26 Haziran 2016 Pazar
Barış Makinesi
Özgür Mumcu, April Yayıncılık
Özgür Mumcu'yu severim, yazılarını da Cumhuriyet'te takip ediyorum. O yüzden bu kitap için de çok ümitliydim ancak hiç beğenemedim. Hatta günlerce elimde süründü, bitirmem vakit aldı. Başlangıçta güzeldi ama sonradan çok dağıldı konu, bir türlü kafamda toparlayamadım.
24 Haziran 2016 Cuma
OZ (OZ : Dorothy of Kansas)
Adam Fawer, April Yayıncılık
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Oz Büyücüsü'nünün hikâyesini ve bu kitaptan uyarlanmış Judy Garland'ın oynadığı müzikal filmi hepimiz biliriz. Adam Fawer'in romanında bu hikâyenin ters yüz edilmiş bir versiyonunu okuyoruz. Dorothy yine bir hortuma tutulup kendini Oz Diyarında buluyor ve sarı yoldan giderek büyücüye ulaşmaya çalışıyor. Ama Oz Diyarı o denli farklı ki! Bu kitaptaki Oz, dünyamızın çarpıtılmış, paralel bir versiyonu. Renkler bile ters yüz olmuş, Çimenler kıpkırmızı, kan yeşil. Gökyüzü pembe, güneş mor. Yazarımız bu dünyayı kusursuz anlatıyor, öyle ki renk cümbüşünden başımız dönüyor adeta. Ve her dönemeçte, hikâye bildiğimiz akışında ilerlerken bir o kadar da farklılaşıyor. Bildiğimizi zannetiğimiz maceranın aslında ne denli farklı yaşandığını gördükçe afallıyoruz.
Adam Fawer Oz Büyücüsü'nü almış, bu hikâyenin aslı budur dercesine çok daha kanlı, yabanıl, ürkütücü, renkli ve sapkın yeni bir hikâye yazmış. Bence harikulade bir okuma deneyimi idi, o rengarenk dünyada kendimi kaybettim, kitap bittiğinde hortuma yakalanmış Dorothy gibiydim.
Algan Sezgintüredi'nin enfes çevirisi ile bu senenin en sevdiğim kitaplarından biri oldu OZ.
19 Haziran 2016 Pazar
Zenda Mahkumu (The Prisoner of Zenda)
Anthony Hope, Altın Bilek Yayınları
Çeviri : Zuhal İnal Baycılı
Zenda Mahkumu gayet klâsik bir hikâye anlatıyor bize. Kahramanımız genç Rudolf Rassendyll, Ruritanya'nın taç giyecek kralı Rudolf'a tıpatıp benzemektedir. Ruritanya'da seyahat ederken kral ve maiyetiyle karşılaşır. Kralın kuzeni prens Michael, kralı bir komplo ile esir ederek Zenda kalesine kapatır. Kralın sadık adamları Rudolf'u kral rolüne girip taç giymesi için ikna ederler. Kahramanımız, kralın sözlüsü Prenses Flavia'ya âşık olur ama ona gerçekleri söyleyemez ve kralı Zenda'dan kurtarmak için tehlikeli bir maceraya atılır.
Kılıç şakırtılı tarihi maceraları sevenler için birebir. Kitabın David O.Selznick tarafından yapılmış çok eski bir film uyarlaması da var.
12 Haziran 2016 Pazar
Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu (A Lupita le gustaba planchar)
Laura Esquivel, Can Yayınları
Çeviri : İnci Kut
Laura Esquivel'in Acı Çikolata'sı, çok sevdiğim kitaplardan biridir. Ondan beridir de yeni bir romanına rastlamamıştım. Lupita'yı ve güzelim kapağını görünce hemen alıp okudum tabii ama maalesef kitap hayal kırıklığı yaşattı.
Kahramanımız Lupita'dan hiç hoşlanmadım, sürekli kendine acıyan, kazara çocuğunu öldürmüş, alkolik, zaman zaman uyuşturucu kullanan bir polis Lupita. Koruması altındaki politikacı öldürülünce bazı sorular sormaya başlıyor, başı belaya giriyor. Sonunda müthiş bir aydınlanma yaşayarak kendiyle barışıyor falan filan.
Hiç sevmedim:(
7 Haziran 2016 Salı
Pir-i Lezzet
Saygın Ersin, April Yayıncılık
Saygın Ersin'in Yedi Kartal Efsanesi serisinin ilk kitabı Zülfikar'ın Hükmü'nü okuyalı beş sene olmuş. Beş senedir bendeki etkisi azalmamıştır bu kitabın. Hâlâ sevdiğim insanlara tavsiye ederim, özlemle serinin devamını beklerim. Kadim Anadolu efsaneleri ile İstanbul'un tarihi muammalarını bir potada eriten bu eşsiz kitabın devamını ise okuyamadık nedense.
Saygın Ersin'in yepyeni bir kitapla geri döndüğünü öğrenince çok sevindim tabii. Tanıtım yazısını okuyunca "yemek tarifi kitabı mı bu yoksa?" diye merak etmedim de değil. Kitapçılarda bir türlü bulamadığım Pir-i Lezzet'i nihayet Haydarpaşa Garında düzenlenen Kadıköy Kitap Şenliği sayesinde edinebildim ve iki günde okuyup bitirdim.
Kitabımız, 17.yüzyıl başlarında, şehr-i şirin İstanbul'un bir paşa konağında, esrarengiz bir aşçıbaşının düzenlediği ziyafetle açılıyor Aşçıbaşının esrarlı bir kudreti var ve yemekleriyle insanlar üzerinde bir takım etkiler yaratabiliyor. Her nasılsa kendini Topkapı Sarayı'nın dillere destan Matbah-ı Azam'ında bulan aşçıbaşımızın sırrını tabii ilerleyen sayfalarda öğreneceğiz.
Ama önce Topkapı Sarayı'nın içine gidiyor, Dünya'ya hükmeden bu kudretli saraydaki gündelik hayatın parçası oluyoruz. Ustaları, kalfaları, acemi oğlanları ile saray mutfağı capcanlı karşımıza geliyor. Harem'i, Enderun'u, Hasoda'sı ile saray hayatının inceliklerini, saray adetlerini ve geleneklerini kitabın hikâyesine harmanlanmış şekilde su gibi okuyoruz. Saygın Ersin, mutfaktan yola çıkarak bize sayfalarında Topkapı Sarayını yaşatıyor.
Bu esnada esrarengiz aşçıbaşımız boş durmuyor tabii, kendisi bizzat döktürmekte, biz de ağzımızın suları aka aka, bu lezzet ustasının elinden saraya giden yemeklerin inceliklerini okuyoruz. Hangi birini şuracığa bırakayım, karar veremedim gerçekten.
"Ocaktaki tencereden mutfağa mis gibi bir kavurma kokusu yükselmeye başlayınca, Aşçıbaşı kıyılmış soğanlarla birlikte ateşin başına gitti. Suyunu iyice çeken etler tencerenin dibinde keskin keskin cızırdıyordu. Aşçıbaşı soğanları tencereye attıktan sonra hızlıca tezgâha gidip, elinde koca bir kaşık sadeyağ ile geri döndü. Kavrulmuş etler halis yağ ile buluşunca şenlik başlamış, tencereden şiddetli nağmelerle birlikte hafif yanık, soğanlı ve kaygan bir koku da yükselmeye başlamıştı. Artık ne sadece kavurma, ne sadeyağ, ne de soğana aitti bu koku. Artık başka bir şeydi. Üç kokunun, üç lezzetin birleşimiydi ama üçü gibi de değildi."
Kitabın ilerleyen kısımlarında ise geçmişe dönerek Aşçıbaşı'nın nasıl usta olduğunu öğreniyoruz, bu kısımların atmosferi Binbir Gece Masallarını aratmıyor. Kahramanımız diyar diyar gezerken, o coğrafyalara biz de gidiyor, kâh yıldız haritası çıkartıyor kâh çekişe çekişe baharat pazarlığına tutuşuyoruz.
