10 Eylül 2016 Cumartesi

Konsey Cinayetleri (Metin Çakır 3.Kitap)


Armağan Tunaboylu, Maceraperest Kitaplar


Bir Metin Çakır polisiyesi.


Mahallenin namlı pezevengi, tiksinerek sevdiğimiz kahramanımız Metin Çakır bu macerasında boyundan büyük belalara bulaşıyor. Mahallenin pezevenkleriyle katıldığı Puştlar Konseyi oturumunda Fenerbahçe maç skorunu öğrenmek niyeti ile kahveden dışarı çıkan kahramanımız, gözlerinin önünde kahve taranınca neye uğradığını şaşırıyor. Tabii Asım Ağbi anında Metin'in suçlu olduğuna kanaat getirince bizimki çareyi yine kaçmakta buluyor.


Korktukça donuna işeyen, cahil pis yalancı kahramanımız bu sefer çok müşkül hâllere düştüğü için kitap bana öncekilerden bile eğlenceli geldi. Serinin tamamı zaten müthiş zevkli ancak bu macerada defalarca kahkaha attım. 


Sırada Karakol Cinayetleri var.




Resim Cinayetleri (Metin Çakır 2.Kitap)


Armağan Tunaboylu, Maceraperest Kitaplar


Bir Metin Çakır polisiyesi.


Polisiye diyorum ama bu seri bence başlı başına komedi. Başı bitten götü boktan bir türlü kurtulamayan namlı pezevenk Metin Çakır'ın peşinden İstanbul'un altını üstüne getiriyoruz. Kendisi cahil, pis, yalancı, korkak, korktukça da şırıl şırıl donuna işeyen leş bir adam ama kafası çalışıyor, bir de samimi. Tiksinerek seviyoruz Metin Çakır'ı.

Bu macerada Metin Çakır üstüne yıkılan çifte cinayetten yırtmaya çalışıyor. Biz de nefes nefese peşinden koşturuyoruz. Bu adam yüzünden dilime "Galerici karı" lafı da dolanmasın mı, galerici karı aşağı, galerici karı yukarı. Ne yapalım adam öyle konuşuyor.

Çok çok eğlenceli bir kitap.





14 Ağustos 2016 Pazar

Winter (Ay Günlükleri 4.Kitap)


Marissa Meyer, Artemis Yayınları

Çeviri : Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur




Ay Günlükleri serisini çok severek okudum. Yazarın yarattığı dünyayı, Ay Halkı ile dünyada yaşayan insanların çekişmesini, androidleri, kahramanlarımız Cinder, Scarlet, Cress ve tabii Kaptan Thorne'u çok sevdim. Wolf ile Prens Kai'yi de unutmayalım. Yine de 800 sayfalık Winter'ı elime aldığımda bir oha çektim. Bu kadar kalın gençlik romanı mı olur insafsızlar bile dedim. Ama kitap o kadar hoşuma gitti ki, 800 sayfayı bir çırpıda okudum.


Serinin son romanında heyecan, macera ayyuka çıkıyor artık. Kahramanlarımız Levana'yı devirip Prenses Selene'yi Ay Ülkesinin tahtına çıkartmak için Ay'da bir devrim yapmaya uğraşıyorlar. Üstelik ekibe yeni katılan bir arkadaşları var : (Pamuk) Prenses Winter. Yüzündeki yara izlerinden gocunmayan, ay sihrini hiç kullanmadığı için buhranlar geçiren bu delişmen kızı Ay Halkı çok seviyor. Tabii bu Levana'nın Winter'dan kurtulmak istemesi için yeterli bir sebep. 


Kahramanlarımız Ay Ülkesine gelip planlarını uygulamaya koymaya başladıkları an işler de ters gidiyor. 800 sayfa boyunca hareket, serüven bir an bile dur durak vermiyor. Levana ve sihirbazlarına karşılık halkı ayaklandırmaya çalışarak var güçleri ile mücadele ediyor kahramanlarımız. Sonunda tüm hikayelerimiz bağlanarak müthiş bir finale ulaşıyor. 


Çok ama çok sevdim bu seriyi. Gençlik romanıymış, kahramanları benim yarı yaşımdaymış umrumda olmadı. Kitabın dünyası harikaydı ve ben o dünyada kaybolmaktan çok zevk aldım.






7 Ağustos 2016 Pazar

Gölgelerin Kanı (Kan Günlükleri 3.Kitap)


Samantha Young, Martı Yayınları

Çeviri : Gülfem Çırak


Tırt serimizin tırt finalinde kahramanımız nihayet kendini buldu, biz de rahatladık. Bu kitapları da kütüphanemden kaldırdım :)



31 Temmuz 2016 Pazar

Geçmişin Kanı (Kan Günlükleri 2.Kitap)


Samantha Young, Martı Yayınları

Çeviri : Gülfem Çırak


Bu kitapta Eden, soyunu sopunu gelmişini geçmişini öğrenmek için İskoçya'ya gidip ailenin diğer doğaüstü güçlere sahip üyeleri ile tanışıyor.


Almış olduğumu için okudum. Tavsiye etmiyorum.



24 Temmuz 2016 Pazar

Kutsanmış Kan (Kan Günlükleri 1.Kitap)


Samantha Young, Martı Yayınları

Çeviri : Gülfem Çırak


Bu seriyi Kitap Fuarından geçen sene almıştım. Kafamın allak bullak olduğu bir dönem okudum. Daha nitelikli bir şey hayatta okuyamazdım o ara.

Yine kimselere benzemeyen ah vah pek yalnız kahramanımız, onu tek seven oğlan, paranormal hadiselerle dolu bir kitap. Sıkıldım bunları okumaktan. Bu kitabın hoş yanı Mısır mitolojisinden esinlendiği kısımlardı.

Eden, insan ruhu yiyerek yaşayan, bir de kendilerine Kutsanmış diyen Ruh Emiciler'in kızı. Sevdiği çocuk da  bunları avlamakla görevli kadim Ankh sülalesinden bir oğlan. Tabii sonunda olaylar gelişiyor.

Gereksiz bir kitap.



23 Temmuz 2016 Cumartesi

Karanlık Zihinler (The Darkest Minds #1)


Alexandra Bracken, Parodi Yayınları

Çeviri : Handan Sağlanmak


Bu kitabı çok duymuştum , keşke almadan önce biraz daa araştırsaymışım. Hiç beğenmedim.

Amerika'da bir virüs çıkmış ve çocuklar birden bire hastalanıp patır patır ölmeye başlamışlar. Büyükler de çare olarak hayatta kalan çocukları hapsetmeye karar vermişler. Kahramanımız da bu çocuklardan biri. Kendisi de evlat olsa sevilmeyecek pek mızmız bir tip olduğundan kitaptan hoşlanamadım sevgili okuyucular.

Karar sizin.



13 Temmuz 2016 Çarşamba

Fangirl


Rainbow Rowell, Pegasus Yayınları

Çeviri : Müge Kocaman Özçelik


Aslında artık genç yetişkin kitapları okumak istemiyordum, ama Rainbow Rowell'in Eleanor ve Park kitabını çok beğenmiştim. Bunu da okumak istedim. Fena değil, güzeldi, hpştu. Ama Eleanor ve Park kadar sevdiğimi söylemem.


Kahramanımız ikiz kızkardeşi ile üniversiteye başlayan Cath, deli bir Simon Snow hayranı. Yani güya Harry Potter gibi bir fenomen seri işte. Aslında direkt Harry Potter da kullanılabilirdi, çok bariz olmuş bu şekilde. İşte bu Cath çok içine kapanık bir kız ama Simon Snow fanfiction'ları yazıyor. hayran kurgusu yani. Kitabımız da bu kızın üniversitenin ilk yılında yavaş yavaş kabak çiçeği gibi açılmasını anlatıyor. Hoş, eğlenceli ama iz bırakmayan bir gençlik romanı.



