsiniz.





14 Haziran 2014 Cumartesi

Tom Sawyer'ın Serüvenleri (The Adventures Of Tom Sawyer)


Mark Twain, Can Yayınları

Çeviri : Nihal Yeğinobalı


Tom Sawyer, küçükken en sevdiğim romanlardan idi. Birkaç sene evvel, Can Yayınları, Nihal Yeğinobalı çevirisi ile tam basım çevirisini yayınladığından beri tekrar okumayı istiyordum. Bu yaz bayıla bayıla, bir kere daha Tom Sawyer ile maceralar yaşadım. 

Polly Teyzesi ve kardeşi Sid ile yaşayan Tom, pek haşarı, afacan ama cesur ve merhametli bir çocuk. Mahalle kavgalarında komutan, korsancılık oyununda kaptan, kızların da sevgilisi. Küçük Becky Thatcher ile mağaralarda kaybolduklarında cesareti ile kurtulmayı bilen küçük bir kahraman. Unutulmaz dostu Huckleberry Finn ile hazine peşinde koştukları yaz tatilini okurken ben de kendimi o bitmez gibi gelen, aylar süren çocukluk tatillerinde hissettim. Büyük zevkle okudum Tom'un serüvenlerini.

Hiç okumayanlar koşa koşa gidip almalı, dileyenler de bu serüvenlere bir kere daha eşlik etmeli. Yaz mevsimi tam zamanı:)



10 Haziran 2014 Salı

Bir Yeniyetmenin Günlüğü (The Secret Diary of Adrian Mole)


Sue Townsend, Can Yayınları

Çeviri : Gül Atmaca


D&R'da artık geleneksel hale gelen Can Yayınlarının 5 TL'lik kitap kampanyası başladı. Gelgelelim, kitaplar karışık şekilde üst üste, tepeleme yığıldığı için arayıp bakması zor oluyor. Yine de ben birkaç tane kitap almayı başardım:)


Kitaplarımın ilki, bir İngiliz gençlik klasiği, Andrew Mole'un Gizli Günlükleri. Bir nevi Pıtırcık'ın büyümüş hali gibi diyebiliriz. Andrew küçük bir İngiliz kasabasında anne babasıyla yaşıyor. Gayet ortalama bir genç. Arkadaşları; hayrına yardım etmeye başlayıp, beklenmedik şekilde yakınlaştığı ihtiyar bir dostu; bir de başbelası köpek var tabii. 14 yaşında tutmaya başladığı günlüğün ilk senesi elimizdeki. Gencin başına gelenleri okurken eğlenmemek elde değil. Özellikle, anlatılan pek İngiliz yaşam tarzı, kitabı benim için okumaya değer kılıyor

D&R'larda karşınıza çıkarsa ve pek hafif, eğlencelik birşey arıyorsanız eğer, ilginizi çekebilir.



5 Haziran 2014 Perşembe

Başkasının Mezarı (Standing In Another Man's Grave)


Ian Rankin, YKY Yayınları

Çeviri : Dilek Şendil



Bir John Rebus polisiyesi. Olaylar İskoçya'da geçiyor. Kahramanımız emekli dedektif John Rebus, nefis bir karakter. İskoçların göğsünü kabartacak şekilde içiyor, derbeder ve pervasız. Ama zehir gibi, korkusuz, zeki. Kimselere müdanası olmayan bir eski tabanca.

John Rebus, faili meçhul cinayetler biriminde gün geçirirken, gözü yaşlı bir kadınla görüşür. Kadının kızı 12 yıl önce kaybolmuştur. Kadın aslında aynı bölgede kaybolan başka kızlar olduğunu iddia etmektedir. Rebus eski dosyaları indirip araştırınca kadının doğru söylediğini farkeder. Üstüne bir de yeni cinayet işlenip, Rebus önceki vakalarla bu cinayeti ilişkilendirince dava dallanıp budaklanır. Kahramanımız da kendi usulleri ile davanın peşine düşer.

Çok zevkli bir polisiye, Başkasının Mezarı. Depresif İskoçya atmosferi, derbeder yaşlı dedektifi, mafya babası yan karakterleri ile oldukça zengin ve gerçekçi bir roman olmuş. Ben çok beğendim. Başka romanı basılırsa hemen okurum.



1 Haziran 2014 Pazar

İlk Aşk [19 Başarısız Denemeden Sonra] (An Abundance of Katherines)


John Green, Pegasus Yayınları

Çeviri : Çiçek Eriş


John Green'in yeni kitabı diye yayınlanan İlk Aşk, aslında yazarımızın 2006 senesinde çıkarttığı ikinci romanı. Olsun, ben yine de kitabın çıktığını görünce işten çıkıp koşa koşa, uça uça D&R'a giderek kaptım bir tane.

Kahramanımız Colin Singleton, biraz aşırı zekalı bir delikanlı. En iyi ve de tek arkadaşı da Lübnanlı Hasan. Colin'in bugüne dek aşık olduğu tüm kızlar birer Katherine imiş. On dokuzuncu Katherine Colin'i terkedince dağılıyor bizimki. Bunun üzerine Hasan çocuğu arabaya atlayıp bir yol macerasına atılmaya ikna ediyor. Tennessee eyaletinde, adı sanı duyulmamış Gutshot kasabasından geçerken, Arşidük Franz Ferdinand'ın mezarının burada olduğunu iddia eden bir tabela görüyorlar. Ve Gutshot kasabasında yol maceraları bambaşka bir yöne savruluyor.

Bence tam yazlık, pek tatlı bir roman İlk Aşk. John Green'in kendine has, esprili tarzı hoşuma gidiyor benim. Çeviriyi de sevdim. Yazarımızı seviyorsanız okuyun. Eğer bir "Aynı Yıldız'ın Altında" beklemeden okursanız oldukça eğlenceli bulabilirsiniz.





23 Mayıs 2014 Cuma

Mezarların Çağrısı (The Calling of the Grave)


Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Dördüncü David Hunter macerası.

Romanımız 8 yıl önce başlıyor. Kahramanımızın hayatını değiştiren kaza henüz gerçekleşmemişken, David, Dartmoor bozkırlarında bulunan bir cesede bakması için çağrılmıştır. Hem görüntüsü hem de işlediği cinayetlerle insanların kanını donduran Jerome Monk, dört kadını öldürmüş, kadınların cesetlerini bozkırlarda saklamıştır. Şimdi turbanın çamurlu derinliklerinden fışkıran, çürümeye başlamış bir el, belki de bu mezarlardan birini göstermektedir.

Araştırma devam ederken, Jerome Monk, mezarlıkların yerini göstermeyi teklif eder. Hapishaneden çıkartılan katil, kaçmaya kalkışınca yakalanıp geri postalanır ve mezarlar asla bulunamaz.

8 sene sonra Jerome Monk hapishaneden kaçmayı başarınca, David kendini tekrar davanın içinde bulur.


Ne yazık ki basılmış son David Hunter macerası ile karşı karşıyayız sevgili dostlar. İnternette yazarın bir röportajında yeni macera üzerinde çalışmakta olduğunu okudum. Şahsen benim arka arkaya hiç durmadan okumak istediğim, nefis, karanlık romanlar bunlar.


Mezarların Çağrısı, bizi yine yağmurlu İngiltere'nin kasvetli, kadim bozkırlarına götürüyor. Atmosfer şahane. Macera her Simon Beckett romanı gibi sürprizlerle dolu. Yazarımız bizi şaşırtmayı her zaman beceriyor.

Çok beğendim ve serinin devamını sabırsızlıkla bekliyorum.