Harika bir kitap Pir-i Lezzet, çok sevdim. Bir an bile düşmeyen temposu, son derece özenilmiş tarihi detayları ve zengin diliyle müthiş bir tarihi fantazi. Saygın Ersin asla hayal kırıklığına uğratmıyor.
5 Haziran 2016 Pazar
Osmanlı Cadısı
Barış Müstecaplıoğlu, Doğan Kitap
Osmanlı Cadısı iki paralel öykü üzerinden gidiyor. Biri geçmişte, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, bir kaptan-ı deryanın denizde bulup kurtardığı, sonra da aşık olduğu genç kızın hikayesi. beriki ise günümüzden yüzyıllarca sonra, geleceğin distopik İstanbul'unda esrarengiz bir baş ağrısından muzdarip Kemal'in hikâyesi.
Gelecekteki İstanbul tasviri tüyler ürpertici.yeşil alan kalmamış, insanlar mega kule denen devasa binalarda tüm hayatlarını geçiriyorlar. Burada yazar inandırıcı bir dünya kurmuş diyebilirim.
Yine de biraz daha uzun olmalıymış sanki kitap, aceleye gelmiş gibi hissettim. Çok sevdiğimi söyleyemem.
23 Mayıs 2016 Pazartesi
Ritmatist (The Rithmatist 1)
Brandon Sanderson, Doğan Egmont Yayıncılık
Çeviri : Deniz Başkaya
Çok hoşuma giden bir alternatif dünyada geçiyor bu roman. Steampunk öğeleri ile bezeli bu atmosfer umarım serinin ilerleyen kitaplarında daha yoğun yer alır. Tabii biz o bölümleri okuyabilir miyiz orası meçhul. Yine de çok keyifli bir okumaydı.
Ritmatist denen ve çizgilere hükmeden ustalar dünyayı ürkütücü yaratıklara karşı savunmaktadırlar. Dünyaya gelen çocuklar doğuştan Ritmatist ya da değildir. Joel de ritmatist seçilmeyen ama her nasılsa bu konuda çok becerikli bir çocuktur. Akademinin yaşlı hocasını kendine ders vermeye ikna eder ve ritmatistlerin dünyasına adım atar.
Ben çok hoşlandım bu kitaptan.
8 Mayıs 2016 Pazar
Levana (Bir Ay Günlükleri Kitabı)
Marissa Meyer, Artemis Yayınları
Çeviri : Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Levana, Ay Günlükleri serisinde bir ara kitap. Asıl seriye ek diyebiliriz, yani seriyi okurken bunu atlasanız da olur. Ben seriyi çok sevdiğim için fazladan bir tane daha okuyayım dedim ama çok da bayıldığımı söyleyemem.
Ay Kraliçesi Levana'nın çocukluğuna giderek ne olup bittiğini, bu kadının nasıl bu denli psikopata dönüştüğünü öğreniyoruz bu kitapta ama diğer kitaplar gibi güzel değil bu ara bölüm.
Levana'nın sihri olmadan nasıl göründüğünü öğrenmek isteyenler okuyabilir.
7 Mayıs 2016 Cumartesi
Bedel (Green on Blue)
Elliot Ackerman, April Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Afganistan. Orta Asya'da dağların arasına sıkışmış bir ülke. İngilizlerle savaşmış, Rusya tarafından işgal edilmiş, Taliban'ın elinde hayatı kararmış bu ülke halkının yaşadıklarına en çok Khaled Hosseini'nin Bin Muhteşem Güneş ve Uçurtma Avcısı kitapları ile tanık olmuştuk.
Bedel bizi Afganistan dağlarındaki savaşın en içine götürüyor. Kitabın anlatıcısı, kahramanımız genç Afgan delikanlı Aziz, Taliban saldırısında sakatlanan abisinin intikamını, yani geleneksel olarak hak ettiği bedelini almak için Taliban'la savaşan Amerikan güdümündeki bir Afgan birliğine katılıyor. Birlikteki her delikanlı aslında bir bedel uğruna katılmış savaşa. İçlerinden sadece Aziz zamanla savaşın nasıl da danışıklı dövüş olduğunu anlayacaktır, ama bu çarkın içine girmekten başka yol da göremez.
Savaşın ikiyüzlülüğü ve Afganistan'ın kaderine dair çarpıcı bir roman Bedel. Kitabın orijinal ismi "Green on Blue" çevirmenimizin alamet-i farikası dip notlardan öğrendiğimize göre "dost güçler tarafından saldırıya uğramak" mânâsında kullanılıyormuş. Kitabın isminin bunun yerine Bedel olmasını çok yerinde buldum. Peştun geleneğindeki bedel alma hadisesi etrafında dönüyor zira hikâyemiz.
Kitabın kapağı da çok sade ve etkileyici.
"Mobiletler, cep telefonları ve birkaç çatıda boy gösteren ev yapımı çanak antenler başka, daha modern dünyaların ulaklarıydı. Ama bu ilerleme, sahte bir ilerlemeydi. İlerleyeceğimiz mesafeyi değil, savaş her şeyi mahvettiğinde gerileyeceğimiz mesafeyi ölçmeye yarıyordu."
1 Mayıs 2016 Pazar
Horrorstör
Grady Hendrix, Zodyak Kitap
Çeviri : Feyyaz Şahin
Horrorstör, enteresan tasarımıyla illa ki ilgi çeken bir kitap. Kitabın tamamı bir IKEA kataloğunu hatırlatacak şekilde dizayn edilmiş. Kitapta olaylar zaten IKEA'nın çakması ORSK isimli bir mağazada geçiyor. Mağazada tuhaf işler dönmeye başlayınca, bir grup çalışan geceyarısı mesaisine kalıp neler olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Sonra gelsin kan banyosu.
Kitabın bölümleri arasında mobilya reklamları görmeye devam ediyoruz. Ama dikkat, ilk reklamlar bildiğimiz kanape, masa tarzı eşyalarken, olaylar geliştikçe korkunç işkence aletlerine evriliyor bu reklamlar. Bu da hoş düşünülmüş bir detay.
Hava kararınca okumalık bir kitap.
Eve Dönmenin Yolları (Formas de volver a casa)
Alejandro Zambra, Notos Kitap
İspanyolca'dan çeviren : Çiğdem Öztürk
Çok güzel bir kitap, Eve Dönmenin Yolları. Kahramanımız çocukluğundan bölük pörçük anıları anlatırken, şimdiki zamanda çocukluk aşkının peşinden koşuyor ve bir roman yazmak için çabalıyor. Ama o çocukluk yıllarının şiirselliğini o denli güzel hissettiriyor ki, hayran oldum. Su gibi akıp gidiyor kitap, çok sevdim.
Kitap altı çizilesi cümlelerle dolu:
"Aslında anne babamızın bir tipi olmaz. Çünkü onlara doğru dürüst bakmayı asla öğrenmeyiz."
"Şimdi son yıllarda yaptığım en iyi şeyin sürüsüne bereket bira içmek ve bazı kitapları kendimi adayarak, tuhaf bir sadakatle, sanki içlerinde bana ait bir can, kadere dair bir iz varmışçasına yeniden okumak olduğunu düşünüyorum."
"Okumak yüzünü kapamaktır. Yazmaksa yüzünü göstermek."
"Pek bilmiyordum ama en azından şunu biliyordum: kimse kimsenin adına konuşamaz. Çünkü her ne kadar bir yabancının hikâyesini anlatmak istesek de eninde sonunda hep kendi hikâyemizi anlatırız."
"Bir kitaptan bize göre olmadığını anladığımızda vazgeçiyoruz. O kitabı okumayı o kadar çok isteyince yazmak boynumuzun borcu diye düşünüyoruz. Birinin çıkıp da okumak istediğimiz kitabı yazmasını beklemekten yorgun düşmüşüz.
