25 Ocak 2015 Pazar

Gökteki En Parlak Yıldız (The Brightest Star in the Sky)


Marian Keyes, Artemis Yayınları

Çeviri : Zeynep Heyzen Ateş



Marian Keyes'in geçen sene okuduğum Amma Hoş Adam kitabını çok beğenmiştim. Hem eğlenceli hem dokunaklı idi. Gökteki En Parlak Yıldız ise azıcık hayal kırıklığı yaşattı, çünkü o eğlence kısmını bu kitapta bulamadım. Salt dram kısmı ağırlıkta idi.

Kitabımız Dublin'de Yıldız Yolu 66 numarada yaşayan insanların hayatlarının 60 gününü anlatıyor. Giriş katında genç çift Matt ve Maeve yaşıyor. Onların üstünde ihtiyar Jemima ve sevgili köpeği. Üçüncü katta iki hüzünlü Polonyalı göçmenle cüretkar ve de pervasız taksi şöförü Lydia oturuyor. En üst kat ise kararsız sevgilisinin peşinden koşmaktan yorulmuş, topuklu ayakkabısız gezmeyen 40 yaşındaki Katie yaşamakta.


Kitapta anlatılan 60 gün boyunca bu insanların hayatlarını, bir miktar da geçmişte olanları okuyoruz. Sonunda her şey ortaya çıkıyor. Sıkılmadan okunabilir ama ben biraz daha komedi öğesi isterdim bu kitapta.





Tek Ayağı Mezarda (One Foot In The Grave)

Jeaniene Frost, Artemis Yayınları

Çeviri : Mehmet Karaosmanoğlu


Gece Avcısı Serisi, 2.Kitap


İlk kitaptan 4 sene sonra geçen yeni macerasında, yarı insan yarı vampir kahramanımız "Kedicik" Catherine Crawfield, FBI'ın gizli bir biriminde ekip lideri olarak çalışmaktadır.  Emrindeki adamlarla vampir avlayan Kızıl Melek'in namı gece yaratıkları arasında alıp yürümüştür. Cat, çok güçlü bir düşmanı kızdırınca hayatı tehlikeye girer. Bones'un geri dönmesi kafasını daha fazla karıştırır. Eski günlerdeki gibi beraber çalışmaları mümkün müdür?


Ben seviyorum bu seriyi, şöyle Pazar günü yayılıp okunacak hareketli, aşklı meşkli hem de vampirli bir seri. Üstelik vampirlere yaklaşımı da yeterince saygın. Erotik unsurlar taşıyan "urban fantasy" türünü seviyorsanız kaçırmayın.








11 Ocak 2015 Pazar

Gölge Ateşi (Shadowfever)


Karen Marie Moning, Artemis Yayınları

Çeviri : Egemen Özkan


Ateş Serisi 5.Kitap



Ateş Serisinin son kitabı tuğla kadar, neredeyse 800 sayfa. Ve çevirisi berbat! Öyle ki, salt Epsilon'dan çıkan ilk üç kitapla değil, Artemis'ten çıkan serinin bir önceki kitabı ile bile çelisiyor. Yani Harry Potter okurken her ciltte o özel terimlerin; yazarın yaratığı dünyaya ait obje isimlerinin değiştiğini düşünün. Bir kitapta kaymakbirası, berikinde yağlıbira filan yazdığını düşünün. O denli kötü işte çeviri. Ay imla da rezalet, kimse okumadı mı bu kitabı basmadan önce, apostrofların bu denli feci kullanıldığı başka bir kitap okumamıştım. Bu sebeplerden dolayı kitabı okumak eziyete dönüştü.


Aslında kitap gerçekten zevkli ve akıcı, Mac artık 0.5 versiyona yükselmiş, yani alabildiğine güçlü bir savaşçı. Druid rahipleri, Jericho ve adamları, V'lane ve aydınlık Fae ile Sinsar Dubh peşinde son ölümcül savaşı veriyor. Kafayı seksle biraz fazla bozmuş gelebilir, habire Jericho öyle seksi, V'lane böyle seksi, seks seks seks muhabbeti geçiyor. Yapacak bir şey yok, ya bunu kabullenip bu seriyi okuyacaksınız, ya da seksli kitap istemem deyip Ateş Serisinden uzak duracaksınız.


Yazarın yarattığı fantastik Fae dünyasına inandım ben, bu dünyanın içine girebildim. Kahramanımızın Barbie bebekten Dominatrixe dönüşümünden de oldukça keyif aldım. Fae evreni ile yeryüzündeki gerçekliğimizin çarpışması ve dünyada yaşamın altüst olmasını okuma oldukça heyecanlı idi. Eğer adam gibi çevrilmiş olsa, çok daha zevkli bir okuma olacaktı Ateş Serisi.







Rüya Ateşi (Dreamfever)


Karen Marie Moning, Artemis Yayınları

Çeviri : Barbaros Bostan


Ateş Serisi 4.Kitap


Serinin 4.kitabında bizi nahoş bir sürpriz bekliyor : Yayınevi değişmiş! Dolayısı ile çevirmen de değişmiş! Hoş, Epsilon'un yayınladığı ilk 3 kitabın 2 farklı çevirmeni vardı ama çevirilerinde kesinlikle bütünlüğe sahiptiler. Ayrıca Epsilon versiyonlarında her kitabın başına koydukları tanımlar, bizim fantastik ve mitolojik yaratıkları daha iyi kavramamızı sağlıyordu.


Artemis yayınları, dördüncü cildi çevirirken ilk 3 kitabı hiç okumamış herhalde. Sonuçta yazarın yarattığı dünyaya ait pek çok özel sözcük var ve bunların hepsini değiştirmişler dördüncü kitapta! Fae bile olmuş sana peri! Melunlar Unseelie! Gerçekten hayal kırıklığına uğrattı çeviri beni.