21 Mayıs 2014 Çarşamba

Labirent : Ölümcül Kaçış (The Maze Runner)


James Dashner, Pegasus Yayınları

Çeviri : Gizem Yeşildal


Kahramanımız kendine gelir ve metal bir asansörün içinde olduğunu farkeder. İsminin Thomas olması dışında hiç birşey anımsamaz. Asansör onu Kayran'a çıkartır. Dört tarafı muazzam duvarlarla kapalı bir köydür burası, ahalisi de aynen Thomas gibi, isimlerinden başka birşey anımsamayan çocuklar. Kayranın etrafını, duvarları kayarak her gün değişen bir labirent sarmaktadır ve de labirentte dolanan ürkütücü yaratıklar çocukların baş düşmanıdır. Thomas ise labirentten kaçıp kim olduğunu öğrenmeye kararlıdır.


Ölümcül Kaçış, üç kitaplık serinin ilki. İkinci kitabı da geçenlerde yayınlandı. Hemen alıp okunacaklar listeme ekledim. Kötücül ve ürkütücü bir gelecekte geçen, oldukça meraklı bir roman Ölümcül Kaçış. Sonunda ne olacak, yeryüzünde ne olmuş, o çocuklar nasıl Kayran'a gelmişler, Kayran da neyin nesi diye merak ederek okuyorsunuz sonuna kadar. Distopik maceraları sevenler kaçırmasın bence bu seriyi.





Ölümcül Kaçış filme de çekilmiş, eylül ayında gösterime girecekmiş.



19 Mayıs 2014 Pazartesi

Ölülerin Fısıltısı (Whispers of the Dead)

Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Üçüncü David Hunter macerası. İkinci kitapta olanların ardından, İngiliz adli antropoloğumuz David Hunter,  kendini yenilemek maksadıyla Tennessee'deki Antropoloji Araştırma Merkezine gelir. Burası "Ceset Çiftliği" olarak bilinen meşhur merkezdir. Tabii ki beklediğimiz üzere, işler kahramanımız için gayet ters gider. Tennessee'de çürümenin farklı aşamalarında cesetler ortaya çıkmaya başlar. Anlaşılan o ki, manyak bir katil, kendisinin de bu işi adli antropologlar kadar iyi bildiğini ispat etmek için feci cinayetler işlemekte; cesetlere akıl almaz şeyler yapmaktadır. David Hunter, kendini davanın ortasında bulur. Yabancı olması da işleri kolaylaştırmayacaktır.

Müthiş bir gerilim ve cinayet romanı Ölülerin Fısıltısı. Bir oturuşta biten cinsten. Bu seferki macerada diğerlerinden farklı olarak, kasvetli İngiltere kırsalları değil; görkemli Amerikan dağları fon oluyor olaylara. yazarımız bu farklı coğrafyayı da gayet başarılı anlatıyor, kendimizi anında olayın içinde buluyoruz kahramanımızla birlikte. Ceset Çiftliği olarak bilinen merkez de gerçekten varmış. İnsan merak etmeden duramıyor tabii, bizde bu işler nasıl hallediliyor. Türkiye'de adli antropolog var mı? 

Polisiye ve gerilim sevenlerin bu diziye bir an evvel başlamasını tavsiye ediyorum.



16 Mayıs 2014 Cuma

Ajda'nın Elmasları


Mehmet Murat Somer, Nar Kitap

Bir Hop-Çiki-Yaya polisiyesi.


2000'lerin başında evvela İletişim ardından Everest yayınlarından çıkan ve nedense benim 1-2 sene önce anca keşfettiğim harikulade eğlenceli Hop Çiki Yaya serisinin tamamını, Nar Kitap, yepyeni kapaklarla tekrar basmış sevgili dostlar. Ne saadet! Hemen serideki eksiklerimi tamamladım. Hatta diğerlerini de alsam mı diye düşünmekteyim. Audrey Hepburn bezeli kapaklar hem havalı hem de kahramanımıza pek uyuyor.

Hoş, kahramanımız bu kitapta ortalarda yok. Rio'ya gitmiş. Onun yerine, meşhur dragshow yıldızı Ponpon ile, a harfini e diye söyleyerek konuşan Altımermerli travesti Gönül kendilerini olayların göbeğinde buluyorlar. Ponpon'un yeni taşındığı lüks siteden komşusu pek kibar İsmet Bey habire "onu öldürdüm", "bunu da öldürdüm" deyip duruyor. Kızlar ciddiye almıyorlar, gülüp geçiyorlar. Üstüne bir de biricik diva Ajda Pekkan'ın elmasları çalınmasın mı? Gönül elmasların peşine düşerken, Ponpon'un başına başka dertler açılıyor. Böylece gelsin curcuna, eğlence, benzersiz bir macera.

Bayılıyorum bu Hop-Çiki-Yaya polisiyelerine!



13 Mayıs 2014 Salı

Tanrı'nın Formülü (A Formule De Deus)


Jose Rodrigues dos Santos, Pegasus Yayınları

Çeviri : Cem Demirkan


Portekizli kripto analiz ve eski diller uzmanı, profesör Thomas Norunha, bir konuşma yapmak için Kahire'ye gittiğinde, olağanüstü güzellikteki İranlı Ariana tarafından karşılanır ve İran hükümetince bambaşka bir iş için istendiğini öğrenir. İranlılar olağanüstü değerli bir el yazması ele geçirmişlerdir ve Thomas'dan yazmayı deşifre etmesini istemektedirler. Belgelerin büyük bölümü, efsanevi Albert Einstein tarafından kaleme alınmış ancak bir kısmı Portekizce şifrelenmiştir. İranlılar, bu el yazmasında Tanrı'nın formülünün ve evrenin sırrının açıklandığına inanmaktadırlar. Böylece yazmayı çözmek için Tahran'a giden kahramanımız kendini bir dizi olayın içinde bulur.


Kitabın konusu oldukça beklenti yaratsa da, ben bu romanda aradığımı bulamadım dostlar. Kitap uzun uzun matematik ve fizik formüllerini, termodinamiğin ikinci kanununu açıklayıp duruyor. Sanki yazarımız, bilimsel olarak Tanrı'nın varlığını ve evrenin oluşumunu açıklayan verileri ve teorileri toplayarak bize sunmak istemiş. Sonra "bari bunu bir roman gibi yazayım da çok okunsun" diye düşünmüş ancak roman, romana değil bilimsel rapora benziyor daha çok. Ben şahsen okurken sıkıldım çünkü şifreli, kriptolu, esrarlı, heyecanlı bir macera romanı okurum sanmıştım. Fizik kitabı çıktı sonuçta.


Termodinamiğin ikinci kanunu merak edenler için...




11 Mayıs 2014 Pazar

Ölümün Kimyası (The Chemistry of Dead)


Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Bir David Hunter polisiyesi. Hunter serisini, bu senenin başında Kemiklerin Şifresi ile keşfetmiş ve yazarı hemen okunacaklar listeme eklemiştim. Idefix'in geçen ayki indiriminden de bütün kitapları aldım.

Ölümün Kimyası, bir dizi David Hunter macerasının ilki. Kahramanımız bir adli antropolog. Cinayet mahallini  inceleyerek her detayı, çürümenin her aşamasını, cesedin tüm kimyasal özelliklerini değerlendirip; cinayetin çözümüne dair mühim bilgiler sağlamakta.

Karısı ile küçük kızı trafik kazasında ölünce, kahramanımız her şeyden kaçıp uzaklaşmak için Londra'dan ayrılıp Norfolk'daki küçücük Manham kasabasına gelir. Burada kasabanın pratisyen hekimi olarak çalışmaya başlar. 3 sene sonra civardaki bataklıklarda bir kadın cesedi bulununca, yöre polisi David'i araştırmaya dahil olmaya ikna eder.

Yine elimden düşürmeden okudum, başladığım gibi bitirdim Ölümün Kimyası'nı. Aslında polisiyeden ziyade karanlık bir gerilim ve cinayet romanı bu. Kasaba atmosferi, o güne dek kendi halinde yaşarken birden cinayete bulaşan kasaba halkının gerilimi, David'in psikolojisi çok güzel anlatılıyor. Kitabın heyecanı ve merak duygusu baştan sona eksilmiyor.

Cinayet ve gerilim sevenlere kesin tavsiye!




20 Nisan 2014 Pazar

Geber Anne!