30 Nisan 2016 Cumartesi
Bonzai (Bonsai)
Alejandro Zambra, Notos Kitap
İspanyolca'dan çeviren : Çiğdem Öztürk
Minik ve çok güzel bir kitap. Çevirinin de şahane olduğunu söylemeliyim. Çok sevdim.
Bonzai, Julio ve Emilianın hikâyesiyle yoğrulan ufacık ve zarif bir roman, tıpkı bonzailer gibi. Onların birliktelikleri yalnızca cinsel ya da duygusal değil, aynı zamanda edebi. Her gece sevişmeden önce birbirlerine şiirler, romanlar, öyküler okuyorlar. Falubertin Madame Bovarysinden Yukio Mişimanın Altın Tapınakına, Perecin Uyuyan Adamından Raymond Carverın öykülerine...
Ağaçların Özel Hayatı (La vida privada de los árboles)
Alejandro Zambra, Notos Kitap
İspanyolca'dan çeviren : Çiğdem Öztürk
Ağaçların Özel Hayatı, Verónica’nın resim kursundan dönmeyişiyle başlıyor. Öğretmen ve pazar günü yazarı Julián’ın önce küçük Daniela’yı uyutmak için anlattığı doğaçlama hikâyeler olarak. Bekleyiş uzadıkça Julián hikâyeleri istemsizce kendi hayatlarına döndürüyor. Anımsayışlarla, çağrışımlarla, gözlemlerle ve bunlardan yaratılmış bir gelecekle, Daniela’nın geleceğiyle dolu özel hayatlar Verónica’nın yokluğuyla şekilleniyor, her sözcüğünde onun dönüşünü bekliyor.
Pıt diye okunan, kısa bir metin.
“Kitap o dönene ya da Julián onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor.”
Intermezzo
Fikret Adil, Sel Yayıncılık
Kitap 1955 senesinde yazılmış ve 1930'ların Istanbul'unda geçen yasak aşk öyküsünü anlatıyor. Tabii dili biraz eski moda. Fakat şehrimizin o yıllarına merakınız varsa hoşça zaman geçirebilirsiniz bu kitapla. Beni en çok şaşırtan Sarıyer'deki havalimanı oldu. Şaka değil, 1930'larda Büyükdere'den Yunanistan'a deniz uçağı seferleri düzenleniyormuş.
25 Nisan 2016 Pazartesi
BUGÜN BİZE KİM GELDİ
Sezgin Kaymaz, April Yayınları
Sezgin Kaymaz'ın yeni kitabının bir hikâye kitabı, isminin de "Bugün Bize Kim Geldi" olacağını öğrendikten sonra heyecanlı bekleyiş başlamıştı. Nihayet April Yayın, kitabın raflara olacağını duyurduğu vakit ise, bekleyiş sabırsızlığa dönüştü.
Gelgelelim, geçen hafta İzmir'de Tüyap Kitap Fuarı düzenlenmişti ve kitap öncelikle fuara gitmiş; İstanbul'daki kitapçılara dağıtılmamıştı henüz. Perşembe günü iş seyahatine çıkmadan kitabıma kavuşmayı o denli çok istiyordum ki, sonunda pek sevgili April ekibi, "ofisimize gelin, kitabımızı hediye edelim" deyince dünyalar benim oldu! Tin tin ofisten kaçıp bulduğum ilk taksiye atlayarak April'e geldim ve sevgili Nazlı Berivan Ak bana 2 tane birden "Bugün Bize Kim Geldi" hediye etti. Yeni bir Sezgin Kaymaz kitabına her kavuştuğumda yaptığım gibi, sevinçten zıp zıp zıpladım. Ve tabii o akşam eve gelir gelmez okumaya başladım kitabı. Seyahate giderken, otelde ve dönüş yolunda olmak üzere üç kere okudum öyküleri.
Kitabımızda sekiz hikâye var, Sezgin Kaymaz kitabı bir kere daha mektupkardeşlerine adarken; onlarla (bizlerle) paylaştığı hikâyeleri gün yüzüne çıkartıyor. Bence, hiç olmadığı kadar kendini su yüzüne çıkartıyor bu kitapta Sezgin Kaymaz. İnanılmaz bir açıklık ve cesaretle kendini anlatıyor, bu denli açık kalpli ve yürekli oluşuna hayran kaldım açıkçası.
Kitaptaki hikâyeler Sandık Odası'ndaki gibi uzun uzun, çok zevk alacaksınız okurken.
-Yanlış Anlama Ömer Faruk
-Sen Söylemezsen Ben De Söylemem
-Tercüme Sanattır
-Sokakta Köpekler Evlenir : Bir saat güldüm, üç kere okudum yine güldüm. Sezgin Kaymaz kapıp koyvermiş, harikulade.
-Tanrım, Kötü Kullarını...
-Ben Çok Sinirliymişim
-Bugün Bize Kim Geldi : En çok koyan bu, sebebi var.
-Sevgili Mektupkardeşim
Sevgili Sezgin Kaymaz. Bizim olduğun için, yazdığın için, hikâyelerini bizimle paylaştığın için sonsuz teşekkürler!
Ne bir ses ne bir soluk, iş bitince çekip gitti hep roman kahramanları, o kadar özledim.
Bir de gitmeyenler vardı.
Mektupkardeşlerim.
Yazdık, cızdık, ağladık, gülüştük sayfalar dolusu.
Buradaki hikâyeleri paylaştık... ve dostluğu, içtenliği, dürüstlüğü.
Gözünüz kahraman görsün; benim en fantastik kahramanlarım onlar.
Hiçbirini özlemeyeceğim, çünkü hiç gitmeyecekler.
İyi ki varlar,
Ne güzel varlar...
Bir kere daha
Mektupkardeşlerime...
17 Nisan 2016 Pazar
Mezbaha 5 (Slaughterhouse-Five)
Kurt Vonnegut, April Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Pıt diye okuduğum ve en sevdiğim Vonnegut kitabı Mezbaha 5 oldu. Keşke daha uzun olsaydı dedim. Sayfaların arasından Bay Rosewater'ın çıkagelmesi ise çok hoşuma gitti.
Kurt Vonnegut, Batman'deki Joker'in iyi kalpli ikizi gibi. Beyne şerbet dökerken, kalbe kezzap saçıyor! Tüm zamanların en büyük savaş karşıtı romanlarından Mezbaha 5'te, Dresden bombardımanı merkezinde bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.
Billy Pilgrim beceriksiz bir zaman gezgini; nereye gideceğini kontrol edemiyor ve seyahatleri eğlenceli falan geçmiyor. Hayatının hangi kısmında kendini oynayacağını önceden bilemediğinden, sürekli sahne korkusu çektiğini söylüyor. Billy Pilgrim bir savaş esiri. Güzel ve yaşanabilir bir kentin mahvına tanık oldu. Tanıdığı biri, başkasına ait bir demliği aldığı için vuruldu Dresden'de. Bir diğeri, şahsi düşmanlarını savaştan sonra kiralık katillere öldürteceği tehdidini sahiden savurdu.
Unutmayın: Hepsi yaşandı bunların. Aşağı yukarı. En azından savaş kısımları gerçek.İnsanlığın merkezine yapılan bu zaman yolculuğu, hayatın anlamını arayan fakat bulmaya korkan herkes için benzersiz bir rehber.
15 Nisan 2016 Cuma
Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (God Bless You, Mr Rosewater)
Kurt Vonnegut, Can Yayınları
Çeviri : Sinan Fişek
Eliot Rosewater'la tanışın: müthiş varlıklı Rosewater Vakfı'nın vârisi ve başkanı, gönüllü itfaiyeci, bilimkurgu hayranı. Kendisi milyon dolarları elinin tersiyle iterek insan doğasına dair soylu bir deneye başlamak için kolları sıvadı. Acaba avukatlık bürosunda çalışan uyanık genç, onun deliliğini tescil ettirip vakfın kontrolünü elinden alana kadar başarılı olabilecek mi? Belki Kurt Vonnegut külliyatının vazgeçilmez karakteri, yazar Kilgore Trout'un yardımıyla...
