15 Şubat 2014 Cumartesi

Katilin Şeyi

Algan Sezgintüredi, Versus Kitap


Harika bir serinin ilk kitabı, Katilin Şeyi. Bana Leylak Dalımın tavsiyesi idi. Diğer tüm tavsiyeleri gibi buna da bayıldım. Sıradan okumaya başladım seriyi.

Şimdiye kadar seriden çıkan romanlar :

Katilin Şeyi
Katilin Meselesi
Katilin Uşağı
Katilin Şahidi.


Üçüncü kitaptayım bugünlerde. Pek lezzetli gidiyor. Hepsi bitince boşluk oluşacak bende, o kesin.


Efendim, kahramanlarımız, çocukluk dostları, 10 yaşından beri yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen Vedat ile Tefo. Aslında Tevfik ama kimde düzgün telaffuz edemediğinden Tefo dedirtiyor arkadaş kendine. Vedat, 2015 senesinde, 12 yıldır icra ettiği özel dedektiflik mesleğinde başına gelenleri yazmaya başlamış, bize de 2005'de başlayan maceralarını anlatıyor işte.

Vedat Kurdel, üniversite okumuş, 35 yaşında, ailesi ile yaşayan ve bir baltaya sap olamamış arkadaşımız. Anlattığı hayat bizim yaş grubuna pek yakın geliyor. Bizim hayatımızı yaşıyor işte diyoruz.  Kankası Tefo ise son derece zeki fakat liseden sonra okumamış, zehir gibi zekasını Kapalıçarşı'da turistleri kazıklayarak köreltirken; Tefo'nun babası, tüm teşkilatta herkesin sevip saydığı efsane komiser Nezih bey amca, yeni çıkartılan kanundan faydalanıp özel dedektiflik bürosu kuruyor. Gençler de büronun başına geçip esrarlı bir sarışının içeri girerek onları afili olaylara çekmesini bekliyorlar.

Acemi dedektiflerimiz, ilk büyük vakaları ile bizzat burun buruna gelerek karşılaşıyorlar. Bir akşam eve dönerken buldukları ceset, onları bir seri katil vakasının tam da göbeğine atıveriyor. Kendilerine has tarzları ve de Vedat Kurdel'in ironik üslubuyla katilin peşine düşüyor kahramanlarımız.

Okurken pek keyiflendim, çok tatlı bir üslubu var yazarımızın.  Zevkle tavsiye ediyorum.



3 Şubat 2014 Pazartesi

Yaylı Bacak Jack (The Strange Affair of Spring Heeled Jack)


Mark Hodder, Altıkırkbeş Yayınları

Çeviri : Gonca Gülbey


Burton & Swinburne 1.kitap


Yaylı Bacak Jack, Kraliçe Viktorya dönemi Londrasında geçen tuhaf bir macerayı anlatıyor. Tuhaflık da buradan başlıyor, çünkü genç kraliçe; bizim bildiğimiz tarihe göre kurtulmuş olduğu suikast girişiminde öldürülmüş. Kocası Prens Albert ise kral ilan edilmiş. Görülmemiş, buharlı icatlar almış başını gitmiş. Sokak temizleyen yengeç robotlar; havadan giden atmosferik trenler, pervaneli iskemleler...

Kahramanımız Sör Richard Burton, 1856-1860 senelerinde Afrika'da Nil nehrinin kaynağını aramış bir kaşif. Nefis bir karakter. Zaten kitaptaki karakterlerin çoğu gerçek kişilikler ancak bu romanın alternatif tarihinde değişik bir versiyonları ile bulunuyorlar. Misal, Hemşire Florence Nightingale, kaçık bir genetikçi. Charles Darwin, vücuduna monte edilmiş başka bir beyinle yaşayan bir yarı makine vs. Bütün sırlar romanın ilerleyen sayfalarında açığa kavuşacak, korkmayın:)


Sir Richard Francis Burton

Cesur kaşifimiz, bir gece Yaylı Bacak Jack ile karşılaşınca, çocukları korkutmak için anlatılan bir masal zannettiği bu efsanenin gerçek olduğunu anlıyor. Yaylı Bacak'ın, yıllar boyu kızlara saldırdığı ortaya çıkıp, yeni vakalar da duyulunca; Burton, resmen kral tarafından bu davayı çözmek için atanıyor ve sis basmış Viktoryen Londra sokaklarında müthiş tekinsiz bir macera başlıyor. Şair Algernon Charles Swinburne ise, kaşifimizin asistanlığını üstleniyor. Oscar Wilde isimli gazeteci çocuktan, şehirde müthiş bir sistem kurmuş kitap kurdu baca temizleyicilerinden bilgi toplayarak araştırmaya koyuluyorlar.




Çok sevdim ben bu macerayı. Yazarımız Burton ile Swinburne'ün iki macerasını daha yayınlamış. Keşke onları da çevirse Altıkırkbeş Yayın.

Fantastik ve harikulade bir roman, bayıla bayıla okudum resmen:)



25 Ocak 2014 Cumartesi

Peter Pan


James Matthew Barrie,

Nihal Yeğinobalı çevirisi ile, Can Yayınları

Betül Avunç çevirisi ile, İthaki Yayınları


Çocukken en sevdiğim kahraman Peter Pan idi. Bunun sebebi Peter'in asla büyümeyecek olması, sonsuza dek Olmayan Ülke'de oyundan serüvene koşacak olması değildi. Peter uçabiliyordu! Benim de hayatta en çok istediğim şey kuşlar gibi uçmak olduğundan; Peter'e hayrandım. Renkli taytımı giyip kendimi koltuklardan fırlatıyor ama bir türlü uçamıyordum:)

Peter ile ilk tanışmam, pek çok kitapta olduğu gibi, abilerimden kalan eski püskü, antika bir kitapla başladı. Ahı gitmiş vahı kalmış; karton kapaklı, sararıp solmuş romanın ne çevirmeni belli; ne de içindeki desenleri çizen sanatçı. Çevirisi biraz serbest olmuş, aslen Peter hakkında J.M.Barie'nin yazdığı 2 romanı birleştirmişler. Kesip biçmişler, epey de Türkçeleştirmişler. Kensington Bahçeleri olmuş mu sana Rüya Bahçeleri? Kaptan Kanca değil Çengel diye geçiyor:)) Yine de kitapta Peter'in 1 haftalık bebekken evden kaçması, Kensington Bahçelerinde yaşadıkları ve nihayet Wendy, John ve Michael'ı götürdüğü Hayal Ülkesi diye adlandırdıkları Olmayan Ülke'de yaşadıkları muhteşem maceralar anlatılıyor. Periler! Deniz kızları! Kızılderililer! Korsanlar! Yazılmış en serüven dolu eserlerden olsa gerek Peter Pan.

İlk Peter Pan kitabım

Bu eski kitapta çizimler de vardı. Ve bence Peter'i en güzel betimleyen resimlerdi bunlar çünkü Peter evinden 1 haftalıkken kaçmıştı. Dolayısıyla minicik bir bebek olarak çizilmesinden daha doğal ne olabilir. Daha sonra Disney animasyonu ile genç bir oğlana dönmüş olsa da; benim için hep bu resimdeki bebedir Peter Pan.

Peter:)

Yıllar sonra, Ağustos 2001 senesinde, yepyeni ve kesilmemiş bir basımını aldım Peter Pan'ın. İthaki yayınlarından çıkan bu versiyon, bugün hala tercih ettiğim favori baskıdır. Keşke, İthaki'den Alice Harikalar Diyarı gibi ciltli miltli güzel bir Peter baskısı çıksa.

Yine Peter Pan


İthaki'nin çevirisi çok güzel, ne yazık ki sadece 2 kitabı yani Peter ile Wendy'nin maceralarını içeriyor. Kensington Bahçelerini anlatan ilk kısım bu çeviride yok.

Kitapta birkaç tane çizim de var, sanırım bunlar orijinal bir basımdan alınmış. Kitapta çizimlerin kaynağı belirtilmemiş.