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky ile tanıyıp çarpıldığım Sezgin Kaymaz'ın külliyatını okumaya devam ediyorum. Geber Anne, Sezgin Kaymaz'ın kendine has fantastik ve eğlenceli üslubuyla yazdığı ikinci romanı. Kahramanımız Tayfun'un 17.yaş gününde başlıyor olaylar. Arkadaşlarının düzenlediği sürpriz partiden erken ayrılan gencimiz, eve geldiğinde annesi Melek'i bir adamla yakalıyor. Melek Hanım o gece intihar ediyor, Tayfun da ömür boyu azap içinde yaşıyor derken tabii elimizdeki bir Sezgin Kayman romanı olunca her şey tepetaklak oluveriyor. Beklenmedik şekilde ortaya çıkan çocuk kahraman, Tayfun'un olan biten her şeyi başka bir açıdan değerlendirmesini sağlıyor.

Biraz Kün'ü anımsattı bu kitap, kronolojik olarak yazarın külliyatında daha ileride Kün amma ben onu Lucky'den hemen sonra okumuştum. Evlere şenlik çocuk kahraman Kerem'i, Kün'deki Ömer'e benzettim azıcık, ne bileyim.

Okuması çok zevkli, zihin açıcı bir roman Geber Anne! Adı sizi yanıltmasın:)

"Vaktini, saatini bilmelisin sarım. Dünya'nın direği, saatinin zembereğinde gizlidir."



15 Nisan 2014 Salı

Sonuncu Oda


Zuhal Kuyaş, Labirent Yayınları

Kahramanımız Ferruh, Istanbullu genç bir mirasyedidir. Avrupa'da vur patlasın çal oynasın paraları saçıp memlekete dönünce, ihtiyar Refika Teyzesinin İstinye'deki yalısına kapağı atar. Ne var ki, enişte bey rahmetli olduktan sonra borçlardan kurtulmak için miras reddedilmiş, koskoca Refik Paşa ailesinin varı yoğu bu eski yalı ve içindeki antikalar kalmıştır. Ferruh parasızlığa çare olarak, teyzesi ölünce alacağını varsaydığı mirası, antikacı Kohen'e satar. Fakat antikacıyı ziyarete gittiğinde adamın cesedini bulunca işler karışır.

Zuhal Kuyaş, bizi alıp eski Istanbul'un asude günlerine götürüyor. Bambaşka görgü kuralları, Boğaz'da balık, pavurya avları; sabah alınan deniz banyoları, köprüden kalkan vapur, yalıda yaşam... Aynı zamanda pek zevkli bir polisiye roman Sonuncu Oda. Yazarımızın alameti farikası, olaya karışan tarihi detay ise bu sefer Leonardo da Vinci'nin Kayalıklar Bakiresi tablosu! Bu da kitaba ayrı bir ilginçlik katıyor tabii.

Zuhal Kuyaş'ın lezzetli polisiyelerini bize ulaştırdığı için Labirent yayınlarına ne denli teşekkür etsek az. her iki kitabı da büyük zevkle okudum.




12 Nisan 2014 Cumartesi

Kartal Yuvası


Zuhal Kuyaş, Labirent Yayınları


Zuhal Kuyaş, Kartal Yuvası'nı 1949 senesinde yazmış. Kitap 1959 senesinde yayınlanmış. Labirent Yayınları'nın bize bu küçük, nefis romanı okuma şansı sunması harika doğrusu. Çünkü, hiç eskimemiş, taptaze, şahane bir Türkçeyle yazılmış, harika bir klasik polisiye Kartal Yuvası.

Olaylar 1948 senesinde, New York kentinde geçiyor. Tabii kahramanımız, Istanbul Üniversitesi'nden tarih profesörü Cezmi bey sayesinde, biz de Amerikalı sanayici Bay Christopher Hartford'un arka arkaya maruz kaldığı saldırıların sebebini araştırmaya başlıyoruz. Yazarımız, heyecanlı bir şekilde hadiselerin ucunu Alamut Kalesi ve Hasan Sabbah ile ilişkilendiriyor. Çok zevkli, bir an bile sarkmayan, hem de New York arkaplanını pek güzel kullanan tam bir klasik polisiye Kartal Yuvası. Bayıldım!




6 Nisan 2014 Pazar

Süleyman'ın Kuyuları


Hesna Onbaşı, Labirent Yayınları


Labirent Yayınları salt polisiye basan, kıymetli bir yayınevi. Türkçe basılmamış klasik polisiyeleri ve yepyeni yerli yazarları bize tanıtması ayrı bir güzellik. Süleymanın Kuyuları da, Hesna Onbaşı'nın ilk kitabı.

Kitabımız, kaçınılmaz olarak İlber Hocayı anımsatan, Topkapı Sarayı Müze Müdürü Cahit Gürel'in evinin önünde saldırıya uğraması ile başlıyor. Aynı anda Topkapı Sarayundan tuhaf bazı objelerin çalındığı haberi geliyor. Üstüne üstlük, şehrin kadim dehlizlerinden birinde kafaları kesilmiş iki ceset bulunuyor. Gayrettepe Asayiş Şubeden kahramanımız Sami Müdür de, tesadüf diyemeyeceği bu olayların peşine düşüyor.

Sami Müdür bana fena halde Ahmet Ümit'in Başkomser Nevzat'ını anımsattı. Güçlü bir esinlenme mi yoksa bir saygı duruşu mu, bilemedim?  Cinayetlerin tarihi bağlantısı ve kan iftiraları konusu kitaba derinlik katmıştı. Roman biraz daha hareketli, Ahmet Ümit benzerliği daha az olsa idi, daha çok severdim kitabı sanıyorum.

Yazarımızın ikinci kitabını merakla beklemekteyim. Umarım o da, Istanbul tarihinden enteresan hikayelerle zenginleşmiş bir polisiye olur.


30 Mart 2014 Pazar

Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky ve Kün'ü yutarcasına okuduktan sonra; ismine nedense bayıldığım Uzunharmanlar'da ile Sezgin Kaymaz okumalarıma devam ettim. Bunca senedir nasıl keşfedememişim Sezgin Kaymaz'ı hayret ediyorum. Harikulade yazıyor, okudukça okumak istiyorum Kaymaz külliyatını. Sırada Geber Anne ve Deccal'in Hatırı var ama onlardan önce başka kitaplar okuyacağım.


Musa isimli gençten bir vatandaş, Ankara'nın Uzunharmanlar Mahallesinde bekar evi kiralar kendine. Kutular dolusu kitabıyla geldiği evdeki amacı, ailesinden uzaklaşıp kafa dinlemektir. Fakat daha ilk geceden, ( töbe, süpanallah, dinimiz amin), evde tuhaf sesler duyulur... Kapılar açılıp kapanınca; hele ışıklar da yanıp sönünce bizimkinin iyice ödü patlar. Çok geçmeden mahallelinin tuhaf davranışları kulağına su kaçırınca, kahramanımız ev sahibi Beyabi'nin yakasına yapışır ve meseleyi öğrenir. Musa'nın evinde esrarengiz bir hayalet yaşamaktadır!


Nefis, eğlenceli,okuması çok zevkli bir roman Uzunharmanlar. Bayıldım!



29 Mart 2014 Cumartesi

Kün


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky'i okuduktan sonra Leylak Dalı, muhakkak Kün'ü de okumam gerektiğini söylemişti. Ben de kitapçıya koşup hem onu, hem de bulduğum diğer Sezgin Kaymaz kitaplarını topladım. Hedefim komple külliyatını okumak yazarımızın.


Her sayfası sürprizlerle ve fantastik öğelerle bezeli romanımızın keyfini kaçırmayı hiç istemem. O yüzden çok yüzeysel bahsedeceğim.

Hikaye iki kanattan ilerliyor, Ankara'da ve Konya'da geçiyor olaylar. Lehçeler enfes kullanılmış, zaten Sezgin Kaymaz Türkçe ile dans ediyor bence. Efendim, tabii beklenmedik hadiseler sonucunda, Ankara ve Konya'daki hikayeler birleşiyor.