Yine de karakterin gelişimi ve olayların heyecanlı  ilerleyişi sayesinde kitabı merakla okuyorsunuz, tabii her sayfada "ya sabır" çekerek :)







İntikam Ateşi (Faefever)


Karen Marie Moning, Epsilon Yayınları

Çeviri : Aylin Kalav


Ateş Serisi 3.Kitap


MacKayla Kane, kızkardeşi Alina'nın ölümünü araştırmak için Dublin'e geldiğinde hiç bilmediği bir dünyaya girmek zorunda kalmıştır: Fae Dünyası. Aydınlık Fae ve Melun Fae, bizim dünyamızla Fae gerçekliğini ayıran duvarın berisinde yaşarken; bir zamanlar Fae olan hain Lord Master Melun hapishanesinin duvarlarını zayıflatır ve melunlar dünyaya gelmeye başlar. Mac, haberi olmasa da, Fae'yi görebilen Sidhe-kahini soyundan gelmektedir. Melun Kralının en karanlık, en kötücül bilgilerini hapsettiği kutsal kitap Sinsar Dubh'ı hissetme yeteneğine sahiptir. Bu kitabı elde etmek isteyen pek çok varlık Mac'i istese de istemese de kendi taraflarına çekmeye çalışır. Esrarengiz kitapçı Jericho Barrons...  harikulade güzelliği ile nefes kesip Mac'i baştan çıkartan ölümcül-seks-fae prens V'lain... Mac'in ablasyla sevgili olan Lord Master... Yakışıklı İskoç Christian... Mac'den nefret eden ve kutsal tapınakta yaşayan Sidhe kahinleri...


Yaşadığı mücadeleler Mac'i, tırnaklarını pembeye boyayıp rengarenk kıyafetlerle etrafta dolaşan Gökkuşağı Kız'dan, kara derilere bürünmüş savaşçı, acımasız Mac'e dönüştürmektedir. Cadılar Bayramı geldiğinde ise Mac'in dünyası paramparça olur.


Bu kitapta Mac'in karanlık yönü iyice güçleniyor, ilk iki kitaptan daha çok sevdim İntikam Ateşini. Ayrıca olaylar gerçekten gelişmeye başladı. Yazarın dili oldukça akıcı. Benim için okuması çok zevkli bir fantastik macera Ateş Serisi.







4 Ocak 2015 Pazar

Bülbülü Öldürmek (To Kill A Mockingbird)


Harper Lee, Sel Yayıncılık

Çeviri :Ülker İnce



Bülbülü Öldürmek kitabının daha önce Altın Kitaplardan çıkan baskısını okumuştum. Sel Yayınlarının yeni bir çeviriyle tekrar bastığını görünce, bir kere daha alıp okumadan edemedim. Haliyle iki basım arasında karşılaştırma yapmak kaçınılmaz oldu.


Altın Kitaplar baskısı 319 sayfa, Sel Yayıncılık baskısı 355 sayfa. Biliyoruz ki, Altın Kitaplardan okuduğumuz Agatha Christie kitapları yıllarca kuşa çevrilerek tercüme edilmiş dilimize. Dolayısı ile bu kitapta da bazı kısaltmalara gidilmiş olabileceğini varsayıyorum. Rastgele bir bölüm açıp kontrol ettim. Anlaşılan o ki, Altın Kitaplar kimi detayları gereksiz görüp kitaptan kaldırmış. Bazı noktalarda da çok incelikli bir çeviri yapılmamış.



DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Altın Kitaplar, Özay Süsoy çevirisi

Geri kalan okul günlerim, ilk günkünden farklı geçmedi. Dewey Ondalık Sistemi adı verilen sistem, ilk yılın sonunda bütün okula yayılmıştı. Onun için, bu yöntemi başka eğitim yöntemleriyle kıyaslama imkanım olmadı. Yalnızca çevreme bakıyordum: Atticus ve amcam hiç okula gitmedikleri halde her şeyi biliyorlardı.


Sel Yayıncılık, Ülker İnce çevirisi 

Okul günlerimin geri kalanı ilk günden daha iyi geçmedi. Günlerim sonu gelmez bir proje oluşturuyordu, bu proje yavaş yavaş ilerleyip bir Ünite'ye dönüşmüştü ve bu proje sırasında bana Grup Dinamiği'ni öğretmek gibi iyi niyetli ama boşuna bir çabayla Alabama Eyaleti, kilometrelerce elişi kağıdı ve mum boya harcadı. Jem'in Dewey  Ondalık Sistemi dediği şey o yılın sonunda okul çapında uygulanmaya başladı, bu yüzden o yöntemi başka öğretim teknikleriyle karşılaştırma şansım olmadı. Tek yapabileceğim çevreme bakmaktı : Atticus ile eğitimini evde tamamlayan amcam her şeyi biliyordu; hiç değilse birinini bilmediğini, öteki biliyordu.


Bir örnek daha :

YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Altın Kitaplar, Özay Süsoy çevirisi

Calpurnia önlüklerinin en kolalısını takmıştı. Elinde bir tepsi çörek vardı. Yaylı kapıya doğru yürüdü. Hafifçe itti. Davranışlarındaki inceliğe ve rahatlığa hayran oldum. Alexandra hala da beğenmiş olacak ki bugün Calpurnia'nın servis yapmasına izin vermişti.


Sel Yayıncılık, Ülker İnce çevirisi 

Calpurnia en sert kolalı önlüğünü takmıştı. Tepside kremalı meyve keki taşıyordu. Geri geri yaylı kapıya yürüdü ve poposuyla kapıya hafifçe dokundu. Tatlılarla kurabiyelerle dolu ağır tepsileri bu kadar kolayca ve zarif bir şekilde taşımasına hayrandım. Alexandra Hala da hayran olsa gerekti ki bugün ikramları Calpurnia'nın yapmasına izin vermişti.


Sonra acaba orijinal metinde ne yazıyor diye merak ettim:

Chapter 24

Calpurnia wore her stiffest starched apron. She carried a tray of charlotte. She backed up to the swinging door and pressed gently. I admired the ease and grace with which she handled heavy loads of dainty things. So did Aunt Alexandra, I guess, because she had let Calpurnia serve today.


Ülker İnce'nin çevirisini çok daha incelikli ve aslına uygun buldum.


Eğer kitabı daha önce okumadıysanız zaten mutlaka okuyun. Benim gibi farklı bir baskı okuduysanız da Ülker İnce çevirisi ile bir kere daha okumanızı tavsiye ederim.







Bay Mercedes (Mr Mercedes)


Stephen King, Altın Kitaplar

Çeviri : Zeynep Heyzen Ateş


Stephen King'in polisiye yazdığını duyunca epey heyecanlandım. Üstelik kitap  Goodreads'de 2014 yılının en iyi polisiyesi seçilmiş. iyice hevesim arttı tabii. İdefix indiriminden ikinci posta kitaplarımı alırken Bay Mercedes'i de listeye ekledim.


