25 Ekim 2013 Cuma

Cave Canem (Felidae 3)

Akif Pirinçci, Güncel Yayıncılık


Bir Felidae romanı. Dünyanın en meşhur dedektif kedisi, yakışıklı Francis iş başında.

Bizimkinin mahallesinde kanlı cinayetler işlenmektedir ve kurbanlar hem kedi hem de köpeklerdir. Her iki taraf da cinayetler için birbirini suçladıkları için büyük bir savaş çıkması kaçınılmazdır. Fare avcıları ile pire torbaları savaşı! Yaşlı kedi Mavi Sakal, iki gruptan süre kazanmak için Francis'i öne sürer. Dedektif kedi Francis, emekli polis köpeği Hektor ile işbirliği yaparak cinayetleri kimin işlediğini bulacaktır. Tabii ki kahramanımız kesinlikle bu şartı kabul etmez. Hektor ile çalışmaktansa yemeklerini Garfield resimli bir tabaktan yemeyi tercih eder.

Ne var ki Francis bir kedidir, hem de en iyisinden. Dolayısıyla meraklı burnunu davaya sokmaktan kendini alamayacaktır:)

Ah, ne tatlı bir kitap bu anlatamam. Bir öncekinden çok daha fazla sevdim Cave Canem'i, gülerek; ağlayarak okudum. Hayvan sevgisi ve dostluk üzerine yazılmış harikulade bir macera.

Kitabın arka kapağına tüm kalbimle katılıyorum. Keşke kedim de bu romanı okuyabilseydi:)

Çok, çok sevdim.




24 Ekim 2013 Perşembe

Francis (Felidae 2)

Akif Pirinçci, Güncel Yayıncılık


Bir Felidae romanı. Geçtiğimiz aylarda okuduğum Felidae romanından o denli etkilenmiştim ki, yeni yayıncının (Aylak Kitap) serinin devamını basmasını bekleyemedim. Basıp basmayacakları da muamma zaten. Ben de Gittigidiyor'dan önceki basımlarını bulup aldım. Bu harika kitapları kaçırmak istemedim.

Dünyanın en ünlü dedektif kedisi pek dertli, konserve açacağı Gustav son derece uygunsuz bir sevgili bulmuş kendine; kadın hem kedilerden tiksiniyor hem de adı Francis'e hakaret edercesine Francesca. Canavar francesca, nihayet Francis'in aile mücevherlerine göz dikerek "fındıklar gitmeli" dediğinde ise, kediciğimizin sabrı taşıyor ve sıcacık rahat yuvasından kaçarak kendini sokaklarda buluyor.

İlk iş lağıma düşen Francis, burada yaşayan kör kedi kabilesi ile karşılaşıyor ve korkunç cinayetlerden haberdar oluyor. Delirip bir köpekle işbirliği yapan Kedi Hugo, Kara Şövalye olarak hayvan aleminde terör estirmektedir. Kör kediler, Francis'ten Hugo'yu yakalamasını isterler. Francis, şehir dışındaki ormanlıklarda kendini tuhaf ve yabanıl maceraların içinde bulur.


Harika bir seri Felidae, kedisever, hayvansever herkese öneriyorum.





Yıllar evvel çizgi filmi de varmış Francis'in, bakın böyle yakışıklı bir herif dedektifimiz:




23 Ekim 2013 Çarşamba

Dresden Dosyaları 3.Kitap : Hayalet Tehlikesi (Grave Peril)


Jim Butcher, İthaki Yayınları

Çeviri : Ulaş Apak


Harry Dresden - Büyücü
Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.
Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk İksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler İş Kapsamı Dışındadır.



Büyücü dedektifimizin üçüncü macerasında yeni bir arkadaşı ile tanışıyoruz: Michael. Kot pantolonun üzerine pelerin giyen Michael deli değil, sihirli kılıcı ile şeytani güçlerle savaşan bir Haç Şövalyesidir. Beyaz Tanrı'nın İyi Şövalyesi. Kahramanlarımız, diğer taraftan dünyaya geçme yolunu bulmuş dehşetengiz bir iblisle savaşıyorlar. İşin içine manyak vampirler de girince ortalık adamakıllı karışıyor. Ayrıca Harry'nin büyü alemi ile bitmemiş hesapları ve Peri Annesine ödemesi gereken bir borcu var. 

Özetle, bu kitapta Harry'nin başı epey bir belada:) Bu yüzden okuması eğlenceli, hareketli bir fantastik macera olmuş Hayalet Tehlikesi.

Serinin dördüncü kitabını geçen aylarda yayınladı İthaki. Kitap Fuarından alınacaklar listemde:)

Ayrıca Harry'nin grafik romanları da varmış Amazon'da:










22 Ekim 2013 Salı

Tek Kanatlı Bir Kuş

Yaşar Kemal, Yapı Kredi Yayınları


40-50 sene evvel... Anadolu'da bir kasabaya yeni posta memuru atanır. Karısı ve kedisi ile yorgun argın trenden inen memur kasabaya gidemez. Çünkü kimse onları götürmeye yanaşmaz. Herkesin kasabadan ödü kopmaktadır, ama kimse bilmez nedir bu denli korkutucu olan?

Korkunun romanı diye lanse edilse de aslında bir öykü Tek Kanatlı Bir Kuş. Sadece 72 sayfa. Ürkütücü bir kitap değil, korkunun doğasını anlatıyor. Gerçekte korktuğumuz şeyleri nasıl kafamızda yarattığımızı anlatıyor ve bunu da roman derinliğinde karakterler ile gerçekleştiriyor. Şu kadarcık kitap, okuyalı 1 ayı geçti ama o karakterlerin hepsi aklımda hala.

Bu da edebiyatımızın anıt çınarı Yaşar Kemal'in ustalığı işte dostlar.





Tiffany'de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany's)

Truman Capote, Sel Yayıncılık


Evet filmi defalarca izledik ve harikulade idi ama bu minik kitap şahane dostlar! Holly yazılmış en arızalı aynı zamanda en dokunaklı kadın karakterlerden. Onun öyküsünü bize genç bir yazar anlatıyor. Yazarımız yeni taşındığı apartmanın üst katında oturan, çılgın ve teklifsiz Holly Golightly'nin büyüsüne kapılıyor çabucak. Ve onun esrarlı hikayesinin peşine düşüyor.

martinilerin su gibi aktığı çılgın partiler ve bir de Kedi var tabii hikayenin içinde.

Mükemmel bir öykü, çok çok sevdim. İyi ki okumuşum.




21 Ekim 2013 Pazartesi

Dresden Dosyaları 2.Kitap - Kurtadamlar (Fool Moon)


Jim Butcher, İthaki Yayınları

Çeviri : Ulaş Apak


Harry Dresden - Büyücü
Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.
Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk İksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler İş Kapsamı Dışındadır.


Chicago'da tuhaf cinayetler işlenmektedir, şehrin ortasında her dolunayda bir düzine insan katledilmektedir. Dedektif Karrin Murphy, büyücü dostu Harry Dresden'i yardıma çağırır. Harry'nin ise öğrenmesi gereken çok şey vardır ve tabii bir kafatasının içinde yaşayan bilgi ruhu Bob ona anlatacaktır : Kurtadam deyip geçmemek lazım; cadı kurtları, insan-kurtlar,  loup garou'lar, bunlar çeşit çeşittir. Kahramanımız önce ne tür düşmanla karşı karşıya geldiğini anlamalı, sonra da olayı çözüp katili yakalamalıdır.

Bol kanlı bir macera, ilk roman kadar değilse de sevdim. Yaz tatilinde okumuştum ve tatilde okumak için gerçekten ideal, akıcı bir macera romanı.





20 Ekim 2013 Pazar

Korsan Kitap

Erk Acarer, İnkılap Kitabevi


Sunay Akın sever misiniz? Hani böyle bir konudan bahseder, laf lafı açar, o konu hakkında akla hayale gelmedik enteresan minik bilgiler ve hikayeler anlatır. Kitapları da öyledir, en azından benim okuduğum Bir Çift Ayakkabı ile Ay Hırsızı için bunu söyleyebilirim. İlkinde ayakkabı berikinde aydede etrafında dönen ilginç ve gerçek hikayeler anlatır.