Kahramanlarımızdan biri Çeto isimli Konyalı bir köpek. Hem de konuşan cinsten:) Gelgelelim, Konya lehçesi konuşuyor bizimki:)) Misal, "Ekmeen üstüne çorba dökmeyon mu?" diye mama istiyor."Hüdai Aaaa... Var yaaa.. Bunun götünü dişledimidi demin" diye derdini anlatıyor bıdır bıdır. Tabii herkes duymuyor Çeto'yu, sadece birkaç seçilmiş:) Lucky gibi yine çok seveceğiniz bir köpek karakter yaratmış doğrusu Sezgin Kaymaz.

Çok güzel bir roman, KÜN.




Kitap Kulelerim

Selam dostlar,

Birkaç haftadır kitap blogum sessiz, halbuki okuduğum 4 tane roman var, onlardan bahsedeceğim sizlere. İşte ülkenin hali malum, tape yok mu tape diyerek uykusuz kaldığımız geceler sebebiyle blogumla ilgilenemedim. İnşallah 31 Mart itibariyle normal haatlarımıza geri dönebilir ve yasakçı, diktatör zihniyetten kurtularak özgür günlere kavuşuruz.

Bugün evdeydim, epey temizlik yaptım. Alıp alıp turşusunu kurarcasına biriktirdiğim kitaplarım artık kitap kulesi değil, kitap sitesi olmuşlar:) İşte size bu blogda yakında görebileceğiniz kitapların minik bir ön gösterimi:


Resmin üstüne tıklayınca büyüyor:)

Şimdilik kafamdaki liste, Tanrı'nın Formülü ile başlamak ve Sezgin Kaymaz'ın külliyatını bitirmek. Sonrası da Allah kerim. The Goldfinch'i gaza gelip almıştım, onu yaz tatilinde okurum, pek volümlü imiş:)


İyi okumalar herkese:)

xo xo

5 Mart 2014 Çarşamba

Medcezir (The Understudy)


David Nicholls, Pegasus Yayınları

Çeviri : Mehmet Boran Evren


Bir Gün ile tanıdığımız David Nicholls'un, daha önce yayınladığı kitaplarından bir Medcezir. Kitabımızın kahramanı Stephen, ömür boyu aktör olmak için yanıp tutuşmuş; ancak çocuk filmlerinde sincap; televizyon dizilerinde otopsi masalarındaki ölü adam olmaktan öteye gidememiş. Şimdi de bir tiyatro oyununda, büyük yıldız Josh Harper'ın yedekliğini yapıyor. Kitabın orijinal adı da yedek oyuncu manasında Understudy iken, Medcezir'i nerelerinden uydurmuşlar, onu hiç bilemedim sevgili dostlar.

Neyse, kitap Stephen'ın yedek oyuncu olarak hayatının bir dönemini anlatıyor. Bir türlü büyük çıkışını yapamadığı için başarılı olamadığını düşünen iyi niyetli, silik kahramanımız; muhteşem Josh Harper'ın güzel karısına aşık olunca işler karışıyor.

Kitapta takıldığım nokta şu; Stephen'ın tam adı Stephen McQueen. Herkes onu Steve McQueen ile karıştırıp duruyor. O zaman bu kitap kaç senesinde geçiyor? O kadar merak ettim ki anlatamam. DVD'ler, cep telefonları filan kullanıyorlar kitapta. Ama McQueen 1980'de ölmüştü, herkes Stephen'ın adını duyduğunda nasıl onunla karıştırabilir anlayamadım.

Çok kolay okunan bir kitap Medcezir. Ama Bir Gün'ün tırnağı olamaz. Çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Ne hikayede ne karakterlerde vurucu bir yan bulabildim. Biraz manasız buldum açıkçası. Ne diyelim? Bazen olmaz!





3 Mart 2014 Pazartesi

İlk Son Öpücük (The First Last Kiss)


Ali Harris, Martı Yayıncılık

Çeviri : Zeynep Yeşiltuna


Polisiye ve fantastik romanlar arasında romantik, kafa dağıtıcı aşk romanları okumayı seviyorum. Misal yeni tanıdığımız Jojo Moyes'in iki kitabı da hoştu. Şöyle daha hareketli (!) , allah allah kontesi kim becerdi temalı romanlar için de adresim Judith McNaught idi. İlk Son Öpücük'ün de kapağını hoş bulup, Jojo Moyes tarzıdır diyerek almıştım.

Kitap Molly kızımızın ağzından, hayatının aşkının öyküsünü anlatıyor. Ryan kasabanın en yakışıklı genci, Molly ise saçını kısacık kesip kırmızıya boyayan asi kız. Bunlar daha toyken tanışıyor, sonra yirmili yaşlarda beraber yaşamaya başlıyorlar. Sonra kızımız vay ben hayatı kaçırıyorum diye heyheyleniyor falan filan. Aşk hikayesini sürekli zamanda ileri-geri giderek okuyoruz. Bu da hikayeye bölük pörçük bir hava veriyor. Bu tarz kurgu yazmanın da bir adabı vardır. Bokunu çıkartmış bence yazarımız. Kitabın dili de evlere şenlik, Glamour dergisi vardır ya, onu İngilizce okursun geçersin ama Türkçe'ye çevirirsen ne denli pespaye olduğunu farkedersin ya hani, bu kitap aynen öyle.

Bence kötü yazılmış, lüzumsuz bir kitap. Sıkıcı ve de tatsız.




28 Şubat 2014 Cuma

Yavru Kuş (Fledgling)


Octavia Butler, Aylak Kitap

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Kahramanımız karanlıkta uyanıyor. Istırap içinde ve çok aç olduğunun farkında. Kim olduğunu, başına neler geldiğini, hiç bir şeyi hatırlamıyor. Sadece karanlık ve acı var. Yanına yaklaşan bir hayvanı farkedince onu yakalayıp yiyor. Yedikçe iyileşmeye başladığını anlıyor. Avını çürüyene kadar yiyor. Birkaç gün sonra görmeye, ayaklanmaya başlıyor. İçinde uyandığı mağaradan çıkıyor, ormana giriyor. Yavaş yavaş kelimeleri anımsıyor, ağaç, geyik, yol gibi. Geyik avlayıp karnını doyuruyor.Ama ihtiyacı olan başka birşey. Taze insan kanı. Çok geçmeden genç bir adamla karşılaşıyor ve ilginç bir ilişkiye giriyorlar.


Çok farklı bir vampir hikayesi anlatıyor Yavru Kuş. Bir kere, vampirler kendilerine İna diyorlar. Binlerce yıllık bir tarihleri var ve kesinlikle insan öldürmüyorlar. İnsanlarla beraber yaşıyorlar. İnsanlar İnalar'a taze kan veriyor, karşılığında eşsiz bir haz, uzun bir yaşam kazanıyorlar. Kahramanımız ise, geçmişini ve ailesini katledenleri bulmak üzere arayışa koyuluyor. Evet, o bir İna ama İna olmaya dair hiç birşey hatırlamıyor. Her şeyi baştan öğrenmek zorunda. Bu esnada biz de yepyeni bir vampir kavramını keşfediyoruz.


Güzel bir roman. Bir başlayınca bırakamadığım cinsten, tek oturuşta okudum.



27 Şubat 2014 Perşembe

Katilin Şahidi


Algan Sezgintüredi, Aylak Kitap


Ve geldik, yayınlanmış son Vedat Kurdel & Tefo Dağdelen macerasına. Off, şimdi ben her Pazar günü bayıla bayıla hangi polisiyeyi okuyacağım? Yeni macera ne zaman yayınlanır? Kafamda deli sorular:)

Bu sefer 2011 senesinin son günündeyiz. Tefo ile karısı Ayla, evde kalmış Vedat ile sekreter Nilgün'ün arasını yapmaya karar vermişler; geleneksel yılbaşı yemeğine Nilgün'ü davet etmişler. O da bir güzel hindi dolması yapmış. Tefo da Vedat'a gidip kızı ve de hindiyi alıp eve getirmesini söylemiş. Nilgün taşımasınmış koca hindiyi.