12 Temmuz 2016 Salı

Ölümcül Terayağlı Tavuk Vakası (Vish Puri 3.Kitap)


Tarquin Hall, Büyülü Fener Yayınları

Çeviri : Zeliha Babayiğit


Bir Vish Puri Polisiyesi


Hindistan Birinci Ligi'nde oynayan, Pakistan'ın önde gelen kriketçisi Kamran Khan'ın babası, bir kriket karşılaşması sonrasında düzenlenen ziyafet sırasında ölür. Ölüm nedeni tereyağlı tavuğunun konan zehirdir. Puri'nin bu davayı çözmesi için bölgedeki organize suç çetelerinin izini sürmesi gerekmektedir. Ve sadece Hindistan'da kalarak bir sonuca varamayacağı için istemeye istemeye de olsa Pakistan'ın yolunu tutmak zorunda kalır. Bu da onu Pakistan'ın Hindistan'dan ayrıldığı 1947'ye ve iki ülke arasındaki savaşların iç burkan hatıralarına götürür. Yapbozun son parçasını bulacak, katilin kim olduğunu ortaya çıkaracak olan ise, Puri'nin birlikte çalışmak isteyebileceği son kişi, yani Anne-ji'dir.


Kitabı büyük zevkle okudum. Seri ilerledikçe Puri'nin maceraları daha derinlikli ve katmanlı hâle geliyor. Cinayetin yanı sıra Hindistan ve Pakistan arasındaki husumetin tarihçesini de kitabın hikâyesi içine çok güzel yedirmiş. Tabii Hint yaşam tarzı ve yemekleri yine olağanüstü anlatılmış. ne oldğunu bilmediğimiz yemekler ağzımızı sulandırıyor bu kitapta da. Üstelik kitabın arkasına yemek tarifleri eklenmiş, çok hoş bir detay bence:)

Çok güzel kitap.




10 Temmuz 2016 Pazar

Gülmekten Ölen Adam Vakası (Vish Puri 2.Kitap)


Tarquin Hall, Büyülü Fener Yayınları

Çeviri : Zeliha Babayiğit


Bir Vish Puri Polisiyesi


Hintli Dr Jha ömrünü fakir halkı kandıran sahte guruları ifşa etmeye adamış bir bilim adamıdır. Fakat tam da mümkün olmadığını söylediği şekilde cinayete kurban gider, parkta güpegündüz, kahkaha kulübüyle beraber katılarak gülerken, korkunç tanrıça Kali yoktan belirip doktora kılıcı saplar. Kali ve kılıç ortadan kaybolur, doktor ise ruhunu teslim eder. Kahramanımız boğazına düşkün ve son derece zeki, Hindistan'ın En Özel Dedektifi Vish Puri, bir turistin kamerasına kaydettiği cinayeti izleyince vaka üzerinde çalışmaya koyulur. 


Vish Puri'nin ikinci kitabında çıta biraz daha yükselmiş, son derece zevkli bir polisiye okuyoruz. Yazarımız Hindistan'da yaşıyor ve karısı da Hintliymiş. Bunu yarattığı mükemmel atmosferden anlıyoruz, bizi Delhi sokaklarında gezdiriyor, sokak satıcılarının sattığı ve her seyahat rehberinde "aman sakın yemeyin" dedikleri yerel lezzetleri enfes bir şekilde anlatıyor. Tabii Hint geleneklerine de aşina oluyoruz.


Kitapta tek bir vaka yok, Vish Puri'nin inatçı annesi de yine bir başka suçlu peşinde koşuyor. katıldığı "kitty party"de, yani Hintli kadınların altın günü, toplanan parayı çalan komşu teyzeyi bulmak için uğraşıyor Anne-ji.


Harika bir polisiye. 



4 Temmuz 2016 Pazartesi

Burada Ayrılıyoruz (This Is Where I Leave You)


Jonathan Tropper, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Bu kitabı 2014'te almışım, 2 senedir okunacaklar sırasında bekliyordu yavrucak. Bayram tatilinde 10 gün eve kapanınca nihayet sırası geldi.


Burada Ayrılıyoruz bir Yahudi ailenin hikâyesini anlatıyor. Ailenin babası ölünce tüm kardeşler baba evine geri dönüyorlar ve anneleriyle 1 haftalık geleneksel şiva oturmasını yapıyorlar. Yani birbirinden uzaklaşmış, belki düşmanca duygular besleyen kardeşler, yedi gün boyunca hiç evden çıkmayacak ve geleneksel yas tutma adetini yerine getirecekler.


Olayları bize kardeşlerden Judd anlatıyor. Judd elinde doğum günü pastasıyla sürpriz yapmak için eve erken gelip karısını kendi patronu ile yatakta basmış. Ağabey Paul karısını yumurtlama zamanı hamile bırakmaya uğraşıyor. Abla Wendy'nin 3 çocuğu ve blackberry'sine yapışık yaşayan bir kocası var. Serseri küçük kardeş Phillip ise şiva'ya kendinden büyük yeni sevgilisi ile gelmiş. Anne ise bambaşka bir alem.


Kitap, şiva boyunca kardeşlerin birbirleriyle didişmelerini, Judd'ın hayatındaki krizle baş etmeye çalışmasını ve geçmişte aralarını açan olayları anlatıyor. Bu tip aile hikâyelerini çok sevdiğim için pek eğlenerek okudum. Zaman zaman gerçekten gülümsetiyor kitabımız.


Bu kitaptan uyarlanan bir film de çekilmiş, anneyi Jane Fonda, küçük kardeşi Adam Driver, Judd'ı Jason Bateman, ablayı da Tina Fey oynamış.




3 Temmuz 2016 Pazar

Yıldız Cinayetleri (Metin Çakır 1.Kitap)


Armağan Tunaboylu, Maceraperest Kitaplar


Metin Çakır namlı bir pezevenktir. Kızlarını Kürdo lâkaplı bir kabadayıya devredip, karşılığında edindiği harabe evinde ilk gecesinde, Güzel Marmara içip sarhoşlanırken, komiser Asım Ağbi'nin tokatları ile ayılır. Tekme tokat karakola götürülen kahramanımız, Kürdo'ya bıraktığı sermayelerinden birinin öldürüldüğünü öğrenir, hem de feci şekilde. Üstelik zanlı da bizzat kendisidir. Bir punduna getirip Asım Ağbi'den kaçmayı beceren kahramanımız, katili bulup kendini kurtarmak için didinmeye başlar.


Metin Çakır herhalde okuduğum en rezil, en müptezel polisiye kahramanı. Korktukça donuna işeyen, kadın döven, pis, gerilince çekinmeden gaz salan, çabucacık duygulanıp ağlayan, yankesicilikten imtina etmeyen bu tipten nefret edeceğinizi düşünmeyin. kendisine bir şekilde sempati besleyip, nefes nefese peşinden koşuyoruz leş kahramanımızın.


Son derece eğlenceli, temposu hiç düşmeyen, çok renkli ve keyifli bir polisiye Yıldız Cinayetleri. İlk kez 2004 yılında yayınlanmış. benim aldığım yeni baskısı. Bu baskının cildini, boyutunu ve şömizli olmasını da çok sevdim.


Çok eğlenerek okudum, harika bir polisiye :)



Kayıp Hizmetçi Vakası (Vish Puri 1.Kitap)


Tarquin Hall, Büyülü Fener Yayınları

Çeviri : Zeliha Babayiğit


Bir Vish Puri Polisiyesi


Vish Puri Hindistan'ın bir numaralı özel dedektifi. Ufak tefek, tombul, gırtlağına düşkün, aynı zamanda kılık kıyafetine son derece özenen, İngiltere'de yapılmış şapkalarını takmadan çıkmayan, şık takımlarını terziye diktiren, biraz da kendini beğenmiş dedektifimiz adeta Hindistan'ın Hercule Poirot'su. Üstün gözlem gücü sebebiyle kendisini Sherlock Holmes'e benzetenlerden hiç hazetmiyor. Çünkü o kurgu, Puri ise gerçek.