İşte Korsan Kitap tam da böyle bir kitap. Farkı tek unsura odaklanmıyor, pek çok çeşitli konu hakkında enteresan, renkli, düşündürücü bilgiler veriyor yazarımız, tarihin tuhaf cilvelerini anlatıyor. Ama o sadece tatlı tatlı hikaye anlatan biri değil, duruşu net, eleştirileri de sert. Hoşuma gitti.

Zevkli bir okuma idi.



22 Eylül 2013 Pazar

Harry Q. Davası'nın Ardındaki Gerçek (La verite sur l'Affaire Harry Quebert)

Joel Dicker, Can Yayınları


Marcus Goldman ilk kitabı ile şöhrete ve zenginliğe ulaşmış gencecik bir yazardır. İkinci romanını bitirip yayıncıya teslim etme zamanı geldiğindeyse, o daha yazmaya başlamamıştır bile. Marcus, büyük bir tıkanma yaşamaktadır ve son çare olarak; üniversitede ona akıl hocalığı yapmış; giderek en yakın ve biricik dostu haline gelmiş Harry Quebert'in deniz kenarındaki evine kaçar. Oradayken, Harry'nin geçmişte Lola isimli pek genç bir kızla fırtınalı bir aşk yaşadığını kazara öğrenir. Harry, bu aşkı anlattığı romanı ile Amerika'nın efsane yazarların biri olmuştur zamanında.


Marcus, romanına başlayamadan New York'a geri döner ve ikinci kitabın son teslim tarihine günler kala tüyler ürpertici bir haber alır. Harry'nin bahçesinde bir iskelet bulunmuştur. İskelet Harry'nin hayatının biricik aşkı Lola'ya aittir. Marcus, kitabı boşverip kasabaya geri döner ve akıl hocasının 30 sene önce yaşadığı ümitsiz aşkın; gerçekte olan bitenlerin peşine düşer.


Harry Q. Davası, tam 659 sayfalık bir roman. Bir pazar günü sabahtan akşama kadar hiç durmadan okuyup bitirdim, kitabı elinizden bırakmanız ya da ara vermeniz olanaksız bence. Sular seller gibi akıcı yazılmış roman. Marcus geçmişi deştikçe 70'li yıllarda yaşananları okuyoruz, beri yandan günümüzde Marcus'un kasabada  araştırmalarını takip ediyoruz.  Geçmişte işlenmiş bir cinayetin peşinden koştuğumuz için polisiye diyebiliriz ancak Harry ve Lola aşkı bir o kadar çarpıcı, okuduğum en güzel aşk hikayelerinden biriydi. Lola inanılmaz bir karakter. Öte yandan Marcus ile Harry'nin güçlü dostlukları da çok etkileyici. Her bölüm, Harry'nin Marcus'a verdiği bir öğütle başlıyor, bunlar altı çizilesi cümleler kesinlikle. Marcus'un hiç görmediğimiz annesi ile telefon muhabbetleri ise evlere şenlik:)

Bayıldım, harika bir kitap. Severek tavsiye ediyorum.



9 Eylül 2013 Pazartesi

Güzel Harabeler (Beautiful Ruins)

Jess Walter, Domingo Yayınları


Güzel Harabeler'i, Bodrum'da deniz kenarında okudum. Roman o denli güzeldi ki; şezlongda uzanmışken heyecanla oturur hale geldiğimi; kafamı iyice kitaba eğerek; denize girmeyi filan unutup deliler gibi okuduğumu anımsıyorum. Yılın en güzel romanlarından biriydi benim için Güzel Harabeler.

Yılların içinden geçen, iz bırakan bir aşk öyküsünü anlatıyor kitabımız. 1962 senesinde, İtalya'da birkaç evden ibaret kayalık bir adacıkta, genç Pasquale babasından kalma oteli işletmektedir. Zaten 2 odası mı ne var ufacık otelin:) Bir gün güzel, sarışın bir Amerikalı aktris tekneyle bu unutulmuş adaya gelir. Dee Moray isimli bu hüzünlü güzel, Roma'da çekilmekte olan ve Richard Burton & Elizabeth Taylor çiftinin oynadığı efsanevi  Cleopatra filminin oyuncularından biridir.

Günümüzde, Hollywood'da idealist Claire; sinema kurdu Michael Deane'in asistanlığından istifa etmeyi planlamaktadır. Fakat stüdyonun kapısına dayanıp, elinde Michael'ın sararmış bir kartviziti, Dee Moray'i aradığını söyleyen yaşlı İtalyan beyefendisi olayların akışını altüst eder.

Kitabımız 1962 senesinde olan bitenler ile; günümüzde Pasquale ve diğerlerinin yaşadıklarını paralel anlatıyor. Bir yerlerde hikayeye Richard Burton giriyor ve deyim yerinde ise kasıp kavuruyor sayfaları. Geçmişte ne olmuş ve günümüzde ne olacak diye merak edip, sıcak İtalya güneşini yüzümüzde hissederek nefis bir roman okuyoruz böylece.

Çok sevdim.



26 Ağustos 2013 Pazartesi

Işınlanma Kazası (The Teleportation Accident)

Ned Beauman, Domingo Yayınları


Işınlanma Kazası, 3 adamın birbiri içine geçen öyküsünü anlatıyor. On Yedinci yüzyılda, Adriano Lavicini diye bir sahne tasarımcısı, Işınlanma Makinesini icat ederek, sahnedeki eşyaların ve dekorların yerini mekanik olarak değiştirmenin yolunu bulmuştur.  1930'ların Berlin'inde, bohem sahne tasarımcısı Egon Loeser; Lavicini'nin icadından yola çıkarak hazırladıkları oyunu sahneye koymakla meşguldür. Kaliforniya'da ise Profesör Bailey hakiki bir Işınlanma Makinası üretmek için çalışmaktadır.

Hikaye asıl olarak Egon üzerinden ilerliyor. Egon, yıllar önce ders verdiği Adele'in büyüyüp afete dönüştüğünü görünce, kızın peşinden sürüklenmeye başlıyor, böylece yolu taa Kaliforniya'ya kadar uzanıyor. Kaliforniya'da bir dolu başka karakter çıkıyor karşımıza. Bütün karakterler ve olaylar, inanılmaz şekilde kesişerek birbiri ile bağlanıyor elbette.

Oldukça karmaşık bir roman Işınlanma Kazası, yazarın çok çok zeki olduğunu ve müthiş grift bir roman yazdığını düşünüyorum. Ama bu kadar karmaşa beni açtı mı diye soracak olursanız, hayır. Biraz sıktı beni bu kitap ve Ned Beuman'a karşı daha temkinli yaklaşırım artık.


25 Ağustos 2013 Pazar

Vaiz (Predikanten)

Camilla Lackberg, Doğan Kitap


Buz Prenses ile tanıştığımız Camilla Lackberg; Vaiz'de yine ufak İsveç kasabası Fjallbacka'da geçen bir polisiye macera anlatıyor bize. Tam turistik sezonun en civcivli döneminde, kayıp bir Alman kızın cesedi bulunuveriyor. Üstelik cesedi kaldırdıklarında altından 2 tane daha iskelet çıkmaz mı? İzindeki dedektifimiz Patrik işbaşı yaparak ekibiyle cinayetleri çözmek için çabalamaya başlıyor.

Yine sade ve bana gerçekçi gelen bir polisiye. Süper zeki klişe tipler, bir düğmeye bastın mı ne lazımsa veren acayip bilgisayarlar yok bu romanda. Adamlar terleyerek çalışıyor, arşivleri okuyor, ahaliyi sorguya çekerek beyin fırtınası yapıyor ve cinayetleri çözmeye çalışıyorlar. Dili de akıcı. Bir günde okudum. Farklı bir memlekette geçmesi de benim çok hoşuma gidiyor. İskandinav polisiyelerini bu yüzden seviyorum belki. Değişik kentleri, farklı tipte insanları tanıyoruz bu kitaplarda.

Camilla Lackberg'in bir sonraki kitabını bekliyorum.