Okudum ama çok anlayamadm, birinin bana Kurt Vonnegut'u anlatmasına ihtiyacım var. Bu adamı kavramak istiyorum dostlar.
10 Nisan 2016 Pazar
Siyah Bira
Vassilis Danellis, Labirent Yayınları
Yunancadan Çeviren : Mustafa Fotumacı
Kahramanımız Andreas, Atina sokaklarında gitar çalarak geçinmeye çalışan, ekseri bir bira parasını zor toplayan, sadece gitarını seven depresif bir genç. Bir gece sokakta gösteriler yapan Lazaros ile barda karşılaşıyorlar. Lazaros fütursuzca para harcıyor, bir sürü bira ısmarlıyor Andreas'a. Ertesi gün bir takım olaylar sonucu Andreas kendini morgda, Lazaros'u teşhis ederken buluyor. Üstelik kimi kimsesi olmadığından, cinayet değil intihar denerek kimsesizler mezarlığına gömülecek Lazaros. Bunun üzerine Andreas kendi imkanları ile katili aramaya koyuluyor.
Güzel bir acemi hafiye romanı Siyah Bira. Yine gayet sıradan, hatta toplumun dışlanan, gariban kesiminden bir kahramanımız var; kendince insanları sorguya çekip ipuçları peşinden koşarak olayı aydınlatmaya çalışıyor. Atmosfer çok tanıdık, Atina vr insanların genel haleti ruhiyesi de gayet bizden. Hiç yabancı bir şehirde hissetmedim kendimi, sanki Istanbul'da, Kadıköy'de, Şile'de filan dolaşıp duruyordu Andreas.
Keşke kitapta birazcık, azıcık mizah unsuru bulunsa idi. Benim zevkime göre Andreas fazlaca karamsar ve depresif. İyimser hiç bir şey yok hikayede. Belki olayların Mart soğuğunda, pek fena havada geçmesi de böyle hissetmeme neden olmuştur.
9 Nisan 2016 Cumartesi
Cadıbostanı Cinayeti
Esra Türkekul, Mylos Kitap
O güzelim Kapalıçarşı Cinayeti'ni okuyalı üç sene olmuş. O denli keyifli bir polisiye kitaptı ki, anımsadıkça sanki dün okumuşum gibi hâlâ gülümsüyorum, özellikle de Berna'nın halka açık yerlerde kakasını yapan adi insanlar hakkındaki yorumuna:)
Açıkçası Kapalıçarşı Cinayeti'ni bitirir bitirmez Berna'nın yeni bir macerasını okumak istemiştim. Sonsuz bekleyişimiz nihayet sona erdi ve artık enikonu dedektifliği ilerletmiş becerikli kahramanımıza kavuştuk.
Berna depresyondan çıkmış, hatta azıcık kilo vermiş ve pek isabetli bir kararla viskiye dadanmış. Aferin kız! Evinin hemen ilerisinde, Caddebostan sahilinde bir ceset bulunduğunu işitince, içinde bulunduğu amaçsız boşluktan sıyrılmak için bunu fırsat biliyor ve kendi başına katili bulmak üzere harekete geçiyor. Kitabımız pek hoş şekilde, senin benim gibi sıradan bir kadının dedektifliğe soyunursa vakayı nasıl araştırabileceğini gösteriyor. Herhangi bir polis desteği ya da bilgisayar uzmanlığı, iz sürücülük gibi yeteneklere sahip dedektiflik bürosu elemanları olmadan, Bernacık akıl yürüterek ve tabana kuvvet delil peşinde koşarak katili bulmak için uğraşıyor. Tabii yine Berna'nın, dolayısıyla yazarımızın o pek samimi ve son derece eğlenceli dilinden okuyoruz bu serüveni.
Berna'nın ilk kitapta evde olmayan tombiş teyzesi de ev ahalisine katılmış bu kitapta ve pek tatlı cadı bir tip olmuş. Saha ajanı olarak harikaydı:) Cinayet silahı ise bana Katilin Şeyi kitabını anımsattı. 40 yıl düşünsem böyle bir şey aklıma gelmezdi:)
Bayıldım, son derece eğlenceli, nefis bir polisiye Cadıbostanı Cinayeti. Bu kitabı okumak için ilk macerayı okuma şartı yok, hikayeler tamamen birbirinden bağımsız. Ama ben Kapalıçarşı Cinayeti'ni de mutlaka okumanızı öneririm. Esra Türkekul'un samimi ve esprili anlatımına bayılacaksınız.
"Estağfurullah, anne yarısı ne demek, sen anne iki katısın teyzeciğim."
"Su ve sabunun en az iki yüz metre mesafedeki umumi helada olduğu bu ortamda, çiğ tavuk etindeki bakteri popülasyonunun süratle ürediğini gözlerimle görmüş kadar oldum."
"Yetişkin bir kadın olarak, cinsel cazibemle hitap ettiğim yegâne kitlenin birkaç yıl sonra çişini tutamayacak olması böğrüme bir hançer gibi saplansa da bu düşünceleri aklımdan kovaladım."
"Ben de abazayım ama onun gibi ağlak değilim. Kardeşim sen de kendini alkole vursana, her düşünceli insan gibi. Neden milletin beynini yiyorsun?"
3 Nisan 2016 Pazar
Kedi Beşiği (Cat's Cradle)
Kurt Vonnegut, April Yayınları
Çeviri : Ekin Uşşaklı
Kahramanımız John, ki kendini Jonah diye çağırmamızı tercih ediyor; bir zamanlar Dünyanın Sona Erdiği gün diye bir kitap yazmak için malzeme toplayama başlamış. Kitabında atom bombasının patladığı gün önemli insanların ne yaptıklarını dil getirecekmiş. Araştırmalar yaparken atom bombasını yaratan Dr Hoenikker'in çocuklarına ulaşır, biri hariç. Frank Hoenikker, San Lorenzo Cumhuriyeti denen kayalık bir ada ülkesinde yaşamaktadır.
tesadüf bu ya, Jonah'a bir dergi San Lorenzo hakkında makale yazması için sipariş verince, kahramanımız kendini Bokononculuk dininin doğduğu memlekette buluverir ve Frank ile karşılaşır.
Tuhaf tiplerle dolu, dini, devleti, toplumu hicveden bir kitap. Dili çok akıcı. Ben bu tarz mizahtan pek haz etmiyorum, o yüzden çok sevmedim.
2 Nisan 2016 Cumartesi
Ay'da 172 Saat (DARLAH : 172 timer pa manen)
Johan Harstad, İthaki Yayınları
Çeviri : Ezgi Dikici
Hemen söyleyeyim, gayet tırt bir kitap. Güya Nasa Ay'da üs kurmuş, hem de 1969'da; şimdi bu üsse geri dönmeye bahane olsun diye 3 tane ergen seçip çocukları uzaya fırlatıyorlar.
Hey yavrum hey, uzaya çıkan astronotların senelerce nasıl eğitim gördüklerini düşünürsek, kitap zaten burada saçmalamaya başlıyor. Yine de enteresan olabilir diye okudum ama sevmedim. Anlatımı da çok yüzeysel.
26 Mart 2016 Cumartesi
Kayıp Kızın Hikâyesi (Storia della bambina perduta)
Elena Ferrante, Everest Yayınları
Çeviri : Eren Yücesan Cendey
Dördüncü Kitap : Olgunluk,Yaşlılık
Lenu'nun kaleminden okuduğumuz hikayenin son bölümünde; kahramanlarımızın olgunluk dönemini izliyoruz. Mahalledekilerin, Lenu'nun ve Lila'nın hikayeleri sona eriyor artık. Seri bir roman olduğu için ne yazsam bilemiyorum. Yazacağım her şey "spoiler" sayılacak o yüzden susayım.