İşte bizimki söylene söylene hindiyi yüklenip, Nilgün de peşinde, kızın apartmanından tam çıkacaklarken, dan dan dan dan; 4 el silah sesi  duyuyorlar ve Tefo'nun da aranıp gelmesi ile, kahramanlarımız, yılbaşı gecesi cinayet davasının tam ortasında buluyorlar kendilerini.

Enfes bir kitap, bayıldım. Ancak ilk kitaptan sonra volümün git gide düşmesi beni çok üzüyor. Katilin Şahidi, neredeyse Agatha Christie kitabı inceliğine inmiş. Tabii olay bir gece yaşandığı için kısa olması normal de, tadı damağımızda kaldı, biz de ne yapalım?

Kitapta en sevdiğim detay, cinayetin işlendiği apartmanda, Vedat kiracıları sorgularken pek pejmürde bir adama denk geliyor. Adam tercümanmış, Ursula Le Guin'den Yaban Kızlar'ı çevirmiş misal. İdefix'e gidip bakarsanız, bu kitabı Türkçeye kim çevirmiş görürsünüz. Tabii, Algan Sezgintüredi:)





26 Şubat 2014 Çarşamba

Temizlikçi (Le Lessiveur)


Franz-Olivier Giesbert, Doğan Kitap

Çeviri : Alev Özgüner


Kitabımız küçük, kanlı bir roman. Marsilya'da geçen epey vahşi cinayet davasını anlatıyor. Seri katilimiz dehşetli cinayetlerini işledikten sonra, maktulün evini bal dök yala cinsinden bir güzel silip süpürüp temizliyor. Sadece cinayet mahalini değil, bütün evi. Arkasında bir tüy tanesi bile bırakmamacasına hem de.

Komiserimiz Marie, bu evlere şenlik cinayetleri çözmeye çalışırken, beklenmedik bir destek buluyor: Marsilya'nın namlı mafya babalarından, Ölümsüz lakaplı Charly Garlaban. Bu adam da, Temizlikçi lakabı takılan katilin kurbanı olabileceği için Marie'ye gizlice yardım ediyor davada.

Niye okuduğumu bilmediğim bir kitap. Epey kanlıydı. Kısacık olmasına rağmen bir sürü de karakter vardı işin içinde. Hatta aşk hikayesi bile sokuşturmuş yazarımız olaylara. Sonra ben kabus gördüm ama bu kitaptan mı sebep bilemeyeceğim.



25 Şubat 2014 Salı

Katilin Uşağı


Algan Sezgintüredi, Versus Kitap


Vedat Kurdel ile biricik ortağı, can dostu Tefo'nun üçüncü maceraları diğerlerinden daha farklı bir hikaye anlatıyor. Kahramanlarımız çok zengin ve çok güçlülerin dünyasına dalıyorlar bu macerada. O dünyada adalet sisteminin farklı çalıştığını anlıyorlar.


Vedat ile Tefo, karısının ihanetinden şüphelenen bir kalantor için çalışmaktadırlar. Kadın, Haracı ailesinin muazzam malikanelerinde verdikleri bahar partisine katılınca, bizimkiler hop peşinden, sosyeteye karışırlar. Fakat partiye baskın yapılır, ateş yağmuru altında bir sürü insan ölür, bizimkiler canlarını zor kurtarırlar. Sonra da kendilerini bu işin içinde iş ararken buluverirler. Üstelik Tefo, hamile karısı Ayla korkmasın diye dedektiflik işlerini bırakmaya karar vermiştir. Vedat tek başına zengin ve güçlülerin dünyasında suçlu ararken bulur kendini.


Diğerlerinden daha derin, söyleyecek daha çok meselesi olan bir kitap. Ne yazık ki volümü daha az ilk iki kitaba göre. Halbuki biz, daha çok, daha uzun okumak istiyoruz.



23 Şubat 2014 Pazar

Katilin Meselesi


Algan Sezgintüredi, Versus Kitap


Katilin Şeyi ile tanıştığımız acemi dedektifler Vedat ile Tefo'nun maceraları bu kez Ege sahillerinde devam ediyor.

Tefo, sevdiceği Ayla ile evlenmiş, balayında Bodrum'da iken; can dostunu evlilik kurumuna kaybetmenin acısına daha fazla dayanamayan Vedat, haftasonu için çifte kumruların yanına uçar. Tabii bir güzel haşlanıp acılar içinde kavrulurken, askerlikten eski bir arkadaşının çağrısıyla, minik tefek Pınarkesen kasabasına seyahat eder tek başına.

Pınarkesen kasabasının zengin ve nüfuzlu beyi Şaduman Bey apansız ölmüş; mülklerin ve de şarap işinin başına da kardeşi geçmiştir. Fakat olacak şey değil, gel zaman git zaman Şaduman Bey'in hayaleti, tövbe estağfurullah, haşa huzurdan, kasabaya musallat olmasın mı? Şaduman Beyin yurtdışında okumuş delikanlı oğlu Selçuk'un nişanlısı; aynı zamanda çiftliğin kahyası Osman ağanın biricik kızı güzel Filiz; Selçuk'un amcasını öldüreceğinden korkmaya başlar. Neden derseniz, babanın ölmesi, amcanın işlerin başına geçmesi ve babanın hayaletinin ortaya çıkması bildiğiniz Hamlet trajedisidir! Filiz, Vedat'ın asker arkadaşı Davut'u doğduğundan beri tanıdığı için ondan yardım ister. Davut'un aklına da hemen, seri katil olayı ile ün kazanan Vedat Çavuşu geliverir.

Kitap harika, hem heyecanlı hem de merakla okunuyor. Çok da eğlenceli. Fakat kitabın giriş kısmında bir "Pastoral Diyalektik" var ki.... Sırf bu giriş bölümü için bile okunası bir roman:)

Algan Sezgintüredi polisiyelerine devam!





15 Şubat 2014 Cumartesi

Katilin Şeyi

Algan Sezgintüredi, Versus Kitap


Harika bir serinin ilk kitabı, Katilin Şeyi. Bana Leylak Dalımın tavsiyesi idi. Diğer tüm tavsiyeleri gibi buna da bayıldım. Sıradan okumaya başladım seriyi.

Şimdiye kadar seriden çıkan romanlar :

Katilin Şeyi
Katilin Meselesi
Katilin Uşağı
Katilin Şahidi.


Üçüncü kitaptayım bugünlerde. Pek lezzetli gidiyor. Hepsi bitince boşluk oluşacak bende, o kesin.


Efendim, kahramanlarımız, çocukluk dostları, 10 yaşından beri yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen Vedat ile Tefo. Aslında Tevfik ama kimde düzgün telaffuz edemediğinden Tefo dedirtiyor arkadaş kendine. Vedat, 2015 senesinde, 12 yıldır icra ettiği özel dedektiflik mesleğinde başına gelenleri yazmaya başlamış, bize de 2005'de başlayan maceralarını anlatıyor işte.

Vedat Kurdel, üniversite okumuş, 35 yaşında, ailesi ile yaşayan ve bir baltaya sap olamamış arkadaşımız. Anlattığı hayat bizim yaş grubuna pek yakın geliyor. Bizim hayatımızı yaşıyor işte diyoruz.  Kankası Tefo ise son derece zeki fakat liseden sonra okumamış, zehir gibi zekasını Kapalıçarşı'da turistleri kazıklayarak köreltirken; Tefo'nun babası, tüm teşkilatta herkesin sevip saydığı efsane komiser Nezih bey amca, yeni çıkartılan kanundan faydalanıp özel dedektiflik bürosu kuruyor. Gençler de büronun başına geçip esrarlı bir sarışının içeri girerek onları afili olaylara çekmesini bekliyorlar.