24 Ağustos 2013 Cumartesi

Mezar Gibi Soğuk (Stone Cold)

David Baldacci, Yapı Kredi Yayınları


Yaz için hızlı okunan, aksiyon ve casusluk dolu bir macera arıyorsanız işte Mezar Gibi Soğuk o kitap. David Baldacci, zaten bu tarz romanları ile meşhurmuş. Ben ilk kez okudum, tam yaz tatiline göre hafif ve bol hareketli bir kitap.

Mezar Gibi Soğuk aslında bir serinin, Amerikan devletine ilişkin komplo teorileri üzerine dönen Deve Kulübü serisinin üçüncü kitabıymış. Ama demek ki kitaplar birbiri ile bağlantılı değilmiş. İlk ikisini okumadığım halde boşluk ya da eksiklik hissetmeden okudum Mezar Gibi Soğuk'u.

Deve Kulübü yaşlı başlı eski hükümet ajanlarından kurulmuş ufak bir arkadaş kulübü. Başlarında Oliver Stone var. (Kahramanımız bu takma ismi, ünlü yönetmenin komplo teorisi filmleri yüzünden almış. ) Stone gençliğinde CIA'in en müthiş katili ve kanuna aykırı şekilde devlet başkanlarına suikastler düzenleyen bir timinin üyesiymiş. Bu timin diğer emekli üyelerinin birer birer öldürülmesi ile romanımız başlıyor. Oliver de kaçınılmaz olarak işin içine girince Deve Kulübü kendini yeni komploların ve maceraların içinde buluyor.

Şöyle film izler gibi bir çırpıda hareketli bir şey okuyayım derseniz ideal bu roman. Tam piyasa işi best seller aksiyon romanı. Arada böylesi de lazım:)



23 Ağustos 2013 Cuma

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları (Miss Peregrine's Home For Peculiar Children)

Ransom Riggs, Sayfa6 Yayınları


16 yaşındaki Jacob, dedesinin tuhaf hikayeleri ile büyümüştür. Bu hikayeler dedesinin Galler'de yaşadığı yetimhanede geçer. Üstelik dedesi Jakob'a yetimhanede kalan tuhaf çocukların fotoğraflarını da göstermektedir. Bir takım olaylardan sonra Jacob babasıyla yollara düşer, Galler'de dedesinin çocukluğunun geçtiği adaya giderler. Yetimhane artık terkedilmiş bir viranedir. Fakat birden o eski fotoğraflarda gördüğü çocuklar etrafında belirmeye başlar...

Değişik bir kitap Bayan Peregrine. Yazarı da nevi şahsına münhasır, aslında fotoğraf meraklısı. Bir fotoğraf albümü yayınlamak için topladığı eski fotoğraflar etrafında hikaye kurgulayınca elimizdeki roman ortaya çıkmış.

Biraz daha karanlık ve daha az çocuksu olsaydı, epey sevebilirdim. Yine de devamını okurum gibi geliyor, kitaptaki siyah beyaz tuhaf fotoğraflar çok güzel. Mesele şu ki, macera bu kitapta bitmiyor ve devamı da henüz yazılmış değil.

Bekliyoruz devamını.



22 Ağustos 2013 Perşembe

Toza Sor (Ask the Dust)

John Fante, Parantez Yayıncılık


Arturo Bandini 20 yaşında. Döküntü bir otelde yaşamaya çalışıyor. Yazar olmak için çabalıyor. Bazen yazdığı bir öykü yayınlanınca kendine güzel yiyecekler ve yeni giysiler alabiliyor ama ekseri portakal ile beslenmekte. Bir de garson kız Camilla var. Arturo Camilla'ya iyi gelmiyor ama yine de onu toz duman eden bu aşktan kaçınamıyor.

John Fante süssüz, yalın, gerçek anlatımı ile Charles Bukowski'nin Tanrısı olmuş bir yazar. Zaten Bukowski'nin nefis önsözü ile açılıyor kitabımız. Avi Pardo'nun nefis çevirisi ile bu küçücük kitap özellikle Charles Bukowski seviyorsanız illa okunması gereken bir roman.

Arturo Bandini'yi seveceksiniz.



21 Ağustos 2013 Çarşamba

Yüzüklerin Efendisi 3.Kısım: Kralın Dönüşü (The Lord of The Rings Third Part: The Return of the King)

J.R.R. Tolkien, Metis Yayınları


Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları'na
Yedisi taştan saraylarında Cüce Hükümdarlar'a
Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlar'a, ölecekler ne yazık
Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyar'nda
Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi'ne
Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak
Gölgeler içindeki Mordor Diyarı'nda


Tolkien'in Yüzük destanının finalinde, 2 koldan devam ediyor serüven. Karanlık Lord'un ork ve Uruk orduları ile Rohirrim ve Gondor savaşçıları; Pelennor Çayırlarında Orta Dünya'nın kaderini değiştirecek büyük muharebede karşı karşıya geliyorlar. Aragorn, doğuştan hakkı olan krallık yetkisiyle umulmadık bir müttefik ordu getiriyor destek için. Beri yandan; Frodo ile dünyanın en fedakar arkadaşı Sam Gamgee'nin Mordor'a ölümcül yolculukları sona ermek üzere. Sauron'un gözü GüçYüzüğünü takip etmekte ve hobbitler artık yolculuğun en son ve en zorlu kısmındalar.

Herşeyin biteceği esnada ise ufukta kartallar beliriyor.

Muazzam bir klasiğin unutulmaz finali Kralın Dönüşü. Muhakkak tekrar okumak gerekmekte.

Yol hiç bitmez, uzar gider
Başladığı kapıdan
Az gittik, uz gittik, vardık uzağa
Ama artık başkası devam etsin yola!
Başlasın yepyeni bir yolculuk
Ama ben yorgun bacaklarımla
Döneceğim ışıklı hana
Dinlenip akşam uykumu almaya.



20 Ağustos 2013 Salı

Yüzüklerin Efendisi 2.Kısım: İki Kule (The Lord of The Rings Second Part: The Two Towers)

J.R.R. Tolkien, Metis Yayınları


Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları'na
Yedisi taştan saraylarında Cüce Hükümdarlar'a
Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlar'a, ölecekler ne yazık
Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyar'nda
Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi'ne
Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak
Gölgeler içindeki Mordor Diyarı'nda


Bir kere okumaya başlayınca tabii ki insan duramıyor, Yüzük Kardeşliği biter bitmez İki Kule'yi okudum hemen.

Yüzük Kardeşliği artık bölünüp dağılmış ve maceraları iki hatta üç ayrı koldan takip ediyoruz. Minik hobbitler Merry ile Pippin; ormanlarda yaşayan kadim ağaç çobanları entler ile beraberler. Frodo ile Sam; Mordor'a doğru ölümcül yolculuğa devam ediyorlar. Aragorn, Legolas ve Gimli ise o harika Rohirrim ile omuz omuza veriyorlar. Rohan ülkesinin atlı süvarileri onlar. Yeni kahramanlar katılıyor maceraya, Rohan kralı Théoden, güzel ve yiğit Eowyn, korkusuz Eomer... İnsan ırkını Orta Dünya'dan silmeye kararlı Sauron'un orklar ve uruklardan oluşmuş korkunç ordusuna karşı Miğfer Dibi'nde ilk savaşa girişiyor kahramalarımız.

Harikulade bir roman.


19 Ağustos 2013 Pazartesi

Yüzüklerin Efendisi 1.Kısım: Yüzük Kardeşliği (The Lord of The Rings First Part: The Fellowship of The Ring)

J.R.R. Tolkien, Metis Yayınları


Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları'na
Yedisi taştan saraylarında Cüce Hükümdarlar'a
Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlar'a, ölecekler ne yazık
Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyar'nda
Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi'ne
Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak
Gölgeler içindeki Mordor Diyarı'nda


Nihayet kitaplığımda belki 15 senedir sararıp solan Yüzüklerin Efendisi'ni okumuştum sevgili dostlar. Çok mutluyum.

