8 Eylül 2014 Pazartesi

Büyücüler (The Magicians)


Lev Grossman, Pegasus Yayınları

Çeviri : İlker Sönmez


Lise son sınıftaki kahramanımız Quentin, üstün zekası sayesinde Brakebills Büyü Eğitimi Üniversitesine kabul edilir. Quentin ömrü boyunca Fillory denen fantastik bir dünyada geçen kitap serisini okumuştur. Büyünün gerçekten varolması, onun hayallerinin gerçekleşmesi demektir. Böylece okula yazılır, arkadaşlar ve bir sevgili edinir. Güçlü bir büyücü olur. Ama hala mutlu değildir.

Enteresan bir kitap Büyücüler. Brakebills nasıl Hogwarts değilse, Quentin de kesinlikle Harry değil. Zaten korkak ve hatalarıyla yüzleşemeyen pısırık bir adam kahramanımız. Kötü bir şey olunca kaçıp saklanmak istiyor. Kendisini genellikle kolundan sıkıca tutup sarsmak istiyorsunuz. Yani bir macera kahramanı değil. Üniversite öğrencisi işte. Kitabın bir gerçekçiliği var. Yani uçan süpürgeler, kurbağa çikolatalar filan beklemeyin. Depresif bir roman bu, aynen bir türlü mutlu olamayan Quentin gibi. Sonunda, hayal ettiği fantastik dünyada hiç beklemediği bir savaşın içinde kendini bulunca, belki aynen bizim davranacağımız gibi davranıyor Quentin, duvar halılarının arkasına saklanıyor.

Kitabı hiç ara vermeksizin okudum. Son derece akıcı gitti. Söylemeliyim ki, kitap sizi alıp maceralarla dolu fantastik dünyalara götürmüyor. O tarz bir eser değil. O dünyalara gitmeyi hayal eden birinin gerçekten dileği kabul edildiğinde ne duruma düşebileceğini tasvir ediyor. Sanırım en iyi bu şekilde ifade edebilirim.

Bir kötü durum, kitabı İthaki değil Pegasus yayınladı. Bu yüzden de, aslında üçleme olan serinin devamı basılacak mı, hiç bir şekilde emin olamıyoruz.

Hayırlısı be gülüm!




7 Eylül 2014 Pazar

Amma Hoş Adam (This Charming Man)


Marian Keyes, Artemis Yayınları

Çeviri : Zeynep Heyzen Ateş



Kitapçıda gezerken önce o çılgınca pespembe kapağı sonra da kalınlığıyla dikkatimi çekti bu kitap. Bu romantik komedilerin tuğla kalınlığında olmasına pek alışık değiliz :) Yine de merak ederek aldım, pişman da olmadım.

Marian Keyes'i ilk kez okudum. Sophie Kinsella kategorisinde ancak belki bir tık üzerinde olduğunu söyleyebilirim. Kadınların adamlar yüzünden (bu kitapta tek adam) düştükleri komik durumların yanı sıra gayet ciddi alkolizm ve kadına şiddet temalarını da işliyor romanımız.

Olaylar 4 kadının etrafında dönüyor. Lola uçarı bir stil danışmanı. Sabah kalkıp 16 aydır beraber olduğu meşhur politikacı Paddy de Courcy'nin evleneceği haberini alıyor. Hem de başka bir kadınla. Yarı çıldıran Lola İrlanda taşrasında bir kasabaya kaçarken, gazeteci Grace ise Paddy hakkındaki gerçekleri öğrenmeyi kafaya takmış. Grace, Lola ile röportaj yapmak için uğraşmaya başlıyor. Grace'in kız kardeşi Marnie ise yıllar öncesinde kalmış ilk gençlik aşkı Paddy'i unutamıyor. Tabii bir de nişanlı hanım Alicia var. Kitap sırayla bu dört kadının yaşadıklarını anlatıyor.

Gayet rahat okunan, çok da boş olmayan bu kitabı sevdim. Çevirisini sevmedim ama elden ne gelir?  (slov diye bir kelime mi türedi Türkçe'de?) Yazarın başka kitaplarını da okurum.






31 Ağustos 2014 Pazar

Zümrüt Yeşil (Smaragdgrün)


Kerstin Gier, Pegasus Yayınları

Çeviri : Firuzan Gürbüz


Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer - 3


Serinin son kitabı da ilk ikisi gibi bir çırpıda okunacak cinsten.  Bu macerada artık bütün sırlar açığa çıkıyor. Saint Germain Kontunun kötücül emellerine engel olmaya çalışan kahramanlarımız hem hayatta kalmaya, hem de kronografın esrarını öğrenmeye çalışıyorlar. Bu esnada geçmişe gidip büyükbaba Lucas ile konuşan Gwendolyn, aile evinde gizlenmiş sırları da ortaya çıkarıyor. tabii bu da başına daha çok işler açıyor.


Okuduktan sonra unutulacak türden, hafifcecik, çıtır çerez serimizin son kitabı, ilk ikisini okuduysanız kaçınılmaz olarak okuyacaksınız benim gibi:)




Safir Mavi (Saphirblau)



Kerstin Gier, Pegasus Yayınları

Çeviri : Firuzan Gürbüz


Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer - 2


Bu serinin ilk kitabını okuyalı epey olmuştu, o yüzden devamını okumadan önce ilkine şöyle bir göz gezdirdim. (İlk kitap Yakut Kırmızı) Yalnız Pegasus serinin devamını basarken çok güzel ciltli kapaklar hazırlamış. Şimdi bendeki ilk kitap süklüm püklüm kalmışken, diğer iki volüm, ciltli ve pek havalı görünüyor. Serinin kapakları gerçekten çok güzel.


Bu ikinci macerada, Gwendolyn geçmişe seyahat edip son derece önemli suarelere katılıyor, üstelik doğru davranmayı, menuet dansı yapmayı ve yelpazesini gerektiği gibi kullanmayı da öğrenmek zorunda. Gideon ile ilişkileri karmaşıklaşırken, geçmişte Paul ve Lucy'nin yaşadıklarına dair yeni bilgiler öğreniyor. Üstelik çok sevdiği ölmüş büyükbaba Lucas ile yeniden karşılaşıp onunla sohbet ederek yapıyor bunu..

İlki gibi bir çırpıda okunan, hafif, çıtır çerez bir kitap. Eğleniyorum ben bu seriyi okurken.




30 Ağustos 2014 Cumartesi

Hobbit (The Hobbit)


J.R.R. Tolkien, Altıkırkbeş Yayınları

Çeviri : Esra Uzun

Yeni basım : İthaki Yayınları


Yüzüklerin Efendisi'ni yıllar sonra okuduğum gibi, Hobbit'i de uzun yıllar sonra ve de Yüzükler'den sonra okudum. Bendeki kitap 1997 senesi Altıkırkbeş baskısı. Bu baskıda Gollum, yüzüğe "kıymetlimisss" demiyor, "azizim" diyor. O sebeple İthaki baskısını denemekte yarar var diye düşünüyorum.

Hobbit, harikulade bir masal. Bilbo Baggins'in bir grup cüce ve büyücü Gandalf  ile çıktığı hazine avını anlatıyor. Harikulade serüvenler, ejderhalar, elfler derken Bilbo, ona görünmezlik veren efsanevi güç yüzüğünü buluyor.

Kitabı o kadar tatlı ki, Hobbit'in film uyarlamalarını fazlasıyla abartılı bulduğumu söylemeliyim.

Klasik bir kitap, fantastik masalları sevenler kaçırmamalı.


Altıkırkbeş Baskısı

İthaki baskısı

Dresden Dosyaları 5.Kitap : Ölüm Maskeleri (Death Masks)


Jim Butcher, İthaki Yayınları

Çeviri : Ulaş Apak


Harry Dresden - Büyücü
Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.
Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk İksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler İş Kapsamı Dışındadır.


Canım İthaki Yayınları, tam ben yaz tatiline çıkmadan Dresden Dosyaları'nın 5.kitabını basarak büyük bir kıyak yaptı. Böylece son 2 macerayı arka arkaya okuma zevkini yaşadım:)

Bu maceramız, vampirlerin Kırmızı Meclisinden savaş lordu Ortega'nın Harry'e düello teklif etmesi ile başlıyor. Harry'nin bu kabuslardan fırlamış yaratıktan ödü kopsa da, olaylar öyle bir karışıyor ki, düello Harry'nin hayatındaki en önemsiz dert haline geliyor. 

Hz İsa'nın çarmıhtan indirildikten sonra sarıldığı iddia edilen Torino Kefeni çalınıp Chicago'ya getirilmiştir. Peder Vincent, kahramanımız Harry Dresden'i kefeni bulmak üzere tutar. Ne var ki Harry'nin eski dostu Centilmen Johnny Marcone ve insanların ruhlarını ele geçiren Denaryalı iblisler de kefenin peşindedir.