Kitabı ne yazık ki sevmedim, sevemedim. Romanın kahramanı emekli dedektif Bill Hodges. Hodges en büyük davasını çözemeden emekli olmuş. İş Bulma Panayırı esnasında kuyrukta bekleyen insanların üzerine Mercedes arabasını sürüp 8 kişiyi öldüren katil yakalanamamış.


Katil, emeklilikte boşluğa düşüp bunalıma giren Hodges'u yakından takip ediyor ve bir gün eski dedektife bir mektup gönderiyor. Hodges katilin isteğine yanıt veriyor ve aralarında bir kedi fare oyunu başlıyor.


Kitabı sevmememin nedeni şu, biz en baştan katilin kim olduğunu biliyoruz. Kitap paralel kurgu ile ilerliyor, bir yandan Hodges'un katil peşinde koşması beri yandan Brady Hartsfield'ın hayatında olup bitenleri izliyoruz. Dolayısı ile katil kim sorusu ortadan kalkıyor. Hodges herifi yakalayacak mı, yakalayamayacak mı merakı üzerinden roman ilerliyor. Açıkçası, katilin kimliğini bildikten sonra Hodges adamı yakalayacak mı diye çok merak etmiyorum ben.


Beni romandan soğutan bir diğer sebep, ilk kez bir Stephen King romanında geniş zaman / şimdiki zaman kullanıldığına tanık olmam. genelde romanlar geçmiş zamanda anlatılır, "Hodges geldi, masaya oturdu, silahını çekti... " gibi. Bu kitapta ise "Hodges geliyor, masaya oturuyor, o her akşam tv izler..." gibi anlatılmış. Bu zaman kipinin kullanılmasındaki amaç nedir çözemedim. Kendimizi olayın içinde hissedelim diye mi acaba?


Okuyan var mı? Siz ne düşünüyorsunuz bu kitap hakkında merak ediyorum.






2 Ocak 2015 Cuma

Guguk Kuşu (The Cuckoo's Calling)


Robert Galbraith, Pegasus Yayınları

Çeviri : Zeynep Heyzen Ateş


Bir Cormoran Strike polisiyesi.


Olağanüstü güzelliği dillere destan olmuş manken Lula Landry; havalı çatı katı dairesinden karla kaplı sokağa düşüp ölmüştür. Polis, olayın intihar vakası olduğuna karar verip davayı kapatır. Bir kaç ay sonra, Lula'nın ağabeyi John Bristow; Özel Dedektif Cormoran Strike'a başvurup adamı kiralar. John, kız kardeşinin kesinlikle intihar etmiş olamayacağına inanmakta ve Cormoran'ın katili bulmasını istemektedir. Cormoran, yeni işe başlayan geçici sekreteri Robin ile beraber dava üzerinde çalışmaya başlar.


Artık sağır sultanın duyduğu üzere, kitabın yazarı J.K.Rowling. Hatta 2014'de Cormoran Strike polisiyelerinin ikincisini yayınladı (The Silkworm) . Canımız kraliçemiz, takma ismin vereceği özgürlük hissiyatı ile, Harry Potter başarısının baskısı altında kalmadan yazmak istemiş polisiyesini.


Kitap çok güzel, hemen söyleyeyim. Gayet akıcı ve zevkli, üstelik çok meraklı. Kahramanımız iri yarı, saçı sakalına karışmış, son derece zeki, az biraz derbeder Cormoran Strike bir harika. Yanına geçici olarak gelen Robin de, çocukken dedektif olmayı hayal etmiş pek akıllı bir kız. Cormoran'a tahmin edemeyeceği kadar yardım ediyor davada. Batman & Robin ikilisi gibi çalışıyor ikilimiz.


Kitabın en sevdiğim özelliklerinden bir de Londra'da geçmesi. Bu benzersiz şehri pek canlı ve etkin kullanmış yazarımız romanında. Okuması gerçekten çok zevkliydi.


Polisiye sevenlerin kaçırmaması gereken bir roman. Üstelik Pegasus akıllılık edip kitabı Zeynep Heyzen Ateş gibi yetkin bir çevirmene teslim etmiş. Böylece bizi delirtebilecek klasik Pegasus çeviri problemleri ortadan kalkmış.

Yeni macerayı heyecanla beklemekteyim.






29 Aralık 2014 Pazartesi

Maktülün Şansı


Algan Sezgintüredi, April Yayıncılık


Bana çok uzun gelen bir bekleyişin ardından, yılın son günlerinde Algan Sezgintüredi bize nefis bir armağan verdi, sağolsun. Aslında romanımızı Kitap Fuarına yetiştirmişlerdi, gelgelelim biz fuara ilk günü kapılar açılır açılmaz gittiğimiz için Maktulün Şansını görememiştik. Sonuçta ben kitabı İdefix Sanal Fuardan aldım ve 2014'ün kapanış kitabı olarak okudum. Ne iyi etmişim dostlar!


Eski dostlarımız Vedat, karaböceği Tefo ve de yavuklusu Nilgün bu sefer bir kayıp vakasına karışıyorlar. Avukat arkadaşları Seyfo'nun, uzak bir akrabasının oğlu Seyfo'yu arayıp "ölüm kalım meselesi, illa konuşmamız lazım" demiş; ardından Seyfo'nun hiç bir aramasına cevap vermemiştir. Şehir dışındaki Seyfo, bizimkilerden yardım isteyince kahramanlarımız kayıp delikanlının dairesine yasa dışı bir baskın düzenler. Daire bal dök yala cinsinden temiz ve bomboştur. Delikanlıya ait bulabildikleri yegane şeyler, anlaşılmaz görünen bir dizi matematik formülüdür. Formülün peşine düşen kahramanlarımız, nasıl olduysa birden kendilerini derin devletin bulanık sularında buluverirler.


Enfes bir polisiye Maktulün Şansı. Merak duygusu son sayfaya kadar hiç bitmiyor bir kere, ne oldu ne olacak diye sayfaları heyecanla çeviriyoruz. Beri yandan şu Yeni Türkiye'nin pek sağlam bir eleştirisini içimizin yağları eriyerek okuyoruz. Yazarımızın eline sağlık. Vedat Kurdel'in kendine has mizahı da gayet yerinde. Sonuçta bence serinin en iyi kitabı olmuş Maktulün Şansı.


Polisiye seviyorsanız kesinlikle kaçırmamanız gereken pek leziz bir kitap.