Puri, En Özel Dedektifler Bürosunun kurucusu ve patronu. Küçük ve yetenekli bir ekibi var. Pencaplı olmak öyle gerektirdiğinden, Puri her birine lâkap takmış : Kılıktan kılığa girebilen güzel Yüz Kremi, Şoför El Freni, sabahları zorlukla uyanabilen Floresan, sifonu olan evde yaşadığı için Sifon. Puri saldırıya uğradığında koşarak gelen ve saldırganın peşine düşen, dedektif olmaya meraklı inatçı annesi ile evi çekip çeviren, Puri'ye rejim yaptırmaya çalışan tatlı karısı Rumpi de diğer sevdiğimiz karakterler.


Bu ilk macerada Puri, gri hücrelerini çalıştırıp ekibini görevlendirerek meşhur bir avukatı cinayet davasından beraat ettirmeye uğraşıyor. Avukatın evinde çalışan genç ve güzel hizmetçi kız kayıplara karışmış, cinayet şüphesiyle avukat tutuklanmıştır. Allahtan, hiç bir davasında yenilgiye uğramayan Vish Puri vakanın peşine düşer.


Çok keyifli bir polisiye serisi bu. Tabii en özel yanı, günümüz Hindistan'ında geçiyor olması. Uzaklardaki o kocaman, rengarenk, egzotik, bir yanı sefalet derecesinde fakir, bir yanı ultra zengin ülkenin tüm rengini, lezzetlerini, kokularını ve sosyal yaşamını mükemmel anlatıyor bu kitap. Benim için kitabın en çekici yönü bu idi, polisiye olması yanı sıra, Hindistan'ın olağanüstü atmosferini mükemmel anlatması.  Serinin yayınlanmış kitaplarının kapakları da enfes güzellikte.


Kitapta geçen Hintçe kelimeler için kitabın arkasına bir sözlük eklenmiş. Keşke bu açıklamalar dipnot olarak eklenseymiş sayfalara. Bence o şekilde okuması daha rahat olabilirdi.


Çok sevdim :)



Burada çok güzel bir de web sayfası var : Vish Puri



26 Haziran 2016 Pazar

Barış Makinesi


Özgür Mumcu, April Yayıncılık


Özgür Mumcu'yu severim, yazılarını da Cumhuriyet'te takip ediyorum. O yüzden bu kitap için de çok ümitliydim ancak hiç beğenemedim. Hatta günlerce elimde süründü, bitirmem vakit aldı. Başlangıçta güzeldi ama sonradan çok dağıldı konu, bir türlü kafamda toparlayamadım.







24 Haziran 2016 Cuma

OZ (OZ : Dorothy of Kansas)


Adam Fawer, April Yayıncılık

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Oz Büyücüsü'nünün hikâyesini ve bu kitaptan uyarlanmış Judy Garland'ın oynadığı müzikal filmi hepimiz biliriz. Adam Fawer'in romanında bu hikâyenin ters yüz edilmiş bir versiyonunu okuyoruz. Dorothy yine bir hortuma tutulup kendini Oz Diyarında buluyor ve sarı yoldan giderek büyücüye ulaşmaya çalışıyor. Ama Oz Diyarı o denli farklı ki! Bu kitaptaki Oz, dünyamızın çarpıtılmış, paralel bir versiyonu. Renkler bile ters yüz olmuş, Çimenler kıpkırmızı, kan yeşil. Gökyüzü pembe, güneş mor. Yazarımız bu dünyayı kusursuz anlatıyor, öyle ki renk cümbüşünden başımız dönüyor adeta. Ve her dönemeçte, hikâye bildiğimiz akışında ilerlerken bir o kadar da farklılaşıyor.  Bildiğimizi zannetiğimiz maceranın aslında ne denli farklı yaşandığını gördükçe afallıyoruz.


Adam Fawer Oz Büyücüsü'nü almış, bu hikâyenin aslı budur dercesine çok daha kanlı, yabanıl, ürkütücü, renkli ve sapkın yeni bir hikâye yazmış. Bence harikulade bir okuma deneyimi idi, o rengarenk dünyada kendimi kaybettim, kitap bittiğinde hortuma yakalanmış Dorothy gibiydim.


Algan Sezgintüredi'nin enfes çevirisi ile bu senenin en sevdiğim kitaplarından biri oldu OZ.


19 Haziran 2016 Pazar

Zenda Mahkumu (The Prisoner of Zenda)


Anthony Hope, Altın Bilek Yayınları

Çeviri : Zuhal İnal Baycılı


Zenda Mahkumu gayet klâsik bir hikâye anlatıyor bize. Kahramanımız genç Rudolf Rassendyll, Ruritanya'nın taç giyecek kralı Rudolf'a tıpatıp benzemektedir. Ruritanya'da seyahat ederken kral ve maiyetiyle karşılaşır. Kralın kuzeni prens Michael, kralı bir komplo ile esir ederek Zenda kalesine kapatır. Kralın sadık adamları Rudolf'u kral rolüne girip taç giymesi için ikna ederler. Kahramanımız, kralın sözlüsü Prenses Flavia'ya âşık olur ama ona gerçekleri söyleyemez ve kralı Zenda'dan kurtarmak için tehlikeli bir maceraya atılır.


Kılıç şakırtılı tarihi maceraları sevenler için birebir. Kitabın David O.Selznick tarafından yapılmış çok eski bir film uyarlaması da var.




12 Haziran 2016 Pazar

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu (A Lupita le gustaba planchar)


Laura Esquivel, Can Yayınları

Çeviri : İnci Kut


Laura Esquivel'in Acı Çikolata'sı, çok sevdiğim kitaplardan biridir. Ondan beridir de yeni bir romanına rastlamamıştım. Lupita'yı ve güzelim kapağını görünce hemen alıp okudum tabii ama maalesef kitap hayal kırıklığı yaşattı.


Kahramanımız Lupita'dan hiç hoşlanmadım, sürekli kendine acıyan, kazara çocuğunu öldürmüş, alkolik, zaman zaman uyuşturucu kullanan bir polis Lupita. Koruması altındaki politikacı öldürülünce bazı sorular sormaya başlıyor, başı belaya giriyor. Sonunda müthiş bir aydınlanma yaşayarak kendiyle barışıyor falan filan.

Hiç sevmedim:(




7 Haziran 2016 Salı

Pir-i Lezzet


Saygın Ersin, April Yayıncılık


Saygın Ersin'in Yedi Kartal Efsanesi serisinin ilk kitabı Zülfikar'ın Hükmü'nü okuyalı beş sene olmuş. Beş senedir bendeki etkisi azalmamıştır bu kitabın. Hâlâ sevdiğim insanlara tavsiye ederim, özlemle serinin devamını beklerim. Kadim Anadolu efsaneleri ile İstanbul'un tarihi muammalarını bir potada eriten bu eşsiz kitabın devamını ise okuyamadık nedense.


Saygın Ersin'in yepyeni bir kitapla geri döndüğünü öğrenince çok sevindim tabii. Tanıtım yazısını okuyunca "yemek tarifi kitabı mı bu yoksa?" diye merak etmedim de değil. Kitapçılarda bir türlü bulamadığım Pir-i Lezzet'i nihayet Haydarpaşa Garında düzenlenen Kadıköy Kitap Şenliği sayesinde edinebildim ve iki günde okuyup bitirdim.


Kitabımız, 17.yüzyıl başlarında, şehr-i şirin İstanbul'un bir paşa konağında, esrarengiz bir aşçıbaşının düzenlediği ziyafetle açılıyor Aşçıbaşının esrarlı bir kudreti var ve yemekleriyle insanlar üzerinde bir takım etkiler yaratabiliyor. Her nasılsa kendini Topkapı Sarayı'nın dillere destan Matbah-ı Azam'ında bulan aşçıbaşımızın sırrını tabii ilerleyen sayfalarda öğreneceğiz.