Acemi dedektiflerimiz, ilk büyük vakaları ile bizzat burun buruna gelerek karşılaşıyorlar. Bir akşam eve dönerken buldukları ceset, onları bir seri katil vakasının tam da göbeğine atıveriyor. Kendilerine has tarzları ve de Vedat Kurdel'in ironik üslubuyla katilin peşine düşüyor kahramanlarımız.

Okurken pek keyiflendim, çok tatlı bir üslubu var yazarımızın.  Zevkle tavsiye ediyorum.



3 Şubat 2014 Pazartesi

Yaylı Bacak Jack (The Strange Affair of Spring Heeled Jack)


Mark Hodder, Altıkırkbeş Yayınları

Çeviri : Gonca Gülbey


Burton & Swinburne 1.kitap


Yaylı Bacak Jack, Kraliçe Viktorya dönemi Londrasında geçen tuhaf bir macerayı anlatıyor. Tuhaflık da buradan başlıyor, çünkü genç kraliçe; bizim bildiğimiz tarihe göre kurtulmuş olduğu suikast girişiminde öldürülmüş. Kocası Prens Albert ise kral ilan edilmiş. Görülmemiş, buharlı icatlar almış başını gitmiş. Sokak temizleyen yengeç robotlar; havadan giden atmosferik trenler, pervaneli iskemleler...

Kahramanımız Sör Richard Burton, 1856-1860 senelerinde Afrika'da Nil nehrinin kaynağını aramış bir kaşif. Nefis bir karakter. Zaten kitaptaki karakterlerin çoğu gerçek kişilikler ancak bu romanın alternatif tarihinde değişik bir versiyonları ile bulunuyorlar. Misal, Hemşire Florence Nightingale, kaçık bir genetikçi. Charles Darwin, vücuduna monte edilmiş başka bir beyinle yaşayan bir yarı makine vs. Bütün sırlar romanın ilerleyen sayfalarında açığa kavuşacak, korkmayın:)


Sir Richard Francis Burton

Cesur kaşifimiz, bir gece Yaylı Bacak Jack ile karşılaşınca, çocukları korkutmak için anlatılan bir masal zannettiği bu efsanenin gerçek olduğunu anlıyor. Yaylı Bacak'ın, yıllar boyu kızlara saldırdığı ortaya çıkıp, yeni vakalar da duyulunca; Burton, resmen kral tarafından bu davayı çözmek için atanıyor ve sis basmış Viktoryen Londra sokaklarında müthiş tekinsiz bir macera başlıyor. Şair Algernon Charles Swinburne ise, kaşifimizin asistanlığını üstleniyor. Oscar Wilde isimli gazeteci çocuktan, şehirde müthiş bir sistem kurmuş kitap kurdu baca temizleyicilerinden bilgi toplayarak araştırmaya koyuluyorlar.




Çok sevdim ben bu macerayı. Yazarımız Burton ile Swinburne'ün iki macerasını daha yayınlamış. Keşke onları da çevirse Altıkırkbeş Yayın.

Fantastik ve harikulade bir roman, bayıla bayıla okudum resmen:)



25 Ocak 2014 Cumartesi

Peter Pan


James Matthew Barrie,

Nihal Yeğinobalı çevirisi ile, Can Yayınları

Betül Avunç çevirisi ile, İthaki Yayınları


Çocukken en sevdiğim kahraman Peter Pan idi. Bunun sebebi Peter'in asla büyümeyecek olması, sonsuza dek Olmayan Ülke'de oyundan serüvene koşacak olması değildi. Peter uçabiliyordu! Benim de hayatta en çok istediğim şey kuşlar gibi uçmak olduğundan; Peter'e hayrandım. Renkli taytımı giyip kendimi koltuklardan fırlatıyor ama bir türlü uçamıyordum:)

Peter ile ilk tanışmam, pek çok kitapta olduğu gibi, abilerimden kalan eski püskü, antika bir kitapla başladı. Ahı gitmiş vahı kalmış; karton kapaklı, sararıp solmuş romanın ne çevirmeni belli; ne de içindeki desenleri çizen sanatçı. Çevirisi biraz serbest olmuş, aslen Peter hakkında J.M.Barie'nin yazdığı 2 romanı birleştirmişler. Kesip biçmişler, epey de Türkçeleştirmişler. Kensington Bahçeleri olmuş mu sana Rüya Bahçeleri? Kaptan Kanca değil Çengel diye geçiyor:)) Yine de kitapta Peter'in 1 haftalık bebekken evden kaçması, Kensington Bahçelerinde yaşadıkları ve nihayet Wendy, John ve Michael'ı götürdüğü Hayal Ülkesi diye adlandırdıkları Olmayan Ülke'de yaşadıkları muhteşem maceralar anlatılıyor. Periler! Deniz kızları! Kızılderililer! Korsanlar! Yazılmış en serüven dolu eserlerden olsa gerek Peter Pan.

İlk Peter Pan kitabım

Bu eski kitapta çizimler de vardı. Ve bence Peter'i en güzel betimleyen resimlerdi bunlar çünkü Peter evinden 1 haftalıkken kaçmıştı. Dolayısıyla minicik bir bebek olarak çizilmesinden daha doğal ne olabilir. Daha sonra Disney animasyonu ile genç bir oğlana dönmüş olsa da; benim için hep bu resimdeki bebedir Peter Pan.

Peter:)

Yıllar sonra, Ağustos 2001 senesinde, yepyeni ve kesilmemiş bir basımını aldım Peter Pan'ın. İthaki yayınlarından çıkan bu versiyon, bugün hala tercih ettiğim favori baskıdır. Keşke, İthaki'den Alice Harikalar Diyarı gibi ciltli miltli güzel bir Peter baskısı çıksa.

Yine Peter Pan


İthaki'nin çevirisi çok güzel, ne yazık ki sadece 2 kitabı yani Peter ile Wendy'nin maceralarını içeriyor. Kensington Bahçelerini anlatan ilk kısım bu çeviride yok.

Kitapta birkaç tane çizim de var, sanırım bunlar orijinal bir basımdan alınmış. Kitapta çizimlerin kaynağı belirtilmemiş.

1 haftalıkken evden kaçan Peter oğlan çocuğu olarak çizilmiş


2004 senesine geldiğimizde ise Can Yayınları her iki Peter Pan macerasını ayrı ayrı yayınladı. Hem de çevirisini pek sevdiğim Nihal Yeğinobalı yaptı bu kitapların. Can Yayınları versiyonlarını geçen hafta okudum.


bu sefer de esmer bir Peter var karşımızda

Peter'in evden kaçtıktan sonra perilerle beraber Kensington Bahçesinde yaşadığı serüenleri anlatan kitabı çok sevdim. Bu maceraları çocukluğumdan beri okumamıştım ne olsa. Olmayan Ülkedeki unutulmaz serüvenleri anlatan Peter Pan ile Wendy'i ise çeviriden ötürü sevmedim. Hayret! Sanki iki kitabı iki ayrı kişi tercüme etmiş. Peter Pan ile Wendy'de sürekli olarak "bayan" kelimesinin kullanılması en rahatsız edici tarafıydı benim için. Kayıp Çocukların isimlerinin Türkçe halleri de pek hoşuma gitmedi.

Can Yayınları versiyonunda iki kitabın çizimlerini Mustafa Delioğlu yapmış. Asıl kitaptan beni soğutan bu çizimler oldu sanırım.

Mustafa Delioğlu çizimiyle Peter

Kapkara saçlı, koca ayaklı Peter imgesini hiç mi hiç sevmedim. Herkesin esmer çizilmesi, desenlerin dönemi yansıtmaması da beğenmeme sebeplerimden.