Söylemeden geçemeyeceğim; kitabın ithaf cümlesi içimi titretti:

"Alt tarafı üç ağaç demeyen, her biri ayrı ciğer yakan maktul çocuklarımıza, elbette eşimle oğluma ve gönül rahatlığıyla her ana öyledir ama benimki çok daha öyledir diyebileceğim anacığıma..."






28 Aralık 2014 Pazar

Mezarla Randevu (Halfway To The Grave)


Jeaniene Frost, Artemis Yayınları

Çeviri : Mehmet Karaosmanoğlu


Gece Avcısı Serisi, 1.Kitap


Catherine  "Cat" Crawfield'in babası bir vampirdir. Annesine tecavüz edip ondan beslenmiş sonra da kadını terk edip gitmiştir. Cathy'e soyu hakkında gerçeği ilk kez 16 yaşında anlatan annesi, vampirlerden bütün benliği ile nefret etmektedir. Bu nefreti Cathy de paylaşır ve geceleri karanlık yerlerde dolaşıp vampir avlamaya başlar.

Bir gece Cat'in şansı döner, avlamaya çalıştığı yakışıklı vampirin tutsağı olur. Bones isimli bu yakışıklı vampir, Cat'e ortaklık teklif eder. Bones, Kedicik diye seslendiği Cat'e yaşlı ve deneyimli vampirleri öldürmeyi öğretecek; karşılık olarak Cat de sadece Bones'un öldürmesini istediği vampirleri avlayacaktır. Tabii ateşle barut yan yana durmayacağı için, ikilimizin birbirine aşık olması da kaçınılmaz.

Gece Avcısı serisini canım La Capitana'cığım önermişti dostlar. Kitabımız vampirlik mitini ayaklar altına alan sürüsüne bereket serilerden değil. Okurken "bu da ne artık, çüş" filan demedim, yoksa zaten okumaz bırakırdım kitabı. Aksine çok eğlendim ve kitabı sevdim. Rahatça okunan zevkli bir aşk-macera romanı.

Bu seriyi okumaya devam edeceğim.







25 Aralık 2014 Perşembe

İntikam Ateşi (A Rouge by Any Other Name)


Sarah MacLean, Nemesis Kitap

Çeviri : Ezgi Akın


İdefix sanal fuardan son alışverişimde aldığım kitapların içinde İntikam Ateşi de vardı. Fakat ben günlerdir, Ateş Serisi'nin üçüncü kitabı olan İntikam Ateşi'ni aldım sanırken; bir aşk ve tutku romanı olan İntikam Ateşi'ni almışım.  Aslında alayım dediğim bir başka aşk ve tutku romanı vardı ama, onun yerine bu gelmiş oldu:)

Böylece geçen akşam pek yorgun argın eve gelince, ay bu da neydi deyip kitabı elime aldım, 400 küsur sayfayı pıt diye okuyup bitirdim. Oh kafamı dağıttı ne güzel.

Oldukça rahat okunan kitabımız kafa karıştırmıyor, oturup üzerinde düşünmeye de gerek yok, mükemmel bir beyaz dizi kitabı. Adamımız bu sefer gri yerine kahverengi gözlü ve mülkünü kumarda kaybetmiş bir marki; kadın kahramanımız da o devirde evde kalmış kabul edilen ve bundan hiç rahatsız olmayan bir leydi. Bunlar çocukken arkadaşmışlar meğersem. Yıllar sonra marki, mülkünü tekrar elde edebilmek için Penelope ile evleniyor tabii gelsin aşk yeminleri, gitsin yanlış anlamalar, araya da birkaç tane sahne attırmış, oh:) .

Beyaz dizi sevenler severek okuyacaktır, sıkıcı bir kitap değil.






21 Aralık 2014 Pazar

Marslı (The Martian)


Andy Weir, İthaki Yayınları

Çeviri : Emre Aygün


Tam Interstellar sarhoşluğu yaşadığımız bir dönemde, İthaki çılgınca bu kitabı tanıtmaya başladı ve Mars'ta adeta Robinson Crusoe gibi mahsur kalan bir astronotun başından geçenleri anlatan Marslı, büyük bir merak oluşturdu. Ben de fazlaca dayanamadım ve bugün bir oturuşta bitirdim kitabı.


Kesinlikle hayal kırıklığına uğramadım. Marslı çok heyecanlı, okuyucuyu diken üzerinde tutan nefis bir macera romanı. Kahramanımızı, bir aksilik sonucu Mars'ta mahsur kalan Mark Watney'i çok sevdim. O doğuştan neşeli biri, umutsuzluğa kapılmayan, mühendis kafasıyla hep hayatta kalmaya odaklanan, umut eden ve çok çalışan biri. Pek de şakacı, o yüzden bir kat daha sempatik geliyor insana.


Mark, Ares 3 programıyla Mars'a gelen mürettebatın en düşük rütbeli üyesi, bir zoolog ve mühendis. Ekip Mars yüzeyinde iken çıkan fırtınada, anten çubuğu Mark'a saplanıp kahramanımızı sürüklüyor. Mark'ın uzay giysisinden yaşamsal verileri alamayan kaptan, diğerlerini riske atmamak için, mürettebatı toplayıp Mars'ı terk ediyor. Mesele şu ki, Mark sadece bayılmıştır ve kendine geldiğinde kızıl gezegen Mars'ta tek başına mahsur kalmıştır.

Bundan sonra olanları, Mark'ın bilgisayarına girdiği günlüklerden takip ediyoruz. Kitabın tamamı günlüklerden ibaret değil tabii. Nasa'da olup bitenler, zaman zaman Mark'ın ekibinin bulunduğu uzay mekiği Hermes'te yaşananları da yazarımız bize aktarıyor, böylece kitap sürekli heyecanlı ve meraklı devam ediyor. Acaba kurtulacak mı? Kurtulamayacak mı? Tabii beklediğimiz üzere başına bin türlü aksilik geliyor Mark'ın ama o umudunu yitirmiyor hiç.

Ümit etmenin güzelliği ve insanoğlunun harikuladeliğine bizi inandıran şahane bir kitap.








Yarım Dünya (Half World)


Hiromi Goto, İthaki Yayınları

İllüstrasyonlar : Jillian Tamaki

Çeviri : Bülent O.Doğan



Küçük kahramanımız Melanie, okuldan eve döndüğünde annesinin ortalarda olmadığını görür. Evin kesik telefonundan gelen tekinsiz çağrı ile, Melanie annesini  Bay Tutkal'ın kaçırıp Yarım Dünya'ya götürdüğünü öğrenir. Yardım için yaşlı Bayan Wei'ye koşan Melanie, kadından aldığı yeşim taşından sıçan tılsımı alır ve Yarım Dünya'ya heyecanlı ve korkutucu bir yolculuğa çıkar.