Ama önce Topkapı Sarayı'nın içine gidiyor, Dünya'ya hükmeden bu kudretli saraydaki gündelik hayatın parçası oluyoruz. Ustaları, kalfaları, acemi oğlanları ile saray mutfağı capcanlı karşımıza geliyor. Harem'i, Enderun'u, Hasoda'sı ile saray hayatının inceliklerini, saray adetlerini ve geleneklerini kitabın hikâyesine harmanlanmış şekilde su gibi okuyoruz. Saygın Ersin, mutfaktan yola çıkarak bize sayfalarında Topkapı Sarayını yaşatıyor.


Bu esnada esrarengiz aşçıbaşımız boş durmuyor tabii, kendisi bizzat döktürmekte, biz de ağzımızın suları aka aka, bu lezzet ustasının elinden saraya giden yemeklerin inceliklerini okuyoruz. Hangi birini şuracığa bırakayım, karar veremedim gerçekten.


"Ocaktaki tencereden mutfağa mis gibi bir kavurma kokusu yükselmeye başlayınca, Aşçıbaşı kıyılmış soğanlarla birlikte ateşin başına gitti. Suyunu iyice çeken etler tencerenin dibinde keskin keskin cızırdıyordu. Aşçıbaşı soğanları tencereye attıktan sonra hızlıca tezgâha gidip, elinde koca bir kaşık sadeyağ ile geri döndü. Kavrulmuş etler halis yağ ile buluşunca şenlik başlamış, tencereden şiddetli nağmelerle birlikte hafif yanık, soğanlı ve kaygan bir koku da yükselmeye başlamıştı. Artık ne sadece kavurma, ne sadeyağ, ne de soğana aitti bu koku. Artık başka bir şeydi. Üç kokunun, üç lezzetin birleşimiydi ama üçü gibi de değildi."


Kitabın ilerleyen kısımlarında ise geçmişe dönerek Aşçıbaşı'nın nasıl usta olduğunu öğreniyoruz, bu kısımların atmosferi Binbir Gece Masallarını aratmıyor. Kahramanımız diyar diyar gezerken, o coğrafyalara biz de gidiyor, kâh yıldız haritası çıkartıyor kâh çekişe çekişe baharat pazarlığına tutuşuyoruz.


Harika bir kitap Pir-i Lezzet, çok sevdim. Bir an bile düşmeyen temposu, son derece özenilmiş tarihi detayları ve zengin diliyle müthiş bir tarihi fantazi. Saygın Ersin asla hayal kırıklığına uğratmıyor.





5 Haziran 2016 Pazar

Osmanlı Cadısı


Barış Müstecaplıoğlu, Doğan Kitap


Osmanlı Cadısı iki paralel öykü üzerinden gidiyor. Biri geçmişte, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, bir kaptan-ı deryanın denizde bulup kurtardığı, sonra da aşık olduğu genç kızın hikayesi. beriki ise günümüzden yüzyıllarca sonra, geleceğin distopik İstanbul'unda esrarengiz bir baş ağrısından muzdarip Kemal'in hikâyesi.

Gelecekteki İstanbul tasviri tüyler ürpertici.yeşil alan kalmamış, insanlar mega kule denen devasa binalarda tüm hayatlarını geçiriyorlar. Burada yazar inandırıcı bir dünya kurmuş diyebilirim.

Yine de biraz daha uzun olmalıymış sanki kitap, aceleye gelmiş gibi hissettim. Çok sevdiğimi söyleyemem.






23 Mayıs 2016 Pazartesi

Ritmatist (The Rithmatist 1)


Brandon Sanderson, Doğan Egmont Yayıncılık

Çeviri : Deniz Başkaya


Çok hoşuma giden bir alternatif dünyada geçiyor bu roman. Steampunk öğeleri ile bezeli bu atmosfer umarım serinin ilerleyen kitaplarında daha yoğun yer alır. Tabii biz o bölümleri okuyabilir miyiz orası meçhul. Yine de çok keyifli bir okumaydı.

Ritmatist denen ve çizgilere hükmeden ustalar dünyayı ürkütücü yaratıklara karşı savunmaktadırlar. Dünyaya gelen çocuklar doğuştan Ritmatist ya da değildir. Joel de ritmatist seçilmeyen ama her nasılsa bu konuda çok becerikli bir çocuktur. Akademinin yaşlı hocasını kendine ders vermeye ikna eder ve ritmatistlerin dünyasına adım atar.

Ben çok hoşlandım bu kitaptan.




8 Mayıs 2016 Pazar

Levana (Bir Ay Günlükleri Kitabı)


Marissa Meyer, Artemis Yayınları

Çeviri : Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur


Levana, Ay Günlükleri serisinde bir ara kitap. Asıl seriye ek diyebiliriz, yani seriyi okurken bunu atlasanız da olur. Ben seriyi çok sevdiğim için fazladan bir tane daha okuyayım dedim ama çok da bayıldığımı söyleyemem.

Ay Kraliçesi Levana'nın çocukluğuna giderek ne olup bittiğini, bu kadının nasıl bu denli psikopata dönüştüğünü öğreniyoruz bu kitapta ama diğer kitaplar gibi güzel değil bu ara bölüm. 

Levana'nın sihri olmadan nasıl göründüğünü öğrenmek isteyenler okuyabilir.





7 Mayıs 2016 Cumartesi

Bedel (Green on Blue)


Elliot Ackerman, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Afganistan. Orta Asya'da dağların arasına sıkışmış bir ülke. İngilizlerle savaşmış, Rusya tarafından işgal edilmiş, Taliban'ın elinde hayatı kararmış bu ülke halkının yaşadıklarına en çok Khaled Hosseini'nin Bin Muhteşem Güneş ve Uçurtma Avcısı kitapları ile tanık olmuştuk.


Bedel bizi Afganistan dağlarındaki savaşın en içine götürüyor. Kitabın anlatıcısı, kahramanımız genç Afgan delikanlı Aziz, Taliban saldırısında sakatlanan abisinin intikamını, yani geleneksel olarak hak ettiği bedelini almak için Taliban'la savaşan Amerikan güdümündeki bir Afgan birliğine katılıyor. Birlikteki her delikanlı aslında bir bedel uğruna katılmış savaşa. İçlerinden sadece Aziz zamanla savaşın nasıl da danışıklı dövüş olduğunu anlayacaktır, ama bu çarkın içine girmekten başka yol da göremez.


Savaşın ikiyüzlülüğü ve Afganistan'ın kaderine dair çarpıcı bir roman Bedel. Kitabın orijinal ismi "Green on Blue" çevirmenimizin alamet-i farikası dip notlardan öğrendiğimize göre "dost güçler tarafından saldırıya uğramak" mânâsında kullanılıyormuş. Kitabın isminin bunun yerine Bedel olmasını çok yerinde buldum. Peştun geleneğindeki bedel alma hadisesi etrafında dönüyor zira hikâyemiz.


Kitabın kapağı da çok sade ve etkileyici.


"Mobiletler, cep telefonları ve birkaç çatıda boy gösteren ev yapımı çanak antenler başka, daha modern dünyaların ulaklarıydı. Ama bu ilerleme, sahte bir ilerlemeydi. İlerleyeceğimiz mesafeyi değil, savaş her şeyi mahvettiğinde gerileyeceğimiz mesafeyi ölçmeye yarıyordu."



1 Mayıs 2016 Pazar

Horrorstör


Grady Hendrix, Zodyak Kitap

Çeviri : Feyyaz Şahin


Horrorstör, enteresan tasarımıyla illa ki ilgi çeken bir kitap. Kitabın tamamı bir IKEA kataloğunu hatırlatacak şekilde dizayn edilmiş. Kitapta olaylar zaten IKEA'nın çakması ORSK isimli bir mağazada geçiyor. Mağazada tuhaf işler dönmeye başlayınca, bir grup çalışan geceyarısı mesaisine kalıp neler olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Sonra gelsin kan banyosu.