Peter Pan, büyülü bir klasik. Muhteşem serüvenlerle dolu harikulade bir roman. Okumamış olan varsa bu dünyaya dalmaktan çekinmesin. Okuyanlar ise tekrar Peter ile uçarak Olmayan Ülkeye gidip korsanlar ve kızılderililerle serüvenlere devam etsin:)

Biraz peri tozu serpelim ve uçalım:)


23 Ocak 2014 Perşembe

Saksı Olmanın Faydaları (Perks Of Being a Wallflower)


Stephen Chbosky, Feniks Yayınları

Çeviri : Sedef İlgiç


Liseye yeni başlayan Charlie, içine kapanık ve fazla duygusal bir çocuktur. Öyle ki, kendine saldıran zorba öğrenciyi bir güzel dövdükten sonra oturup hüngür sümük ağlar. Son sınıfta okuyan güzel Sam ve üvey erkek kardeşi Patrick; Charlie'yi kanatları altına alırlar. Yeni arkadaş grubuyla Charlie ilk aşkı, seksi, uyuşturucuyu, içkiyi tadar. Yani gençliği yaşamaya koyulur.

Kitap Charlie'nin kim olduğunu bilmediğimiz ve "Sevgili arkadaşım" diye hitap ettiği birine yazdığı mektuplardan oluşuyor. Charlie bütün açıklığıyla içini döküyor bu arkadaşa. Sam ve Patrick ile yaşadıklarını, ailesinde olanları, okuduğu kitapları anlatıyor. Bu kitapları ona İngilizce öğretmeni özellikle okutuyor, her birini okuduğunda en sevdiğinin o olduğunu düşünüyor Charlie'cik.

Charlie'nin okuma listesi :

To Kill a Mockingbird - Bülbülü Öldürmek, Harper Lee
Peter Pan - J. M. Barrie
The Great Gatsby - Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald
The Catcher in the Rye - Gönülçelen, J. D. Salinger
On the Road - Yolda, Jack Kerouac
Naked Lunch - Çıplak Şölen, William S. Burroughs
Walden - Henry David Thoreau
Hamlet -William Shakespeare
The Stranger - Yabancı, Albert Camus
The Fountainhead - Hayatın Kaynağı, Ayn Rand
This Side of Paradise - Cennetin Bu Yakası, F. Scott Fitzgerald
A Separate Peace - Bir Başka Barış, John Knowles


Gençlik, büyümek, lise hayatı üzerine kitapları seviyorsanız okuyun derim. Ben seviyorum açıkçası:) O yüzden kitap hoşuma gitti ama John Green romanları kadar sevdiğimi söyleyemem.



21 Ocak 2014 Salı

Dokuz Canlı Edward (Les neuf vies d'Edward)


Chrystine Brouillet, Doğan Kitap

Çeviri : Ali Cevat Akkoyunlu


Edward harikulade güzel ve akıllı bir Habeş kedisi. Antik Mısır'da; ilk Haçlı Seferinde;  ortaçağda kadınların cadı diye yakıldığı devirde; koloni zamanında Amerika'da; Birinci Dünya Savaşında Paris'te; 1950'lerde Istanbul Galatasaray'da ... tam sekiz farklı hayat yaşamış. Şimdi de dokuzuncu ve son hayatında, 1997 senesinde Parisli genç fotoğrafçı Delphine'in kedisi. Krema kokulu tatlı fotoğrafçı Delphine; Edward'ı nasıl da şımartıyor. Edward'ın tek istediği, ölüp sonsuz huzura kavuşmadan Delphine'i yuva kurmuş ve mutlu görmek. Halbuki bilge kedinin hiç hoşuna gitmeyen başarısız sevgili seçimleri ile, bu ihtimal Delphine'e pek uzak görünüyor. Böylece Edward, meseleyi patilerine alıp kedi haliyle Delphine için hem kıza hem de kendine uygun sevgili bulmak için uğraşmaya başlıyor.

Bayıla bayıla okudum bu kitabı. Edward düşüncelere dalıp geçmiş hayatlarını anımsadığında, onunla beraber tarihte yolculuk yapmak pek zevkli idi. Edward'ın sahibesine sevgili bulma uğraşı; Delphine'in de kedi sevgisi takdire şayandı doğrusu. Herkese lazım böyle bir kedi:)

Çok sevdim Edward'ı. Sanırım kitabın şu anda baskısı yok, ben Gitti Gidiyor'dan buldum. Özellikle kediseverler mutlaka okumalı.



19 Ocak 2014 Pazar

Kemiklerin Şifresi (Written In Bone)


Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Bir David Hunter polisiyesi. Bu kitap aslında Hunter serisinin ikinci macerası imiş. Ama ilkini okumamış olsam da anlaşılmaz bir nokta yoktu hikayede. Kahramanımız bir adli antropolog. Karısı ve kızı bir kazada ölmüş. Kız arkadaşı ile gergin bir ilişkisi var, gerginlik sebebi de adamın her şeyiden önde tuttuğu işi. Son vakasından eve dönüş yolunda gelen telefonla İskoçya'nın Runa adasına gidiyor Doktor Hunter. Runa'da yaşayan emekli polis Brody olağanüstü koşullarda bir ceset bulmuş. Ne yazık ki bir takım sebeplerden adaya Hunter ile beraber tam teçhizat bir ekip değil sadece bir çavuş ile acemi bir polis memuru gidebiliyor. Adanın atmosferi karanlık, yağmurlu, rahatsız edici. Galce kelimeler, başka bir dünya etkisi yaratıyor. Bulunan ceset korkunç biçimde yanmış, bir tek ayakları ve eli sağlam kalmış. Hunter ilkel koşullarda cesedi incelemeye çalışırken fırtına Runa'yı vuruyor. Anakara ile tüm bağlantıları kesiliyor ve adadaki küçük topluluktan biri olduğu tahmin edilen katil, feci cinayetler işlemeye devam ediyor.

Küçük bir adada kısa sürede arka arkaya işlenen cinayetleri çok akıcı anlatmış yazarımız. Cumartesi gecesi 4'e kadar okuyup bitirdim kitabı, bitirmeden uyuyamadım. Çok heyecanlı bir film gibi, yani sanki kitabı okumak film izlemek gibiydi. Ada, ada halkı, fırtınalı ve son derece rahatsız edici atmosfer pek güzel anlatılmıştı. Gözümün önünde canlandı bütün kitap.

Beğendim ve zevkle okudum, yazarın kitaplarını da listeme ekledim.



13 Ocak 2014 Pazartesi

Lucky


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Ve nihayet, Sezgin Kaymaz'ı keşfettim! Hem de ne keşfetmek! Yıllar evvel, Arzu arkadaşımın "harika bir kitap" dediği, daha geçenlerde Kitap Delisi Gizem'in "tam sana göre" diye tavsiye ettiği Lucky epeydir aklımdayken, son İdefix sanal fuarından yaptığım hunhar alışverişe ekleyerek kitabıma kavuştum. Yeni kitaplarımı etrafıma dizdikten sonra da Lucky'i okumaya başladım hemen. Daha başlangıçta "Allah Allah, kim bu adam" diyerek yazarı araştırdım ve akabinde kitaplarının alayını bir sonraki alışverişte edinmek üzere İdefix listeme ekledim.

Gelelim sevgili Lucky'e... Lucky safkan bir doberman, 40 göbek şeceresi belli. Huyu suyu da pek antika, pek nazlı bir kız. Hemen küsüyor, darılıyor. Küsünce bir güzel etrafa işeyip, işemiğinin üzerinde yuvarlanıp patronunu delirtmekten imtina etmiyor. Daha 1 yaşında değil ama mükemmel yapılı ve güçlü. Bir kaç saniyede evinizi alt üst eder yani.

Lucky'i emekli milletvekili Tahsin bey, taa İsviçre'den biricik kızı Ayşın için almış. Ayşın, kocası ve çocukları ile kaza geçirip ölünce, Tahsin bey Lucky'i bir taksi durağına veriyor. Taksi şoförlerinin her biri bir alem, Lucky'e tapıyorlar, şarkı bile besteliyorlar köpeğe:

LAK-LUK-LAKİ-ZIKKIMIN KÖKÜ!
LAK-LUK-LAKİ-ZIKKIMIN KÖKÜ!