Harry'nin bu macerasında 3. kitapta tanıştığımız Michael Carpenter geri dönüyor. Kutsal kılıcı ile iblislerle savaşan bir Haç Şövalyesi o. Michael'ın ustası Shiro da adeta bir efendi Yoda gibi oldukça etkileyici bir karakter çiziyor. Denaryalıların başı Nicodemus ise yeni kötü adamımız olarak hikayede yerini alıyor. Bir de vampire dönüşme iç güdüsü ile savaşan eski sevgili Susan var tabii. 


İyi ile kötü; aydınlık ile karanlık arasındaki ezeli savaşı anlatan bu macerayı zevkle okudum. İnşallah arası uzamadan yeni maceraları çevirip yayınlar İthaki.





29 Ağustos 2014 Cuma

Dresden Dosyaları 4.Kitap : Yaz Şövalyesi (Summer Knight)


Jim Butcher, İthaki Yayınları

Çeviri : Ulaş Apak


Harry Dresden - Büyücü
Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.
Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk İksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler İş Kapsamı Dışındadır.


Çocukken yaz tatilinde en çok Jules Verne okumayı severdim. Son yıllarda ise tatilde deniz kenarında Harry Dresden'in maceralarını okumaya bayılıyorum.

Harry Blackstone Copperfield Dresden bir büyücü. Babası ona en meşhur sihirbazların isimlerini vermiş. Harry adı Potter'dan değil Houdini'den geliyor:) Kahramanımız Chicago'da kayıp eşya bulma, paranormal olay araştırma gibi hizmetler veriyor. Bu esnada şehrin altında ve üstünde varolan ve sıradan ölümlülerin farkında olmadıkları doğaüstü yaratıklarla uğraşmaktan da eksik kalmıyor tabii. Chicago ise vampirlerin, perilerin, trollerin, goblinlerin ve her çeşit Yok Diyar yaratığının cirit attığı bir şehir olarak gayet inandırıcı görünüyor.


Yaz Şövalyesi, serinin 4.kitabı. Bence şu ana kadarki en iyi kitap bu! Nefes nefese okunan bir fantastik macera yazmış Jim Butcher bu kitapta. Olaylar, perilerin Kış Kraliçesinin Harry'i ziyareti ile başlıyor. Yaz Kraliçesi Titania'nın şövalyesi öldürülmüş, periler aleminde herkes Kış kraliçesi Mab'i suçlamaktadır.ne olsa Yaz ve Kış ezeli ve ebedi bir mücadelenin içerisindedirler. Üstelik güç dengesinin değişeceği yaz gündönümü de yaklaşmaktadır.  Kraliçe Mab, gerçek katili bulması için Harry'den yardım ister, karşılığında da kahramanımıza reddedemeyeceği bir teklifte bulunur. Böylece, Yok Diyar'da Yaz ile Kış arasındaki kudretli savaşı engellemeye çalışan kahramanımız serüvenin içine dalar.

Harikulade zevkli bir fantastik roman, soluk soluğa okudum. Çok sevdim bu macerayı. Harry Dresden serisine tam gaz devam ediyorum.

Serinin diğer kitapları için buraya:)



Cinayetin İllüzyonu (The Illusion of Murder)


Carol McCleary, Sayfa6 Yayınevi

Çeviri : Mine Atafırat


Kahramanımız Nellie Bly, gerçek bir kişilik. 1864 senesinde doğmuş, ilk ve en meşhur kadın gazetecilerden biri olmayı başarmış. kendine deli süsü verip bir akıl hastanesine kapattırmış ve hastane hakkında haber yapmış. Daha sonra da, Jules Verne'in ölümsüz eseri 80 Günde Devri Alem'den esinlenerek, dünya turuna çıkmış ve rekor kırarak 72 günde seyahati tamamlamış.

Nellie Bly


Nellie dünya seyahatine üzerindeki tek elbise ile çıkmış. Seyahatte kolaylık olsun diye, yanına bir palto, birkaç iç çamaşırı ve temizlik malzemelerini taşıdığı ufak çantasından başka eşya almamış.

Nellie'nin seyahat kıyafeti.

Kitabımız Nellie'nin bu meşhur seyahatini anlatıyor. Kahramanımız, Mısır'da pazar yerini gezerken bir cinayete tanık oluyor ve hem rekor kırarak geziyi tamamlamayı, hem de bu cinayetin esraını çözmeyi kafaya koyuyor. Yani gerçek bir karakteri alıp kurgusal bir maceranın içine sokmuş yazarımız. Bence fikir şahane çünkü Nellie nefis ve gerçek bir kadın kahraman. Viktorya çağında Mısır, egzotik uzakdoğu zaten romana eşsiz bir arkaplan sağlıyor. Yani o döneme ve firavunlar ülkesine merakınız varsa hoşuna gitmeyecek gibi değil bu kitap. Sadece biraz hafif bir roman, Nellie'nin hakkını verecek, daha sağlam, oturaklı bir eser beklerdim.

Sayfa6, yazarın bir Nellie Bly macerasını daha yayınlamış : Cinayetin Simyası. Onu da okuyacağım sanırım.


28 Ağustos 2014 Perşembe

Golem Ve Cin (The Golem and The Jinni)


Helene Wecker, Doğan Kitap

Çeviri : Can Yapalak



Golem ve Cin, 1899 senesi New York'unda yolları kesişen iki olağanüstü varlığın hikayesini anlatan harikulade bir roman. Golem, en kadim Yahudi büyüleri ile kilden yaratılmış, kalbi atmayan, saçı uzamayan ama düşünebilen, merak eden bir kadın. Cin; bin sene evvel uçsuz bucaksız çöllerde gezip camdan sarayını inşa eden ateşten bir varlıkken, son derece güçlü bir büyücü tarafından bir ibriğe hapsedilmiş bir adam.

Bambaşka iki kadim kültüre ait bu efsanevi yaratıklar, alabildiğine gerçek, hayat dolu, capcanlı New York kentinde karşılaşıyorlar. Golem, Yahudi mahallesinde yaşamakta. Cin ise Küçük Suriye'de. Gerçek benliklerini ustalıkla bulundukları çevreden gizlerken, birbirlerinin hakiki yaradılışını fark edip, tuhaf bir dostluk kuruyor kahramanlarımız.

Bu kitabı adeta zevkten dört köşe okudum, romanın merak duygusu, ne olacak hissi sonuna kadar devam ediyor çünkü. Sonlara doğru sabırsızlıktan gözlerim döndü, kitabı okumadım da yedim herhalde.  Golem'in kendine hayat kurma mücadelesi, Cin'in geçmişte çöllerde başına gelenler ve bu ikisinin ait olmadıkları bir dünyada varoluş mücadelesi adeta nefis kesici. Üstelik mistik çöl hikayeleri, büyülü kervanlar, antik Yahudi büyüleri ve hikayelerle bezeli bu macera.

Şahane bir roman. Çok ama çok sevdim.






19 Ağustos 2014 Salı

Kaptanın Teknesi


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Kaptanın Teknesi bize Selen'in 3 gününü anlatıyor. Üniversite öğrencisi Selen ve can dostu Cavidan, kafa kızlar. Muhabbetleri harikulade, kesinlikle aralarına oturup o kankalığa katılmak istiyorsunuz. Müthişler. Bizim şahit olduğumuz üç günün ilkinde, Fonetik dersinde Selen Cavidan'a sataşır, dakikaları sayarken,  tuhaf bir öğrenci giriyor sınıfa. Baştan aşağı siyahlar giymiş, gözleri sapsarı bu adama ilk görüşte aşık oluyor Selen. Sonraki üç gün, O'nunla her karşılaştığında olağanüstü işler geliyor başlarına. Adamın her nasılsa Selen'in hayallerindeki eve sahip olmasından tut,  evlere şenlik rüyalara, neler görüyor neler Selen. Ve değişmeye başlıyor; o ketum, kimselere içini dökmeyen, sevmeyi bilmeyen Selen; ablasıyla sabahlara kadar ayıla bayıla dertleşip (lafın gelişi değil, patır kütür bayılıyorlar, nedenini bilmek için kitabı okumak gerek) annesini nasıl da sevdiğini anlıyor.

Peki kim bu kara giysili, sarı gözlü yabancı? O, bunları nasıl mümkün kılıyor?


Müthiş bir romandı Kaptanın Teknesi, benim için o iki kızın muhabbeti en güzel yanıydı. Bir de kitabın sonuna kadar hiç bitmeyen merak duygusu ve sürükleyiciliği harikaydı. Sayfalar rüzgar gibi geçti. En sevdiğim Sezgin Kaymaz romanlarından biri artık Kaptanın Teknesi.




17 Ağustos 2014 Pazar

Deccal'in Hatırı


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları

Sevinç Kuşları - 1.Kitap


Sezgin Kaymaz ne şahane yazıyor, nasıl nefis tipler yaratıyor sözcükleriyle zihnimizde. Ve bütün karakterleri, harikulade hikayesiyle nasıl da müthiş bağlıyor birbirine. Bayılıyorum Sezgin Kaymaz romanlarına, onun kitaplarını okumak çok büyük bir zevk benim için.