Kitabın bölümleri arasında mobilya reklamları görmeye devam ediyoruz. Ama dikkat, ilk reklamlar bildiğimiz kanape, masa tarzı eşyalarken, olaylar geliştikçe korkunç işkence aletlerine evriliyor bu reklamlar. Bu da hoş düşünülmüş bir detay.


Hava kararınca okumalık bir kitap.







Eve Dönmenin Yolları (Formas de volver a casa)


Alejandro Zambra, Notos Kitap

İspanyolca'dan çeviren : Çiğdem Öztürk



Çok güzel bir kitap, Eve Dönmenin Yolları. Kahramanımız çocukluğundan bölük pörçük anıları anlatırken, şimdiki zamanda çocukluk aşkının peşinden koşuyor ve bir roman yazmak için çabalıyor. Ama o çocukluk yıllarının şiirselliğini o denli güzel hissettiriyor ki, hayran oldum. Su gibi akıp gidiyor kitap, çok sevdim.


Kitap altı çizilesi cümlelerle dolu:


"Aslında anne babamızın bir tipi olmaz. Çünkü onlara doğru dürüst bakmayı asla öğrenmeyiz."


"Şimdi son yıllarda yaptığım en iyi şeyin sürüsüne bereket bira içmek ve bazı kitapları kendimi adayarak, tuhaf bir sadakatle, sanki içlerinde bana ait bir can, kadere dair bir iz varmışçasına yeniden okumak olduğunu düşünüyorum."


"Okumak yüzünü kapamaktır. Yazmaksa yüzünü göstermek."


"Pek bilmiyordum ama en azından şunu biliyordum: kimse kimsenin adına konuşamaz. Çünkü her ne kadar bir yabancının hikâyesini anlatmak istesek de eninde sonunda hep kendi hikâyemizi anlatırız."


"Bir kitaptan bize göre olmadığını anladığımızda vazgeçiyoruz. O kitabı okumayı o kadar çok isteyince yazmak boynumuzun borcu diye düşünüyoruz. Birinin çıkıp da okumak istediğimiz kitabı yazmasını beklemekten yorgun düşmüşüz.





30 Nisan 2016 Cumartesi

Bonzai (Bonsai)


Alejandro Zambra, Notos Kitap

İspanyolca'dan çeviren : Çiğdem Öztürk



Minik ve çok güzel bir kitap. Çevirinin de şahane olduğunu söylemeliyim. Çok sevdim.


Bonzai, Julio ve Emilianın hikâyesiyle yoğrulan ufacık ve zarif bir roman, tıpkı bonzailer gibi. Onların birliktelikleri yalnızca cinsel ya da duygusal değil, aynı zamanda edebi. Her gece sevişmeden önce birbirlerine şiirler, romanlar, öyküler okuyorlar. Falubertin Madame Bovarysinden Yukio Mişimanın Altın Tapınakına, Perecin Uyuyan Adamından Raymond Carverın öykülerine... 



Ağaçların Özel Hayatı (La vida privada de los árboles)


Alejandro Zambra, Notos Kitap

İspanyolca'dan çeviren : Çiğdem Öztürk


Ağaçların Özel Hayatı, Verónica’nın resim kursundan dönmeyişiyle başlıyor. Öğretmen ve pazar günü yazarı Julián’ın önce küçük Daniela’yı uyutmak için anlattığı doğaçlama hikâyeler olarak. Bekleyiş uzadıkça Julián hikâyeleri istemsizce kendi hayatlarına döndürüyor. Anımsayışlarla, çağrışımlarla, gözlemlerle ve bunlardan yaratılmış bir gelecekle, Daniela’nın geleceğiyle dolu özel hayatlar Verónica’nın yokluğuyla şekilleniyor, her sözcüğünde onun dönüşünü bekliyor.

Pıt diye okunan, kısa bir metin.


“Kitap o dönene ya da Julián onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor.” 




Intermezzo


Fikret Adil, Sel Yayıncılık


Kitap 1955 senesinde yazılmış ve 1930'ların Istanbul'unda geçen yasak aşk öyküsünü anlatıyor. Tabii dili biraz eski moda. Fakat şehrimizin o yıllarına merakınız varsa hoşça zaman geçirebilirsiniz bu kitapla. Beni en çok şaşırtan Sarıyer'deki havalimanı oldu. Şaka değil, 1930'larda Büyükdere'den Yunanistan'a deniz uçağı seferleri düzenleniyormuş.




25 Nisan 2016 Pazartesi

BUGÜN BİZE KİM GELDİ


Sezgin Kaymaz, April Yayınları


Sezgin Kaymaz'ın yeni kitabının bir hikâye kitabı, isminin de "Bugün Bize Kim Geldi" olacağını öğrendikten sonra heyecanlı bekleyiş başlamıştı. Nihayet April Yayın, kitabın raflara olacağını duyurduğu vakit ise, bekleyiş sabırsızlığa dönüştü.


Gelgelelim, geçen hafta İzmir'de Tüyap Kitap Fuarı düzenlenmişti ve kitap öncelikle fuara gitmiş; İstanbul'daki kitapçılara dağıtılmamıştı henüz. Perşembe günü iş seyahatine çıkmadan kitabıma kavuşmayı o denli çok istiyordum ki, sonunda pek sevgili April ekibi, "ofisimize gelin, kitabımızı hediye edelim" deyince dünyalar benim oldu! Tin tin ofisten kaçıp bulduğum ilk taksiye atlayarak April'e geldim ve sevgili Nazlı Berivan Ak bana 2 tane birden "Bugün Bize Kim Geldi" hediye etti. Yeni bir Sezgin Kaymaz kitabına her kavuştuğumda yaptığım gibi, sevinçten zıp zıp zıpladım. Ve tabii o akşam eve gelir gelmez okumaya başladım kitabı. Seyahate giderken, otelde ve dönüş yolunda olmak üzere üç kere okudum öyküleri.


Kitabımızda sekiz hikâye var, Sezgin Kaymaz kitabı bir kere daha mektupkardeşlerine adarken; onlarla (bizlerle) paylaştığı hikâyeleri gün yüzüne çıkartıyor. Bence, hiç olmadığı kadar kendini su yüzüne çıkartıyor bu kitapta Sezgin Kaymaz. İnanılmaz bir açıklık ve cesaretle kendini anlatıyor, bu denli açık kalpli ve yürekli oluşuna hayran kaldım açıkçası.


Kitaptaki hikâyeler Sandık Odası'ndaki gibi uzun uzun, çok zevk alacaksınız okurken.


-Yanlış Anlama Ömer Faruk
-Sen Söylemezsen Ben De Söylemem
-Tercüme Sanattır
-Sokakta Köpekler Evlenir : Bir saat güldüm, üç kere okudum yine güldüm. Sezgin Kaymaz kapıp koyvermiş, harikulade.
-Tanrım, Kötü Kullarını...
-Ben Çok Sinirliymişim
-Bugün Bize Kim Geldi : En çok koyan bu, sebebi var.
-Sevgili Mektupkardeşim


Sevgili Sezgin Kaymaz. Bizim olduğun için, yazdığın için, hikâyelerini bizimle paylaştığın için sonsuz teşekkürler!


Ne bir ses ne bir soluk, iş bitince çekip gitti hep roman kahramanları, o kadar özledim.

Bir de gitmeyenler vardı.

Mektupkardeşlerim.

Yazdık, cızdık, ağladık, gülüştük sayfalar dolusu.
Buradaki hikâyeleri paylaştık... ve dostluğu, içtenliği, dürüstlüğü.