Kitabın bundan sonrası sanki bir Miyazaki animesi gibi, ben o dünyanın içine girdim ve büyülendim. Kitapta yaratılan fantastik atmosfer bence harikulade idi. Belki de yazarın da Japon olmasının bunda etkisi vardır.

Kitabın tanıtım fragmanı da varmış:








20 Aralık 2014 Cumartesi

Kan Ateşi (Bloodfever)


Karen Marie Moning, Epsilon Yayınları

Çeviri : Zeynep Çilengiroğlu Karahatay


Ateş Serisi 2.Kitap


La Capitana'nın önerisiyle başladığım Ateş Serisini okumaya devam ediyorum. İkinci kitabımız belki bir geçiş kitabı, daha durağan. Aksiyondan çok anlatıma dayanıyor. Belki Mac'le beraber biz de Fae'in, melunların, Sidhe kahinlerinin dünyasını öğrenebilelim diye. Çünkü bu dünyaya dair bildiklerimiz Mac ile beraber öğrendiklerimizden ibaret ve fantastik romandan zevk almak için, benim önce o dünyayı kafamsa kurabilmem gerekiyor.

Sonuçta ilki gibi hareketli ve o kadar heyecanlı bir kitap değil. Ama seriyi okumaya kesinlikle devam ediyorum. Bunu da bir geçiş bölümü gibi kabul ediyorum. Zaten çok kısa, 300 sayfadan az. Pıt diye okudum.


Serinin ilk kitabı : Karanlık Ateş







Daire 16 (Apartment 16)


Adam Nevill, Pegasus Yayınları

Çeviri: Cem Demirkan


Kitabımız gayet umut verici bir şekilde başlıyor. Londra'nın lüks Kensington semtinde, zenginlerin yaşadığı Barrington binasında, 16 numaralı dairede kimse oturmaz. Gece bekçisi kahramanımız Seth kapının ardından tuhaf sesler duymaktadır. Kadın kahramanımız Apryl'in teyzesi de bu binanın sakinlerindendir. Teyze ölünce mirası almak için Barrington'a gelen Apryl binanın geçmişini araştırmaya başlar.

Kitabın açılışı güzeldi bence, ama sonradan hikaye başka başka yerlere gitti. Seth'in kabusları, sanatsal açıklamalar derken beni sıkıntı bastı. Kitap heyecanını kaybetti ve öfleye pöfleye bitse de gitsem diye okudum. Şöyle bir güzel korkup gerilemedi. Hayal kırıklığı idi.

Çevirisi gayet güzeldi kitabın, neyse bari bir de çeviri yüzünden acı çekmedim:)




Kedinizle Tanışın (Catwatching)


Desmond Morris, Yapı Kredi Yayınları

Çeviri : Kutlukhan Kutlu - Sevin Okyay


Çevirmenlerin ismini görünce bu kitabı okumaya karar vermiştim. Tabii kediler hakkında olması da cezbediciydi benim için. Sonuçta alır almaz pıt diye bitti, minik tefek bir kitap. Yazarımız dünyaca ünlü bir zoolog imiş ve çocukluğundan beri kediler gözlemlemekte imiş. Kitabın orijinal ismi de buradan geliyor herhalde.

Kitap kısa kısa bölümlerle kediniz hakkında merak ettiğiniz konuları açıklıyor. Bazı bilgiler bana oldukça şaşırtıcı geldi, yepyeni şeyler öğrendim bu minik kitaptan. Mesela yetişkin de olsa evde baktığımız kedi kendini hep yavru sanıyormuş. Sonra oyuncakları yolmasının sebebi yaramazlık değil, o genetik olarak minik vahşi bir avcı ve içinde tüy yolma dürtüleri varmış.

Kedinizi daha yakından tanımak için severek okuyabileceğiniz tatlı bir kitap.




30 Kasım 2014 Pazar

Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs)


Thomas Harris, Nemesis Kitap

Çeviri : Pınar Öcal


İşte yamyam doktor Hannibal Lecter'ın bütün ihtişamıyla sahneye çıktığı roman! Jodie Foster ve Anthony Hopkins'in oynadığı şaheser filmi her izleyişimde bu romanı okumak istemişimdir. Kitap gerçekten nefismiş dostlar.


FBI'ın seri katillerin peşinden koşan Davranış Bilimi Bölüm Başkanı Jack Crawford; gencecik akademi öğrencisi Clarice Starling'i; yamyam olarak bilinen ve kurbanlarını kaliteli bir şarap eşliğinde zevkle mideye indirmeye bayılan Hannibal Lecter ile görüşmeye gönderir. Bu esnada, ülkenin farklı köşelerinde genç kadınların cesetleri bulunmaktadır. Aynı katilin elinden çıktığı belli olsa da, cesetler çok dağınık yörelerde bulundukları için FBI ve polis katilin amacını çözemezler. Şeytani zekasıyla Lecter, acemi Starling'e bir takım ipuçları vermeye başlar ve kahramanımız kendin olayların içinde buluverir.


Filmi izlediyseniz, romanı da çok zevkli. İzlemediyseniz, romanı okuyun ve hemen filmi izleyin, nefis bir film.


Kuzuların Sessizliği'ni, hemen Kızıl Ejder'in ardından okudum ve açıkçası kitaplardan etkilendim. Bir süre Hannibal romanı okumasam iyi olur sanırım:)))







Kızıl Ejder (Red Dragon)


Thomas Harris, Nemesis Kitap

Çeviri : Pınar Öcal


Yamyam doktor Hannibal Lecter'ın maceralarını okumayı hep istemişimdir. Kitap Fuarında Nemesis yayınlarının 10 liralık kitap standından hepsini bulup almıştım.


Kızıl Ejder, Hannibal'ın ortaya çıktığı ilk roman. FBI'ın psikopat katilleri bulma konusunda uzman ajanı Will Graham; iki ailenin evine girip feci cinayetler işlemiş olan katili yakalamak amacıyla ayrıldığı işine geri dönüyor. Will, Dr Lecter ile yaşadıklarının ardından meslekten ayrılmış. Fakat bu dehşetli cinayetleri çözebilmek için gidip Lecter'a akıl danışmaktan başka yol bulamıyor.