Deccal'in Hatırı, okuduğum toplam 7 Kaymaz romanından en farklı olanı. Bir kere bu romanda bizi kanırtarak ağlatan bir köpek yok. Yazarımızın o kendine has büyülü gerçeklik öğelerine de rastlamıyoruz bu hikayede. bambaşka bir roman Deccal'in Hatırı.

Olaylar, gece vakti şişle deşilen, yüzü gözü parçalanan, asitle yakılmış perişan haldeki bir fahişenin hastaneye yetiştirilmesi ile başlıyor. Başhekim Naim, kadıncağızla karnındaki bebeyi kurtarsın diye, dahi doktor arkadaşı Veysel'i çağırıyor hastaneye. Veysel, benim kitapta en sevdiğim karakter, Deccal'den bile çok sevdim bu ağzı bozuk, aşık, olağandışı yöntemlerle hastaları iyi eden, her aman diyene ikiletmeden yetişen deli dahi doktoru! Nitekim, söylene küfrede bebeyi kurtarıyor Veysel. Bu esnada olaya komiser Hayri de katılıyor, çünkü adli bir dava bu.

Kadını şişleyen pezevenkleri bütün alemlerin en gaddar, en kan içici babası Deccal ortalıktan kaldırıyor, gen haritalarından siliniyor adamlar, o derece. Komiser Hayri, Deccal'i ziyaret edince, bu tuhaf karakter de dahil oluyor hikayemize. Beri yandan, Veysel'in aile doktorluğunu yaptığı, o dolaylardaki tüm mahallelerin tapusunu elinde tutan, zengin mi zengin Teoman Kemani'nin oğlu intihar ediyor. Veysel aileyi ziyaret edince Kemani ailesi de karıştı mı olanlara? Allahım, ne şahane bir roman bu, nasıl yazıyor bu adam hissiyle okumaya devam ediyorsunuz böylece.


Deccal'in Hatırı, evet o çarpıcı Deccal ağanın, mafyanın, Ankara'nın, Doktor Veysel ve Doktor Naim'in, komiser Hayri ile Celil amirimin; bebek İrfan ile Seher'in, Berna'nın, Teoman Kemani ve ailesinin, Zila'nın romanı. Ama hepsinden öte AŞK'ın romanı bence Deccal'in Hatırı! Aşkı anlatan en güzel metinlerden birini kaleme almış Sezgin Kaymaz. Çarpıcı, harikulade bir roman! Büyülendim'




7 Ağustos 2014 Perşembe

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (Harry Potter and the Prisoner of Azkaban)

J.K. Rowling, Yapı Kredi Yayınları

Çeviri : Sevin Okyay - Kutlukhan Kutlu


EXPECTO PATRONUM!


İşte benim Harry Potter serisine vurulmam bu kitapla başlamıştır dostlar. Harry'nin üçüncü yılında maceralar birbiri ardına gelirken, kitabın harikulade kurgusu beni büyülemişti özellikle ilk okuduğumda.

Harry, Marge halayı balon gibi şişirip siniri burnunda evden kaçar hemen kitabın başında. Büyücü ve cadıların yardımcısı Hızır Otobüs yetişince Çatlak Kazan'a gidip yerleşir. Sihir Bakanı burada Harry'i beklemektedir. Harry, büyü kullandığı için cezalandırılmaz, aksine Bakan Fudge, Harry  Çatlak Kazan'da kaldığı için memnundur. Bu esnada büyü dünyası, azılı katil Sirius Black'in Azkaban Hapishanesinden kaçtığı haberiyle çalkalanmaktadır. Üstelik, Harry'nin bilmediği bir sebepten, Sirius Black'in Harry'nin peşinde olduğunu düşünmektedir herkes. 

Ron ve Hermione ile trene bindiğinde Harry'i başka bir nahoş sürpriz beklemektedir. Azkaban'ın gardiyanları Ruh Emiciler, Black'i aramak üzere trene binmişlerdir. Böylece Harry bu feci yaratıklarla karşılaşır ilk kez.  Neyse ki Hogwarts'da güzel sürprizler de vardır; yeni  Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni Profesör Lupin; Harry'e Ruh Emicilerle nasıl başedeceğini öğretecektir.  Fred ve George Weasley; Hogsmeade köyüne gidebilmesi için o efsanevi Çapulcu Haritasını vereceklerdir Harry'e. Hagrid ise Sihirli Yaratıkların Bakımı dersinin öğretmeni olmuştur.  Çocuklar hipogrif Şahgaga ile tanışırlar. Şahgagacık, olayların tam ortasında yer alacağından habersizdir.

Azkaban Tutsağı mükemmel bir roman. Bu romanın olay örgüsü ve hikaye kurgusu kesinlikle Harry Potter serisine seviye atlatıyor. Tabii yine Harry, Ron ve Hermione ile beraber derslere giriyor; Quidditch maçından sonra Oliver Wood ile ağlıyoruz. Ayrıca Rowling'in kurduğu büyü dünyasına dair o rengarenk detaylar müthiş, Hogsmeade köyü sayesinde bu dünyaya dair pek çok detay öğreniyoruz. Benim için dönüm noktasıdır bu seride Azkaban Tutsağı.








****** SPOILER ALINTI ******




****** SPOILER ALINTI ******

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Harry Potter ve Sırlar Odası (Harry Potter and the Chamber of Secrets)

J.K. Rowling, Yapı Kredi Yayınları

Çeviri : Sevin Okyay


SIRLAR ODASI AÇILDI
VÂRİSİN DÜŞMANLARI. KENDİNİZİ KOLLAYIN.



Harry Potter serisinin ikinci kitabında artık çeviri Sevin Okyay'a emanet. (Teşekkürler edebiyat tanrıları!) Harry'nin de başı fena belada.

Yaz tatili sona ererken, Dursleyler'in evinde  Harry'i ziyaret eden iyi kalpli ev cini Dobby, Harry'i, ikinci senesi için Hogwarts'a dönmekten caydırmaya çalışmaktadır. Dobby'nin başına ördüğü çoraplar sağolsun, Vernon enişte Harry'i odasına kilitler. Ama büyücülerin dünyasında, kilitli kapılar evden kaçmaya engel teşkil etmez! Ron ve ikizler Fred ile George, uçan bir Ford Anglia ile gelip Harry'i Weasleyler'in aile evi Kovuk'a kaçırırlar. Neyse, bizimkiler yine de okula giderken epey bir varta atlatırlar.

Okulda yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni, evlere şenlik Gilderoy Lockhart kahramanlarımız beklemektedir. Ne var ki dertleri derslerden ibaret kalamaz. Efsanelerde, Hogwarts Şatosunda, kimsenin keşfedemediği Sırlar Odasında yaşadığı anlatılan korkunç bir canavar, ansızın ortaya çıkar ve öğrencilere saldırmaya başlar. Harry, Ron ve Hermione odanın esrarını çözmek ve canavarın izini bulabilmek için bir kez daha şatonun sonsuz koridorlarında, yer değiştiren merdivenlerinde koşturmaya başlarlar.


Sırlar Odası, çok güzel kitap. İlk kitabın tatlı çocuksuluğu burada da devam ediyor ama ürkütücü maceralar yaşıyor kahramanlarımız. Epey karanlık olaylarla dolu, hiç bir dakika sarkmayan temposuyla, okurken soluk soluğa serüven ve gizem peşinde koştuğumuz bir roman. Taa yıllar sonra, son kitapta karşımıza çıkacak bazı olayların ipuçlarını Sırlar Odası'nda bulmamız da, yazarımızın hikayesini ne mükemmel kurguladığını ispat ediyor.

İlk kitapla beraber pıt diye okunası:)










*****AŞIRI SPOILER İÇEREN ALINTI *****






*****AŞIRI SPOILER İÇEREN ALINTI *****



31 Temmuz 2014 Perşembe

Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter and the Philosopher's Stone)


J.K. Rowling, Yapı Kredi Yayınları

Çeviri : Ülkü Tamer


Harry Potter serisini ilki 2010 senesinde, 2 kere okudum. 2 hafta önce, bir kere daha okumak istedim, o dünyaya yeni baştan gidebilmek, Slytherin ile iki ders üst üstüste İksir'e girmek, Hupplepuff ile 3 nolu serada Bitkibilim'e koşturmak istedim. Son kitabı bayramın ikinci günü bitirdim. Hem de, bir kere daha, salya sümük ağlayarak:) Sonunda, çok uygun bir şekilde, Harry'nin doğumgününde yazı serisini başlatmak kısmet oldu:)


Harry Potter'ın annesi ile babası, Lily ve James Potter, karanlık büyücü Lord Voldemort tarafından öldürülür. Karanlık lord, henüz 1 yaşındaki bebek Harry'i öldürmeye kalkışınca, büyüsü seker ve Voldemort tüm gücünü kaybederek ortadan kaybolur. Minik bebeğin öldüren lanetten nasıl olup da kurtulduğunu kimse anlamamıştır. Tarih boyunca bu büyüden kurtulmuş olan tek kişidir Harry! Aydınlık tarafın lideri Albus Dumbledore, çocuğun yaşayan tek akrabası olan teyzesine bırakılmasını ister. Teyze, kocası ve onların Harry'den 1 ay büyük oğulları su katılmamış muggle'lardır, yani alelade, sihirsiz, büyü dışı insanlar. Vakit gelene kadar Harry onların yanında kalacaktır, sadece Dumbledore'un bildiği sebeplerden ötürü!