1 haftalıkken evden kaçan Peter oğlan çocuğu olarak çizilmiş


2004 senesine geldiğimizde ise Can Yayınları her iki Peter Pan macerasını ayrı ayrı yayınladı. Hem de çevirisini pek sevdiğim Nihal Yeğinobalı yaptı bu kitapların. Can Yayınları versiyonlarını geçen hafta okudum.


bu sefer de esmer bir Peter var karşımızda

Peter'in evden kaçtıktan sonra perilerle beraber Kensington Bahçesinde yaşadığı serüenleri anlatan kitabı çok sevdim. Bu maceraları çocukluğumdan beri okumamıştım ne olsa. Olmayan Ülkedeki unutulmaz serüvenleri anlatan Peter Pan ile Wendy'i ise çeviriden ötürü sevmedim. Hayret! Sanki iki kitabı iki ayrı kişi tercüme etmiş. Peter Pan ile Wendy'de sürekli olarak "bayan" kelimesinin kullanılması en rahatsız edici tarafıydı benim için. Kayıp Çocukların isimlerinin Türkçe halleri de pek hoşuma gitmedi.

Can Yayınları versiyonunda iki kitabın çizimlerini Mustafa Delioğlu yapmış. Asıl kitaptan beni soğutan bu çizimler oldu sanırım.

Mustafa Delioğlu çizimiyle Peter

Kapkara saçlı, koca ayaklı Peter imgesini hiç mi hiç sevmedim. Herkesin esmer çizilmesi, desenlerin dönemi yansıtmaması da beğenmeme sebeplerimden.


Peter Pan, büyülü bir klasik. Muhteşem serüvenlerle dolu harikulade bir roman. Okumamış olan varsa bu dünyaya dalmaktan çekinmesin. Okuyanlar ise tekrar Peter ile uçarak Olmayan Ülkeye gidip korsanlar ve kızılderililerle serüvenlere devam etsin:)

Biraz peri tozu serpelim ve uçalım:)


23 Ocak 2014 Perşembe

Saksı Olmanın Faydaları (Perks Of Being a Wallflower)


Stephen Chbosky, Feniks Yayınları

Çeviri : Sedef İlgiç


Liseye yeni başlayan Charlie, içine kapanık ve fazla duygusal bir çocuktur. Öyle ki, kendine saldıran zorba öğrenciyi bir güzel dövdükten sonra oturup hüngür sümük ağlar. Son sınıfta okuyan güzel Sam ve üvey erkek kardeşi Patrick; Charlie'yi kanatları altına alırlar. Yeni arkadaş grubuyla Charlie ilk aşkı, seksi, uyuşturucuyu, içkiyi tadar. Yani gençliği yaşamaya koyulur.

Kitap Charlie'nin kim olduğunu bilmediğimiz ve "Sevgili arkadaşım" diye hitap ettiği birine yazdığı mektuplardan oluşuyor. Charlie bütün açıklığıyla içini döküyor bu arkadaşa. Sam ve Patrick ile yaşadıklarını, ailesinde olanları, okuduğu kitapları anlatıyor. Bu kitapları ona İngilizce öğretmeni özellikle okutuyor, her birini okuduğunda en sevdiğinin o olduğunu düşünüyor Charlie'cik.

Charlie'nin okuma listesi :

To Kill a Mockingbird - Bülbülü Öldürmek, Harper Lee
Peter Pan - J. M. Barrie
The Great Gatsby - Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald
The Catcher in the Rye - Gönülçelen, J. D. Salinger
On the Road - Yolda, Jack Kerouac
Naked Lunch - Çıplak Şölen, William S. Burroughs
Walden - Henry David Thoreau
Hamlet -William Shakespeare
The Stranger - Yabancı, Albert Camus
The Fountainhead - Hayatın Kaynağı, Ayn Rand
This Side of Paradise - Cennetin Bu Yakası, F. Scott Fitzgerald
A Separate Peace - Bir Başka Barış, John Knowles


Gençlik, büyümek, lise hayatı üzerine kitapları seviyorsanız okuyun derim. Ben seviyorum açıkçası:) O yüzden kitap hoşuma gitti ama John Green romanları kadar sevdiğimi söyleyemem.



21 Ocak 2014 Salı

Dokuz Canlı Edward (Les neuf vies d'Edward)


Chrystine Brouillet, Doğan Kitap

Çeviri : Ali Cevat Akkoyunlu


Edward harikulade güzel ve akıllı bir Habeş kedisi. Antik Mısır'da; ilk Haçlı Seferinde;  ortaçağda kadınların cadı diye yakıldığı devirde; koloni zamanında Amerika'da; Birinci Dünya Savaşında Paris'te; 1950'lerde Istanbul Galatasaray'da ... tam sekiz farklı hayat yaşamış. Şimdi de dokuzuncu ve son hayatında, 1997 senesinde Parisli genç fotoğrafçı Delphine'in kedisi. Krema kokulu tatlı fotoğrafçı Delphine; Edward'ı nasıl da şımartıyor. Edward'ın tek istediği, ölüp sonsuz huzura kavuşmadan Delphine'i yuva kurmuş ve mutlu görmek. Halbuki bilge kedinin hiç hoşuna gitmeyen başarısız sevgili seçimleri ile, bu ihtimal Delphine'e pek uzak görünüyor. Böylece Edward, meseleyi patilerine alıp kedi haliyle Delphine için hem kıza hem de kendine uygun sevgili bulmak için uğraşmaya başlıyor.

Bayıla bayıla okudum bu kitabı. Edward düşüncelere dalıp geçmiş hayatlarını anımsadığında, onunla beraber tarihte yolculuk yapmak pek zevkli idi. Edward'ın sahibesine sevgili bulma uğraşı; Delphine'in de kedi sevgisi takdire şayandı doğrusu. Herkese lazım böyle bir kedi:)

Çok sevdim Edward'ı. Sanırım kitabın şu anda baskısı yok, ben Gitti Gidiyor'dan buldum. Özellikle kediseverler mutlaka okumalı.



19 Ocak 2014 Pazar

Kemiklerin Şifresi (Written In Bone)


Simon Beckett, İthaki Yayınları

Çeviri : Nur Küçük


Bir David Hunter polisiyesi. Bu kitap aslında Hunter serisinin ikinci macerası imiş. Ama ilkini okumamış olsam da anlaşılmaz bir nokta yoktu hikayede. Kahramanımız bir adli antropolog. Karısı ve kızı bir kazada ölmüş. Kız arkadaşı ile gergin bir ilişkisi var, gerginlik sebebi de adamın her şeyiden önde tuttuğu işi. Son vakasından eve dönüş yolunda gelen telefonla İskoçya'nın Runa adasına gidiyor Doktor Hunter. Runa'da yaşayan emekli polis Brody olağanüstü koşullarda bir ceset bulmuş. Ne yazık ki bir takım sebeplerden adaya Hunter ile beraber tam teçhizat bir ekip değil sadece bir çavuş ile acemi bir polis memuru gidebiliyor. Adanın atmosferi karanlık, yağmurlu, rahatsız edici. Galce kelimeler, başka bir dünya etkisi yaratıyor. Bulunan ceset korkunç biçimde yanmış, bir tek ayakları ve eli sağlam kalmış. Hunter ilkel koşullarda cesedi incelemeye çalışırken fırtına Runa'yı vuruyor. Anakara ile tüm bağlantıları kesiliyor ve adadaki küçük topluluktan biri olduğu tahmin edilen katil, feci cinayetler işlemeye devam ediyor.

Küçük bir adada kısa sürede arka arkaya işlenen cinayetleri çok akıcı anlatmış yazarımız. Cumartesi gecesi 4'e kadar okuyup bitirdim kitabı, bitirmeden uyuyamadım. Çok heyecanlı bir film gibi, yani sanki kitabı okumak film izlemek gibiydi. Ada, ada halkı, fırtınalı ve son derece rahatsız edici atmosfer pek güzel anlatılmıştı. Gözümün önünde canlandı bütün kitap.

Beğendim ve zevkle okudum, yazarın kitaplarını da listeme ekledim.