Kitabı okuduktan sonra yazara hayran kaldığımı belirtmemde sakınca yok. Tam 4 ciltte bize içiçe geçmiş iki yaşamı anlattı. Olağanüstü akıcı, renkli ve samimi anlatımıyla 4 kitabı sular seller gibi okuttu. Ben üçüncü kitapta birazcık Lenu'ya kızıp sürekli anlattığı bunaltıcı evlilik yaşamından sıkılmıştım. Belki Lenu'nun biraz daha az hikayede yer alması buna sebepti. Halbuki son kitapta Lenu kızlarını alıp Napoli'ye geri dönüyor ve Lila ile tekrar bir araya geliyorlar. Bu yüzden kitaptan yine serinin en başındaki gibi keyif aldım.
Çok güzel kitap.
20 Mart 2016 Pazar
Mucize (Wonder)
R.J. Palacio, Pegasus Yayınları
Çeviri : Berna Sirman
Kahramanımız August (Auggie) Pullman, genetik bir bozukluk sebebiyle yüzünde feci bir deformasyonla doğmuş. Yani yüzüne bakmaya korkuyor herkes, gözleri aşağıda, kulakları yok gibi, çenesi tuhaf vs. Auggie'nin dediği gibi : "Aklınıza ne geliyorsa muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur." Onu gören çocuklar korkudan çığlık atarak kaçıyorlar yanından.
Auggie çok cesur davranarak, 5.sınıfta mahallesindeki okula gitmeyi kabul ediyor. Kitabın hikayesini; Auggie'nin, ablasının ve arkadaşlarının bakış açılarından okuyoruz. Bu benim için hoş bir sürpriz oldu, kitabın başarısının bir sebebi de bu diye düşünüyorum. Yani sadece Auggie'nin yaşadığı zorlukları değil; onunla bir ömür geçiren ablasının hislerini, arkadaş olmaya çalışan çocukların bakış açılarını da okuyabiliyoruz.
Pek duygulu ve samimi buldum Mucize'yi. Çok sevdim!
19 Mart 2016 Cumartesi
Gökyüzü Çocukları (Rooftoppers)
Katherine Rundell, Domingo Yayınları
Çeviri : Duygu Dalgakıran
Harikulade bir kitap Gökyüzü Çocukları. Üstelik Domingo bu kitaba çok özenmiş, karton kapaklı ve şömizli; çocukluğumun Armağan Çocuk Klasiklerini anımsatan bir baskı yapmış. Böylece hem içeriğiyle hem de görüntüsüyle sizi mutlu eden bir kitap yayınlamışlar.
Kitabımız okyanusta bir deniz kazası ile başlıyor. Kazazede Charles Maxim, denizden minik bir kız çocuğu kurtarıyor : Sophie. Sophie'yi evine götüren Charles, kızı sınırsız özgürlük ve kitap sevgisi ile büyütüyor. Sophie 12 yaşına geldiğinde, yetkililer kızı Charles'dan alıp yetimhaneye koymaya karar verince, kahramanlarımız Paris'e kaçıyorlar ve Paris çatılarında Sophie'nin annesini arıyorlar.
Charles'ı ve Sophie'yi çok seveceksiniz. Kitap ise tam mânasiyla klasik bir çocuk romanı, bayıldım.
"Sevgi ve cesaret, aynı şeyi anlatan iki ayrı kelime."
"İnsan en ufak bir ihtimal pırıltısını göz ardı etmemeli."
"Sadece cılız zihinler gökyüzünü sevmez."
Kadınlar (Mujeres)
Eduardo Galeano, Sel Yayıncılık
Çeviri : Süleyman Doğru
Eduardo Galeano adeta dünya tarihinin hikâye anlatıcısı, yeryüzünün belleği. Bu kitabı aslında bir derleme, diğer kitaplarından özellikle kadınlar hakkındaki hikâyeleri toplamış. Geçmişten bugüne, tarihte iz bırakmış ya da adı sanı duyulmamış ama kalbinize iz bırakacak kadınları anlatıyor Galeano. Dili yine sapsade ve lirik. Süleyman Doğru'nun çevirisi pek lezzetli.
Sırada Latin Amerika'nın Kesik Damarları var.
18 Mart 2016 Cuma
Glow
Ned Beauman, Domingo Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Ned Beauman'ın başka bir kitabını okuyup da sevmediyseniz Glow'u da okumayın bence. Ben daha önce Işınlanma Kazası'nı okumuş ve sevmemiştim. Bu tarz bir mizahı anlamıyorum herhalde. Daha klasik anlatım şeklini tercih ediyorum sanırım. Yine de, Domingo ne basarsa alıp okurum gibi bir yaklaşımım var, bu yüzden Glow'u da okudum. Hatta canım Sittirella'cığımdan doğum günü hediyem idi Glow:) Çok hevesle başladım ve sıkıla sıkıla bitirdim maalesef kitabı.
Fakat bir daha Ned Beauman mı, ASLA!
7 Mart 2016 Pazartesi
Tespih Ağacının Gölgesinde (Go Set a Watchman)
Harper Lee, Sel Yayıncılık
Çeviri : Püren Özgören
To Set A Watchman ilk çıktığında İngilizcesini alıp okumuştum meraktan. Tabii Püren Özgören'in harikulade Türkçesi ile Sel Yayıncılıktan çıkan kitabı da okumasam olmazdı.
Öncelikle kitabın Türkçe ismine bayıldığımı söyleyeyim. Daha güzel bir isim bulunamazdı herhalde. Kitabın kendisine gelince, düşüncem değişmiş değil. Güzel kısımları var, özellikle Jean Louise'in hâlâ Scout olduğu günlere dair anıları kitabın en sevdiğim yerleri idi. Bunun dışında asla Bülbül'ün şiirselliğine sahip değil bu kitap. Bülbül'ü tekrar tekrar okuyabilirim ama Tespih Ağacı'nı bir daha okur muyum bilmem.
Kategori:
atticus finch,
dram,
güney,
ırkçılık,
scout,
sel yayıncılık
6 Mart 2016 Pazar
Bay Y'nin Sonu
Scarlett Thomas, April Yayınları
Çeviri : Kıvanç Güney
Kahramanımız bir sahafta tesadüfen bulduğu kitaptaki formülü uygulayarak paralel evrene seyahat ediyor. Oldukça meraklı görünen konu bana göre dalgalı bir şekilde anlatılıyor kitapta. Yani zaman zaman çok sıkıcı, zaman zaman da gayet meraklı. Bu merak hissiyle sonuna kadar okudum. Sonunda okumasam da olurmuş bu kitabı dedim.
2 Mart 2016 Çarşamba
Kutsal İnek (Holy Cow)
David Duchovny, April Yayınları
Çeviri : Algan Sezgintüredi
David Duchovny, bizim The X-Files dizisindeki Ajan Fox Mulder olarak tanıdığımız aktör. Oturmuş, akıllı bir ineğin ağzından eğlenceli bir roman yazmış. İşte o roman bu.
Elsie Bovary, Kuzey Amerika'daki bir çiftlikte yaşayan mutlu, besili bir inek. Günün birinde yanlışlıkla çiftçinin televizyonunu izliyor ve seyrettiği programda insanların inekleri nasıl kesip biçip yediklerine şahit oluyor. Feci bir buhran geçiren kahramanımız,yine televizyon izleyerek kendince bir çözüm buluyor: İneklerin kutsal sayıldığı Hindistan'a kaçacak ve mezbahadan kurtulacak!