Harry 11 yaşına geldiğinde, kim olduğunu öğrenir: O bir büyücüdür ve Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na çağırılmaktadır. Ne olsa,daha doğduğu gün ezber edilmiştir onun adı. Böylece Harry, yanısıra biz, sihir dünyasına adım atarız. Büyücüler, dünyalarını biz sıradan insanlardan özenle saklamaktadır. Kendi okulları, kendi çarşıları, kendi sporları ve kendi savaşları vardır onların. Harry aslında doğuştan ait olduğu ama hakkında hiç bir şey bilmediği bu dünyayı keşfederken, yanında yeni dostları Ron ve Hermione olacaktır. Üç arkadaş, Hogwarts Şatosunun karanlık, upuzun, esrarengiz koridorlarında, kulelerinde, zindanlarında hayal edemeyecekleri maceralarla karşılaşırlar. Kızlar tuvaletine girmiş korkunç ifritler, 3 başlı köpekler, okulun dibindeki Yasak Orman, ne zaman serüven yaşamaya çıksan sakınmak gereken hademe Filtch bir kaçı sadece:)


Barındırdığı karanlık öğelere rağmen, ilk kitabın mükemmel bir çocuk romanı olduğunu düşünüyorum. Ülkü Tamer'in çevirisinin de bu yüzden kitaba çok uygun kanaatindeyim. Gelgelelim seri giderek daha karanlık bir hal alacağından, edebiyat tanrılarına şükürler olsun ki, Yapı Kredi diğer kitapları Sevin Okyay'a teslim etmiş. Onun harikulade çevirisi olmaksızın, bu kitaplar aynı etkiyi vermezdi, sanmıyorum. Kitabın dili su gibi akıp gidiyor. Beri yandan yazarımız yepyeni fantastik bir dünya meydana getirmekte ve yarattığı değişik kelimelerin Türkçe çevirileri için Sevin Okyay'a (ve Kutlukhan Kutlu'ya elbet) ne denli teşekkür etsek azdır. Onların bu dünyayı Türkçe'de yaratma çabaları göz ardı edilemez!

J.K. Rowling'in üslubu bence bir harika; benim en sevdiğim, cümle aralarına serpiştirilmiş minicik espriler, bayılıyorum onlara! Yarattığı dünya şahane; büyücü ve cadıların süpürge üzerinde oynadıkları popüler Quidditch sporu, kaçınılmaz olarak ejderhalar, o harikulade büyülü sözler (Wingardium Leviosa), hatta karakterlerin isimleri, bütün detaylar bu dünyayı mükemmel şekilde gerçek ve sihirli kılıyor.

Hayatta en sevdiğim kitaplardan Harry Potter. Okuyun, okuyun, okuyun! :)


İyi ki doğdun Harry Potter! Sağ kalan çocuk!





Alıntı  **** SPOILER ****









**** SPOILER ****

8 Temmuz 2014 Salı

Pis Maymun (Bad Monkey)


Carl Hiaasen, Aylak Kitap

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Kahramanımız derbeder detektif Andrew Yancy perk dertlidir. Komşu bahçeye dikilen devasa villa, karşısına kurulup rom içtiği nefis Florida manzarasının içine etmektedir çünkü. Bunun yanı sıra buzluğunda saklaması gereken kesik bir kol gibi başka ufak sıkıntıları da var tabii.  Kolu denizden, turistleri balık tutmaya götüren bir tene çıkartmış. Neyse kolun sahibinin dul karısı ortaya çıkıyor da kahramanımız buzluktaki koldan kurtuluyor. Bir süreliğine. Mevtanın kızı, üvey anası olacak cadalozun, sevgilisiyle bir olup babacığını öldürmüş olduğunu ileri sürünce Yancy de bu çılgın maceraya katılıveriyor. İşin içinde bahama vudusu, korkunç bir büyücü kadın ve kötü huylu, pek yaramaz bir maymun da karışıyor haliyle.

Çok renkli, çok eğlenceli bir polisiye Pis Maymun. Eğlencesi bol, aksiyonu bol :))) Tiplerin hepsi birbirinden kaçık. Renkli ve değişik bir polisiye okumak isteyenlere tavsiye ederim:)




1 Temmuz 2014 Salı

Bir Genç Kızın (D)Evrimsel Keşifleri (The Evolution of Calpurnia Tate)


Jacqueline Kelly, Pegasus Yayınları

Çeviri : Gökçenur Şehirli



"Bir Genç Kızın..." diye başlayan romanlardan genellikle uzak duruyoruz değil mi? Güzelim ciltli kapağı ile gönlümü çelen bu kitap hiç de bayık bir genç kız romanı değil ama. Zaten kahramanımız da genç kız sayılmaz.

Calpurnia Virgina Tate, 1899 senesinde, babasının Teksas'daki pekan cevizi çiftliğinde yaşayan 12 yaşında bir kız. Callie'nin kendinden büyük 3 tane, ondan daha küçük de 3 tane erkek kardeşi var. Tabii tek kız olunca, annesinin hanım kadına ev işi derslerinin de tek hedefi Callie oluyor. Fakat kahramanımız civardaki nehirde yüzmeyi, çevresini gözlemleyerek doğada olup bitenleri incelemeyi daha eğlenceli buluyor haliyle. Bir gün ağabeyi Harry, Callie'ye güzel bir defter hediye ederek gözlemlerini buna not almasını söyleyince, Callie'nin önünde yepyeni bir dünya beliriyor...


Gözlemlerini yazmaya başlayan Callie, yaşlı ve aksi büyükbabanın dikkatini çekiyor. Büyükbaba evdekilerle pek haşır neşir olmayan, herkesin ürktüğü bir tip. Meğersem laboratuvarına kapanmış, pekan cevizinden viski imal etmeye uğraşıyormuş:) Calpurnia'nın doğa bilimciliğine attığı ilk adımları gören Büyükbaba, küçük kızı kanatları altına alıyor. Koca bir yüzyıl biterken, Coca Cola yeni icat edilmişken, Calpurnia da büyüyünce sadece annesinin istediği gibi hanımefendi değil, istediği her şey olabileceğini keşfediyor.


Çok keyiflendim bu kitabı okurken, adeta küçükken Korkusuz Kaptanlar'ı veya ne bileyim Gizli Bahçe'yi filan ilk kez okurken hissettiğim gibi bir zevkti bu. Callie'nin tek kız kardeş olması, büyükbaba ile doğa bilimi çalışmaları, yüzyıl dönümünde Güney'de küçük bir kasabada hayat, hepsini pek tatlı anlatmış yazarımız. Türkçe çeviriyi de çok başarılı buldum.

Çok güzel bir kitap, ben çok sevdim!





29 Haziran 2014 Pazar

Zindankale


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky ile tanıştığım Sezgin Kaymaz'ın külliyatını okumaya devam ediyorum. Ayrıca kendisini tanımayan, okumayan kalmasın istiyorum:)

Zindankale harikulade bir roman. Kalın ve yazıları da küçük olduğu halde, en son cümleye kadar sonsuz bir merakla, elinizden bırakamadan okuduğunuz bir roman. karakterler capacanlı, üslup pek leziz.Atmosfer o kadar müthiş kurulmuş ki, olan biten her şeyde, her sahne de biz de oradayız, sayfanın içindeyiz adeta, soluk soluğa hikayeyi takip ediyoruz.


Bir rüya ile başlıyor kitabımız. Birbirlerinden habersiz, 3 gece üst üste aynı rüyayı gören güzel Çiğdem ve yakışıklı Davut, altlarını ıslatarak uyanıyor 3 sabahtır. Davut'un dedesi Şadıman Beyefendi, dedenin dostları, ihtiyar heyeti Buzdolapçı Ali Fuat, Uzun Sedat, Sağlık Kabinci Kamil telaşlı. Bu rüya ne demektir, Davut'un gördüğü rüya onlara mı gösterilmektedir? Geçmişin sırları açıklanmayı mı talep etmekte peki?


Beri yandan, yemyeşil gözlü Çiğdem, acar Çiğdem, erkek Fatma Çiğdem pek telaşlı. Rüyanın kerametini çözmek istiyor. Tabii hikaye mükemmel şekilde karakterleri birbirine bağlayacak. Bize de, ışık topunun peşindeki gölge gibi hikayenin ardı sıra koşmak kalıyor.


Mükemmel bir kitap, Zindankale. Kurgu tıkır tıkır işliyor; Türkçe kusursuz; hikaye dibine kadar meraklı. Çok severek tavsiye ediyorum!