13 Ocak 2014 Pazartesi

Lucky


Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları


Ve nihayet, Sezgin Kaymaz'ı keşfettim! Hem de ne keşfetmek! Yıllar evvel, Arzu arkadaşımın "harika bir kitap" dediği, daha geçenlerde Kitap Delisi Gizem'in "tam sana göre" diye tavsiye ettiği Lucky epeydir aklımdayken, son İdefix sanal fuarından yaptığım hunhar alışverişe ekleyerek kitabıma kavuştum. Yeni kitaplarımı etrafıma dizdikten sonra da Lucky'i okumaya başladım hemen. Daha başlangıçta "Allah Allah, kim bu adam" diyerek yazarı araştırdım ve akabinde kitaplarının alayını bir sonraki alışverişte edinmek üzere İdefix listeme ekledim.

Gelelim sevgili Lucky'e... Lucky safkan bir doberman, 40 göbek şeceresi belli. Huyu suyu da pek antika, pek nazlı bir kız. Hemen küsüyor, darılıyor. Küsünce bir güzel etrafa işeyip, işemiğinin üzerinde yuvarlanıp patronunu delirtmekten imtina etmiyor. Daha 1 yaşında değil ama mükemmel yapılı ve güçlü. Bir kaç saniyede evinizi alt üst eder yani.

Lucky'i emekli milletvekili Tahsin bey, taa İsviçre'den biricik kızı Ayşın için almış. Ayşın, kocası ve çocukları ile kaza geçirip ölünce, Tahsin bey Lucky'i bir taksi durağına veriyor. Taksi şoförlerinin her biri bir alem, Lucky'e tapıyorlar, şarkı bile besteliyorlar köpeğe:

LAK-LUK-LAKİ-ZIKKIMIN KÖKÜ!
LAK-LUK-LAKİ-ZIKKIMIN KÖKÜ!

Taksi durağında daha fazla bakamayınca Lucky'i Kemalettin Bey'e veriyor şoför Osman. Kemoş'un "doğumgünümde köpek isterim" diye tutturan şımarık, güzel ve zengin karısı Buse'nin babası Yaşar Yazıcı köpeğe bayılıyor. Buse'nin sonradan görme anası ile sapık abisi ise ifrit oluyorlar Lucky'e. Ama iş onlarla bitmiyor tabii, bir de Buselerin komşusu Elvan abla ve minik Kısmet var ki evlere şenlik:))

İşte romanımız bize, ortak noktaları Lucky olan bu insanların başına gelenleri anlatıyor tatlı tatlı. O taksi şoförleri, hayat kadınları, acılı ihtiyarlar, saf gençler... Hepsinin hayatına girip çıkıyoruz inanılmaz şekilde. O kadar güldüm ki kitabı okurken okurken anlatamam.... Sonunda da üstüme başıma ağladım tabii:))

Harikulade bir roman, bayıldım, bayıldım! Ah, sevgili Lucky!



10 Ocak 2014 Cuma

Alaska'nın Peşinde (Looking For Alaska)


John Green, Pegasus Yayınları

Çeviri : Banu Talu



Genç Miles Halter, evden uzaklaşmak, olasılıkları keşfetmek, Büyük Belki'nin peşine düşmek ister. Alabama'daki bir yatılı liseye kaydolur. Burada hayatında ilk kez arkadaş edinir: Albay, Takumi ve büyüleyici Alaska Young.  Kesinlikle başka ilkleri de yaşar: sigara tüttürür, sarhoş olup kusar ve kaçınılmaz şekilde Alaska'ya tutulur. Zeki ve komik olmasının yanı sıra Alaska oldukça dengesizdir ve için için onu harap eden dertleri hepsinin hayatını etkiler.


John Green kitaplarını üst üste okuyunca tekrarlanan temayı farkettim : Mountain Dew gazozu seven, herkesin hayran olduğu, biraz çapraşık ve başını alıp giden genç kız. Acaba yazarımızın hayatını bu denli etkileyen biri mi olmuş gençliğinde? Daha içine kapalı, ders çalışan, şiir okuyan oğlan karakterler de kendisi olsa gerek, ne bileyim? Fakat yazarımızın yarattığı karakterlere bayılıyorum. Bizim parlak vampir çocuğa aşkından ölüp biten  mıy mıy Bella ne kadar tuhafsa; John Green'in kitap okuyan, şiirler alıntılayan, bilgisayar oyunu oynayan, ucuz şarap içip eşşek şakaları yaparak çılgınca eğlenen gençleri o denli samimi ve gerçek.

John Green'in karakterlerini seviyorum, kitaplarının bende uyandırdığı tatlı hissi seviyorum. Özellikle yatılı okul ve arkadaş grubu temalarını çok seviyorum. O yüzden bu kitabını da sevdim. Yaşasın genç yetişkin edebiyatı diyeyim o halde:)







9 Ocak 2014 Perşembe

Charlie'nin Büyük Cam Asansörü (Charlie and The Great Glass Elevator)


Roald Dahl, Can Yayınları

Çeviri : Celal Üster
Resimler: Quentin Blake


Cam Asansör, tam Çikolata Fabrikası'nın bittiği noktadan başlıyor ve bizi inanılmaz bir uzay macerasına sürüklüyor. Charlie Bucket, Joe Dede ve ailenin kalanı; Bay Willy Wonka'nın sıradışı cam asansörüne biniyor ve kendilerini uzayda buluyorlar. Meğersem Amerikalılar uzayda devasa bir otel inşa etmişler ve kedisever şaşkın başkan, bizimkileri uzay otelini havaya uçurmak isteyen Marslılar zannediyor. Böylece uzayda beklemedikleri maceralar yaşıyor kahramanlarımız:)

Pek eğlenceli bir kitap, sıkılınca alıp okunası:)



7 Ocak 2014 Salı

Charlie'nin Çikolata Fabrikası (Charlie and The Chocolate Factory)


Roald Dahl, Can Yayınları

Çeviri : Celal Üster
Resimler : Quentin Blake


Charlie'nin Çikolata Fabrikası, hep okumak istediğim bir çocuk edebiyatı klasiği idi. Bir takım olaylardan sonra  Bay Willy Wonka'nın esrarengiz ve de devasa çikolata fabrikasını gezmeye hak kazanan 5 çocuğun başına gelenleri anlatıyor kitabımız. O fabrika zaten en vahşi hayallerimizin bir ürünü, çikolatadan nehirler, nane şekerinden çimenler, pespembe şekerden kayıklar neler neler var fabrikada:) Minik Charlie Bucket, unutulmaz Joe Dede ve tabii egzantrik By Wonka'sı ile her daim okunacak, rengarenk, lezzetli, mutluluk veren bir kitap.


Önemli not : Diyet yaparken zinhar okumayınız bu kitabı:)



5 Ocak 2014 Pazar

Kağıttan Kentler (Paper Towns)


John Green, Pegasus Yayınları

Çeviri : Banu Talu


Lise son sınıftaki Quentin, çocukluğundan beri kaşı komşunun kızı Margo'ya aşıktır. Margo bir gece Quentin'in odasına gelir, onu annesinin minivanıyla şehirde bir gece turu atmaya ikna eder. Gençler beraberce Margo'nun 11 aşamalı heyecanlı planını gerçekleştirirler. Ertesi gün Margo ortadan kaybolur. Günler sonra Quentin, Margo'nun bazı ipuçları bıraktığını fark eder ve ipuçlarını takip ederek genç kızın peşine düşer. Ne var ki, takibi ilerledikçe aslında Margo'yu hiç tanımadığını anlayacaktır.

Güzel bir gençlik romanı Kağıttan Kentler. John Green, o güzelim Aynı Yıldızın Altında romanından önce yayınlamış bu kitabı. Üslubu beni yine mutlu etti. Demek istediğim, kitabın verdiği bir his var ve o hissi çok sevdim. Lise sonda olmak; bir şeylerin bitiyor, yeni hayatın başlıyor olması... Quentin'in arkadaşlarıyla muhabbetleri, Margo'nun peşinde yaptıkları heyecanlı yolculuk... hepsi çok hoşuma gitti.

Durduk yerde John Green fanı oldum, iyi mi? :)



31 Aralık 2013 Salı

Zaman Çarkı (Elise)


Ken Grimwood, Koridor Yayıncılık

Çeviri : Ender Nail


Ken Grimwood'un okuduğum 3. kitabı hayal kırıklığı oldu maalesef. Halbuki harikulade bir teması var : Ölümsüzlük.