Kitabım 1998 tarihli ikinci basım. Üç cilt takım olarak babam almıştı bana, Orta Dünya haritası hediyeli; kitapların içinden de ayraçlar çıkmıştı. Kitabı okumak üzere ilk kez elime aldığımda hani o hobbitleri, pipo otlarını; yazarımızın yarattığı Orta Dünya mitolojisinin önceki çağları hakkında bilgi veren o destansı önsözü okuyabildim mi anımsamıyorum. Bildiğim tek şey Bilbo Baggins'in doğumgünü kutlamasından ileri gidemediğimdi. Sonraki senelerde kitabı okumak için defalarca teşebbüs ettim ama Çıkınçıkmazı'nda oturan Bilbo Baggins dedin mi içime basan sıkıntı kitabı okumamı engelledi, inanılır gibi değil, kesinlikle ilerleyemiyordum sayfalarda.

Yıllar sonra meşhur filmler piyasaya çıktı. Filmleri de izlemedim, eğer izlersem kitapları hayatta okuyamam diye düşünüyordum. Bu esnada bütün sülale benim kitapları hatmetmiş; ben okumadan eskimişti Yüzükler üçlemesi.

Aradan aylar yıllar geçti, filmler bile eskidi. Birkaç ay önce canım Sittirella benden söz aldı, filmleri muhakkak izleyeceğime dair. Ve en karşı koyamayacağım şey, film uyarlaması oyunlarına bayıldığım Lego, Yüzükler'in oyununu yayınladı. Temmuz ayında Steam'deki yaz indirimden oyunu aldım. Ve baştan sona oynayınca nasıl bir şey kaçırdığımı yavaş yavaş anlamaya başladım. Bir kere bu bir yol macerası idi, en sevdiğim türden. Sonunda oturdum ve filmleri seyrettim. Ve Yüzük Kardeşliği kitabını bu kez sonuna dek okumak üzere elime aldım.

Yüzük Kardeşliği, Tolkien'in kurguladığı bir mitoloji, sanırım fantastik edebiyatın temel taşı. Bir Orta Dünya efsanesinden yola çıkıyor, güç yüzükleri efsanesinden. Ve tüm yüzüklere hükmedecek, Tek Yüzük'ün kaderini anlatıyor. Bu yüzüğü Karanlıklar Efendisi Sauron yapmıştır ve yüzük beklenmedik şekilde kendi halinde bir hobbit olan Bilbo'nun eline geçer. Bilbo yüzüğü yeğeni Frodo'ya miras bırakıp Hobbitköy'den ayrılır. Fakat Karanlıklar Efendisi tekrar uyanmış, Mordor'daki kalesine geri dönmüştür. Orta Dünya'da insan çağını yoketmeye kararlıdır. Onu ortadan kaldırmanın tek yolu Hükmeden Yüzük'ü yoketmektir. Yüzük sadece Mordor ateşlerinde eritilerek yokedilebilir. Böylece Orta Dünya halklarından bir grup, Mordor'a doğru sayısız maceralarla dolu bir seyahate koyulurlar. İşte bu Yüzük Kardeşliği'dir : Yüzük taşıyıcısı Frodo Baggins, kadim büyücü Gri Gandalf, Arathorn oğlu Aragorn, Boromir, Elf halkından okçu Legolas, Cüce halkından baltalı Gimli ve Shire'lı 3 hobbit: Samwise Gamgee, Peregrine Took, Meriadoc Brandybuck. Kahramanlarımız Orta Dünya'yı baştan uca katederek Mordor'a ulaşmaya çalışacaklardır.

Kitabı bu kez o kadar zevkle okudum ki anlatamam. Yine de, Frodo ve hobbitler'in Bree'ye gelerek handa Aragorn ile karşılaştıkları kısıma kadar biraz sıkıcı gitti. Ondan sonra ise su gibi aktı. Öncelikle filmleri izlemiş olmam, kitabı gözümde canlandırmaya çok yardım etti. Tabii kitap ile film arasında epeyce farklar var. Fakat filmlerin iyi kotarıldığını düşünüyorum.

Yüzük Kardeşliği defalarca okunası nefis bir klasik fantastik kurgu. Sonunda okuyabildiğim için gerçekten çok mutluyum:)



18 Ağustos 2013 Pazar

Dresden Dosyaları 1.Kitap - Fırtına Büyücüsü (Storm Front)


Jim Butcher, İthaki Yayınları

Çeviri : Ulaş Apak


Harry Dresden - Büyücü
Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.
Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk İksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler İş Kapsamı Dışındadır.


Kahramanımızın adı Harry Blackstone Copperfield Dresden. Üç büyük büyücünün ismini vermiş babası ona. (Harry Potter değil, Harry Houdini, Harry Blackstone, David Copperfield) Yıllarca eğitim görmüş, oldukça yetkin bir büyücü o. Bir ofisi bir de cüppesini giyip iksir kaynattığı dairesi var. (Büyücülerin cüppe giymesinin sebebi laboratuvarların soğuk olması imiş meğersem).  İksirlerde takıldığı zaman Google'a değil bir kafatası Bob'a soruyor. Bob yüzyıllardır varolan bir hava ruhu ve kafatasında yaşıyor. İşi de bilgileri hatırlamak. Tabii bir de Harry'nin bacaklarına yatıp uyuyan tombilik kedi Mister var.

Harry zaman zaman dışarıdan aldığı işler ama çoğunlukla Chicago Emniyet Teşkilatı'nın Özel Soruşturmalar bölümüne danışmanlık yaparak geçiniyor. Bölümün müdürü Karrin Murphy; Harry'nin büyücü olduğuna ve paranormal olaylara inandığı için onunla beraber çalışıyor. Diğerleri çoğunlukla ciddiye almıyorlar Harry'i.

Karin Harry'i hikayemizin başında olay yerine çağırdığında büyücümüz oldukça sarsılıyor. Belli ki çok kuvvetli bir büyü ile kalpleri patlatılarak çıkartılmış 2 ceset var. Böylece işin içine giren Harry, Karrin'in hoşuna gitse de gitmese de; kendi yöntemleri ile çalışmaya başlıyor dava üzerinde.

Vallahi bayıldım ben bu seriye, iyi ki idefix'den 3'lü seti indirimdeyken almışım. Harry'nin büyü, büyücüler, elfler, periler hakkında anlattıkları; sanırım seri boyunca parça parça öğreneceğimiz geçmişi, Karrin ile dostluğu, Kafatsı Bob ile muhabbetleri çok zevkli. Cinayet davası da büyüyle çözülüyor. Daha ne isterim.

Büyücüleri seviyorsanız kaçırmayın derim:)



17 Ağustos 2013 Cumartesi

İki Karavan (Two Caravans)

Marina Lewycka, Everest Yayınları


İki Karavan, İngiltere'deki bir grup göçmenin hikayesini anlatıyor. Kahramanlarımız York bölgesinde çilek toplayıcısı olarak çalışan kadınlar ve erkekler. İki karavanda kalıyorlar. Olayları birkaç karakterin gözünden izliyoruz. Zengin bir İngiliz lordu ile evlenmek hayalleri kuran gencecik güzel Ukraynalı Irina, onun fakir vatandaşı Andriy; Afrikalı Emanuel ve bir köpek. Hikayede köpek de zaman zaman anlatıcılığı üstleniyor. Böylece Irina ile Andriy'in anlatıları; Emanuel'in mektupları; köpeğin kısacık içsesi ile hikayeyi takip ediyoruz. Kahramanlarımız çilek tarlasından ayrıldıktan sonra peşlerindeki mafyadan kaçarken trajikomik maceralar yaşıyorlar. Ama hepsi hem gerçekçi, hem dokunaklı hem de insanı güldürüyor.

Pek tatlı, değişik bir kitaptı İki Karavan. Ah, hele o Köpek yok mu o Köpek :) Çok sevdim:)



20 Temmuz 2013 Cumartesi

Alper Kamu - Cehennem Çiçeği

Alper Canıgüz, April Yayıncılık


Ve kabuslar ülkesinin Peter Pan'ı; daima 5 yaşında bodur hafiyemiz, insanlığın kara yazgısına vurulmuş lanetli mühür Alper Kamu geri döndü!

Alper Canıgüz'ün nefis Oğullar ve Rencide Ruhlar romanında tanıştığımız, 5 yaşında Oğuz Atay okuyan ve boş vakitlerinde mahalledeki cinayet olaylarını çözen, tespitleriyle aklımızı alan kahramanımızı yeni macerasında yine 5 yaşında buluyoruz. Çünkü "Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür."