 

17 Haziran 2014 Salı

Ölüm İlanı Yazarı (The Obituary Writer)


Ann Hood, Can Yayınları

Çeviri : Sibel Sakacı


Bu kitabı da, Can Yayınlarının 5 TL kampanyasından aldım. Duygusal sayılabilecek romanımızda, farklı dönemlerde yaşayan iki kadının öykülerini okuyoruz. Bu tarz kitaplarda adet olduğu üzere, kahramanlarımızın hayatı bir noktada kesişiyor tabii.

Claire, 60'ların tutucu Amerikasında, bir zamanlar çalışan kızken evlenip, evinin kadını, çocuğunun anası olmuş hoş bir genç kadın. Fakat artık kocası için yaşadığı,  tekdüze, her günü rutin hale gelmiş hayatı onu boğmaya başlamış. Bu yavan ev kadını hayatından kaçmak için de ilişki yaşıyor ama hamile kalınca karışıyor ortalık.

Beri yandan 30'larda geçen diğer hikayenin kahramanı Vivien,  büyük aşk yaşadığı sevgilisini kaybedince kendi başına ayakta kalmaya çabalayan genç ve güzel bir kadın. Aşk acısını tedavi etmenin yolunu, gazeteye ölüm ilanları yazmakta bulmuş. Ama onun ölüm ilanları kimselerinkine benzemiyor. İlan verenleri ofisinde ağırlayıp cankulağı ile dinleyen Vivien, en uygun şiiri seçiyor ilan için daima. Böylece kendi çapında ün bile kazanıyor.

Kitabımız bu iki kadının hayatlarındaki gerçekle yüzleşmelerini, cesaretlerini ve yeniden başlamalarını anlatıyor. İkisi de bir nevi hapiste aslında kadınların. Claire, evliliğinin hapishanesinde; Vivien ise ölümsüz aşkının...

5 Liraya alınıp okunacak fena olmayan, hoşça bir roman. Eğer kampanya esnasında rastlarsanız siz de deneyebilirsiniz.





14 Haziran 2014 Cumartesi

Tom Sawyer'ın Serüvenleri (The Adventures Of Tom Sawyer)


Mark Twain, Can Yayınları

Çeviri : Nihal Yeğinobalı


Tom Sawyer, küçükken en sevdiğim romanlardan idi. Birkaç sene evvel, Can Yayınları, Nihal Yeğinobalı çevirisi ile tam basım çevirisini yayınladığından beri tekrar okumayı istiyordum. Bu yaz bayıla bayıla, bir kere daha Tom Sawyer ile maceralar yaşadım. 

Polly Teyzesi ve kardeşi Sid ile yaşayan Tom, pek haşarı, afacan ama cesur ve merhametli bir çocuk. Mahalle kavgalarında komutan, korsancılık oyununda kaptan, kızların da sevgilisi. Küçük Becky Thatcher ile mağaralarda kaybolduklarında cesareti ile kurtulmayı bilen küçük bir kahraman. Unutulmaz dostu Huckleberry Finn ile hazine peşinde koştukları yaz tatilini okurken ben de kendimi o bitmez gibi gelen, aylar süren çocukluk tatillerinde hissettim. Büyük zevkle okudum Tom'un serüvenlerini.

Hiç okumayanlar koşa koşa gidip almalı, dileyenler de bu serüvenlere bir kere daha eşlik etmeli. Yaz mevsimi tam zamanı:)



10 Haziran 2014 Salı

Bir Yeniyetmenin Günlüğü (The Secret Diary of Adrian Mole)


Sue Townsend, Can Yayınları

Çeviri : Gül Atmaca


D&R'da artık geleneksel hale gelen Can Yayınlarının 5 TL'lik kitap kampanyası başladı. Gelgelelim, kitaplar karışık şekilde üst üste, tepeleme yığıldığı için arayıp bakması zor oluyor. Yine de ben birkaç tane kitap almayı başardım:)


Kitaplarımın ilki, bir İngiliz gençlik klasiği, Andrew Mole'un Gizli Günlükleri. Bir nevi Pıtırcık'ın büyümüş hali gibi diyebiliriz. Andrew küçük bir İngiliz kasabasında anne babasıyla yaşıyor. Gayet ortalama bir genç. Arkadaşları; hayrına yardım etmeye başlayıp, beklenmedik şekilde yakınlaştığı ihtiyar bir dostu; bir de başbelası köpek var tabii. 14 yaşında tutmaya başladığı günlüğün ilk senesi elimizdeki. Gencin başına gelenleri okurken eğlenmemek elde değil. Özellikle, anlatılan pek İngiliz yaşam tarzı, kitabı benim için okumaya değer kılıyor

D&R'larda karşınıza çıkarsa ve pek hafif, eğlencelik birşey arıyorsanız eğer, ilginizi çekebilir.



5 Haziran 2014 Perşembe

Başkasının Mezarı (Standing In Another Man's Grave)


Ian Rankin, YKY Yayınları

Çeviri : Dilek Şendil



Bir John Rebus polisiyesi. Olaylar İskoçya'da geçiyor. Kahramanımız emekli dedektif John Rebus, nefis bir karakter. İskoçların göğsünü kabartacak şekilde içiyor, derbeder ve pervasız. Ama zehir gibi, korkusuz, zeki. Kimselere müdanası olmayan bir eski tabanca.

John Rebus, faili meçhul cinayetler biriminde gün geçirirken, gözü yaşlı bir kadınla görüşür. Kadının kızı 12 yıl önce kaybolmuştur. Kadın aslında aynı bölgede kaybolan başka kızlar olduğunu iddia etmektedir. Rebus eski dosyaları indirip araştırınca kadının doğru söylediğini farkeder. Üstüne bir de yeni cinayet işlenip, Rebus önceki vakalarla bu cinayeti ilişkilendirince dava dallanıp budaklanır. Kahramanımız da kendi usulleri ile davanın peşine düşer.

Çok zevkli bir polisiye, Başkasının Mezarı. Depresif İskoçya atmosferi, derbeder yaşlı dedektifi, mafya babası yan karakterleri ile oldukça zengin ve gerçekçi bir roman olmuş. Ben çok beğendim. Başka romanı basılırsa hemen okurum.



1 Haziran 2014 Pazar

İlk Aşk [19 Başarısız Denemeden Sonra] (An Abundance of Katherines)


John Green, Pegasus Yayınları

Çeviri : Çiçek Eriş


John Green'in yeni kitabı diye yayınlanan İlk Aşk, aslında yazarımızın 2006 senesinde çıkarttığı ikinci romanı. Olsun, ben yine de kitabın çıktığını görünce işten çıkıp koşa koşa, uça uça D&R'a giderek kaptım bir tane.

Kahramanımız Colin Singleton, biraz aşırı zekalı bir delikanlı. En iyi ve de tek arkadaşı da Lübnanlı Hasan. Colin'in bugüne dek aşık olduğu tüm kızlar birer Katherine imiş. On dokuzuncu Katherine Colin'i terkedince dağılıyor bizimki. Bunun üzerine Hasan çocuğu arabaya atlayıp bir yol macerasına atılmaya ikna ediyor. Tennessee eyaletinde, adı sanı duyulmamış Gutshot kasabasından geçerken, Arşidük Franz Ferdinand'ın mezarının burada olduğunu iddia eden bir tabela görüyorlar. Ve Gutshot kasabasında yol maceraları bambaşka bir yöne savruluyor.

Bence tam yazlık, pek tatlı bir roman İlk Aşk. John Green'in kendine has, esprili tarzı hoşuma gidiyor benim. Çeviriyi de sevdim. Yazarımızı seviyorsanız okuyun. Eğer bir "Aynı Yıldız'ın Altında" beklemeden okursanız oldukça eğlenceli bulabilirsiniz.





23 Mayıs 2014 Cuma

Mezarların Çağrısı (The Calling of the Grave)


Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Dördüncü David Hunter macerası.

Romanımız 8 yıl önce başlıyor. Kahramanımızın hayatını değiştiren kaza henüz gerçekleşmemişken, David, Dartmoor bozkırlarında bulunan bir cesede bakması için çağrılmıştır. Hem görüntüsü hem de işlediği cinayetlerle insanların kanını donduran Jerome Monk, dört kadını öldürmüş, kadınların cesetlerini bozkırlarda saklamıştır. Şimdi turbanın çamurlu derinliklerinden fışkıran, çürümeye başlamış bir el, belki de bu mezarlardan birini göstermektedir.

Araştırma devam ederken, Jerome Monk, mezarlıkların yerini göstermeyi teklif eder. Hapishaneden çıkartılan katil, kaçmaya kalkışınca yakalanıp geri postalanır ve mezarlar asla bulunamaz.

8 sene sonra Jerome Monk hapishaneden kaçmayı başarınca, David kendini tekrar davanın içinde bulur.


Ne yazık ki basılmış son David Hunter macerası ile karşı karşıyayız sevgili dostlar. İnternette yazarın bir röportajında yeni macera üzerinde çalışmakta olduğunu okudum. Şahsen benim arka arkaya hiç durmadan okumak istediğim, nefis, karanlık romanlar bunlar.