Zaman Çarkı, 14.Louis devrinde Versailles Şatosunda doğan Christine'in günümüzde yaşadıklarıyla beraber macerasını anlatıyor. New Yorklu genç ve güzel Elise, bir genetik profesörünün araştırması ile derdine derman bulmak, yaşlanıp hayatı sevdikleri ile paylaşmak istemektedir. Versailles'da başlayan hayatı, Rusya'da, Amerika'da devam etmiş, sonsuz gençliği dikkat çekmeye başladıkça yer değiştirmiş; sevdiği herkesin yaşlanıp ölmesine tanık olmak zorunda kalmıştır Christine/Elise.

Konu çok güzel ama ele alınış şeklini sevmedim. Adeta bir pembe dizi tadında eski Paris'te Christine'in maceralarını okuyoruz. Pembe dizi iyi hoş da, sürükleyici ve fantastik bir öykü okumak isterken hoş gelmiyor. Ayrıca bu ölümsüzlükten ıstırap çekme mevzu, ne bileyim, Vampir'le Görüşme'de gayet müthiş ele alınmış. Christine'in mıy mıy dertlenmesi pek umrumuzda olmuyor o yüzden.

Mıy mıy evet, mıy mıy bir kitap :)



30 Aralık 2013 Pazartesi

Kedi Gülüşü


Deniz Kavukçuoğlu, Can Yayınları


Yazarımız gerçek bir hayvansever. Kedi-köpek ayırt etmeden, her canlının yaşama hakkına sahip olduğuna gönülden inanan gerçek bir doğa dostu. Haliyle ömrü kedilerle geçmiş. Bu leziz, küçük kitap; yazarın kedili hayatının anılar geçidi gibi başlamış. Ama her bölümde, yazarımız kedilere dair anlatısını, tüm dünyadan sayısız alıntılarla zenginleştirip renklendirmiş ve ortaya kedilere adanmış harikulade bir eser çıkmış.


Hem bir "hayatımın kedileri" anılar geçidi, hem de dünya edebiyatından kedilere dair alıntılar derlemesi diyebilirim kısaca.


Kedinizi biraz daha yakından tanımak, gerçek bir hayvanseverin kedi maceralarını dinlemek isterseniz, bu kitabı kaçırmayın derim. Enfes, harikulade bir kedi kitabı:)





29 Aralık 2013 Pazar

Kayboluş (Breakthrough)


Ken Grimwood, Koridor Yayıncılık

Çeviri : Elif Özkaya, Seçil Ersek


Sil Baştan ile en merak ettiğimiz konulardan "zamanda yolculuk" üzerine nefis bir roman yazan Ken Grimwood; Kayboluş'da akıl kurcalayıcı bir başka konu seçmiş kendine: Bir başkasının zihnine girmek, kendi bilincimize sahip olduğumuz halde, bir yabancının gözlerinden dünyaya bakmak, onun hayatını yaşamak, hem kendin hem başkası olmak... Ve ortaya yine epey meraklı ve sürükleyici bir roman çıkartmış. Aslında Kayboluş, yazarın 1976'da yayınlanan ilk romanıymış. Sil Baştan ise 1987'de yayınlanmış. Ama kitapları okurken hiç bir eskimişlik hissi almadım ben. O derece temiz ve güncel bir anlatımı var yazarın. Çok erken sayılacak bir yaşta ölmüş olması pek yazık.


Kayboluş, epilepsi hastası Elizabeth Austin'in yeni bir tedavi sürecini kabul edişiyle gelişen olayları anlatıyor. Oldukça sansasyonel bir teknikle, Elizabeth'in beynine elektrotlar yerleştirilir. Elizabeth, ne zaman epilepsi krizine yakalanacağını hissetse elindeki vericiye basacak ve krizler önlenecektir. Ameliyat çok başarılı olur. Elizabeth, doktorunun araştırma için beyninin normalde "sessiz bölge" denilen ve tepkisiz kısımlarına elektrotlar yerleştirilmesine razı olur. Böylece çığır açıcı buluşlar yapılacağını ümit eder. Bu elektrotlardan biri çalıştırılınca, çok tuhaf birşey olur. Elizabeth kendini başka bir yüzyılda yaşayan Jenny isimli genç kadının zihninde bulur. Jenny'nin zihninde ikinci bir hayat yaşayabilen Elizabeth'in anlattıklarına kimse inanmaz. O ise bu hayatın bağımlısı olmuştur.

Sürükleyici ve meraklı bir roman okumak isteyenlere Sil Baştan ile beraber tavsiyemdir.




Pasaklı Tanrıça (Undomestic Goddess)


Sophie Kinsella, Artemis Yayınları

Çeviri : Bige Turan


Samantha, genç bir avukattır ve 7 yıldır gece gündüz ve haftasonu demeden; şehrin en iyi avukatlık bürosuna ortak olabilmek için köle gibi çalışmaktadır. (Bir nevi bizim audit firmalarında çalışan ve yüzlerini göremediğimiz arkadaşlarımız gibi) . Şoke edici bir hatanın ardından şirketten kaçan Samantha, kendini bilmediği bir kasabada, sonradan görme zengin bir çiftin hizmetçisi olarak bulur. Yumurta kırmayı bırak, ütü masasını bile tanımayan kahramanımız başına işler açtıkça bize de kah kah gülerek okumak düşer tabii:))

Sophie Kinsella kitaplarını severim, romantizmin bokunu çıkarmaz. Bazı yazarlar gibi pornografi meraklısı da değil çok şükür. Asıl amacı komedi yazmak o yüzden gerilim ve polisiyelere bir ara vermek istediğimde severek okurum.

Pasaklı Tanrıça'da en çok Samantha'nın ilk yemek pişirme çabalarına güldüm. Eh, ben de hiç becerikli hamarat filan değilim ama çamaşır makinesini çalıştırmayı, ütü yapmayı ve de omlet pişirmeyi biliyorum en azından:)))


Okuduğum diğer Sophie kitapları için buraya




25 Aralık 2013 Çarşamba

Beyaz Yalan (The White Lie)


Andrea Gillies, Domingo Yayınları

Çeviri : Berrak Göçer


Çok zarif bir dille Slater ailesinin tarihçesini anlatan sürükleyici bir roman Beyaz Yalan. Bu kitabı okumaya başladığım Cumartesi gecesi 3'te yattım, Pazar sabahı da 8'de kalkıp okumaya devam ettim.

Olayları bize genç Michael Slater anlatıyor. Michael ölü, yine de ailenin çevresinde dolaşıyor ve zamanda bir ileri bir geri giderek bize her birinin hikayesini anlatıyor. Bir kaç kuşağın bir arada yaşadığı büyük malikanede tabii ki bolca sır, sevgi, kıskançlık, egzantrik akrabalar ve yalan var. Bir tanesi, bir beyaz yalan ise herkesin hayatının değişmesine neden oluyor.

Kitabı okuması çok hoşuma gitti, çok lezzetli bir dille yazılmış. Aile tarihini anlatan dramları da her daim pek sevmişimdir. Misal yine Domingo Yayınlarından çıkan "Gölün Kıyısında"yı da pek beğenmiştim. Beyaz Yalan biraz daha katmanlı, daha çapraşık çünkü epey kalabalık bir aile hakkında.

Derdini sakin sakin, ağır ağır anlatan etkileyici bir roman. Ben sevdim ancak daha hareketli bir şey arayanlar sıkılabilir.




23 Aralık 2013 Pazartesi

Sil Baştan (Replay)


Ken Grimwood, Koridor Yayıncılık

Çeviri : Seçil Ersek


Sil Baştan, ilk Ken Grimwood kitabım. Elimde okunacak 2 tane daha olmasından memnunum, çünkü epey meraklı, sürükleyici, akıcı bir kitaptı Sil Baştan.