Gözünüz kahraman görsün; benim en fantastik kahramanlarım onlar.

Hiçbirini özlemeyeceğim, çünkü hiç gitmeyecekler.

İyi ki varlar,

Ne güzel varlar...

Bir kere daha


Mektupkardeşlerime...



10 Nisan 2016 Pazar

Siyah Bira


Vassilis Danellis, Labirent Yayınları

Yunancadan Çeviren : Mustafa Fotumacı


Kahramanımız Andreas, Atina sokaklarında gitar çalarak geçinmeye çalışan, ekseri bir bira parasını zor toplayan, sadece gitarını seven depresif bir genç. Bir gece sokakta gösteriler yapan Lazaros ile barda karşılaşıyorlar. Lazaros fütursuzca para harcıyor, bir sürü bira ısmarlıyor Andreas'a. Ertesi gün bir takım olaylar sonucu Andreas kendini morgda, Lazaros'u teşhis ederken buluyor. Üstelik kimi kimsesi olmadığından, cinayet değil intihar denerek kimsesizler mezarlığına gömülecek Lazaros. Bunun üzerine Andreas kendi imkanları ile katili aramaya koyuluyor.


Güzel bir acemi hafiye romanı Siyah Bira. Yine gayet sıradan, hatta toplumun dışlanan, gariban kesiminden bir kahramanımız var; kendince insanları sorguya çekip ipuçları peşinden koşarak olayı aydınlatmaya çalışıyor. Atmosfer çok tanıdık, Atina vr insanların genel haleti ruhiyesi  de gayet bizden. Hiç yabancı bir şehirde hissetmedim kendimi, sanki Istanbul'da, Kadıköy'de, Şile'de filan dolaşıp duruyordu Andreas.


Keşke kitapta birazcık, azıcık mizah unsuru bulunsa idi. Benim zevkime göre Andreas fazlaca karamsar ve depresif. İyimser hiç bir şey yok hikayede. Belki olayların Mart soğuğunda, pek fena havada geçmesi de böyle hissetmeme neden olmuştur.



9 Nisan 2016 Cumartesi

Cadıbostanı Cinayeti


Esra Türkekul, Mylos Kitap


O güzelim Kapalıçarşı Cinayeti'ni okuyalı üç sene olmuş. O denli keyifli bir polisiye kitaptı ki, anımsadıkça sanki dün okumuşum gibi hâlâ gülümsüyorum, özellikle de Berna'nın halka açık yerlerde kakasını yapan adi insanlar hakkındaki yorumuna:)


Açıkçası Kapalıçarşı Cinayeti'ni bitirir bitirmez Berna'nın yeni bir macerasını okumak istemiştim. Sonsuz bekleyişimiz nihayet sona erdi ve artık enikonu dedektifliği ilerletmiş becerikli kahramanımıza kavuştuk.


Berna depresyondan çıkmış, hatta azıcık kilo vermiş ve pek isabetli bir kararla viskiye dadanmış. Aferin kız! Evinin hemen ilerisinde, Caddebostan sahilinde bir ceset bulunduğunu işitince, içinde bulunduğu amaçsız boşluktan sıyrılmak için bunu fırsat biliyor ve kendi başına katili bulmak üzere harekete geçiyor. Kitabımız pek hoş şekilde, senin benim gibi sıradan bir kadının dedektifliğe soyunursa vakayı nasıl araştırabileceğini gösteriyor. Herhangi bir polis desteği ya da bilgisayar uzmanlığı, iz sürücülük gibi yeteneklere sahip dedektiflik bürosu elemanları olmadan, Bernacık akıl yürüterek ve tabana kuvvet delil peşinde koşarak katili bulmak için uğraşıyor. Tabii yine Berna'nın, dolayısıyla yazarımızın o pek samimi ve son derece eğlenceli dilinden okuyoruz bu serüveni. 


Berna'nın ilk kitapta evde olmayan tombiş teyzesi de ev ahalisine katılmış bu kitapta ve pek tatlı cadı bir tip olmuş. Saha ajanı olarak harikaydı:) Cinayet silahı ise bana Katilin Şeyi kitabını anımsattı. 40 yıl düşünsem böyle bir şey aklıma gelmezdi:)


Bayıldım, son derece eğlenceli, nefis bir polisiye Cadıbostanı Cinayeti. Bu kitabı okumak için ilk macerayı okuma şartı yok, hikayeler tamamen birbirinden bağımsız. Ama ben Kapalıçarşı Cinayeti'ni de mutlaka okumanızı öneririm. Esra Türkekul'un samimi ve esprili anlatımına bayılacaksınız.


"Estağfurullah, anne yarısı ne demek, sen anne iki katısın teyzeciğim."

"Su ve sabunun en az iki yüz metre mesafedeki umumi helada olduğu bu ortamda, çiğ tavuk etindeki bakteri popülasyonunun süratle ürediğini gözlerimle görmüş kadar oldum."

"Yetişkin bir kadın olarak, cinsel cazibemle hitap ettiğim yegâne kitlenin birkaç yıl sonra çişini tutamayacak olması böğrüme bir hançer gibi saplansa da bu düşünceleri aklımdan kovaladım."

"Ben de abazayım ama onun gibi ağlak değilim. Kardeşim sen de kendini alkole vursana, her düşünceli insan gibi. Neden milletin beynini yiyorsun?"





3 Nisan 2016 Pazar

Kedi Beşiği (Cat's Cradle)


Kurt Vonnegut, April Yayınları

Çeviri : Ekin Uşşaklı


Kahramanımız John, ki kendini Jonah diye çağırmamızı tercih ediyor; bir zamanlar Dünyanın Sona Erdiği gün diye bir kitap yazmak için malzeme toplayama başlamış. Kitabında atom bombasının patladığı gün önemli insanların ne yaptıklarını dil getirecekmiş. Araştırmalar yaparken atom bombasını yaratan Dr Hoenikker'in çocuklarına ulaşır, biri hariç. Frank Hoenikker, San Lorenzo Cumhuriyeti denen kayalık bir ada ülkesinde yaşamaktadır.


tesadüf bu ya, Jonah'a bir dergi San Lorenzo hakkında makale yazması için sipariş verince, kahramanımız kendini Bokononculuk dininin doğduğu memlekette buluverir ve Frank ile karşılaşır.


Tuhaf tiplerle dolu, dini, devleti, toplumu hicveden bir kitap. Dili çok akıcı. Ben bu tarz mizahtan pek haz etmiyorum, o yüzden çok sevmedim.



2 Nisan 2016 Cumartesi

Ay'da 172 Saat (DARLAH : 172 timer pa manen)


Johan Harstad, İthaki Yayınları

Çeviri : Ezgi Dikici


Hemen söyleyeyim, gayet tırt bir kitap. Güya Nasa Ay'da üs kurmuş, hem de 1969'da; şimdi bu üsse geri dönmeye bahane olsun diye 3 tane ergen seçip çocukları uzaya fırlatıyorlar.


Hey yavrum hey, uzaya çıkan astronotların senelerce nasıl eğitim gördüklerini düşünürsek, kitap zaten burada saçmalamaya başlıyor. Yine de enteresan olabilir diye okudum ama sevmedim. Anlatımı da çok yüzeysel.




26 Mart 2016 Cumartesi

Kayıp Kızın Hikâyesi (Storia della bambina perduta)


Elena Ferrante, Everest Yayınları

Çeviri : Eren Yücesan Cendey

Dördüncü Kitap : Olgunluk,Yaşlılık


Lenu'nun kaleminden okuduğumuz hikayenin son bölümünde; kahramanlarımızın olgunluk dönemini izliyoruz. Mahalledekilerin, Lenu'nun ve Lila'nın hikayeleri sona eriyor artık. Seri bir roman olduğu için ne yazsam bilemiyorum. Yazacağım her şey "spoiler" sayılacak o yüzden susayım. 