Mezarların Çağrısı, bizi yine yağmurlu İngiltere'nin kasvetli, kadim bozkırlarına götürüyor. Atmosfer şahane. Macera her Simon Beckett romanı gibi sürprizlerle dolu. Yazarımız bizi şaşırtmayı her zaman beceriyor.

Çok beğendim ve serinin devamını sabırsızlıkla bekliyorum.



21 Mayıs 2014 Çarşamba

Labirent : Ölümcül Kaçış (The Maze Runner)


James Dashner, Pegasus Yayınları

Çeviri : Gizem Yeşildal


Kahramanımız kendine gelir ve metal bir asansörün içinde olduğunu farkeder. İsminin Thomas olması dışında hiç birşey anımsamaz. Asansör onu Kayran'a çıkartır. Dört tarafı muazzam duvarlarla kapalı bir köydür burası, ahalisi de aynen Thomas gibi, isimlerinden başka birşey anımsamayan çocuklar. Kayranın etrafını, duvarları kayarak her gün değişen bir labirent sarmaktadır ve de labirentte dolanan ürkütücü yaratıklar çocukların baş düşmanıdır. Thomas ise labirentten kaçıp kim olduğunu öğrenmeye kararlıdır.


Ölümcül Kaçış, üç kitaplık serinin ilki. İkinci kitabı da geçenlerde yayınlandı. Hemen alıp okunacaklar listeme ekledim. Kötücül ve ürkütücü bir gelecekte geçen, oldukça meraklı bir roman Ölümcül Kaçış. Sonunda ne olacak, yeryüzünde ne olmuş, o çocuklar nasıl Kayran'a gelmişler, Kayran da neyin nesi diye merak ederek okuyorsunuz sonuna kadar. Distopik maceraları sevenler kaçırmasın bence bu seriyi.





Ölümcül Kaçış filme de çekilmiş, eylül ayında gösterime girecekmiş.



19 Mayıs 2014 Pazartesi

Ölülerin Fısıltısı (Whispers of the Dead)

Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Üçüncü David Hunter macerası. İkinci kitapta olanların ardından, İngiliz adli antropoloğumuz David Hunter,  kendini yenilemek maksadıyla Tennessee'deki Antropoloji Araştırma Merkezine gelir. Burası "Ceset Çiftliği" olarak bilinen meşhur merkezdir. Tabii ki beklediğimiz üzere, işler kahramanımız için gayet ters gider. Tennessee'de çürümenin farklı aşamalarında cesetler ortaya çıkmaya başlar. Anlaşılan o ki, manyak bir katil, kendisinin de bu işi adli antropologlar kadar iyi bildiğini ispat etmek için feci cinayetler işlemekte; cesetlere akıl almaz şeyler yapmaktadır. David Hunter, kendini davanın ortasında bulur. Yabancı olması da işleri kolaylaştırmayacaktır.

Müthiş bir gerilim ve cinayet romanı Ölülerin Fısıltısı. Bir oturuşta biten cinsten. Bu seferki macerada diğerlerinden farklı olarak, kasvetli İngiltere kırsalları değil; görkemli Amerikan dağları fon oluyor olaylara. yazarımız bu farklı coğrafyayı da gayet başarılı anlatıyor, kendimizi anında olayın içinde buluyoruz kahramanımızla birlikte. Ceset Çiftliği olarak bilinen merkez de gerçekten varmış. İnsan merak etmeden duramıyor tabii, bizde bu işler nasıl hallediliyor. Türkiye'de adli antropolog var mı? 

Polisiye ve gerilim sevenlerin bu diziye bir an evvel başlamasını tavsiye ediyorum.



16 Mayıs 2014 Cuma

Ajda'nın Elmasları


Mehmet Murat Somer, Nar Kitap

Bir Hop-Çiki-Yaya polisiyesi.


2000'lerin başında evvela İletişim ardından Everest yayınlarından çıkan ve nedense benim 1-2 sene önce anca keşfettiğim harikulade eğlenceli Hop Çiki Yaya serisinin tamamını, Nar Kitap, yepyeni kapaklarla tekrar basmış sevgili dostlar. Ne saadet! Hemen serideki eksiklerimi tamamladım. Hatta diğerlerini de alsam mı diye düşünmekteyim. Audrey Hepburn bezeli kapaklar hem havalı hem de kahramanımıza pek uyuyor.

Hoş, kahramanımız bu kitapta ortalarda yok. Rio'ya gitmiş. Onun yerine, meşhur dragshow yıldızı Ponpon ile, a harfini e diye söyleyerek konuşan Altımermerli travesti Gönül kendilerini olayların göbeğinde buluyorlar. Ponpon'un yeni taşındığı lüks siteden komşusu pek kibar İsmet Bey habire "onu öldürdüm", "bunu da öldürdüm" deyip duruyor. Kızlar ciddiye almıyorlar, gülüp geçiyorlar. Üstüne bir de biricik diva Ajda Pekkan'ın elmasları çalınmasın mı? Gönül elmasların peşine düşerken, Ponpon'un başına başka dertler açılıyor. Böylece gelsin curcuna, eğlence, benzersiz bir macera.

Bayılıyorum bu Hop-Çiki-Yaya polisiyelerine!



13 Mayıs 2014 Salı

Tanrı'nın Formülü (A Formule De Deus)


Jose Rodrigues dos Santos, Pegasus Yayınları

Çeviri : Cem Demirkan


Portekizli kripto analiz ve eski diller uzmanı, profesör Thomas Norunha, bir konuşma yapmak için Kahire'ye gittiğinde, olağanüstü güzellikteki İranlı Ariana tarafından karşılanır ve İran hükümetince bambaşka bir iş için istendiğini öğrenir. İranlılar olağanüstü değerli bir el yazması ele geçirmişlerdir ve Thomas'dan yazmayı deşifre etmesini istemektedirler. Belgelerin büyük bölümü, efsanevi Albert Einstein tarafından kaleme alınmış ancak bir kısmı Portekizce şifrelenmiştir. İranlılar, bu el yazmasında Tanrı'nın formülünün ve evrenin sırrının açıklandığına inanmaktadırlar. Böylece yazmayı çözmek için Tahran'a giden kahramanımız kendini bir dizi olayın içinde bulur.


Kitabın konusu oldukça beklenti yaratsa da, ben bu romanda aradığımı bulamadım dostlar. Kitap uzun uzun matematik ve fizik formüllerini, termodinamiğin ikinci kanununu açıklayıp duruyor. Sanki yazarımız, bilimsel olarak Tanrı'nın varlığını ve evrenin oluşumunu açıklayan verileri ve teorileri toplayarak bize sunmak istemiş. Sonra "bari bunu bir roman gibi yazayım da çok okunsun" diye düşünmüş ancak roman, romana değil bilimsel rapora benziyor daha çok. Ben şahsen okurken sıkıldım çünkü şifreli, kriptolu, esrarlı, heyecanlı bir macera romanı okurum sanmıştım. Fizik kitabı çıktı sonuçta.


Termodinamiğin ikinci kanunu merak edenler için...




11 Mayıs 2014 Pazar

Ölümün Kimyası (The Chemistry of Dead)


Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Bir David Hunter polisiyesi. Hunter serisini, bu senenin başında Kemiklerin Şifresi ile keşfetmiş ve yazarı hemen okunacaklar listeme eklemiştim. Idefix'in geçen ayki indiriminden de bütün kitapları aldım.

Ölümün Kimyası, bir dizi David Hunter macerasının ilki. Kahramanımız bir adli antropolog. Cinayet mahallini  inceleyerek her detayı, çürümenin her aşamasını, cesedin tüm kimyasal özelliklerini değerlendirip; cinayetin çözümüne dair mühim bilgiler sağlamakta.

Karısı ile küçük kızı trafik kazasında ölünce, kahramanımız her şeyden kaçıp uzaklaşmak için Londra'dan ayrılıp Norfolk'daki küçücük Manham kasabasına gelir. Burada kasabanın pratisyen hekimi olarak çalışmaya başlar. 3 sene sonra civardaki bataklıklarda bir kadın cesedi bulununca, yöre polisi David'i araştırmaya dahil olmaya ikna eder.

Yine elimden düşürmeden okudum, başladığım gibi bitirdim Ölümün Kimyası'nı. Aslında polisiyeden ziyade karanlık bir gerilim ve cinayet romanı bu. Kasaba atmosferi, o güne dek kendi halinde yaşarken birden cinayete bulaşan kasaba halkının gerilimi, David'in psikolojisi çok güzel anlatılıyor. Kitabın heyecanı ve merak duygusu baştan sona eksilmiyor.

Cinayet ve gerilim sevenlere kesin tavsiye!




20 Nisan 2014 Pazar

Geber Anne!