Romanımız, baş kahramanımız Jeff'in ölümüyle açılıyor. 1988 senesinin 18 Ekim'inde, Jeff ölüyor. Kalp krizi geçirip, ağrılarla acı içinde, öldüğünü bilerek ölüyor. Sonra gözünü açıyor ve kendini 1963 senesinde, 18 yaşında, üniversitede buluyor. Jeff, hayatını tekrar yaşamakta olduğunu anlıyor. Hem de bu sefer gelecekte olacak her şeyi bilerek... Kennedy'nin öldürüleceğini, Kentucky derbisini hangi atın kazanacağını ve Apple diye bir firmanın dünya devi olacağını biliyor. Üniversiteyi bırakıp bahis oynayarak çok zengin oluyor. Ancak, 1988 yılı geldiğinde, 18 Ekim'de yine ölüyor ve kendini bir kere daha üniversitede buluyor. Bu sefer hayatını daha farklı yaşamaya çalışıyor fakat zamanla, bu yeniden başa dönmeler derin bir umutsuzluğa sürüklüyor Jeff'i. Her şeyi yapabilir, dünyayı değiştirebilir, ama ne pahasına? Ölecek ve yaptığı hiç bir şeyin manası kalmayacak. Bir tekrarda, çocuk sahibi olacak ama ölüp de yeni baştan hayata başladığında, o çocuk hiç varolmamış olacak.

Zamanda yolculuk, müthiş derecede ilgimi çeken bir mevzu. Sil Baştan, bu konuda okuduğum en zevkli kitaplardandı. Çok beğendim!




18 Aralık 2013 Çarşamba

Kertenkelenin Uykusu


Nihan Taştekin, Oğlak Yayınları


Kertenkelenin Uykusu, pek hoş bir tesadüfle sahaflardan bulduğum enteresan bir polisiye. Değişik bir kurgusu ve zihin açıcı bir hikayesi var. İnsanı şaşırtıyor ve düşündürüyor. Nefis yazılmış küçük bir roman kesinlikle.

Kitabımızın ilk kısmında olayları bize dedektif özentisi Cem Beyoğlu anlatıyor. Dedektiflikle karın doymayacağını anlayınca avukatlık mesleğine geri dönen kahramanımız, çocukluk arkadaşı Ergin'i içine düştüğü beladan kurtarmak için uğraşıyor.

Kitabın ikinci yarısında ise Oktay Palamut ortaya çıkıyor; Cem'in karıştığı başka bir maceraya bulaşıyor. Sonuçta her iki hikaye birbirine kavuşuyor elbet. Ama ne kavuşmak. Sürprizli anlatımı ile habire şaşırtıyor bizi yazarımız.

Çok beğendim.



16 Aralık 2013 Pazartesi

Sevgilimden Son Mektup (The Last Letter From Your Lover)


Jojo Moyes, Pegasus Yayınları

Çeviri : Solina Silahlı


Tabii ki ara sıra romantik ve de komik kitaplar okumak hoşuma gidiyor. Jojo Moyes'in meşhur çoksatar romanı "Senden Önce Ben"i okumuştum birkaç ay önce. Hoştu. Komik değil salt duygusal tarzdaydı ve rahatça okunuyordu. Böylece yine pek güzel kapağıyla albenili diğer Jojo romanını da aldım, pıt diye okudum.

Bu sefer 2 ayrı hikaye var romanımızda. Biri günümüzde geçiyor, diğeri 40 sene önce, tabii bir şekilde kesişiyor geçmiş ve bugün. 1960'larda geçen kısımları daha çok sevdim.  Genel olarak kitap yine rahatça okunan ve kafa dağıtıcı bir eser. Sanki film olsun diye yazılmış, insanın gözü önünde kolaylıkla canlanıyor sayfalar.

Hafif, romantikçe bir şeyler okumak isteyenler tercih edebilir. Kitaptaki aşk mektupları da çok, çok güzel gerçekten.



14 Aralık 2013 Cumartesi

Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin (This Is How You Lose Her)


Junot Diaz, Domingo Yayınları
Çeviri : Avi Pardo


Bu kitabı alırken ne hakkında olduğuna dair fikrim yoktu, Domingo yayınladıysa iyidir deyip kapmıştım fuardan. Kitap nefis çıktı sonuçta.

Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin, Amerika'da yaşaya Dominiklilerin ilişki halleri üzerine hikayelerden oluşuyor. Kimi zaman farklı kahramanların sevgilileri ile birlikteliklerini nasıl batırdıklarını okurken, özellikle genç Yunior'a odaklanıyor hikayeler. Yunior'un hayatı boyunca yaşadığı ilişkileri, ayrılıkları, aldatmalarını dile getiriyor. Yunior ilişkilerini nasıl mahvetmiş, bütün açıklığıyla anlatırken; biz de o samimi, apaçık dile kapılıp gidiyoruz.

Yazarın dili, tarz olarak Charles Bukowski'yi andırsa da, alabildiğine kendine özgü bir tadı var. Müthiş zevkli, akıcı ve canlı hikayeler-anılar boyunca, o hayatlara dalıyoruz. Kahramanlarımızla koltukta oturup tv izlemek, birer bira içip ilişki tavsiyesi vermek istiyoruz.

Çok çok çok sevdim bu kaybedenler kitabını. Bir solukta okudum.





4 Aralık 2013 Çarşamba

Yüz Karası (The Abomination)


Jonathan Holt, Yapı Kredi Yayınları

Çeviri : Duygu Akın


Carnivia serisi 1.kitap. Venedik'de karnaval gecesinde, rahip kıyafeti giymiş bir kadın cesedi bulunur. Cesur ve güzel dedektif Katerina Tapo, vakayı deneyimli eski toprak Albay Aldo Piola ile takip etmeye başlar. Genç teğmen Holly Boland, babasının akerliği sırasında büyüdüğü ve asla unutmadığı İtalya'ya 4 yıllığına atanmış, Venedik civarındaki üsse gelmiştir. Daha ilk günden beklemediği bir ziyaretçi, Holly'i Bosna Savaşında dönen komploların içine çeker. Daniele Barbo; soylu bir Venedik ailesinin son ferdi ve bilgisayar dehasıdır. Carnivia adında sanal bir Venedik kenti kurmuştur ve Carnivia'da herkes anonim olarak ikinci bir hayat sürebilmektedir. Tuhaf sembollerle bezeli cinayet işte bu insanları şaşırtıcı olaylar sonucu bir araya getirecektir.

Epey katmanlı, heyecanlı ve zevkli bir roman Yüz Karası. Venedik'de geçmesi ayrı güzel, kitabın enfes bir arka fonu var. Yazarımız İtalyan ruhunu ise nefis şekilde aktarıyor. Kahramanlarımız her yemek yediğinde benim ağzımın suları aktı misal:)

Çok sevdim ben bu macerayı. Kitapla ilgili kötü haber ise, bir serinin ilki olması! Ve ikinci kitap ancak seneye yayınlanacak.



3 Aralık 2013 Salı

Hayaletin Çırağı (The Spook's Apprentice)


Joseph Delaney, Tudem Yayınları

Çeviri : Ceren Aral


Tom Ward 13 yaşına geldiğinde, babası onu yörenin Hayalet'inin yanına çırak verir. Hayalet, bütün o dolayları kötülüklerden (cadılar, devler, hortlaklar vs) koruyan ürküyücü bir adamdır. Her ne kadar kötülüğü uzak tutan kişi olsa da, yerel halk Hayalet'den korkar. Hayalet daima yalnız bir hayat sürer. Genç Tom, kendi de 7. oğul olan babasının 7. oğludur ve diğer ağabeyleri uygun olan tüm çıraklıkları aldığı için Tom'a Hayalet'in çırağı olmaktan başka yol kalmamıştır. Evini terkeden kahramanımız, Hayalet ile birlikte tekinsiz maceralara atılır.

Bu seriyi epeydir merak ediyordum. Okuyunca ehhh işte dedim. Devamını belki İdefix'in sanal kitap fuarında çok indirim olursa alırım. Çeviride sıkıntı var açıkçası, bana bir Tünelin Ağzından Dehşet Hikayeleri kadar keyif vermedi. Ama hani, içinizin daraldığı Pazar öğleden sonralarında okunabilecek hafifçecik, cadılı büyülü bir kitap.

Hayalet serisi hakkında çekimserim an itibariyle. Serinin devamını okuyanlar ne diyor?