Bizim şeytan velet, sümüklü arkadaşları ile muhabbette iken, mahalleye yeni taşınmış Ümit ile karşılaşıyor. Muhabbeti ilerletince küçük Ümit, kardeşinin öldüğünü, hem de kendisinin öldürdüğünü yumurtlayıveriyor Alper Kamu'ya. Buyrun size çözülmesi gereken yepyeni bir cinayet davası.

Cehennem Çiçeği, son derece akıcı diliyle bir çırpıda okunuveren bir polisiye tadında ilerliyor. Tabii dramatik unsurlar yok değil, hele ki Karanfil Kız öyküsü özellikle finaliyle kitabın belki en unutulmaz kısmı olmuş.

Fakat, ama, lakin...

Ben bu kitabı, Alper Canıgüz'ün ilk üçlemesi kadar sevmedim açıkçası. Yazarımızın alabildiğine coşkulu, absürd, rengarenk, hani o çılgın anlatımını bulamadım bu kitapta. Kahramanımız da sanki başkalaşmış, alelade küçük bir çocuğa dönüşmüş. Yani ilk maceradaki cehennem fırlaması ile, bu Alper Kamu aynı ufaklıklar değil gibi. Cehennem Çiçeği'nde absürd bir yan yok, halbuki yazarımızın onu diğerlerinden ayıran özelliği o sıra dışı mizahı değil miydi?

Benim sevdiğim ve beklediğim Alper Canıgüz bu değildi açıkçası. O pırıl pırıl hayalgücünü, kapıp koyvermiş unutulmaz anlatımını bir sonraki romanda görmek ümidiyle, sizi o unutulmaz ilk üçlemeyi okumaya davet ediyorum. Ne de olsa "Ruh belasını arar."





17 Temmuz 2013 Çarşamba

Küçük Yalanlar Kitabı

Hikmet Hükümenoğlu, Everest Yayınları


Kar Kuyusu ile tanıyıp sevdiğim, 47 Numaraları Kamara ile hayranlığı ilerlettiğim Hikmet Hükümenoğlu'nun elimdeki üçüncü kitabını da ayıla bayıla okudum nihayet. Bir tek 04:00 kaldı geriye.

Kitabımızda olaylar henüz Cumhuriyetin ilk yıllarında; 1930'ların Istanbulunda geçmekte. Kitabın en lezzetli yönü bu bence, o yılların atmosferi harika canlandırılmış. Olayları 3 kişi anlatıyor bize : Rezan; yeni evlenmiş, üst kattaki madam'dan başka arkadaşı olmayan, radyo piyesleri ile dünyayı tanımaya çalışan genç kadın. Tevfik; Kurtuluş Savaşı'na katılmak için evden kaçıp bir Rus kızına aşık olmuş, savaşa hiç gidememiş, şimdi de Kanlıca tepelerindeki köşkten çıkamayan, kalabalıktan korkan adam. Faruk; misafir karşılama ofisinde devlet memuru, tek derdi işini düzgün yaparak vatana millete hayırlı bir memur olabilmek. Ve bir de Nicolas Delvin var, tüm dünyanın peşinde olduğu, ne olduğunu bilemediğimiz son derece kıymetli bir hazinenin peşinde Istanbul'a geliyor Bay Delvin romanın başında. Üç koldan anlatılan hikayeyi karıştıran, kahramanlarımızı birbirine bağlayan düğüm o.

Yazarımız hikayeleri bir birine dolayışı yine müthiş, kurgusu mükemmel. Finali zaten aklımı aldı, bu olan bitenlerin hangisi acaba gerçekti, ne kadarı yalandı diye düşündürdü beni. Hatta 30'lu yıllarda Galata Kulesi'ne hakikaten zeplin yanaştı mı diye epeyce aradım Google'da :)) Yanaşmamış herhalde ama beri yandan ... yanaşmış da olabilir!

Nefis bir roman Küçük Yalanlar Kitabı. Çok sevdim!





16 Temmuz 2013 Salı

Felidae

Akif Pirinççi, Aylak Kitap

Akıllı, cingöz kedi Francis ile biraz kıt zekalı bulduğu tombilik insanı Gustav yeni bir eve taşınırlar. Francis etrafta keşif gezilerine çıktığında vahşice öldürülmüş bir türdeşini görür. Mahallenin görmüş geçirmiş derbeder kedisi Mavi Sakal ile ahbap olan Francis, çok geçmeden seri kedi cinayetleri ile karşı karşıya kalacaktır. Küçük şeytan hem yeni mahalleyi tanımaya hem de seri kedi katilini bulmak için çalışmalara başlar.

Nefis bir roman Felidae, aslında ilk kez 1989 senesinde yayınlanmış. Ardından devam maceraları gelmiş. Umarım, bu kitapları da yayınlar Aylak Kitap. Ben ilk kez duyuyorum bu kitabevini. Serilerin ilk kitabını yayınlayıp gerisini boşverenlerden değildirler umarım.

Kitaba gelince, yazarın kedi sevdalısı olduğu belli, tüylü kahramanlarımızın yaşamlarını pek güzel anlatmış, sanki kedinin beynine girmiş, çok başarılı. Beri yandan sadece sevimli bir kedi polisiyesi değil bu kitap. İnsanların kediler üzerinde deney yapmasından yola çıkarak ırkçılık ve hayvan hakları hakkında çok şeyler söylüyor.

Bence nefis bir roman, çok sevdim.






14 Temmuz 2013 Pazar

Bir Beslemenin Günlüğü (The Kitchen House)

Kathleen Grissom, Martı Yayınları

18. yy sonlarında; İrlandalı Lavinia ve ailesi, Amerika'ya gelirken felakete uğrayınca, yolculuk ettikleri geminin kaptanı küçük kızı alıp Virginia'daki malikanesine getirir. Kölelik sistemiyle sömürülen zencilerin yok pahasına çalışıp elde edilen mahsülle beyaz efendilerin refah içinde yaşadığı bu yıllarda; küçük Lavinia ile ne yapacağını kimse bilemez. Beyaz olduğu için köle değildir, ama malikaneye de ait değildir. Lavinia mutfakta çalışan zenci ailesini benimser. Onların hayatını paylaşır ama beyaz bir kız olduğu için günün birinde zenci ailesinden ayrılmak zorunda kalacaktır.

Kitabımızda olaylar iki karakter ağzından anlatılmış. Lavinia ve Belle. Belle, kaptanın gayrimeşru melez kızı ve mutfakta çalışıyor. Kaptanın karısı Belle'i adamın sevgilisi zannettiği için Belle'den nefret etmekte. İşte olan biten her şey bu yanlış anlaşılma üzerine başlarına geliyor. Ama ne gelmek, Öyle Bir Geçen Zaman Ki dizisinin cenabet Cemile'si halt etmiş. Olabilecek her fenalık, felaket ve kötülük; bizim Lavinia, Belle ve zenci ailenin başına geliyor. Sürükleyici de yazmış kadın kitabı ama sayfalar birbirini kovaladıkça, başları o beladan bu belaya sürüklendikçe biraz asabınız bozulabilir. Bir de baş kahraman Lavinia'nın basiretsiz ve sersem bir karakter olması (bence) tüy dikiyor. Bunca felaketten sonra da paldır küldür bitince iyice sinir oluyorsunuz ay!

Biraz Köle İzaura, biraz Tom Amca'nın Kulübesi, biraz Küçük Hanım. Tam bir pembe dizi olmuş bu kitap. Bence pas geçebilirsiniz. Melodram seviyorsanız kaçırmayın:) Yoksa vakit kaybı.


22 Haziran 2013 Cumartesi

Yeni Kitap Kulesi

31 Mayıs'ta sivil direnişimiz başladığından beri kapak açmadım. Aklım fikrim Gezi'de olunca tek satır bile okuyamıyorum ki. Yine de Idefix'in 23 Haziran'a kadar sürecek indirim kampanyasını görünce dayanamayıp aklımdaki cicikleri aldım ve yesyeni bir kitap kulesine kavuştum böylece.

İşte yeni okunacak kitaplarım :

İngiltere'deki göçmenlerin trajikomik öyküsü

Domingo yayınladı ise eyidir

Domngo yayınladı ise eyidir

Dedektif kedi Francis seri kedi cinayetlerini çözecek mi?