Elsie, kaçış planını hazırlarken, domuz Jerry ile hindi Tom da inek kardeşimize bu macerada eşlik etmeye karar veriyorlar. Jerry'nin derdi, domuzun yasak olduğu İsrail'e kapağı atmak. Tom ise Türkiye'de kral muamelesi göreceğinden emin. Böylece üçü çiftçinin kredi kartını çalıp şenlikli bir maceraya dalıyorlar.
İncecik bir kitap, Kutsal İnek. Ben bir Pazar akşamı, o en sıkıcı, boğucu saatte okudum ve yüzüm güldü. Eğlenceli, hafif, tatlı bir kitap. Ve mesajını alabildiğine iyimser veriyor bize:
"Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibindeki hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi...
Hepimiz biriz.
Hepimiz kutsalız.
Mö."
Kindred Spirits
Kahramanımız Elena, Star Wars ile büyümüş bir kız. Hayatında hep var olmuş orijinal üçleme. Dolayısıyla, The Force Awakens gösterime gireceği zaman günler öncesinden sinema önünde kuyruğa giriyor. Aslında coşkulu bir kalabalıkla birlikte müthiş eğlenerek bekleyeceğini zannederken sadece 3 kişilik bir hayran tayfasıyla, soğukta titreyip gazoz şişelerine işemeye çalışarak geçiyor günler. Tabii laf lafı açıyor, muhabbet derinleşiyor, gösterim günü yaklaştıkça heyecan artıyor.
Rainbow Rowell'i Eleanor & Park isimli güzelim romandan tanıyoruz. Bu novella da bir harika. Bana The Force Awakens'ın geceyarısı gösterimine gittiğim zamanki heyecanı yaşattı:)
Halk Plâjı
Kemal Tahir, İthaki Yayınları
Halk Plâjı'nı Kemal Tahir, geçinmek için ayda bir roman yazmak mecburiyetinde olduğu yıllarda, Samim Aşkın mahlasıyla kaleme almış. Yani adamcağızın hiç ara vermeden, boşluk bırakmadan haldır haldır kitap yazması gerekiyormuş. O yüzden belki daha derinleştirilebilecek bir mevzuyu, yüzeysel, kısaca anlatıp geçmesi gerekmiş.
Bu kısa haliyle bile kitabımız bizi 1950'lerin Istanbuluna götürüyor ve o günlerin bakış açısı hakkında fikir edinmemizi sağlıyor. Romandaki tipler ve plâjın canlı, cıvıl cıvıl hali gayet gözümüzün önünde canlanıyor. Yine de çok sevdiğimi söyleyemem Halk Plâjı'nı.
Sebebi de şu, kitaptaki bütün tipler olumsuz. Sevilecek tek Allahın kulu yok. Artık gerçekçi olmak kaygısından mıdır, bütün adamlar haydut, namussuz, terbiyesiz; bütün kadınlar kızışık, kocasını aldatıyor, yoksa da sevici.
Kitabın ilk basımındaki kapağı ile yayınlanması hoş olmuş. Ama yani okumasam da olurdu.
21 Şubat 2016 Pazar
İlik (Marrow)
Tarryn Fisher, Aspendos Yayınları
Çeviri : Görkem Mercan
Yazarın Siyah Damar kitabını bende epey merak uyandırmıştı; oldukça akıcı, gerilimli ve sert bir tarzı var bu yazarın. İlik kitabını rafta görünce aldım ve okurken gerçekten etkilendim.
İlik'te, sefil varoş bir mahallede, fahişe annesiyle yaşayan şişman ve alımsız Margo bize öyküsünü anlatıyor. Karşı komşu kötürüm delikanlı Judah, Margo'nun içine düştüğü çıkmazda adeta tünelin ucundaki ışık, umut oluyor kıza. Derken olaylar beklenmedik şekilde gelişiyor. Ama Tarryn o denli doğal dile getirmiş ki bu akışı, "yok artık" demek aklımın ucundan geçmedi okurken. Evet, bu olmalıydı, normali buydu diye düşündüm.
Çok çarpıcı bir kitap, Tarryn de yeni favori yazarım:) Bir de Siyah Damar'da çeviri sıkıntılıydı, bu kitapta ise gayet düzgün. O yüzden gönül rahatlığı ile 4 yıldızı çaktım Goodreads'de:)
Yazarın dilimizde yayınlanmış diğer kitaplarını da okuyacağım (Fırsatçı serisi)
Orman Kitabı (The Jungle Book)
Rudyard Kipling, İthaki Yayınları
Çeviri : Gökçe Yavaş
Küçükken okuduğum çocuk klasiklerinden Korkusuz Kaptanlar'ı çok severdim. Rudyard Kipling'in bir diğer klasiği Orman Kitabı'nı ise biz Orman Çocuğu Mogli diye bilirdik. İthaki'nin güzel bir kapakla yayınladığı Orman Kitabı'nı görünce işte dayanamadım ve hemen alıp okudum.
Kitap, Kipling'in doğduğu Hindistan'ı masalsı bir dille anlatan hikayelerden oluşuyor. Bunlar fabl denen hikayeler aslında, hayvanların dilinden anlatılıyor serüvenler.
İlk hikaye işte meşhur Mowgli'nin öyküsü, kaplanın saldırından kaçarken kaybolan Mowgli bir kurt ailesinin mağarasına sığınıyor ve kurt kardeşleri ile cangılda yaşamaya başlıyor. Ayı Baloo küçük Mowgli'ye ormanın kanununu ve hayatta kalmanın yollarını anlatırken, panter Bagheera küçük kardeşe gece avlanmanın inceliklerini gösteriyor.
Bundan sonraki iki hikaye de Mowgli hakkında. Daha sonra ise bir beyaz fokun, harika bir firavun faresinin ve fillerin hikayelerini okuyoruz. Son hikayede ise askeri bir kampta geçit töreni yapmak için sabahı bekleyen hayvanlar deveden korkunca gece uykuları kaçıyor ve hararetli bir sohbete girişiyorlar.
Kitabı okurken hayvanlar birbirine "iyi avlar" dilediklerinde resmen nostalji dalgasının altında kaldım. Hatırladım ki, ben yıllar yıllar evvel bu "iyi avlar" lafını çok severdim, "güç seninle olsun" gibi bir şeydi benim için. Epey kullanırdım bu lafı.
Çok güzel bir kitap.
Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri (Oscar Wilde and the Candlelight Murders)
Gyles Brandreth, Sel Yayıncılık
Çeviri : Ahu Sıla Bayer
![]() |
| Oscar Wilde |
Kitabımız 1889 senesinde Viktorya dönemi Londrasında geçiyor. meşhur ve nevi şahsına münhasır yazar Oscar Wilde, hayran olduğu genç Billy Wood'un cesedini bulunca cinayeti çözmeyi kafasına koyuyor. O dönemde Arthur Conan Doyle ise Kızıl Dosya isimli ilk Sherlock Holmes macerasını yayınlamış, Oscar tanışıp dost olduğu Arthur'a ve kahramanı Sherlock'a duyduğu hayranlıkla aynen Sherlock gibi ipuçlarını takip etmeye başlıyor.
![]() |
| Arthur Conan Doyle |
Kitabı Robert Sherard'ın yazdığı bir hatırat gibi kaleme almış yazarımız. Aslında Sherard da gerçek biri, Oscar Wilde'ın dostu ve biyografi yazarıymış. Bu kitapta ise ona düşen Oscar'ın Mon Ami Hastings'i ve sevgili Watson'ı olmak.
![]() |
| Robert Sherard |
Bu kitaba bayıldığımı söylememe gerek yok herhalde, 19.yüzyıl Londrasında Oscar Wilde ile Arthur Conan Doyle beraber cinayet davası soruşturuyorlar. Atmosfer harika, Oscar büyüleyici bir kişilik, kitabı okumak büyük zevkti doğrusu.