2 Aralık 2013 Pazartesi

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi


Ahmet Ümit, Everest Yayınları


Bir Başkomiser Nevzat polisiyesi. Polislerin kabusu yılbaşı gecesinde, Tarlabaşı'nda cinayet işlenir. Ekibiyle işe koyulan Beyoğlu'nun en güzel abisi Nevzat başkomiser; tinerci çocuklar, Beyoğlu esnafı, travestilerle; için için kaynayan Beyoğlu'nun arka sokaklarında cinayeti çözmek için uğraşacaktır. Bir de peşine takılan, sinirini bozan polisiyeci yazarla uğraşır. Ki bu yazar Ahmet Ümit'in ta kendisidir. Yazarın kendini romana dahil etmesini ve baş karakterin yazardan nefret etmesi çok hoş bir ayrıntı olmuş.

Polisiye dedim ama, bu kitap bir polisiye değil bence. Bu açıdan hiç sevmedim, beğenmedim romanı diyebilirim. Ahmet Ümit, Istanbul'a duyduğu sevgiden yola çıkarak; Beyoğlu'nun hakiki sakinlerinin, Istanbul Rumlarının utanç verici 6-7 Eylül olaylarından sonra yurtlarından edilmesini anlatmak istemiş. Istanbul'un nasıl talan ve tarumar edilip elimizden kayıp gittiğini anlatmak istemiş. Bunu da Nevzat aracılığıyla yapmış ki, laylaylom polisiye okurken bu derin yaralardan haberdar olsun okuyucu. Kitabın bu Istanbul'a ağıt yakan kısımları bence çok vurucu olmuş. Bu bölümlerden epey etkilendiğimi, içimin parçalandığını söylemem lazım.

Gelgelelim, ben, Ahmet Ümit'in bu konuyu Nevzat ile işlemesinden hoşlanmadım. Nevzat'ın o ders verir gibi kitabi  konuşmaları hoşuma gitmedi. O yüzden kitabın polisiyeliğinden bir şey anlamadığım gibi içim de sıkıldı. Keşke Istanbul'u; 6-7 Eylül olaylarını, apayrı bir şekilde kendine özgü bir romanla anlatsaydı yazarımız. Polisiye sosa gerek olmadan, o alabildiğine duygusal diliyle yazacağı romanı; ağlayarak okurduk biz yine de. Bu şekilde bence iki arada bir derede kalmış bir roman, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi.


Yine de, Ahmet Ümit'in bir sonraki kitabını da çıktığı gün alıp okuyacağım.




,

1 Aralık 2013 Pazar

Gemi (Skeppet)

Stefan Mani, Doğan Kitap

Çeviri : Sıla Okur


Gemi, İzlandalı bir grup denizcinin öyküsü. Fırtınalı, karanlık bir gecede palamar çözüp Surinam'a doğru yola çıkıyorlar Per se ile. Ancak gemide huzursuzluk hakim. Şirket, gemiyi satacakmış, denizciler kovulacakmış dedikoduları ayyuka çıkmış. Üstelik her biri kendi şeytanını getirmiş gemiye. Süvari bey'in karısıyla dertleri var. İkinci kaptan ise korkunç bir cinayet işleyip kaçmış; gemiye gelmiş. Güvertecinin akıbeti belli değil. Lostromo ile çarkçıbaşı isyan planları yapıyor. Ateşçi esrarkeşin teki. Ve bütün bunların üzerine, nefis bir kurguyla yanlışlıkla gemiye binen ölümcül bir mafya babası var.

Kötülüğün doğasını anlatan, müthiş sağlam bir kitap Gemi. Her sayfasında roman okuma zevkini aldım. Çünkü adeta gemicilerle o lanetli yolculukta biz de seyahat ediyor, her anı, başlarına gelen her şeyi biz de yaşıyoruz sayfalar boyunca. Kitabın tercümesi de harikulade. Sıla Okur, gemicilik jargonuna hakimmiş ya da çok iyi çalışmış ve nefis bir çeviri yapmış. Ellerine sağlık.

Bu yazarın diğer romanlarını da en kısa sürede okumak dileğiyle.




16 Kasım 2013 Cumartesi

Tünelin Ağzından Dehşet Hikayeleri (Tales of Terror From The Tunnel's Mouth)

Chris Priestley; Tudem Yayınları

Çeviri : Emine Ayhan


Tünelin Ağzından  ile nefis dehşet hikayeleri serimiz tamamlanıyor. Bu sefer kahramanımız ilk kez tek başına trene binerek tatilden okula dönen genç Robert. Aşırı sevgi dolu üvey annesinden kaçtığı için pek memnun olan Robert trende baştan aşağı beyazlar giymiş, yeşil gözlü bir kadınla karşılaşıyor ve kadın Robert'a meşum hikayeleri anlatmaya başlıyor. Her biri ürpertici yaratıklar, karanlık tipler ile dolu bu öyküleri dinlerken, kahramanımız zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor.

Serinin üçüncü kitabı kesinlikle en sevdiğim oldu. Her bir öyküden ayrı zevk aldım. Ayrıca çeviriyi de çok temiz ve başarılı bulduğumu söylemek isterim.

Gotik Viktoryen döneme ilgi duyuyor iseniz Dehşet Hikayeleri serisini kaçırmayın derim.



14 Kasım 2013 Perşembe

Aşk ve Gurur ve Zombiler (Pride and prejudice and Zombies)

Jane Austen ve Seth Grahame-Smith, Domingo Yayınları

Çeviri : Dost Körpe


Klasik Kraliyet Romansı - Şimdi şiddet dolu zombi kaosuyla


Aşk ve Gurur, ezbere bildiğim, hala ara sıra açıp okuduğum, BBC dizisinin karşısında eriyip bittiğim bir klasik. Yazarımız bu klasik eseri almış, aynı metni almış yani, esinlenme filan değil. Jane Austen'in metnini alıp zombileri eklemiş kitaba. Miss Bennet ve kız kardeşleri, ağıza alınmazların (yani zombiler) baş düşmanı, yılmaz savaşçılar haline gelmiş. Kitap aynen olduğu gibi devam ediyor ama olayların içinde zombiler var ve hikayeler, bir ucu zombilere dayanacak şekilde değişmiş haliyle.

Bu kitabın epey komik ve eğlenceli olacağını sanmıştım ama hayal kırıklığı oldu açıkçası. Aman uzak durun demek istediğim bir okuma. Tatsız. O kadar sıkıldım ki, kitabı bitirince hemen açıp Colin Firth'lü BBC uyarlamasını izledim.



13 Kasım 2013 Çarşamba

Kapalıçarşı Cinayeti

Esra Türkekul, Esen Kitap


Turist rehberi Berna, kocasından boşanmış, depresyona girmiş, kendini yemeğe vurup şişmanlamış, annesi ile yaşayan ve de kakasını halka açık tuvaletlerde yapan adi insanlardan nefret eden bir hanım. Öyle zengin filan da değil ama monşer bozuntularına Istanbul turu attırmaktansa evde yatmayı tercih ediyor:)


Berna'nın yeni işi, Ortaköy'deki 5 yıldızlı otelden Mr Reynard ve karısını teslim alıp gezdirmektir. Heyhat, kader ağlarını örer ve Amerikalı adam kanlı canlı girdiği Kapalıçarşı'da ölü bulunur. Sonunda Bernacık, kendini başkomiser Fatih ile cinayet mahallinde gezip vakayı araştırırken bulacaktır.


Nefis bir kitap Kapalıçarşı Cinayeti. Kitap biter bitmez, daha fazlasın okumak istedim. İnşallah huysuz ve tatlı acemi hafiyemiz Berna'nın yeni maceralarını okuyabiliriz. Bir yandan olayları anlatırken beri yandan feci eğlenceli iç sesi ile yaptığı yorumlara bayıldım. Berna'nın peşine takılıp Istanbul'da dolaşarak cinayet davasını aydınlatmak pek zevkli idi. Yazarın samimi üslubu, akıcı dili ve Berna'nın kimi zaman saftirik halleri ile su gibi akıp gitti kitap. Çok keyiflendim bu kitabı okurken.