Kitabı okurken biraz sıkıldım, çünkü bu bir Lecter romanı değil. Yamyam kahramanımız çok az görünüyor kitap boyunca. Daha çok, katili anlatmayı tercih etmiş yazarımız. Katilimizin şimdi olduğu psikopata dönüşmesini tasavvur etmiş uzun uzun. Sıkıldım.






Son Kurtadam (The Last Werewolf)


Glen Duncan, İthaki Yayınları

Çeviri : İlbay Kurtoğlu


Jacob Marlowe, yeryüzünde kalan son kurtadam olduğunu öğreniyor kitabın başında. Kurtadam lanetine yol açan virüs 150 sene evvel bir mutasyona uğramış, artık kurtadam ısırığından kurtulanlar lanete kapılıp dönüşüm geçirmiyor. Dolayısıyla kurtadam sayısı hızla düşmeye başlamış. Kendilerini kurtadam, vampir, iblis ve türevlerini yok etmeye adamış DOKET (Doğaüstü Olayları Kontrol Etme Teşkilatı) o kadar iyi iş çıkartmış ki, artık yapacak işleri kalmamış neredeyse.


Kahramanımız Jacob Marlowe, yeryüzünde tek başına kaldığını öğrendikten sonra. kurtadamın iç dünyasına dalarak, kah geçmişte, kah günümüzde yaşadıklarını, dönüşümlerini, her dolunayda açlığı bastırmak için nasıl insan öldürüp yediğini okuyoruz. Anlatıcımız bizzat Jacob, kitap aslında onun günlüğü. Öyle aksiyon dolu, hareket dolu bir macera romanı değil bu. Tamamen kurtadamın benliğini, beyninden geçenleri, içinde kopan fırtınaları anlatan bir roman. Üstelik bence müthiş akıcı ve çok çok iyi yazılmış bir roman. Özellikle Jacob'ın 167 sene evvel ısırıldıktan sonraki ilk dönüşümü müthiş tasavvur edilmiş.


Tabii salt anlatıdan ibaret değil romanımız. Üç dolunay süresince Jacob'la beraber kahramanımızın kaderine ortak oluyoruz. Acaba Jacob DOKET'den kaçacak mı, yoksa artık 200 sene yaşadım, bitsin bu çile diyerek ölüme teslim mi olacak? Sonuna kadar merak duygusu hiç bitmiyor kitapta.


Son Kurtadam bir üçlemenin ilk kitabı. Umarım İthaki'den devamı da gelir. Bu arada çevirmenin soyadına dikkat ettiniz mi? Kitabın çevirisi çok güzel, bu yüzden mi acaba? :)))







25 Kasım 2014 Salı

Sisli Dağların Ötesinde (Beyond The Highland Mist)


Karen Marie Moning, Epsilon Yayınları

Çeviri : Özge Burçak Aydınalp


16.yüzyılda, İskoçya'da pek cesur ve yakışıklı bir Lord yaşarmış, bu adamın yatakta periler kraliçesini bir baştan çıkarttığı ama asla kimselere aşık olmadığı - bizzat periler kraliçesi tarafından- dile getirilince, peri kral çok kızmış ve karısını baştan çıkartan adamdan intikam almak için, günümüzden bir kadını geçmişe getirip Lord'un başına salmış. Tabii Lord bu modern kadına anında aşık olmuş, Adrienne ise yakışıklı erkeklerden nefret ettiği için Lord'u peşinden koşturmuş da koşturmuş.


Beyaz dizinin fantastik öğelerle karışmış bir versiyonu. Meraklısına bu minvalde başka romanları da var yazarımızın. Günümüzden bir genç kadın geçmişe gidip İskoç lordla aşk yaşıyor. Buna da İskoçyalı Serisi diyoruz:))


Meraklısına...



22 Kasım 2014 Cumartesi

ECEL


Funda Özlem Şeran, İthaki Yayınları


Üniversite 2. sınıf öğrencisi Ece'nin annesi Ece'yi doğururken; babası daha da önce ölmüştür. Ece tam bir despot olan anneannesi ile yaşamaktadır. Hamiyet Hanım'ın Ece'yi hanım hanımcık bir ev kızına çevirme çabaları daima boşa gider, çünkü Ece, İstanbul'da faaliyet gösteren cin itlaf ekiplerinin Anadolu yakasında savaşan cevval bir üyesidir. Evet, Ece çok başarılı bir öcü avcısıdır.  Takım arkadaşları Ziya ve Jesse ile, Anadolu yakasındaki cin vukuatlarının peşinde koşan ekibin bir üyesidir.


Kitap müthiş bir sahneyle açılıyor, Ece'nin üç metrelik yeşil bir cinle savaşına tanık oluyoruz ilk sayfalarda. Bu savaşta öncelikle yapılması gereken Besmele çekip Felak suresini, Nas suresini ve Ayetel Kürsi'yi okuyup; dökümlü bıçak ve mermilerle var gücünüzle cine girişmek. Bu Felak ve Nas surelerini okuma hadisesi ilk başta beni gülümsetti, çünkü bunlar her gün annemin ezberlememi söylediği ve sağolsun arkamdan okuyup üflediği dualar. Fakat Ece ve diğer öcü ekibi salt dualarla savaşmıyor. Alabildiğine kanlı, gırtlak gırtlağa bir savaş söz konusu öcü avcıları ve cinler arasında.


Kitap asıl olarak öcü avcılarımızın karşılaştığı büyük bir belayı takip ediyor. Bizzat avcılardan bazıları bir cin tarafından öldürülüp birer zombiye dönüştürülmüştür. Bu olayı çözmek için ellerinde piramit şeklinde tuhaf bir muskadan başka ipucu yoktur. Beri yandan Ece ile ekip arkadaşları; Gülşen hanımın ailesine musallat olan cini defetmekle görevlendirilmiştir. Kahramanlarımız iki olayı çözmeye çalışırlar. Ece'nin bu esnada devam etmesi gereken okulu, geçmesi gereken sınavları vardır.


Kitapta aksiyon, heyecan bir an olsun durmuyor. Neredeyse 600 sayfayı, sular seller gibi bayıla bayıla, zevkle okudum. Ve size kesinlikle iddia ediyorum, kitabın son sayfasını okuduğunuz an, devamı yok mu diye inleyeceksiniz:)


Yerli işi öcü filmleri bize komik gelir hani, kitabı okurken başta belki Felak suresini okuyup cinlere girişmeleri ya da zombi görünce tekbir getirmeye başlamaları sizi gülümsetebilir. Ama bir süre sonra bunlar gerçekten doğru gelmeye başlıyor, kahramanlarımız dualarını edip zemzem suları püskürterek  kanlı mücadelelerine giriştiklerinde nefesiniz kesiliyor.