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky ile tanıyıp çarpıldığım Sezgin Kaymaz'ın külliyatını okumaya devam ediyorum. Geber Anne, Sezgin Kaymaz'ın kendine has fantastik ve eğlenceli üslubuyla yazdığı ikinci romanı. Kahramanımız Tayfun'un 17.yaş gününde başlıyor olaylar. Arkadaşlarının düzenlediği sürpriz partiden erken ayrılan gencimiz, eve geldiğinde annesi Melek'i bir adamla yakalıyor. Melek Hanım o gece intihar ediyor, Tayfun da ömür boyu azap içinde yaşıyor derken tabii elimizdeki bir Sezgin Kayman romanı olunca her şey tepetaklak oluveriyor. Beklenmedik şekilde ortaya çıkan çocuk kahraman, Tayfun'un olan biten her şeyi başka bir açıdan değerlendirmesini sağlıyor.

Biraz Kün'ü anımsattı bu kitap, kronolojik olarak yazarın külliyatında daha ileride Kün amma ben onu Lucky'den hemen sonra okumuştum. Evlere şenlik çocuk kahraman Kerem'i, Kün'deki Ömer'e benzettim azıcık, ne bileyim.

Okuması çok zevkli, zihin açıcı bir roman Geber Anne! Adı sizi yanıltmasın:)

"Vaktini, saatini bilmelisin sarım. Dünya'nın direği, saatinin zembereğinde gizlidir."



15 Nisan 2014 Salı

Sonuncu Oda


Zuhal Kuyaş, Labirent Yayınları

Kahramanımız Ferruh, Istanbullu genç bir mirasyedidir. Avrupa'da vur patlasın çal oynasın paraları saçıp memlekete dönünce, ihtiyar Refika Teyzesinin İstinye'deki yalısına kapağı atar. Ne var ki, enişte bey rahmetli olduktan sonra borçlardan kurtulmak için miras reddedilmiş, koskoca Refik Paşa ailesinin varı yoğu bu eski yalı ve içindeki antikalar kalmıştır. Ferruh parasızlığa çare olarak, teyzesi ölünce alacağını varsaydığı mirası, antikacı Kohen'e satar. Fakat antikacıyı ziyarete gittiğinde adamın cesedini bulunca işler karışır.

Zuhal Kuyaş, bizi alıp eski Istanbul'un asude günlerine götürüyor. Bambaşka görgü kuralları, Boğaz'da balık, pavurya avları; sabah alınan deniz banyoları, köprüden kalkan vapur, yalıda yaşam... Aynı zamanda pek zevkli bir polisiye roman Sonuncu Oda. Yazarımızın alameti farikası, olaya karışan tarihi detay ise bu sefer Leonardo da Vinci'nin Kayalıklar Bakiresi tablosu! Bu da kitaba ayrı bir ilginçlik katıyor tabii.

Zuhal Kuyaş'ın lezzetli polisiyelerini bize ulaştırdığı için Labirent yayınlarına ne denli teşekkür etsek az. her iki kitabı da büyük zevkle okudum.




12 Nisan 2014 Cumartesi

Kartal Yuvası


Zuhal Kuyaş, Labirent Yayınları


Zuhal Kuyaş, Kartal Yuvası'nı 1949 senesinde yazmış. Kitap 1959 senesinde yayınlanmış. Labirent Yayınları'nın bize bu küçük, nefis romanı okuma şansı sunması harika doğrusu. Çünkü, hiç eskimemiş, taptaze, şahane bir Türkçeyle yazılmış, harika bir klasik polisiye Kartal Yuvası.

Olaylar 1948 senesinde, New York kentinde geçiyor. Tabii kahramanımız, Istanbul Üniversitesi'nden tarih profesörü Cezmi bey sayesinde, biz de Amerikalı sanayici Bay Christopher Hartford'un arka arkaya maruz kaldığı saldırıların sebebini araştırmaya başlıyoruz. Yazarımız, heyecanlı bir şekilde hadiselerin ucunu Alamut Kalesi ve Hasan Sabbah ile ilişkilendiriyor. Çok zevkli, bir an bile sarkmayan, hem de New York arkaplanını pek güzel kullanan tam bir klasik polisiye Kartal Yuvası. Bayıldım!




6 Nisan 2014 Pazar

Süleyman'ın Kuyuları


Hesna Onbaşı, Labirent Yayınları


Labirent Yayınları salt polisiye basan, kıymetli bir yayınevi. Türkçe basılmamış klasik polisiyeleri ve yepyeni yerli yazarları bize tanıtması ayrı bir güzellik. Süleymanın Kuyuları da, Hesna Onbaşı'nın ilk kitabı.

Kitabımız, kaçınılmaz olarak İlber Hocayı anımsatan, Topkapı Sarayı Müze Müdürü Cahit Gürel'in evinin önünde saldırıya uğraması ile başlıyor. Aynı anda Topkapı Sarayundan tuhaf bazı objelerin çalındığı haberi geliyor. Üstüne üstlük, şehrin kadim dehlizlerinden birinde kafaları kesilmiş iki ceset bulunuyor. Gayrettepe Asayiş Şubeden kahramanımız Sami Müdür de, tesadüf diyemeyeceği bu olayların peşine düşüyor.

Sami Müdür bana fena halde Ahmet Ümit'in Başkomser Nevzat'ını anımsattı. Güçlü bir esinlenme mi yoksa bir saygı duruşu mu, bilemedim?  Cinayetlerin tarihi bağlantısı ve kan iftiraları konusu kitaba derinlik katmıştı. Roman biraz daha hareketli, Ahmet Ümit benzerliği daha az olsa idi, daha çok severdim kitabı sanıyorum.

Yazarımızın ikinci kitabını merakla beklemekteyim. Umarım o da, Istanbul tarihinden enteresan hikayelerle zenginleşmiş bir polisiye olur.


30 Mart 2014 Pazar

Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky ve Kün'ü yutarcasına okuduktan sonra; ismine nedense bayıldığım Uzunharmanlar'da ile Sezgin Kaymaz okumalarıma devam ettim. Bunca senedir nasıl keşfedememişim Sezgin Kaymaz'ı hayret ediyorum. Harikulade yazıyor, okudukça okumak istiyorum Kaymaz külliyatını. Sırada Geber Anne ve Deccal'in Hatırı var ama onlardan önce başka kitaplar okuyacağım.


Musa isimli gençten bir vatandaş, Ankara'nın Uzunharmanlar Mahallesinde bekar evi kiralar kendine. Kutular dolusu kitabıyla geldiği evdeki amacı, ailesinden uzaklaşıp kafa dinlemektir. Fakat daha ilk geceden, ( töbe, süpanallah, dinimiz amin), evde tuhaf sesler duyulur... Kapılar açılıp kapanınca; hele ışıklar da yanıp sönünce bizimkinin iyice ödü patlar. Çok geçmeden mahallelinin tuhaf davranışları kulağına su kaçırınca, kahramanımız ev sahibi Beyabi'nin yakasına yapışır ve meseleyi öğrenir. Musa'nın evinde esrarengiz bir hayalet yaşamaktadır!


Nefis, eğlenceli,okuması çok zevkli bir roman Uzunharmanlar. Bayıldım!



29 Mart 2014 Cumartesi

Kün


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Lucky'i okuduktan sonra Leylak Dalı, muhakkak Kün'ü de okumam gerektiğini söylemişti. Ben de kitapçıya koşup hem onu, hem de bulduğum diğer Sezgin Kaymaz kitaplarını topladım. Hedefim komple külliyatını okumak yazarımızın.


Her sayfası sürprizlerle ve fantastik öğelerle bezeli romanımızın keyfini kaçırmayı hiç istemem. O yüzden çok yüzeysel bahsedeceğim.

Hikaye iki kanattan ilerliyor, Ankara'da ve Konya'da geçiyor olaylar. Lehçeler enfes kullanılmış, zaten Sezgin Kaymaz Türkçe ile dans ediyor bence. Efendim, tabii beklenmedik hadiseler sonucunda, Ankara ve Konya'daki hikayeler birleşiyor.

Kahramanlarımızdan biri Çeto isimli Konyalı bir köpek. Hem de konuşan cinsten:) Gelgelelim, Konya lehçesi konuşuyor bizimki:)) Misal, "Ekmeen üstüne çorba dökmeyon mu?" diye mama istiyor."Hüdai Aaaa... Var yaaa.. Bunun götünü dişledimidi demin" diye derdini anlatıyor bıdır bıdır. Tabii herkes duymuyor Çeto'yu, sadece birkaç seçilmiş:) Lucky gibi yine çok seveceğiniz bir köpek karakter yaratmış doğrusu Sezgin Kaymaz.

Çok güzel bir roman, KÜN.




Kitap Kulelerim

Selam dostlar,

Birkaç haftadır kitap blogum sessiz, halbuki okuduğum 4 tane roman var, onlardan bahsedeceğim sizlere. İşte ülkenin hali malum, tape yok mu tape diyerek uykusuz kaldığımız geceler sebebiyle blogumla ilgilenemedim. İnşallah 31 Mart itibariyle normal haatlarımıza geri dönebilir ve yasakçı, diktatör zihniyetten kurtularak özgür günlere kavuşuruz.