O, para üstünü beklerken tuvalete gittim. Orada öyle bir koku vardı ki kakasını halka açık tuvaletlerde yapan adi insanları bir kez daha lanetledim. Toplumun esenliği için böyle götüne hakim olamayanlara ağır para cezası getirecek yeni bir yasanın meclisten geçeceği aydınlık yarınları hayal ederek ellerimi yıkadım.




12 Kasım 2013 Salı

MAUS Hayatta Kalanın Öyküsü (The Complete Maus)

Art Spiegelman, İletişim Yayınları

Çeviri : Ali Cevat Akkoyunlu


Amerikalı çizer Art Spiegelman, 13 yılda tamamladığı eserinde, Auschwitz'den kurtulmayı başarmış babasının öyküsünü anlatıyor. Nazilerin 2.Dünya Savaşında Polonya'yı işgal etmesi ile bildikleri hayatları altüst olan Spiegelman ailesi, önce gettolara sürülüyor, sonra kaçak göçek gizli gizli hayatta kalmaya çabalıyorlar, ardından milyonlarca insanın öldürüldüğü Auschwitz kampında buluyorlar kendilerini.

Kitapta Yahudiler fare, Naziler kedi, Polonyalılar domuz şeklinde tasvir edilmiş. Savaşın korkunçluğu, insafsızlığı, canavarlığı olduğu gibi resmedilmiş. Şahsen İkinci Dünya Savaşı üzerine izlediğim tüm belgesellerden çok daha etkili buldum Maus'u. Mükemmel bir grafik roman.




10 Kasım 2013 Pazar

Aynı Yıldızın Altında (The Fault In Our Stars)

John Green, Pegasus Yayınları

Çeviri : Çiçek Eriş


Şu sıralar ortalığı kasıp kavuran, filme çekilen son popüler romanımız Aynı Yıldızın Altında. Kitabı okumaya geçen pazar gecesi başladım. Ne hata! Kitabı o kadar sevdim ki, bitirmeden yatmama imkan yoktu, böylece 1'de yatıp işe zombi gibi gidecek aldırmadan kitabı bitirdim 3,5 saatte. Zaten su gibi akıp giden, sade ve genç bir dili var kitabın.

16 yaşındaki Hazel Grace; kanser hastası. Mucize bir ilaçla ömrü biraz uzamış (İlaç kurgusal, gerçekte yok maalesef). Hazel çoktan ölümü kabullenmiş, o aşamaları geçip gitmiş. Zaten kitap öleceğini anlayan Hazel'ın trajedisi tadında bir kitap değil kesinlikle. Hazel, kanserli çocuklar destek grubunda Augustus Waters ile tanışıyor. O da bir bacak vermiş kansere. Aşık oluyorlar. Bol bol muhabbet ediyorlar, o kadar güzel, dolu dolu ve gerçek ki bu muhabbetleri, iki genci de sevmemek elde değil:) Gençler beraber serüven bile yaşıyorlar, Hazel'ın hayran olduğu efsanevi yazar Peter Van Houten ile tanışabilmek için Amsterdam'a uçuyorlar. Hazel'ın beraber gezmek zorunda olduğu oksijen tüpünü de taşıyorlar tabii.


Bende çok güzel, buruk bir tad bıraktı bu kitap. Çok sevdim. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum mutlaka.





25 Ekim 2013 Cuma

Cave Canem (Felidae 3)

Akif Pirinçci, Güncel Yayıncılık


Bir Felidae romanı. Dünyanın en meşhur dedektif kedisi, yakışıklı Francis iş başında.

Bizimkinin mahallesinde kanlı cinayetler işlenmektedir ve kurbanlar hem kedi hem de köpeklerdir. Her iki taraf da cinayetler için birbirini suçladıkları için büyük bir savaş çıkması kaçınılmazdır. Fare avcıları ile pire torbaları savaşı! Yaşlı kedi Mavi Sakal, iki gruptan süre kazanmak için Francis'i öne sürer. Dedektif kedi Francis, emekli polis köpeği Hektor ile işbirliği yaparak cinayetleri kimin işlediğini bulacaktır. Tabii ki kahramanımız kesinlikle bu şartı kabul etmez. Hektor ile çalışmaktansa yemeklerini Garfield resimli bir tabaktan yemeyi tercih eder.

Ne var ki Francis bir kedidir, hem de en iyisinden. Dolayısıyla meraklı burnunu davaya sokmaktan kendini alamayacaktır:)

Ah, ne tatlı bir kitap bu anlatamam. Bir öncekinden çok daha fazla sevdim Cave Canem'i, gülerek; ağlayarak okudum. Hayvan sevgisi ve dostluk üzerine yazılmış harikulade bir macera.

Kitabın arka kapağına tüm kalbimle katılıyorum. Keşke kedim de bu romanı okuyabilseydi:)

Çok, çok sevdim.




24 Ekim 2013 Perşembe

Francis (Felidae 2)

Akif Pirinçci, Güncel Yayıncılık


Bir Felidae romanı. Geçtiğimiz aylarda okuduğum Felidae romanından o denli etkilenmiştim ki, yeni yayıncının (Aylak Kitap) serinin devamını basmasını bekleyemedim. Basıp basmayacakları da muamma zaten. Ben de Gittigidiyor'dan önceki basımlarını bulup aldım. Bu harika kitapları kaçırmak istemedim.

Dünyanın en ünlü dedektif kedisi pek dertli, konserve açacağı Gustav son derece uygunsuz bir sevgili bulmuş kendine; kadın hem kedilerden tiksiniyor hem de adı Francis'e hakaret edercesine Francesca. Canavar francesca, nihayet Francis'in aile mücevherlerine göz dikerek "fındıklar gitmeli" dediğinde ise, kediciğimizin sabrı taşıyor ve sıcacık rahat yuvasından kaçarak kendini sokaklarda buluyor.

İlk iş lağıma düşen Francis, burada yaşayan kör kedi kabilesi ile karşılaşıyor ve korkunç cinayetlerden haberdar oluyor. Delirip bir köpekle işbirliği yapan Kedi Hugo, Kara Şövalye olarak hayvan aleminde terör estirmektedir. Kör kediler, Francis'ten Hugo'yu yakalamasını isterler. Francis, şehir dışındaki ormanlıklarda kendini tuhaf ve yabanıl maceraların içinde bulur.


Harika bir seri Felidae, kedisever, hayvansever herkese öneriyorum.





Yıllar evvel çizgi filmi de varmış Francis'in, bakın böyle yakışıklı bir herif dedektifimiz:




23 Ekim 2013 Çarşamba

Dresden Dosyaları 3.Kitap : Hayalet Tehlikesi (Grave Peril)


Jim Butcher, İthaki Yayınları

Çeviri : Ulaş Apak


Harry Dresden - Büyücü
Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.
Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk İksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler İş Kapsamı Dışındadır.



Büyücü dedektifimizin üçüncü macerasında yeni bir arkadaşı ile tanışıyoruz: Michael. Kot pantolonun üzerine pelerin giyen Michael deli değil, sihirli kılıcı ile şeytani güçlerle savaşan bir Haç Şövalyesidir. Beyaz Tanrı'nın İyi Şövalyesi. Kahramanlarımız, diğer taraftan dünyaya geçme yolunu bulmuş dehşetengiz bir iblisle savaşıyorlar. İşin içine manyak vampirler de girince ortalık adamakıllı karışıyor. Ayrıca Harry'nin büyü alemi ile bitmemiş hesapları ve Peri Annesine ödemesi gereken bir borcu var. 

Özetle, bu kitapta Harry'nin başı epey bir belada:) Bu yüzden okuması eğlenceli, hareketli bir fantastik macera olmuş Hayalet Tehlikesi.

Serinin dördüncü kitabını geçen aylarda yayınladı İthaki. Kitap Fuarından alınacaklar listemde:)

Ayrıca Harry'nin grafik romanları da varmış Amazon'da:










22 Ekim 2013 Salı

Tek Kanatlı Bir Kuş

Yaşar Kemal, Yapı Kredi Yayınları


40-50 sene evvel... Anadolu'da bir kasabaya yeni posta memuru atanır. Karısı ve kedisi ile yorgun argın trenden inen memur kasabaya gidemez. Çünkü kimse onları götürmeye yanaşmaz. Herkesin kasabadan ödü kopmaktadır, ama kimse bilmez nedir bu denli korkutucu olan?