Ece'nin dediğim dedik anneannesi Hamiyet hanım kitapta iz bırakan tiplerden. Cin savaşlarının orta yerinde, "neredesin, geç kaldın" diye telefonda azarlanan Ece'nin hali unutulmaz. Cinlerin korkutamadığı bu cesur kız anneannesinden köşe bucak kaçıyor.


ECEL ilk çıktığı günden beri okumak istediğim bir romandı ve kesinlikle hayal kırıklığına uğramadım.  Sevgili Funda Özlem Şerkan'a sormak istiyorum, acaba devamı gelmeyecek mi bu romanın?


Fantastik ve macera severler kaçırmasın:)









15 Kasım 2014 Cumartesi

İstanbul'da Kedi


Gündüz Vassaf, Yapı Kredi Yayınları


Şiir hiç hakkını veremediğim bir tür. Gelgelelim söz konusu kedi külliyatı olunca, hiç düşünmeden aldım İstanbul Kedileri'ni.

Aslında kedilerin tarihte ve Istanbul'da varoluşlarını anlatan bir kedi kitabı bu, ancak manzum şekilde yazılmış. Istanbul'un kedi şehri olarak lanse edilip şehirde muazzam bir turizm kampanyası başlatılmasını hikaye ediyor. Bu fantaziyi anlatırken de geçmişe uzanıp kedilerin dünya tarihindeki yerinden başlayıp Istanbul kedilerine kadar getiriyor lafı.

Su gibi okunan bir eser, kedi çizimleri ve desenleriyle bezeli.

Kediseverlere tavsiye ederim.




kitabın açılış sayfası:





9 Kasım 2014 Pazar

Karanlık Ateş (Darkfever)


Karen Marie Moning, Epsilon Yayınları

Çeviri : Aylin Kalav


Ateş Dizisi, 1.Kitap


Kahramanımız MacKayla, derdi günü elbisesine uygun oje sürmek olan, sarışın kokoş bir genç kızdır. İrlanda'ya üniversite okumaya giden ablası feci şekilde öldürülünce hayatı altüst olur. Ablasının katilini bulmak için tek başına Dublin'e gelen Mac, İrlanda'nın gizemli ve tekinsiz sokaklarında hiç bilmediği bir dünyaya girmek zorunda kalır.

Karanlık Ateş bizi Kelt mitolojilerine dayanan fantastik bir dünyayı anlatıyor. Bu dünyaya Fae, yani periler alemi hükmeder. Aydınlık ve Melun peri krallıkları, Karanlık Kutsal Emanet'in peşindedir. Melunlar insanları öldürürken, Aydınlıklar da onları seks için kullanır. Yani al birini vur ötekine. Kahramanımız da insan kılığında Dublin'de dolanan Fae'lerin gerçek yüzünü görebilen bir Sidhe kahini olduğunu keşfeder.

Çok rahat okunan çıtır çerez, zevkli bir kitap. Dublin zaten mükemmel bir atmosfer sağlıyor bu tarz bir maceraya. Komik yerleri de var romanın, Ölümcül Seks perisiyle karşılaşan Mac'in kendinden geçip donlarını fora etmesi, pek bizim fantastik kitaplarda karşılaştığımız türden aksiyonlara benzemiyor. O yüzden chick lit fantastik de diyebiliriz bu türe.

Kitabın başına Fae dünyasıyla alakalı terimlerin açıklamalarını koymuşlar. Biraz karışık geliyor ama korkmayın. Macera ilerledikçe Mac ile beraber öğreniyoruz neyin ne olduğunu.

Seriye kesinlikle devam edeceğim.







2 Kasım 2014 Pazar

Kısas


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları

Sevinç Kuşları - 2.Kitap


Sağolsun, Sezgin Kaymaz, yana yakıla beklediğimiz üçlemenin ikinci bölümünü bizi üzmeden yayınladı. Deccal'in Hatırı Şubat'ta çıkmıştı sanırım; Kısas da Ekim'de geldi. Yayınlandığını görünce hemen alıp okuduğumu söylemeye gerek yok herhalde:)


Kısas, Deccal'de hikayenin kaldığı yerden devam ediyor. Bu yüzden ilk kitabı okumak şart. Hikayeye eklenen yeni karakterler var:

Hayri'nin sokak kedilerim diye sevdiği kayıp çocuklar. Hikayenin ana akışı bu çocukların başından geçenler üzerinden işliyor. Bu anlamda Sezgin Kaymaz'ın okuduğum en acıtıcı, en sert, en gerçekçi kitabı olduğunu söyleyebilirim. Deccal'in Hatırı bence aşk üzerine yazılmış en çarpıcı metinlerden biriydi. Kısas'da ise acı var, kötülük var, intikam var. Deccal'den intikam almaya çalışan yer altı dünyasının prensleri, yani müteveffa mafya babalarının oğulları katılıyor hikayeye. Bunların arasından Uğur, pek evlere şenlik, şaşırtıcı bir karakter.Sonra hikayeye hem bir köpek hem de ona aşık kedi ekleniyor Kısas'da. Memiş'le Okan. Vayoovvv diye ortalığı birbirine katıyor dişi kedi Okan.

Tabii ilk kitaptan bildiğimiz canım, en sevdiğim dahi doktor Veysel, Celil & Hayri ikilisi, Zila ve İrfan bebek; kıçı ayrı başı ayrı oynayan tikli Kübra teyze, Berna bacımız maceralarına devam ediyorlar Kısas'a. En önde de ölü gözlü ve hareketinin esrarını çözemediğimiz Deccal Ağa gidiyor. Doktor Veysel'e dua etsin Deccal Ağa:)

Anlatmalara doyamıyorum bu kitabı. Üçlemenin finalini ise hayal bile edemiyorum.

İyi ki varsın Sezgin Kaymaz.

Ve kaçınılmaz olarak " Ay nasıl bi adamlarsınız siz anam?"








26 Ekim 2014 Pazar

Kanlı Kızıl Baron (The Bloody Red Baron)


Kim Newman, İthaki Yayınları

Çeviri : Cihan Karamancı



Dracula Günlükleri ikinci kitap.