Bu kitabı yazar bir seri olarak devam ettirmiş ama diğer serüvenler ülkemizde basılmamış ne yazık ki. Ah keşke devamı da basılsa idi. bense bu kitabı ta 2012'de Tüyap Kitap Fuarından almışım. 4 sene sonra okuma sırası gelmiş, bu kadar seveceğimi tahmin etmemişim herhalde, ne bileyim.
Nefis bir kitap, klasik polisiye tadında.
14 Şubat 2016 Pazar
Terk Edenler ve Kalanlar (Storia di chi fugge e di chi resta)
Elena Ferrante, Everest Yayınları
Çeviri : Eren Yücesan Cendey
Üçüncü kitap : Ara Dönem
Napoli romanlarının üçüncüsünü şaşılacak denli uzun sürede okuyup bitirdim. 10 gün filan sürdü okumam. İlk iki romanı şıp diye okumuştum halbuki. Bu üçüncü roman da ilk ikisi gibi gayet akıcı yine de ara vererek okudum.
Kitabın ilk kısmı Lila'nın çalıştığı fabrikada başına gelenleri ve İtalya'daki işçi sınıfının faşistlere karşı mücadelesini okuyoruz. Bu tema kitapta alttan alta sürekli devam eden bir motif zaten. Daha sonra kitabın ekseni Lenu'nun evliliğine evlilik yaşamına kayıyor. Üniversitede Latince profesörü olan kocasını tanıdıkça pek darkafalı ve bağnaz bir adam olduğunu anlıyor Elena. Anlıyor da evliliğin tutsaklığında yaşamaya devam edip iki de çocuk doğuruyor. Sanırım Lenu'ya kızdığım için ve kendisini tokatlayarak kendine getirmek istediğimden bu kısımlarda yavaşladı okuma hızım.
Yıllar geçiyor, yazarımızın kaleminden gayet doğal şekilde okuyoruz zamanın akışını. Lila mahalleye dönüyor ama artık fabrika işçisi değil, çok başarılı bir teknisyen. Elena ise beni bir kere daha delirterek kitap boyunca yaptığı hatalara bir tüy dikiyor.
Karakterlerin yaşadığına beni inandıran, capcanlı nefis bir roman. Artık son bir tane kaldı, dördüncü kitabı bekliyoruz bakalım.
Merhume
Murat Uyurkulak, April Yayınları
Okuduğum ilk Murat Uyurkulak kitabı idi Merhume. Yazarın dili çok yaratıcı, zengin. Oyuncaklı mı desem? Başta zevkle okuduğum bu dil sonlara doğru yordu beni.
Sürprizli bir hikayesi var kitabın. Hiç bahsetmek istemiyorum. Bir koldan Evren'in berikinden Hilmi ve Davut hafiyelerin öyküsü akıyor. Fantastik bir dünya çizmiş yazarımız. Haliç doldurulmuş mesela, üzerine kat kat binalar çıkılmış. Beyoğlu'nda büyük yangın çıkmış, Demirören ucubesi yağmalanıp yıkılmış. Ankara'da deprem olmuş, Aksultan enkazın altında bulunmamış. Bir sürü ince detayla dolu kitap, algınız açıkken okumak lazım o minik minik detayları kaçırmamak için.
Kitabın en başında, Agatha Christie polisiyelerinden aşina olduğumuz "kitaptaki karakterler", "eldeki ipuçları" ve "cevaplanması gereken sorular" kısmı çok hoşuma gitti.
Zevkli bir okuma idi ama bende "ovv gidip bütün kitaplarını okumalıyım" hissi yaratmadı açıkçası.
En aklımda kalan:
"Topuna koyim... Hakikaten iyilik diye bi şey olsaydı, adı iyilik olmazdı... İyilik diye bi kelimeye gerek kalmazdı... İnsanın tabiatına gömülü olurdu, otomatikman yapılırdı... İyilikmiş... Siktimminin iyileri..."
7 Şubat 2016 Pazar
Karanlık Barselona (La Mala Dona)
Marc Pastor, Esen Kitap
Editör : Algan Sezgintüredi
1911 senesinde, Akdenizin incisi Barselona kenti göçmenlerle gelen nüfus artışı ve savaşlarda verdiği kayıplarla baş etmeye çalışmaktadır. Bu keşmekeş içinde, kentin varoşlarında yaşayan fahişelerin çocukları kaybolmaya başladığında emniyet müdürü olayı dikkate almak istemez. Kadınlar korkudan polise şikayette bulunamazlar, eh, şikayet yoksa dava da yok demektir diye sıyrılır emniyet müdürü işin içinden.
Polisiye sever Komiser Moisés Corvo, düzenli ziyaret ettiği fahişelerden Barselona Canavarının çocuklarını kaçırdığını öğrenince, vicdanı olayı görmezden gelmesine engel olur. Ortağı Malsano ile kayıp çocukların peşine düşen Moisés; çok önemli insanlar tarafından korunan korkunç suçluyu yakalamak için emniyet amirinin emirlerine karşı çıkmayı göze alır.
Tüyler ürpertici bir polisiye Karanlık Barselona. Hikaye gerçekten yaşanmış bir olaydan esinlenmiş. Okuduğum en kötü, en yabani, en karanlık ruhlu katillerden biri anlatılıyor kitapta. Ne bileyim Hannibal Lecter'da bile bir nebze insancıllık, sevgi kırıntısı vardır değil mi? Enriqueta'da yok işte. Enriqueta Marti'nin yaptıklarını okurken zaman zaman kitabı kapatıp kenara bıraktım. Okumaya devam etmek için biraz bekledim, epey sarsıldım.
Kitabın atmosferi harika, 20. yüzyıl başlarında Barsolana'nın gözden çıkartılmış arka mahallelerini olanca kiri, kokusu, keşmekeşi ile gezdiğimi hissettim. Algan Sezgintüredi'nin alameti farikası dipnotları ise, o dönemin İspanyasını, ismi geçen ve tanımadığımız kişileri bize kısaca anlatarak romanın dünyasına girmemizi kolaylaştırıyor. Kahramanımız Moisés enfes bir karakter, polisiye kitap tutkusu, paraya düşkünlüğü, yine de para için bile bir noktayı aşmaması, çocuk istismarına göz yummayı reddetmesi ile kusurlu ve aynı zamanda harika bir karakter.
Kitabın anlatım tarzı da çok hoşuma gitti. Roman anlatıcısı, tıpkı Kitap Hırsızı'ndaki gibi, Ölüm. Ama anlatı sürekli Ölüm'ün gözünden de değil, yer değiştiriyor kitap boyu. Olayları Moisés'in, Enriqueta'nın hatta küçük çocukların gözünden takip ediyoruz ve yazarın yani roman anlatıcısının ortaya çıktığı kısımlarda Ölüm alıyor anlatıyı eline. Gerçekten çok başarılı buldum yazarın bu tarzını.
Okumaya cesareti olanlara, nefis bir karanlık polisiye.
![]() |
| Barselona Canavarı Enriqueta Marti |
31 Ocak 2016 Pazar
Yaban Kızlar (The Wild Girls)
Ursula K. Le Guin, Versus Kitap
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Bir filmde ya da bir kitapta bahsi geçen kitapları bulup okumayı çok severim. Misal Ezel dizisinde Ramiz Dayı'nın yaptığı alıntılardan etkilenerek sahaflarda bulduğum İki Şehrin Hikayesi... Yaban Kızlar da, iki sene önce okuduğum Katilin Şahidi'nde ismi esprili bir şekilde geçen kitaptı. O dönemlerdeki bir alışverişte almıştım. Sonra aradan aylar yıllar geçti, hala okumamıştım Yaban Kızlar'ı. Fakat kitaplıkta hangi bölmede olduğunu biliyordum. Kapağı çok hoşuma gidiyordu. Bir gün, kitabı hep durduğu yerde göremedim. Adeta sırra kadem bastı kitap. Arıyorum yok, dağınık ve kitap dolup taşan rafları karıştırıyorum, bulamıyorum.