Yaşasın İskandinav polisiyesi

Bir kedi yeter, ayrıca kitabın içinden çok şeker kedi Bob ayracı fışkırdı.

Eski bir çocuk yurdunda karanlık bir macera. Kapağı müthiş.

Şehrin altındaki karanlık yaşam ve Neil Gaiman

Küçük besleme ve hanımım. Kölelik zamanında beyaz bir hizmetçi kızın öyküsü.

Büyücü dedektifin maceraları, üç kitap set yarı fiyatına çok uygun şu anda





Kitapların geldiği kutuyu boşaltıp bir kenara bıraktım. Bir de baktım bir kedi yakalamışım:)


20 Haziran 2013 Perşembe

Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları

Şükran Yiğit, İletişim Yayınları

Doli, Kaş'ta doğmuş büyümüş yakışıklı mı yakışıklı bir Akdeniz kedisi. Bu kitap onun ve o dönemde efsane olmuş tüm Kaş kedilerinin kitabı. Tosun Bey'in, Paçavra'nın, Çikin'in, Gizem'in, Hayrettin Amca ve Dolores'in, Güzel Romedyos ile Viyan'ın hikayesi var Doli'nin hatıralarında. Ve o kedilerin hepsi gerçek, Kaş'ta yaşamış bir kuşak onlar, hepsinin fotoğrafı süslüyor bu küçük, harikulade kitabı.

Doli mi? Doli çoktan bir efsane.

Çok sevdim, ağladım. Siz de alın, okuyun, kedileri çok sevin olmaz mı?


Öyle durgun, sıcak saatler vardır ya,
Hani kararmış tahtalar, nikel, bakır
Işır karanlık odalarda, kanarya
                   Susar kedi, uyur, yazdır.
OKTAY RIFAT




18 Haziran 2013 Salı

Kedi Mektupları

Oya Baydar, Can Yayınları

Okuduğum en güzel kitaplardan biriydi Kedi Mektupları. 1980 darbesinin ardından yurtdışına kaçmış; hasretlik çeken, evlat acısı çeken devrimci bir grup arkadaşın kedilerinin birbirlerine koku yoluyla yazdıkları mektuplardan oluşuyor kitabımız. Kedicikler koku mektuplarını beyin paçalarına, hanımın çantasına bırakıyorlar karşı taraftaki kediye ulaşsın diye. Bazı yaramaz oğlanlar mektupları vücutlarında, ponponlarına yakın yerlerde getirmekten çekinmiyorlar. Mırtav ayı geldiğinde ise mırnavlaşmak lazım. Yavru edinmek lazım.

Ah, ne güzel bir kitap bu anlatamam size. Nina, Kirli, Gece, Yoldaş, Artur... O küçücük kedi kalpleriyle sahiplerinin hayatlarındaki trajediyi anlamaya çalışan kedilerin mektuplarını ve hikayelerini okurken ağlamamak elde değil. Çok, çok sevdim. Kedisever ve insansever herkese tavsiyemdir.




17 Haziran 2013 Pazartesi

Fang Ailesi (The Family Fang)

Kevin Wilson, Domingo Yayınları

Caleb ve Camille Fang, performans sanatçıları. Yani misal, alışveriş merkezine gidip olay çıkartıyorlar ya da sahte bir nikah töreni düzenliyorlar ve böylece olan bitenden habersiz bizler de, sanatı gerçekleştiği yerde deneyimlemiş oluyoruz.

Çocukları olunca onları da performansa dahil etmeye başlar Caleb ve Camille. Fakat Annie ile Buster bu performansları kaçıkça bulmaktadırlar, büyüyüp ilk fırsatta evden uzaklaşır, kendi hayatlarına bakarlar. Ne var ki, kurdukları hayatlar çökünce baba evine geri dönecekler ve hepsi tekrar bir araya gelecektir.

Domingo'nun yayınladığı her kitabı koşa koşa gidip alıyor ve bir çırpıda okuyorum. Fang Ailesi'ni de bir kaç saatte okudum. Haftalar önce, direniş başlamadan evvel son okuduğum kitaplardandı. Akıcı ve kolayca okunabilen bir roman. Çocukların bağımsızlıklarını kazanıp kendi ayakları üzerinde durma savaşlarını da anlatıyor diyebiliriz. Ama bana pek bir şey ifade etmedi açıkçası Fang Ailesi. Bu kitap için kopan yaygarayı anlamadım kısacası.









29 Mayıs 2013 Çarşamba

Sisters Kardeşler (Sisters Brothers)

Patrick DeWitt, Domingo Yayınları


Charlie ve Eli Sisters kardeşler, vahşi batıda namları yürümüş kiralık katillerdir, esrarengiz Bay Commodore'un emrinde çalışırlar. Yeni görevleri Hermann Kermit Warm'ı öldürmektir. Warm, altına hücumun en heyheyli dönemini yaşayan Kaliforniya'daki arayıcılardan sadece biridir. Kardeşler, Oregon'dan dıgıdık dıgıdık yola çıkarlar. Tabii yol boyu başlarına gelmeyen kalmaz. Yolun sonunda da başka sürprizler onları beklemektedir.

Harika bir roman Sisters Kardeşler. Olayları bize kardeşlerin küçüğü ve vicdanlısı Eli anlatıyor. Gayet Tarantinovari bir tarzı var Eli'yın (dolayısıyla yazarın:) . Adamlar meşhur psikopat katiller, haliyle birilerini vurup öldürmek, kan, kin, vahşet bunların hayatının normali. O yüzden de sakin sakin, gayet olağanmış gibi okuyoruz bizimkilerin kanlı maceralarını. Eli bu arada bize içini de döküyor, meğersem o bu işlerden kurtulup bir dükkan açarak; tezgahtarlık yapmak istiyormuş aslında.


Çok sevdim Sisters Kardeşleri. Western film sevmem ama bu romana bayıldım.





24 Mayıs 2013 Cuma

Kader'in Peşinde

Mehmet Murat Somer, Can Yayınları

Bir Hop-Çiki-Yaya polisiyesi.

Son Hop Çiki Yaya kitabımı, elimden geldiğince beklettim, okumadım. Sonunda yeter atık diyerek elime alınca da, bir çıpıda bitiriverdim.

Gündüzleri hacker, geceleri gay club işletmecisi travesti dedektif kahramanımız; bu macerada, önceki romanlardan tanıdığımız Gönül'ün yardımına koşuyor. Gönül'ün kara yağız tüpçü sevgilisi Ercan'ın karısı Kader ortadan kaybolunca polis cinayet şüphesiyle Ercan'ı içeri almıştır. Ercanım katil olamaz diyen Gönül ise çareyi kahramanımıza koşmakta bulmuştur. Bizimkinin başında başka dertler de vardır; kulüpteki kızlardan Müjde'nin belalısı Hayrettin,karısını boşamış; Müjde ameliyat olsun evlensinler diye tutturmuştur. Müjde asla ve kata çükünü kestirmeye yanaşmayınca da silahla kulübü basar. Beri yandan cadaloz müzik eleştirmeni Belinda, tehdit mesajları almaktadır ve hepsi kahramanımızdan yardım istemektedir.


Çok zevkli bir okuma, herkese tavsiye ediyorum.



22 Mayıs 2013 Çarşamba

Tatlı Bela (Beautiful Disaster)

Jamie McGuire, Yabancı Yayınları


Abby üniversiteli, kendi halinde cici güzel bir kızdır. Bir gece bodrumlarda yapılan gizli dövüşlerden birinde, baştan aşağı dövmeli ve tabii çok yakışıklı, seksi, zeki vs vs Travis ile karşılaşır. Bizim anlamadığımız sebeplerden Travis, Abby'ye anında körkütük aşık olur böylece iyi kız-yaramaz oğlan aşk hikayesi ile karşı karşıya buluruz kendimizi.

Okuduğum en pespaye, en banal, en sefil kitap bu idi herhalde. Hani fanfiction diye bir şey var, millet oturup favori film, roman vs kahramanları hakkında kendi hayali hikayelerini yazıyorlar. Ben bu kitaptan daha düzgün fanfiction'lar okudum! Alacakaranlık bunun yanında Savaş ve Barış gibi kaldı. Beyaz Dizilerin bile bir kalitesi var, bunda o da yok.