Kanlı Kızıl Baron, Dracula Günlükleri'nde anlatılan olaylardan 30 sene sonrasında başlıyor. İngiltere'den kaçan Karanlık Lord, bu sefer Kayzer ile yakınlaşmış ve Almanlarla birlik olup Birinci Dünya Savaşını başlatmıştır. Savaşın en civcivli zamanında, her iki taraf göklerin hakimiyetini ele geçirmek için mücadele etmektedir. İttifak Devletlerinin elinde korkunç bir silah vardır, Kızıl Baron olarak bilinen meşhur pilot Manfred von Richthofen. 80'den fazla uçağı tek başına düşürmüş bu efsane asker, savaşın gidişatını değiştirebilecek kudrete sahiptir. Gizli ve çok nüfuzlu bir İngiliz örgütü olan Diyojen Kulübü, Mata Hari'den Alman Hava Birliği hakkında bir şeyler öğrenir. Bunun üzerine Teğmen Edwin Winthrop'u Alman hava kuvvetlerinin ve tabii Baron'un konuşlandığı Malinbois şatosunda dönen dolapları öğrenmek üzere görevlendirirler. Winthrop şatonun ve pilotların esrarını keşfetmeye çalışırken, savaşın bütün acımasızlığına ve gaddarlığına da şahit olur.


Kim Newman, vampirlerle insanların beraber yaşadıkları, birlikte savaşıp öldükleri alternatif dünyasını mükemmel yaratmış. Milyonlarca insanın öldüğü Birinci Dünya Savaşı'nda, vampirler de kırılgan ölümsüzlerden başka bir şey değiller ve gümüş mermiler ile onlar da yok oluyorlar. Gerçek kişiler kurmacaya çok güzel yedirilmiş. Edgar Allen Poe, kaçınılmaz olarak bir vampir ve Kızıl Baron'un kahramanlık öyküsünü yazmaya çalışıyor. Gencecik Levazım Bakanı Winston Churchill, viskisini kanlı seviyor artık. Ve herkes, dünyanın kaderini belirleyecek bahar taarruzunu bekliyor.


Kanlı Kızıl Baron, Birinci Dünya Savaşı esnasında geçen bir vampir romanı. Hem de tarihi bir roman. Özellikle de pilotların yaşadıklarını -vampir de olsalar- müthiş anlatmış. İlk romandan tanıdığımız kızıl saçlı gazeteci Kate de bir harika. Ben çok zevkle okudum bu kitabı.





ARKA KAPAK


19 Ekim 2014 Pazar

Cadıbulan İblisseli'nin Şafağı (Witchfinder Dawn of the Demontide)


William Hussey, İthaki Yayınları
Çeviri : Ulaş Apak


Cadıbulan Üçlemesi, birinci kitap.


Kahramanımız Jake 15 yaşında kendi halinde bir öğrencidir. Kendini bildi bileli fantastik çizgi romanlar okuya okuya bu konuda adeta uzman olup çıkmıştır. Bir okul dönüşü korkunç bir iblisin saldırısına uğrayınca, o hayallerindeki dünyanın aslında gerçek olduğunu farkeder. Dünya iblisseli tehdidi ile karşı karşıyadır, tabii Jake bunu önlemek için serüvenin içine dalar.


Gençler için yazılmış bir üçleme imiş bu. Ben çok sevemedim açıkçası çünkü yazarın alemine giremedim, o dünyayı kafamda kuramadım, mantığını çözemedim. Böyle olunca da kitaba uzak düştüm sanırım. Yani o cadı - iblis dünyası daha detaylı açıklansa, kafamda bir mantığa oturtabilsem severdim belki.

Şimdilik bu serinin devamını okumayı düşünmüyorum.




ARKA KAPAK:


12 Ekim 2014 Pazar

Monogram Cinayetleri (The Monogram Murders)


Sophie Hannah, Altın Kitaplar
Çeviri : Çiğdem Öztekin


Bir Hercule Poirot polisiyesi.

Yıllar sonra, Agatha Christie'nin mirasçılarının onayladığı yeni bir Poirot macerasının yayınlanacağını ilk duyduğumda epey şaşırmıştım. Yani, kim cesaret edebilir ki buna? Poirot efsanedir, Christie klasiktir, bir klasiği kim tekrar yazmaya cüret edebilir?

İşte Sophie Hannah bu cüreti göstermiş, Christie'nin yasal mirasçıları da onun romanını pek beğenmişler ve yayınlanmasına izin vermişler. Ben de çıkar çıkmaz aldım, ama ancak bu haftasonu okuyabildim.

Kitabı beğenmedim, okurken çok içim sıkıldı hatta. Poirot bizim bildiğimiz Poirot gibi değil. Ne yumurta kafası, ne bakımlı bıyıkları, ne cilalı rugan pabuçlarının lafı geçti. Normalde alışık olduğumuzdan çok daha fazla Fransızca konuşuyordu, bir de doğru düzgün bir ipucu olmadan, hissi kablel vuku ile çözdü cinayeti. Halbuki Poirot'nun her zaman çok zekice, bizim gözden kaçırdığımız bir delili olur; minik bir boya kavanozu, bir tırnak makası, bir çivi, yarısı yanmış bir mektup...Bu kitapta o yok. Olayın kendisi zaten sıkıcı, yani aman cinayeti kim işlemiş diye merak edemiyoruz. Genellikle Poirot'nun araştırdığı olayda illa yakınlık duyduğumuz bir karakter olur, fettan kızıl saçlı bir kadın, ciddi esmer zeki bir genç kız veya Hindistan'dan gelen albay gibi...Bu kitapta öyle bir karakter yok. Olay ilgi çekici değil, sebebi de çözümü de heyecandan yoksun.

Monogram Cinayetlerinde Poirot'ya, 32 yaşında Scotland Yard dedektifi Edward Catchpool eşlik ediyor. Kitaptan nefret etmeme en büyük sebep bu karakter. Ayyy, elime plastik banyo terliğimi alıp sabaha kadar dinlene dinlene dövmek istedim Catchpool'u. Cesede bakamayan, portrelerden korkan, taşkafalı bir dedektif. İmkanı yok yani dedektif olmasına.

Sonuç olarak kitabı oflaya puflaya bitirdim. Yani Poirot ile alakası yok, karakterin adını değiştir aaa bu bir Poirot macerası diyemezsin. Kendi başına da iyi bir polisiye değil. Sevmedim, tavsiye etmiyorum. Çok hayal kırıklığı yaşadım:(