Korkunun romanı diye lanse edilse de aslında bir öykü Tek Kanatlı Bir Kuş. Sadece 72 sayfa. Ürkütücü bir kitap değil, korkunun doğasını anlatıyor. Gerçekte korktuğumuz şeyleri nasıl kafamızda yarattığımızı anlatıyor ve bunu da roman derinliğinde karakterler ile gerçekleştiriyor. Şu kadarcık kitap, okuyalı 1 ayı geçti ama o karakterlerin hepsi aklımda hala.

Bu da edebiyatımızın anıt çınarı Yaşar Kemal'in ustalığı işte dostlar.





Tiffany'de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany's)

Truman Capote, Sel Yayıncılık


Evet filmi defalarca izledik ve harikulade idi ama bu minik kitap şahane dostlar! Holly yazılmış en arızalı aynı zamanda en dokunaklı kadın karakterlerden. Onun öyküsünü bize genç bir yazar anlatıyor. Yazarımız yeni taşındığı apartmanın üst katında oturan, çılgın ve teklifsiz Holly Golightly'nin büyüsüne kapılıyor çabucak. Ve onun esrarlı hikayesinin peşine düşüyor.

martinilerin su gibi aktığı çılgın partiler ve bir de Kedi var tabii hikayenin içinde.

Mükemmel bir öykü, çok çok sevdim. İyi ki okumuşum.




21 Ekim 2013 Pazartesi

Dresden Dosyaları 2.Kitap - Kurtadamlar (Fool Moon)


Jim Butcher, İthaki Yayınları

Çeviri : Ulaş Apak


Harry Dresden - Büyücü
Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.
Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk İksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler İş Kapsamı Dışındadır.


Chicago'da tuhaf cinayetler işlenmektedir, şehrin ortasında her dolunayda bir düzine insan katledilmektedir. Dedektif Karrin Murphy, büyücü dostu Harry Dresden'i yardıma çağırır. Harry'nin ise öğrenmesi gereken çok şey vardır ve tabii bir kafatasının içinde yaşayan bilgi ruhu Bob ona anlatacaktır : Kurtadam deyip geçmemek lazım; cadı kurtları, insan-kurtlar,  loup garou'lar, bunlar çeşit çeşittir. Kahramanımız önce ne tür düşmanla karşı karşıya geldiğini anlamalı, sonra da olayı çözüp katili yakalamalıdır.

Bol kanlı bir macera, ilk roman kadar değilse de sevdim. Yaz tatilinde okumuştum ve tatilde okumak için gerçekten ideal, akıcı bir macera romanı.





20 Ekim 2013 Pazar

Korsan Kitap

Erk Acarer, İnkılap Kitabevi


Sunay Akın sever misiniz? Hani böyle bir konudan bahseder, laf lafı açar, o konu hakkında akla hayale gelmedik enteresan minik bilgiler ve hikayeler anlatır. Kitapları da öyledir, en azından benim okuduğum Bir Çift Ayakkabı ile Ay Hırsızı için bunu söyleyebilirim. İlkinde ayakkabı berikinde aydede etrafında dönen ilginç ve gerçek hikayeler anlatır.

İşte Korsan Kitap tam da böyle bir kitap. Farkı tek unsura odaklanmıyor, pek çok çeşitli konu hakkında enteresan, renkli, düşündürücü bilgiler veriyor yazarımız, tarihin tuhaf cilvelerini anlatıyor. Ama o sadece tatlı tatlı hikaye anlatan biri değil, duruşu net, eleştirileri de sert. Hoşuma gitti.

Zevkli bir okuma idi.



22 Eylül 2013 Pazar

Harry Q. Davası'nın Ardındaki Gerçek (La verite sur l'Affaire Harry Quebert)

Joel Dicker, Can Yayınları


Marcus Goldman ilk kitabı ile şöhrete ve zenginliğe ulaşmış gencecik bir yazardır. İkinci romanını bitirip yayıncıya teslim etme zamanı geldiğindeyse, o daha yazmaya başlamamıştır bile. Marcus, büyük bir tıkanma yaşamaktadır ve son çare olarak; üniversitede ona akıl hocalığı yapmış; giderek en yakın ve biricik dostu haline gelmiş Harry Quebert'in deniz kenarındaki evine kaçar. Oradayken, Harry'nin geçmişte Lola isimli pek genç bir kızla fırtınalı bir aşk yaşadığını kazara öğrenir. Harry, bu aşkı anlattığı romanı ile Amerika'nın efsane yazarların biri olmuştur zamanında.


Marcus, romanına başlayamadan New York'a geri döner ve ikinci kitabın son teslim tarihine günler kala tüyler ürpertici bir haber alır. Harry'nin bahçesinde bir iskelet bulunmuştur. İskelet Harry'nin hayatının biricik aşkı Lola'ya aittir. Marcus, kitabı boşverip kasabaya geri döner ve akıl hocasının 30 sene önce yaşadığı ümitsiz aşkın; gerçekte olan bitenlerin peşine düşer.


Harry Q. Davası, tam 659 sayfalık bir roman. Bir pazar günü sabahtan akşama kadar hiç durmadan okuyup bitirdim, kitabı elinizden bırakmanız ya da ara vermeniz olanaksız bence. Sular seller gibi akıcı yazılmış roman. Marcus geçmişi deştikçe 70'li yıllarda yaşananları okuyoruz, beri yandan günümüzde Marcus'un kasabada  araştırmalarını takip ediyoruz.  Geçmişte işlenmiş bir cinayetin peşinden koştuğumuz için polisiye diyebiliriz ancak Harry ve Lola aşkı bir o kadar çarpıcı, okuduğum en güzel aşk hikayelerinden biriydi. Lola inanılmaz bir karakter. Öte yandan Marcus ile Harry'nin güçlü dostlukları da çok etkileyici. Her bölüm, Harry'nin Marcus'a verdiği bir öğütle başlıyor, bunlar altı çizilesi cümleler kesinlikle. Marcus'un hiç görmediğimiz annesi ile telefon muhabbetleri ise evlere şenlik:)

Bayıldım, harika bir kitap. Severek tavsiye ediyorum.



9 Eylül 2013 Pazartesi

Güzel Harabeler (Beautiful Ruins)

Jess Walter, Domingo Yayınları


Güzel Harabeler'i, Bodrum'da deniz kenarında okudum. Roman o denli güzeldi ki; şezlongda uzanmışken heyecanla oturur hale geldiğimi; kafamı iyice kitaba eğerek; denize girmeyi filan unutup deliler gibi okuduğumu anımsıyorum. Yılın en güzel romanlarından biriydi benim için Güzel Harabeler.

Yılların içinden geçen, iz bırakan bir aşk öyküsünü anlatıyor kitabımız. 1962 senesinde, İtalya'da birkaç evden ibaret kayalık bir adacıkta, genç Pasquale babasından kalma oteli işletmektedir. Zaten 2 odası mı ne var ufacık otelin:) Bir gün güzel, sarışın bir Amerikalı aktris tekneyle bu unutulmuş adaya gelir. Dee Moray isimli bu hüzünlü güzel, Roma'da çekilmekte olan ve Richard Burton & Elizabeth Taylor çiftinin oynadığı efsanevi  Cleopatra filminin oyuncularından biridir.

Günümüzde, Hollywood'da idealist Claire; sinema kurdu Michael Deane'in asistanlığından istifa etmeyi planlamaktadır. Fakat stüdyonun kapısına dayanıp, elinde Michael'ın sararmış bir kartviziti, Dee Moray'i aradığını söyleyen yaşlı İtalyan beyefendisi olayların akışını altüst eder.

Kitabımız 1962 senesinde olan bitenler ile; günümüzde Pasquale ve diğerlerinin yaşadıklarını paralel anlatıyor. Bir yerlerde hikayeye Richard Burton giriyor ve deyim yerinde ise kasıp kavuruyor sayfaları. Geçmişte ne olmuş ve günümüzde ne olacak diye merak edip, sıcak İtalya güneşini yüzümüzde hissederek nefis bir roman okuyoruz böylece.

Çok sevdim.