Geçen akşam sonunda merakıma dayanamayıp birkaç rafı aşağı indirdim. Bir kitabım aklıma geldiğinde onu mutlaka görmeliyim, okumasam da. Kitap kaybetmeye katlanamam. Nihayetinde, Osmanlı polisiyelerinin içinden çıktı Yaban Kızlar.
Aslında bu küçücük kitapta sadece bir hikaye anlatıyor yazarımız bize. Kentte yaşayan bir halkın, göçebelerden yağmalayarak eve getirdikleri iki yaban kız kardeşin öyküsü çok sade ve çarpıcı. Kısacık bir öykü olduğu halde, Ursula bir kaç cümlede o dünyayı kuruyor, biz de Taçları, Toprakları ve Kökleri hemen tanıyoruz, o dünyanın içine çok rahat girebiliyoruz. Büyük yazar olmak da böyle bir hal herhalde.
Hikayeden sonra yazarın bir makalesi ve yazarla yapılmış bir söyleşi de var. Söyleşiyi pek keyifli buldum, zevkle okudum.
30 Ocak 2016 Cumartesi
İntihar Kulübü (The Suicide Club)
Robert Louis Stevenson, İthaki Yayınları
Çeviri : Aslıhan Kuzucan
İntihar Kulübü 3 hikayeden oluşuyor. Ama asında bu hikayeler birbiriyle ilintili ve asıl bir konu etrafında dönüyorlar. Bohemya Prensi Florizel ile sağ kolu Albay Geraldine, sisli Londra sokaklarında serüven ararlarken kendilerini İntihar Kulübünde buluyorlar. Eğer ölmek istiyor ancak kendinizi öldürmekten korkuyorsanız çözümü ayağına getiriyor bu kulüp. Her gece 2 kişi seçiliyor, bir katil bir maktul. Katil maktulü kaza süsü verip öldürerek intihar etme derdinden kurtarıyor.
Prens Florizel kulübü dağıtıp kulüp başkanını ortadan kaldırmayı amaç ediniyor. Biz de 3 hikayede olanı biteni okuyoruz.
Kitabı eski moda diye tanımlayabilirim. Karamanlar da olaylar da naftalin kokuyor. Eski usül gizem romanı okumak isteyenler sevebilir. Kitabın kapağı çok güzel, çok hoşuma gitti.
24 Ocak 2016 Pazar
Cress (Ay Günlükleri 3.Kitap)
Marissa Meyer, Artemis Yayınları
Çeviri : Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Sinderella ve Kırmızı Başlıklı Kız'dan sonra üçüncü kahramanımız Rapunzel ile tanışıyoruz bu kitapta. Aslında ilk kitapta ufak bir tanışıklığımız vardı. Ay insanı yeteneklerine sahip olmayarak doğan bir kabuk olan Cress, Ay Ülkesinin kraliçesi Levana'nın cadı büyücüsü Sybil tarafından bir uyduda hapis tutuluyor. Neyse ki casusluk yaptığı seneler boyunca boş durmamış, müthiş bir hacker olarak kendini yetiştirmiş Cress. Tabii Cinder, Scarlet, Wolf ve Thorne (burada kalpçiklerin fışkırdığını varsayın) Cress'i kurtarmaya çalışırken olaylar müthiş şekilde ters dönüyor ve grubumuz ayrılmak zorunda kalıyor. İki koldan devam eden maceralar gayet sürükleyici. Finalde ise Levana ile Kai'nin düğünlerini ertelemek için her şeyi göze alıyor kahramanlarımız.
Bu esnada Levana'nın da eli armut toplamıyor tabii, Ay Ülkesi ile Dünya arasındaki nihai savaş patlak veriyor sonunda.
Şimdi heyecanla dördüncü ve son kitap Winter'ı bekliyoruz. Winter hikayenin Pamuk Prensesi işte. İnternetten araştırdğıma göre, Winter 800 küsur sayfalık dev bir kitap olacak. Sanırım bu kalıplı kitaptan önce Levana'nın hikayesini anlatacak olan bir ara kitap okuyacağız.
Scarlet (Ay Günlükleri 2.Kitap)
Marissa Meyer, Artemis Yayınları
Çeviri : Deniz Arı
Tamirci ustası sayborg kahramanımız Cinder, kapatıldığı hapishaneden kaçmaya çalışadursun; biz yeni kahramanımız Scarlet ile tanışıyoruz. Kırmızı kapüşonlu tişörtü ve kızıl saçları ile Fransa'da büyükannesi ile yaşayan Scarlet'in hayatı; babaannesi kaçırılınca darmadağın oluyor. Sokak dövüşçüsü Wolf ile enteresan bir işbirliğine giren Scarlet, büyükannesini bulmak için Wolf ile serüvene dalıyor. Kitabın bu kısımları iyi hoş ama, Cinder'in hikayesi kadar ilgimi çekmediğini çok açık söyleyebilirim.
Scarlet Paris'e gidedursun, Cinder'in öyküsü harikulade şekilde ilerliyor. Yeni bir arkadaş ediniyor Cinder kendine : Kendini beğenmiş Kaptan Thorne. Bu şapşal ve sevimli karaktere bayıldım, hastası oldum:) Cinder ile Thorne'un atışmaları nefisti, ne bileyim bir Han Solo parodisi bile diyebilirim Thorne için. Okuması çok keyifliydi bu kısımları.
Sonunda kaçınılmaz olarak Cinder ile Scarlet'in yolları kesişiyor ve yola beraber devam ediyorlar.
Çok zevkli bir seri.
17 Ocak 2016 Pazar
Küller Şehri (Ölümcül Oyuncaklar 2.Kitap)
Cassandra Clare, Artemis Yayınları
Çeviri : Selim Yeniçeri
Orijinal İsmi : City of Ashes
Clary'nin annesi komada, babası karanlık Nefilim Valentine ise kötücül planlarına devam ediyor. Serinin ikici kitabında Valentine, ikinci ölümcül aracı da ele geçiriyor ve iblis ordusunu Gölge Avcılarının üzerine salıyor.
Seriye ait kitaplara genellikle çok açıklama yazamıyorum başını ya da devamını afişe etmemek için. Bu kitabı okuması yine zevkliydi ama özellikle finaldeki iblislerle nefilimlerin savaşı müthiş anlatılmıştı.
Devam edeceğim seriye.
10 Ocak 2016 Pazar
Bizans'a Yolculuk (Sailing Through Byzantium )
Maureen Freely, Everest Yayınları
Çeviri : Özge Çallı Spike
Kitabımız, 1960'ların başında ailesiyle Istanbul'a göçen Amerikalı küçük bir kızın gözünden bize şehrimizin o yıllardaki halini anlatıyor. Bir yanda eksantrik sanatçılarla bohem bir hayat beri yanda soğuk savaş korkusu devam ederken, Mimi'nin çılgın hayal gücüyle biz de bu dünyanın bir parçası oluyoruz. Okuması zevkli bir kitaptı ve severek okudum aa bir boşluk yarattı bende. Yani kitabın amacı neydi? Salt o kaybolan güzel Istanbul'u anlatmak mı yoksa küçük kızın kafasında kurup kendi kendine ödünü patlattığı nükleer savaş korkusu mu? Anlayamadım.
Yakın geçmişin Istanbul'unu merak ediyorsanız tatlı tatlı okunabilecek bir kitap.
Hafiyenin El Kitabı (The Manual of Detection )
Jedediah Berry, Siren Yayınlrı
Çeviri : Algan Sezgintüredi
Bu kitap hakkında ne yazayım bilemiyorum. hayatımda okuduğum en sıkıcı kitaptı. Sıkıntıdan ağladım diyebilirim. Uzak durun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















