Paranıza yazık etmeyin, uzak durun.



20 Mayıs 2013 Pazartesi

Senden Önce Ben (Me Before You)

Jojo Moyes, Pegasus Yayınları

Yüzlerce yıllık bir şatonun eteklerine kurulmuş ufak İngiliz kasabasında genç bir kadın yaşar. 26 yaşında, renkli elbiseler ve çizgili çoraplar giymeyi seven Lou; ailesiyle beraber oturmakta, küçük hayatından memnun görünmektedir. Çalıştığı kafeterya kapanınca acil iş bulmak zorunda kalır ve 35 yaşındaki felçli Willl'e bakıcılık yapmayı kabul eder. Bir zamanlar karizmatik ve adrenalin düşkünü bir iş adamı olan Will, geçirdiği trafik kazasından sonra felçli kalmış ve hayattaki tüm umudunu yitirmiştir. Görmüş geçirmiş Will ile basit ve neşeli Lou; arkadaş olurlar. Lou, Will'e gülme sebebi vermektedir. Will ise Lou'ya hayatını değiştirme azmi kazandıracaktır.

Güzel kapağı ve Amazon'daki bol yıldızlı tavsiyelere kanarak bu kitabı aldım. Konusu bin kere izlediğimiz filmlere benziyor. Hatta en başta çok sevdiğim Ayrılık Şarkısı'ndan mı esinlenmiş diye düşünmedim değil. Aslında bir sürü benzer hikayeden esinlenerek rahatlıkla okunan, dokunaklı bir hikaye yazmış Jojo Moyes. Tekerlekli sandalye ile hayatın içine karışmanın aslında ne denli zor olabileceğini (olmayan rampalar, tekerleklerin saplandığı kum zeminler vs) anlatan kısımları da önemli buldum.

Olaylar ağırlıklı olarak Lou'nun ve zaman zaman öyküdeki diğer karakterlerin ağzından anlatılmış. Kitabın Türkçe çevirisini hiç sevmedim. Pratik hatalarla dolu. Yine de hikaye kendini okutuyor. Hatta sonunda ne olacak diye gayet hızlı okudum..  Duygusal bir roman okumak isteyenlere önerilir.





18 Mayıs 2013 Cumartesi

Cehennem (Inferno)

Dan Brown, Altın Kitaplar


Dan Brown'un son romanı müthiş pazarlama taktikleri ile çılgınlar gibi pompalanırken, ben de bu reklam rüzgarına kapılarak kendimi kitap çıksın diye gün sayarken buldum? Tam Özal çağı, reklamlar çağı çocuğuyum değil mi? Yazarın bir önceki romanı Kayıp Sembol'ü sevmemiştim. Mason Biraderlerin bir çuval para döküp tanıtım için Dan'e bu romanı yazdırdıklarını düşünmüştüm. Cehennem ile yazar eski dünyaya ve Rönsans'ın kalbine dönüş yaptığı için, yine de yeni kitabın daha güzel olacağını düşünerek heyecanlanıyordum.  Bu arada çıkan haberler, sadece seçilmiş bir kaç ülkeden çevirmenin Londra'da bir yere hapsolup 45 günde kitabı kendi dillerine tercüme ettiklerini anlatıyordu. İlginç olan bu grupta Türk çevirmenlerin de bulunmasıydı. Kitap Türkiye'de; Amerika ile aynı gün, 14 Mayıs'ta yayınlanacaktı. Türkiye'de Dan Brown, misal Fransa'dan veya Rusya'da daha mı fazla okunmaka idi? Hayretler içindeydim.

Nihayet Mayıs'ın 14'ü geldi, akşam iş çıkışı koşa koşa eve en yakın D&R'a gittim, kitabı elime aldım ve resmen şoke oldum. Arka kapakta Ayasofya'nın resmi vardı! Kitabın bir kısmı canım şehrim Istanbul'da geçiyordu! Kapaktaki bilgiye göre maceranın büyük finali Istanbul'da yaşanıyor ve esrar burada çözülüyordu.

Eve adeta koşarak geldim, o gece 150 sayfa; ertesi gece bir o kadar daha okudum. Perşembe gecesi ise bir buçuğa kadar oturup kitabı bitirdim.

Cehennem bence öyle ahım şahım, harika bir kitap değil. Da Vinci Şifresi ile Melekler ve Şeytanlar'ın nefes nefese okunan heyecanlı atmosferi, bulmacalarla dolu Indiana Jones benzeri maceraları yok burada. Ama kitabın finalinde tüm canlılığı, kaotizmi ve curcunası ile Istanbul kitaba damgasını vuruyor! Kitabın en güzel yeri Istanbul'da geçen finaliydi bence.

Kahramanımız Robert Langdon son hatırladığında Massachusetts'dedir, gözlerini açtığında ise kendini Floransa'da ufak bir hastanede bulur. Kafasından vurulmuştur, son iki günü hatırlamamaktadır, peşindeki kirpi saçlı, motorlu, dövmeli bir kadın onu öldürmeye çalışmaktadır (Dan Brown, Lisbeth Salander'den mi etkilendi acep?)  Langdon, genç ve güzel doktor Sienna'nın yardımıyla hastaneden kaçar. Emektar Harris Tüvid cekedinin hiç bilmediği gizli cebinde tuhaf bir alet bulur, bu alet Dante'nin İlahi Komedya'da anlattığı Cehennem'im bir tasvirini gizlemektedir ve Robert'in, nedenini anımsamasa da, bu tasvirdeki sırları çözmesi gerekmektedir.

Robert Langdon yanında yine genç bir kadınla, tarihi mekanları geziyor. Bu sefer Floransa, Venedik ve Istanbul sırların bekçiliğini yapıyorlar. Fakat Harvardlı Simgebilim Profesörü olarak tanıdığımız kahramanımızın aynı zamanda Sanat Tarihi (bu anlaşılır)  ve dahi Edebiyat (bunu bilemedim) konularında da üstün bilgisi olduğu ortaya çıkıyor. Kitap boyu bilgilerini konuşturuyor sürekli. Daha doğrusu Dan Brown bizi bilgi bombardımanına tutuyor ve bu sefer misal Da Vinci Şifresi'ndeki gibi değil; kahramanlarımız bildiğin koşa koşa kötü tiplerden kaçarlarken, aksiyonun ortasında durup bize binanın tarihçesini, Dante'nin modern edebiyat üzerindeki etkilerini, İlahi Komedya'nın satırları arasında gizli manaları uzun uzun anlatıyor ve bu bilgileri okumak güzel de olsa; kitabın atmosferini mahvediyor bence. Macera kitabından ziyade Lise 1 ders kitabı tadı var bu kitapta.

Istanbul ise ayrı bir alem. Yazarın şehrimizden bahsetme tarzını sevdim. Allah, ne babalamış ne övmüş sormayın. Yoksa bizimkiler de mi para yedirdi Dan'e kitabında Istanbul'u tanıtsın diye? Aslında burası kitabın başrolünde olmalıydı ya, neyse.  Sonuçta kitap sayesinde şehrin bir sürü insanın ilgisini çekeceği kesin. Dediğim gibi kitabın bu kısmını çok sevdim.

Sonuçta başarısız bir roman bence Cehennem. Dan Brown yeni kitap çıkartırsa hala alıp okurum ama ilk iki Robert Longdon macerası gibi heyecanla, ağzımın suları aka aka okuduğum başka bir romanı olur mu bilemem.

Olmamış, orta verdim. otur!

***Not : Altın Kitaplar cinlik yapıp, İlahi Komedya'nın Cehennem kısmını bastı geçenlerde. Ama ona para vermeyin, ben size, muhteşem Rekin Teksoy çevirisi ve harikulade baskısı ile ile Oğlak Yayınları'nın kutulu 3 kitaplık setini öneriyorum. Yıllar önce babam hediye ettiğinde Cehennem'i okumuştum. Gerçekten çok etkileyici idi. Araf'ta sıkılınca kitabı yarım bıraktım ama olsun. En güzeli Cehennem zaten:)



14 Mayıs 2013 Salı

Gölün Kıyısında (Crow Lake)

Mary Lawson, Domingo Yayınları


Bazen daha okumaya başlar başlamaz, "bu ne güzel kitapmış" dersiniz, benim için Gölün Kıyısında tam da böyle bir kitaptı.