Kitabı okuduktan sonra yazara hayran kaldığımı belirtmemde sakınca yok. Tam 4 ciltte bize içiçe geçmiş iki yaşamı anlattı. Olağanüstü akıcı, renkli ve samimi anlatımıyla 4 kitabı sular seller gibi okuttu. Ben üçüncü kitapta birazcık Lenu'ya kızıp sürekli anlattığı bunaltıcı evlilik yaşamından sıkılmıştım. Belki Lenu'nun biraz daha az hikayede yer alması buna sebepti. Halbuki son kitapta Lenu kızlarını alıp Napoli'ye geri dönüyor ve Lila ile tekrar bir araya geliyorlar. Bu yüzden kitaptan yine serinin en başındaki gibi keyif aldım. 


Çok güzel kitap.




20 Mart 2016 Pazar

Mucize (Wonder)


R.J. Palacio, Pegasus Yayınları

Çeviri : Berna Sirman



Kahramanımız August (Auggie) Pullman, genetik bir bozukluk sebebiyle yüzünde feci bir deformasyonla doğmuş. Yani yüzüne bakmaya korkuyor herkes, gözleri aşağıda, kulakları yok gibi, çenesi tuhaf vs. Auggie'nin dediği gibi : "Aklınıza ne geliyorsa muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur." Onu gören çocuklar korkudan çığlık atarak kaçıyorlar yanından.


Auggie çok cesur davranarak, 5.sınıfta mahallesindeki okula gitmeyi kabul ediyor. Kitabın hikayesini; Auggie'nin, ablasının ve arkadaşlarının bakış açılarından okuyoruz. Bu benim için hoş bir sürpriz oldu, kitabın başarısının bir sebebi de bu diye düşünüyorum. Yani sadece Auggie'nin yaşadığı zorlukları değil; onunla bir ömür geçiren ablasının hislerini, arkadaş olmaya çalışan çocukların bakış açılarını da okuyabiliyoruz.


Pek duygulu ve samimi buldum Mucize'yi. Çok sevdim!




19 Mart 2016 Cumartesi

Gökyüzü Çocukları (Rooftoppers)


Katherine Rundell, Domingo Yayınları

Çeviri : Duygu Dalgakıran


Harikulade bir kitap Gökyüzü Çocukları. Üstelik Domingo bu kitaba çok özenmiş, karton kapaklı ve şömizli; çocukluğumun Armağan Çocuk Klasiklerini anımsatan bir baskı yapmış. Böylece hem içeriğiyle hem de görüntüsüyle sizi mutlu eden bir kitap yayınlamışlar.


Kitabımız okyanusta bir deniz kazası ile başlıyor. Kazazede Charles Maxim, denizden minik bir kız çocuğu kurtarıyor : Sophie. Sophie'yi evine götüren Charles, kızı sınırsız özgürlük ve kitap sevgisi ile büyütüyor. Sophie 12 yaşına geldiğinde, yetkililer kızı Charles'dan alıp yetimhaneye koymaya karar verince, kahramanlarımız Paris'e kaçıyorlar ve Paris çatılarında Sophie'nin annesini arıyorlar.


Charles'ı ve Sophie'yi çok seveceksiniz. Kitap ise tam mânasiyla klasik bir çocuk romanı, bayıldım.


"Sevgi ve cesaret, aynı şeyi anlatan iki ayrı kelime."

"İnsan en ufak bir ihtimal pırıltısını göz ardı etmemeli."

"Sadece cılız zihinler gökyüzünü sevmez."






Kadınlar (Mujeres)


Eduardo Galeano, Sel Yayıncılık

Çeviri : Süleyman Doğru


Eduardo Galeano adeta dünya tarihinin hikâye anlatıcısı, yeryüzünün belleği. Bu kitabı aslında bir derleme, diğer kitaplarından özellikle kadınlar hakkındaki hikâyeleri toplamış. Geçmişten bugüne, tarihte iz bırakmış ya da adı sanı duyulmamış ama kalbinize iz bırakacak kadınları anlatıyor Galeano. Dili yine sapsade ve lirik. Süleyman Doğru'nun çevirisi pek lezzetli.


Sırada Latin Amerika'nın Kesik Damarları var.



18 Mart 2016 Cuma

Glow


Ned Beauman, Domingo Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi


Ned Beauman'ın başka bir kitabını okuyup da sevmediyseniz Glow'u da okumayın bence. Ben daha önce Işınlanma Kazası'nı okumuş ve sevmemiştim. Bu tarz bir mizahı anlamıyorum herhalde. Daha klasik anlatım şeklini tercih ediyorum sanırım. Yine de, Domingo ne basarsa alıp okurum gibi bir yaklaşımım var, bu yüzden Glow'u da okudum. Hatta canım Sittirella'cığımdan doğum günü hediyem idi Glow:) Çok hevesle başladım ve sıkıla sıkıla bitirdim maalesef kitabı.

Fakat bir daha Ned Beauman mı, ASLA!



7 Mart 2016 Pazartesi

Tespih Ağacının Gölgesinde (Go Set a Watchman)


Harper Lee, Sel Yayıncılık

Çeviri : Püren Özgören


To Set A Watchman ilk çıktığında İngilizcesini alıp okumuştum meraktan. Tabii Püren Özgören'in harikulade Türkçesi ile Sel Yayıncılıktan çıkan kitabı da okumasam olmazdı.


Öncelikle kitabın Türkçe ismine bayıldığımı söyleyeyim. Daha güzel bir isim bulunamazdı herhalde. Kitabın kendisine gelince, düşüncem değişmiş değil. Güzel kısımları var, özellikle Jean Louise'in hâlâ Scout olduğu günlere dair anıları kitabın en sevdiğim yerleri idi. Bunun dışında asla Bülbül'ün şiirselliğine sahip değil bu kitap. Bülbül'ü tekrar tekrar okuyabilirim ama Tespih Ağacı'nı bir daha okur muyum bilmem.



6 Mart 2016 Pazar

Bay Y'nin Sonu


Scarlett Thomas, April Yayınları

Çeviri : Kıvanç Güney


Kahramanımız bir sahafta tesadüfen bulduğu kitaptaki formülü uygulayarak paralel evrene seyahat ediyor. Oldukça meraklı görünen konu bana göre dalgalı bir şekilde anlatılıyor kitapta. Yani zaman zaman çok sıkıcı, zaman zaman da gayet meraklı. Bu merak hissiyle sonuna kadar okudum. Sonunda okumasam da olurmuş bu kitabı dedim.




2 Mart 2016 Çarşamba

Kutsal İnek (Holy Cow)


David Duchovny, April Yayınları

Çeviri : Algan Sezgintüredi



David Duchovny, bizim The X-Files dizisindeki Ajan Fox Mulder olarak tanıdığımız aktör. Oturmuş, akıllı bir ineğin ağzından eğlenceli bir roman yazmış. İşte o roman bu.


Elsie Bovary, Kuzey Amerika'daki bir çiftlikte yaşayan mutlu, besili bir inek. Günün birinde yanlışlıkla çiftçinin televizyonunu izliyor ve seyrettiği programda insanların inekleri nasıl kesip biçip yediklerine şahit oluyor. Feci bir buhran geçiren kahramanımız,yine televizyon izleyerek kendince bir çözüm buluyor: İneklerin kutsal sayıldığı Hindistan'a kaçacak ve mezbahadan kurtulacak!


Elsie, kaçış planını hazırlarken, domuz Jerry ile hindi Tom da inek kardeşimize bu macerada eşlik etmeye karar veriyorlar. Jerry'nin derdi, domuzun yasak olduğu İsrail'e kapağı atmak. Tom ise Türkiye'de kral muamelesi göreceğinden emin. Böylece üçü çiftçinin kredi kartını çalıp şenlikli bir maceraya dalıyorlar.