Taksi durağında daha fazla bakamayınca Lucky'i Kemalettin Bey'e veriyor şoför Osman. Kemoş'un "doğumgünümde köpek isterim" diye tutturan şımarık, güzel ve zengin karısı Buse'nin babası Yaşar Yazıcı köpeğe bayılıyor. Buse'nin sonradan görme anası ile sapık abisi ise ifrit oluyorlar Lucky'e. Ama iş onlarla bitmiyor tabii, bir de Buselerin komşusu Elvan abla ve minik Kısmet var ki evlere şenlik:))

İşte romanımız bize, ortak noktaları Lucky olan bu insanların başına gelenleri anlatıyor tatlı tatlı. O taksi şoförleri, hayat kadınları, acılı ihtiyarlar, saf gençler... Hepsinin hayatına girip çıkıyoruz inanılmaz şekilde. O kadar güldüm ki kitabı okurken okurken anlatamam.... Sonunda da üstüme başıma ağladım tabii:))

Harikulade bir roman, bayıldım, bayıldım! Ah, sevgili Lucky!



10 Ocak 2014 Cuma

Alaska'nın Peşinde (Looking For Alaska)


John Green, Pegasus Yayınları

Çeviri : Banu Talu



Genç Miles Halter, evden uzaklaşmak, olasılıkları keşfetmek, Büyük Belki'nin peşine düşmek ister. Alabama'daki bir yatılı liseye kaydolur. Burada hayatında ilk kez arkadaş edinir: Albay, Takumi ve büyüleyici Alaska Young.  Kesinlikle başka ilkleri de yaşar: sigara tüttürür, sarhoş olup kusar ve kaçınılmaz şekilde Alaska'ya tutulur. Zeki ve komik olmasının yanı sıra Alaska oldukça dengesizdir ve için için onu harap eden dertleri hepsinin hayatını etkiler.


John Green kitaplarını üst üste okuyunca tekrarlanan temayı farkettim : Mountain Dew gazozu seven, herkesin hayran olduğu, biraz çapraşık ve başını alıp giden genç kız. Acaba yazarımızın hayatını bu denli etkileyen biri mi olmuş gençliğinde? Daha içine kapalı, ders çalışan, şiir okuyan oğlan karakterler de kendisi olsa gerek, ne bileyim? Fakat yazarımızın yarattığı karakterlere bayılıyorum. Bizim parlak vampir çocuğa aşkından ölüp biten  mıy mıy Bella ne kadar tuhafsa; John Green'in kitap okuyan, şiirler alıntılayan, bilgisayar oyunu oynayan, ucuz şarap içip eşşek şakaları yaparak çılgınca eğlenen gençleri o denli samimi ve gerçek.

John Green'in karakterlerini seviyorum, kitaplarının bende uyandırdığı tatlı hissi seviyorum. Özellikle yatılı okul ve arkadaş grubu temalarını çok seviyorum. O yüzden bu kitabını da sevdim. Yaşasın genç yetişkin edebiyatı diyeyim o halde:)







9 Ocak 2014 Perşembe

Charlie'nin Büyük Cam Asansörü (Charlie and The Great Glass Elevator)


Roald Dahl, Can Yayınları

Çeviri : Celal Üster
Resimler: Quentin Blake


Cam Asansör, tam Çikolata Fabrikası'nın bittiği noktadan başlıyor ve bizi inanılmaz bir uzay macerasına sürüklüyor. Charlie Bucket, Joe Dede ve ailenin kalanı; Bay Willy Wonka'nın sıradışı cam asansörüne biniyor ve kendilerini uzayda buluyorlar. Meğersem Amerikalılar uzayda devasa bir otel inşa etmişler ve kedisever şaşkın başkan, bizimkileri uzay otelini havaya uçurmak isteyen Marslılar zannediyor. Böylece uzayda beklemedikleri maceralar yaşıyor kahramanlarımız:)

Pek eğlenceli bir kitap, sıkılınca alıp okunası:)



7 Ocak 2014 Salı

Charlie'nin Çikolata Fabrikası (Charlie and The Chocolate Factory)


Roald Dahl, Can Yayınları

Çeviri : Celal Üster
Resimler : Quentin Blake


Charlie'nin Çikolata Fabrikası, hep okumak istediğim bir çocuk edebiyatı klasiği idi. Bir takım olaylardan sonra  Bay Willy Wonka'nın esrarengiz ve de devasa çikolata fabrikasını gezmeye hak kazanan 5 çocuğun başına gelenleri anlatıyor kitabımız. O fabrika zaten en vahşi hayallerimizin bir ürünü, çikolatadan nehirler, nane şekerinden çimenler, pespembe şekerden kayıklar neler neler var fabrikada:) Minik Charlie Bucket, unutulmaz Joe Dede ve tabii egzantrik By Wonka'sı ile her daim okunacak, rengarenk, lezzetli, mutluluk veren bir kitap.


Önemli not : Diyet yaparken zinhar okumayınız bu kitabı:)



5 Ocak 2014 Pazar

Kağıttan Kentler (Paper Towns)


John Green, Pegasus Yayınları

Çeviri : Banu Talu


Lise son sınıftaki Quentin, çocukluğundan beri kaşı komşunun kızı Margo'ya aşıktır. Margo bir gece Quentin'in odasına gelir, onu annesinin minivanıyla şehirde bir gece turu atmaya ikna eder. Gençler beraberce Margo'nun 11 aşamalı heyecanlı planını gerçekleştirirler. Ertesi gün Margo ortadan kaybolur. Günler sonra Quentin, Margo'nun bazı ipuçları bıraktığını fark eder ve ipuçlarını takip ederek genç kızın peşine düşer. Ne var ki, takibi ilerledikçe aslında Margo'yu hiç tanımadığını anlayacaktır.

Güzel bir gençlik romanı Kağıttan Kentler. John Green, o güzelim Aynı Yıldızın Altında romanından önce yayınlamış bu kitabı. Üslubu beni yine mutlu etti. Demek istediğim, kitabın verdiği bir his var ve o hissi çok sevdim. Lise sonda olmak; bir şeylerin bitiyor, yeni hayatın başlıyor olması... Quentin'in arkadaşlarıyla muhabbetleri, Margo'nun peşinde yaptıkları heyecanlı yolculuk... hepsi çok hoşuma gitti.

Durduk yerde John Green fanı oldum, iyi mi? :)



31 Aralık 2013 Salı

Zaman Çarkı (Elise)


Ken Grimwood, Koridor Yayıncılık

Çeviri : Ender Nail


Ken Grimwood'un okuduğum 3. kitabı hayal kırıklığı oldu maalesef. Halbuki harikulade bir teması var : Ölümsüzlük.

Zaman Çarkı, 14.Louis devrinde Versailles Şatosunda doğan Christine'in günümüzde yaşadıklarıyla beraber macerasını anlatıyor. New Yorklu genç ve güzel Elise, bir genetik profesörünün araştırması ile derdine derman bulmak, yaşlanıp hayatı sevdikleri ile paylaşmak istemektedir. Versailles'da başlayan hayatı, Rusya'da, Amerika'da devam etmiş, sonsuz gençliği dikkat çekmeye başladıkça yer değiştirmiş; sevdiği herkesin yaşlanıp ölmesine tanık olmak zorunda kalmıştır Christine/Elise.

Konu çok güzel ama ele alınış şeklini sevmedim. Adeta bir pembe dizi tadında eski Paris'te Christine'in maceralarını okuyoruz. Pembe dizi iyi hoş da, sürükleyici ve fantastik bir öykü okumak isterken hoş gelmiyor. Ayrıca bu ölümsüzlükten ıstırap çekme mevzu, ne bileyim, Vampir'le Görüşme'de gayet müthiş ele alınmış. Christine'in mıy mıy dertlenmesi pek umrumuzda olmuyor o yüzden.

Mıy mıy evet, mıy mıy bir kitap :)