İki erkek iki kız dört kardeş: Luke, Matt, Kate ve Bo; Kanada'nın kuzeyinde, göllerin kıyısındaki evlerinde yaşıyorlar. Gölün hayatlarındaki anlamı büyük, özellikle Matt ve onu taparcasına seven Kate için. İkisi saatlerce göl kenarında yatarak tabiatı incelemekten bıkıp usanmıyorlar. Matt doğaya hayran ve Kate'e aynı şekilde çevreye bakmayı ve görmeyi öğretiyor. Luke, en büyükleri, herkes serseri olacağını düşünürken öğretmen okulunu kazanıyor. Bo ise minik, sarı saçları kafasında hep dimdik duran ve inatçı bir bebek. Ne var ki insan hep çocuk kalmıyor, hayat hep göl kenarındaki gamsız saatler gibi sıcak ve sevgi dolu değil.

Kitabın anlatıcısı 27 yaşındaki Kate, bize çocukluğunun hayatını en etkilemiş olan senesinden bahsediyor. 20 yıl önce kardeşleri ile başlarına gelenleri ve beraber atlattıkları o zorlu kışı; tek okulu ve bir tane bakkalı olan küçük çiftçi kasabasındaki hayatları; komşuları Pye ailesinin Kate'in ve kardeşlerinin hayatını değiştirecek tarihçesini öğreniyoruz. O küçük kasaba ve kasaba ahalisi; çiftçilerin zorlu koşullarda çalışarak sürdürdükleri yaşamları o kadar canlı ve gerçek ki, etkilenmemek elde değil. Bir senede 4 kardeşin başlarına gelenler ürkütücü de olsa abartı değil. Yazar melodrama kaçmıyor, kitabın aynen arka kapakta yazdığı gibi kontrollü bir duygusallığı var.

Aile ve en önemlisi  kardeşler, kardeş sevgisi ve büyümek hakkında harikulade bir kitap. Su gibi akıp gitti, ben çok sevdim.


12 Mayıs 2013 Pazar

Yatak (Bed)


David Whitehouse, Domingo Yayınları

Hiçbir şey yapmamak, bazen her şeyi değiştirir.


İki sene önce, önce o harika Çoluk Çocuk'u ardından da beklenmedik On Bir'i okuduktan sonra Domingo Yayınları'nı sıkı takip etmek gerekiyor demiştim. Gerçekten çok ilginç ve zevkle okuduğum kitaplar yayınlıyorlar ve favori yayınevim gibi bir şey oldular.

Yatak, başına buyruk ve sıradışı Malcolm'un hikayesini, küçük erkek kardeşinin ağzından anlatıyor. Küçük kardeşin adını hiç bilemiyoruz. Yazarımız bir röportajda, kardeşe bilerek isim vermediğini; çünkü onun tüm hayatını Malcolm'un gölgesi altında yaşadığını söylüyor.

Malcolm ufaklığından itibaren sisteme karşı çıkan bir çocuk, istemediği şeyleri yapmak zorunda kalmamak için soyunuveriyor, ailesi yerin dibine geçerken o, çırılçıplak ortalıkta koşuşturmaktan hiç mi hiç çekinmiyor. Büyüyünce ise, neden ona dayatılan planı yaşamak zorunda olduğunu sorguluyor. Neden herkes işe girip çalışmak, evlenip fatura ödemek, üreyip çocuk sahibi olmak zorundadır ki? Sonunda bu ortalama ömürden geriye ne kalacaktır? Hayatın ne anlamı vardır? Eğer yapman gereken şeyi yapmıyorsan, o hale hiç birşey yapmaya da gerek yoktur.

Böylelikle Malcolm, 25 yaşında, bir daha kalkmamacasına yatağına yatar. Ailesinin bütün dünyasını değiştirecektir bu şekilde.

Malcolm'un kardeşi hikayesini bugünden, yataktan kımıldamayan 600 kiloluk obez adam ile başlıyor anlatmaya. Sonra geri dönüşlerle çocukluk yıllarından bahsediyor. Her iki zaman dilimini de merakla takip ediyoruz.. Malcolm'u yatağa yatıran geçmişini ve yatakta geçen bugününü sular seller gibi yutarak okuyoruz adeta.

İnsan hayatı, aile, sevgi ve aşk üzerine sarsıcı bir kitap.




6 Mayıs 2013 Pazartesi

Boş Koltuk (The Casual Vacancy)

J.K. Rowling, Doğan Kitap


Ben Harry Potter gibi bir efsane yaratmış olsam, herhalde bir daha oturup kitap yazmaya cesaret edemezdim. Ama Jo Rowling neden özel biri olduğunu bu şekilde gösteriyor. Harry'nin son macerasının yayınlanmasının üzerinden 5 sene geçtikten sonra, onunla uzaktan yakından alakası olmayıp merkezdeki karakterinin adını da fütursuzca Barry koyduğu romanı göğsünü gere gere yayınladı Jo Rowling.

Gerçekten, kapakta başka bir yazarın adı yazılı olsa, ben de Radikal Kitap ekinde konuyu okuyunca sıkıntıyla pöfler ve kitabı almayı düşünmezdim bile. Konu alabildiğine lokal. İngiltere kırsalında ufak Pagford kasabasının sevilen vatandaşı Barry Fairbrother şak diye düşüp ölünce, kasaba meclisinde bir koltuk boşalıyor. Kasabadaki aileler arasında boş koltuğu kapmak için sessiz ve derinden bir savaş başlarken, ailelerin ergen çocukları okulda ve sokalarda kendi mücadelelerini veriyorlar. Kitapta, dışarıdan masalsı bir yer gibi görünen kasabanın kokuşmuş, çıkarcı içyüzü ile ergenlerin yaşamı; Barry'nin ölümünün bireyler üzerindeki etkisi, başabaş anlatılmış. Yani yetişkinlerin ikiyüzlülüğü ile gençlerin problemleri üzerine bir roman diyebiliriz. Adeta bir ergen destanı, Boş Koltuk.

Kitabın başından itibaren kasabanın zengin-fakir çeşit çeşit aileleri ile tanışıyoruz. Her birinin gelmişini geçmişini, derdini tasasını öğrenip iyice tanışıyoruz bu insanlarla. Olaylar kesintisiz şekilde bu karakterlerin bakış açılarından anlatılıyor, her birinin hikayesine ortak oluyoruz. Kaçınılmaz olarak, meclis üyeliği için çekişmeler devam ederken, bütün hikayeler birbiriyle kesişiyor. Ve mükemmel finalde her şey yerli yerine oturuyor.

Aslında Jo Rowling, daha çok yeniyetmelerin etrafında dönen bir hikaye yazabilirmiş, o zaman daha evrensel olurmuş romanımız. Kasabanın belediye meclisi mevzusu bizimle uzaktan yakından ilgisi olmayan, oldukça yerel bir konu. Fakat kadın öyle bir yazmış ki, anlattığı bütün karakterler şıp diye gözümün önünde belirdi, hepsini görmüş kadar oldum; o kasaba otobüse binsek gidecekmişiz kadar gerçek. Sanırım olaylardan çok bireylerle ilgili, hatta psikolojik bir roman diyebiliriz Boş Koltuk'a fakat, bir an bile sıkılmadan, başından sonuna kadar kesintisiz okuyup bitirdim. Sular seller gibi akıcı geldi kitap bana ve bittiğinde nefis bir edebiyat tadı bıraktı bende.

Umarım, Jo Rowling'in gelecek kitabı için 5 sene daha beklemeyiz, daha çok yıllar boyunca, uzun uzun romanlar yazar. Kadının sayfalar üzerinde dünya yaratmakta üstüne yok. İster Harry Potter'ın fantastik dünyası, ister günümüzün can acıtacak denli gerçek ve sefil dünyası olsun. Rowling'in o akıcı, damaktan yağ gibi kayıp giden edebiyatını okumak büyük zevk bence.