İncecik bir kitap, Kutsal İnek. Ben bir Pazar akşamı, o en sıkıcı, boğucu saatte okudum ve yüzüm güldü. Eğlenceli, hafif, tatlı bir kitap. Ve mesajını alabildiğine iyimser veriyor bize:


"Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibindeki hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi...
Hepimiz biriz.
Hepimiz kutsalız.
Mö."



Kindred Spirits


Rainbow Rowell, Macmillans Kids UK


Kahramanımız Elena, Star Wars ile büyümüş bir kız. Hayatında hep var olmuş orijinal üçleme. Dolayısıyla, The Force Awakens gösterime gireceği zaman günler öncesinden sinema önünde kuyruğa giriyor. Aslında coşkulu bir kalabalıkla birlikte müthiş eğlenerek bekleyeceğini zannederken sadece 3 kişilik bir hayran tayfasıyla, soğukta titreyip gazoz şişelerine işemeye çalışarak geçiyor günler. Tabii laf lafı açıyor, muhabbet derinleşiyor, gösterim günü yaklaştıkça heyecan artıyor.

Rainbow Rowell'i Eleanor & Park isimli güzelim romandan tanıyoruz. Bu novella da bir harika. Bana The Force Awakens'ın geceyarısı gösterimine gittiğim zamanki heyecanı yaşattı:) 

Kitabı e-book olarak okudum.




Halk Plâjı


Kemal Tahir, İthaki Yayınları


Halk Plâjı'nı Kemal Tahir, geçinmek için ayda bir roman yazmak mecburiyetinde olduğu yıllarda, Samim Aşkın mahlasıyla kaleme almış. Yani adamcağızın hiç ara vermeden, boşluk bırakmadan haldır haldır kitap yazması gerekiyormuş. O yüzden belki daha derinleştirilebilecek bir mevzuyu, yüzeysel, kısaca anlatıp geçmesi gerekmiş.


Bu kısa haliyle bile kitabımız bizi 1950'lerin Istanbuluna götürüyor ve o günlerin bakış açısı hakkında fikir edinmemizi sağlıyor. Romandaki tipler ve plâjın canlı, cıvıl cıvıl hali gayet gözümüzün önünde canlanıyor. Yine de çok sevdiğimi söyleyemem Halk Plâjı'nı.


Sebebi de şu, kitaptaki bütün tipler olumsuz. Sevilecek tek Allahın kulu yok. Artık gerçekçi olmak kaygısından mıdır, bütün adamlar haydut, namussuz, terbiyesiz; bütün kadınlar kızışık, kocasını aldatıyor, yoksa da sevici.


Kitabın ilk basımındaki kapağı ile yayınlanması hoş olmuş. Ama yani okumasam da olurdu.






21 Şubat 2016 Pazar

İlik (Marrow)


Tarryn Fisher, Aspendos Yayınları

Çeviri : Görkem Mercan


Yazarın Siyah Damar kitabını bende epey merak uyandırmıştı; oldukça akıcı, gerilimli ve sert bir tarzı var bu yazarın. İlik kitabını rafta görünce aldım ve okurken gerçekten etkilendim.


İlik'te, sefil varoş bir mahallede, fahişe annesiyle yaşayan şişman ve alımsız Margo bize öyküsünü anlatıyor. Karşı komşu kötürüm delikanlı Judah, Margo'nun içine düştüğü çıkmazda adeta tünelin ucundaki ışık, umut oluyor kıza. Derken olaylar beklenmedik şekilde gelişiyor. Ama Tarryn o denli doğal dile getirmiş ki bu akışı, "yok artık" demek aklımın ucundan geçmedi okurken. Evet, bu olmalıydı, normali buydu diye düşündüm.


Çok çarpıcı bir kitap, Tarryn de yeni favori yazarım:) Bir de Siyah Damar'da çeviri sıkıntılıydı, bu kitapta ise gayet düzgün. O yüzden gönül rahatlığı ile 4 yıldızı çaktım Goodreads'de:)


Yazarın dilimizde yayınlanmış diğer kitaplarını da okuyacağım (Fırsatçı serisi)





Orman Kitabı (The Jungle Book)


Rudyard Kipling, İthaki Yayınları

Çeviri : Gökçe Yavaş


Küçükken okuduğum çocuk klasiklerinden Korkusuz Kaptanlar'ı çok severdim. Rudyard Kipling'in bir diğer klasiği Orman Kitabı'nı ise biz Orman Çocuğu Mogli diye bilirdik. İthaki'nin güzel bir kapakla yayınladığı Orman Kitabı'nı görünce işte dayanamadım ve hemen alıp okudum.


Kitap, Kipling'in doğduğu Hindistan'ı masalsı bir dille anlatan hikayelerden oluşuyor. Bunlar fabl denen hikayeler aslında, hayvanların dilinden anlatılıyor serüvenler.


İlk hikaye işte meşhur Mowgli'nin öyküsü, kaplanın saldırından kaçarken kaybolan Mowgli bir kurt ailesinin mağarasına sığınıyor ve kurt kardeşleri ile cangılda yaşamaya başlıyor. Ayı Baloo küçük Mowgli'ye ormanın kanununu ve hayatta kalmanın yollarını anlatırken, panter Bagheera küçük kardeşe gece avlanmanın inceliklerini gösteriyor.


Bundan sonraki iki hikaye de Mowgli hakkında. Daha sonra ise bir beyaz fokun, harika bir firavun faresinin ve fillerin hikayelerini okuyoruz. Son hikayede ise askeri bir kampta geçit töreni yapmak için sabahı bekleyen hayvanlar deveden korkunca gece uykuları kaçıyor ve hararetli bir sohbete girişiyorlar.


Kitabı okurken hayvanlar birbirine "iyi avlar" dilediklerinde resmen nostalji dalgasının altında kaldım. Hatırladım ki, ben yıllar yıllar evvel bu "iyi avlar" lafını çok severdim, "güç seninle olsun" gibi bir şeydi benim için. Epey kullanırdım bu lafı.


Çok güzel bir kitap.



Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri (Oscar Wilde and the Candlelight Murders)


Gyles Brandreth, Sel Yayıncılık

Çeviri : Ahu Sıla Bayer

Oscar Wilde


Kitabımız 1889 senesinde Viktorya dönemi Londrasında geçiyor. meşhur ve nevi şahsına münhasır yazar Oscar Wilde, hayran olduğu genç Billy Wood'un cesedini bulunca cinayeti çözmeyi kafasına koyuyor. O dönemde Arthur Conan Doyle ise Kızıl Dosya isimli ilk Sherlock Holmes macerasını yayınlamış, Oscar tanışıp dost olduğu Arthur'a ve kahramanı Sherlock'a duyduğu hayranlıkla aynen Sherlock gibi ipuçlarını takip etmeye başlıyor.


Arthur Conan Doyle



Kitabı Robert Sherard'ın yazdığı bir hatırat gibi kaleme almış yazarımız. Aslında Sherard da gerçek biri, Oscar Wilde'ın dostu ve biyografi yazarıymış. Bu kitapta ise ona düşen Oscar'ın Mon Ami Hastings'i ve sevgili Watson'ı olmak.


Robert Sherard


Bu kitaba bayıldığımı söylememe gerek yok herhalde, 19.yüzyıl Londrasında Oscar Wilde ile Arthur Conan Doyle beraber cinayet davası soruşturuyorlar. Atmosfer harika, Oscar büyüleyici bir kişilik, kitabı okumak büyük zevkti doğrusu.


Bu kitabı yazar bir seri olarak devam ettirmiş ama diğer serüvenler ülkemizde basılmamış ne yazık ki. Ah keşke devamı da basılsa idi. bense bu kitabı ta 2012'de Tüyap Kitap Fuarından almışım. 4 sene sonra okuma sırası gelmiş, bu kadar seveceğimi tahmin etmemişim herhalde, ne bileyim.


Nefis bir kitap, klasik polisiye tadında.