Bugün evdeydim, epey temizlik yaptım. Alıp alıp turşusunu kurarcasına biriktirdiğim kitaplarım artık kitap kulesi değil, kitap sitesi olmuşlar:) İşte size bu blogda yakında görebileceğiniz kitapların minik bir ön gösterimi:


Resmin üstüne tıklayınca büyüyor:)

Şimdilik kafamdaki liste, Tanrı'nın Formülü ile başlamak ve Sezgin Kaymaz'ın külliyatını bitirmek. Sonrası da Allah kerim. The Goldfinch'i gaza gelip almıştım, onu yaz tatilinde okurum, pek volümlü imiş:)


İyi okumalar herkese:)

xo xo

5 Mart 2014 Çarşamba

Medcezir (The Understudy)


David Nicholls, Pegasus Yayınları

Çeviri : Mehmet Boran Evren


Bir Gün ile tanıdığımız David Nicholls'un, daha önce yayınladığı kitaplarından bir Medcezir. Kitabımızın kahramanı Stephen, ömür boyu aktör olmak için yanıp tutuşmuş; ancak çocuk filmlerinde sincap; televizyon dizilerinde otopsi masalarındaki ölü adam olmaktan öteye gidememiş. Şimdi de bir tiyatro oyununda, büyük yıldız Josh Harper'ın yedekliğini yapıyor. Kitabın orijinal adı da yedek oyuncu manasında Understudy iken, Medcezir'i nerelerinden uydurmuşlar, onu hiç bilemedim sevgili dostlar.

Neyse, kitap Stephen'ın yedek oyuncu olarak hayatının bir dönemini anlatıyor. Bir türlü büyük çıkışını yapamadığı için başarılı olamadığını düşünen iyi niyetli, silik kahramanımız; muhteşem Josh Harper'ın güzel karısına aşık olunca işler karışıyor.

Kitapta takıldığım nokta şu; Stephen'ın tam adı Stephen McQueen. Herkes onu Steve McQueen ile karıştırıp duruyor. O zaman bu kitap kaç senesinde geçiyor? O kadar merak ettim ki anlatamam. DVD'ler, cep telefonları filan kullanıyorlar kitapta. Ama McQueen 1980'de ölmüştü, herkes Stephen'ın adını duyduğunda nasıl onunla karıştırabilir anlayamadım.

Çok kolay okunan bir kitap Medcezir. Ama Bir Gün'ün tırnağı olamaz. Çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Ne hikayede ne karakterlerde vurucu bir yan bulabildim. Biraz manasız buldum açıkçası. Ne diyelim? Bazen olmaz!





3 Mart 2014 Pazartesi

İlk Son Öpücük (The First Last Kiss)


Ali Harris, Martı Yayıncılık

Çeviri : Zeynep Yeşiltuna


Polisiye ve fantastik romanlar arasında romantik, kafa dağıtıcı aşk romanları okumayı seviyorum. Misal yeni tanıdığımız Jojo Moyes'in iki kitabı da hoştu. Şöyle daha hareketli (!) , allah allah kontesi kim becerdi temalı romanlar için de adresim Judith McNaught idi. İlk Son Öpücük'ün de kapağını hoş bulup, Jojo Moyes tarzıdır diyerek almıştım.

Kitap Molly kızımızın ağzından, hayatının aşkının öyküsünü anlatıyor. Ryan kasabanın en yakışıklı genci, Molly ise saçını kısacık kesip kırmızıya boyayan asi kız. Bunlar daha toyken tanışıyor, sonra yirmili yaşlarda beraber yaşamaya başlıyorlar. Sonra kızımız vay ben hayatı kaçırıyorum diye heyheyleniyor falan filan. Aşk hikayesini sürekli zamanda ileri-geri giderek okuyoruz. Bu da hikayeye bölük pörçük bir hava veriyor. Bu tarz kurgu yazmanın da bir adabı vardır. Bokunu çıkartmış bence yazarımız. Kitabın dili de evlere şenlik, Glamour dergisi vardır ya, onu İngilizce okursun geçersin ama Türkçe'ye çevirirsen ne denli pespaye olduğunu farkedersin ya hani, bu kitap aynen öyle.

Bence kötü yazılmış, lüzumsuz bir kitap. Sıkıcı ve de tatsız.




28 Şubat 2014 Cuma

Yavru Kuş (Fledgling)


Octavia Butler, Aylak Kitap

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Kahramanımız karanlıkta uyanıyor. Istırap içinde ve çok aç olduğunun farkında. Kim olduğunu, başına neler geldiğini, hiç bir şeyi hatırlamıyor. Sadece karanlık ve acı var. Yanına yaklaşan bir hayvanı farkedince onu yakalayıp yiyor. Yedikçe iyileşmeye başladığını anlıyor. Avını çürüyene kadar yiyor. Birkaç gün sonra görmeye, ayaklanmaya başlıyor. İçinde uyandığı mağaradan çıkıyor, ormana giriyor. Yavaş yavaş kelimeleri anımsıyor, ağaç, geyik, yol gibi. Geyik avlayıp karnını doyuruyor.Ama ihtiyacı olan başka birşey. Taze insan kanı. Çok geçmeden genç bir adamla karşılaşıyor ve ilginç bir ilişkiye giriyorlar.


Çok farklı bir vampir hikayesi anlatıyor Yavru Kuş. Bir kere, vampirler kendilerine İna diyorlar. Binlerce yıllık bir tarihleri var ve kesinlikle insan öldürmüyorlar. İnsanlarla beraber yaşıyorlar. İnsanlar İnalar'a taze kan veriyor, karşılığında eşsiz bir haz, uzun bir yaşam kazanıyorlar. Kahramanımız ise, geçmişini ve ailesini katledenleri bulmak üzere arayışa koyuluyor. Evet, o bir İna ama İna olmaya dair hiç birşey hatırlamıyor. Her şeyi baştan öğrenmek zorunda. Bu esnada biz de yepyeni bir vampir kavramını keşfediyoruz.


Güzel bir roman. Bir başlayınca bırakamadığım cinsten, tek oturuşta okudum.



27 Şubat 2014 Perşembe

Katilin Şahidi


Algan Sezgintüredi, Aylak Kitap


Ve geldik, yayınlanmış son Vedat Kurdel & Tefo Dağdelen macerasına. Off, şimdi ben her Pazar günü bayıla bayıla hangi polisiyeyi okuyacağım? Yeni macera ne zaman yayınlanır? Kafamda deli sorular:)

Bu sefer 2011 senesinin son günündeyiz. Tefo ile karısı Ayla, evde kalmış Vedat ile sekreter Nilgün'ün arasını yapmaya karar vermişler; geleneksel yılbaşı yemeğine Nilgün'ü davet etmişler. O da bir güzel hindi dolması yapmış. Tefo da Vedat'a gidip kızı ve de hindiyi alıp eve getirmesini söylemiş. Nilgün taşımasınmış koca hindiyi.

İşte bizimki söylene söylene hindiyi yüklenip, Nilgün de peşinde, kızın apartmanından tam çıkacaklarken, dan dan dan dan; 4 el silah sesi  duyuyorlar ve Tefo'nun da aranıp gelmesi ile, kahramanlarımız, yılbaşı gecesi cinayet davasının tam ortasında buluyorlar kendilerini.

Enfes bir kitap, bayıldım. Ancak ilk kitaptan sonra volümün git gide düşmesi beni çok üzüyor. Katilin Şahidi, neredeyse Agatha Christie kitabı inceliğine inmiş. Tabii olay bir gece yaşandığı için kısa olması normal de, tadı damağımızda kaldı, biz de ne yapalım?

Kitapta en sevdiğim detay, cinayetin işlendiği apartmanda, Vedat kiracıları sorgularken pek pejmürde bir adama denk geliyor. Adam tercümanmış, Ursula Le Guin'den Yaban Kızlar'ı çevirmiş misal. İdefix'e gidip bakarsanız, bu kitabı Türkçeye kim çevirmiş görürsünüz. Tabii, Algan Sezgintüredi:)





26 Şubat 2014 Çarşamba

Temizlikçi (Le Lessiveur)


Franz-Olivier Giesbert, Doğan Kitap

Çeviri : Alev Özgüner


Kitabımız küçük, kanlı bir roman. Marsilya'da geçen epey vahşi cinayet davasını anlatıyor. Seri katilimiz dehşetli cinayetlerini işledikten sonra, maktulün evini bal dök yala cinsinden bir güzel silip süpürüp temizliyor. Sadece cinayet mahalini değil, bütün evi. Arkasında bir tüy tanesi bile bırakmamacasına hem de.

Komiserimiz Marie, bu evlere şenlik cinayetleri çözmeye çalışırken, beklenmedik bir destek buluyor: Marsilya'nın namlı mafya babalarından, Ölümsüz lakaplı Charly Garlaban. Bu adam da, Temizlikçi lakabı takılan katilin kurbanı olabileceği için Marie'ye gizlice yardım ediyor davada.

Niye okuduğumu bilmediğim bir kitap. Epey kanlıydı. Kısacık olmasına rağmen bir sürü de karakter vardı işin içinde. Hatta aşk hikayesi bile sokuşturmuş yazarımız olaylara. Sonra ben kabus gördüm ama bu kitaptan mı sebep bilemeyeceğim.